Azra'ya hediye alamamak her ne kadar ihanet ediyormuş gibi hissettirsede yapacak başka bir şeyim yoktu elbet. Ancak eğer karneler alınana kadar Azra'ya bir şey alamazsam onun suratını bir daha görebileceğimi zannetmiyorum. Ayrıca Azra'yla da yazın görüşemeyeceğimizi bildiğim için şartlar beni daha da zorluyordu, neden mi? Çünkü eğer ona o hediyeyi alamazsam ortaokul zorbam olabilirdi. Yani Azra iyi bir arkadaş olduğunda çok iyi ancak kötü bir arkadaş olduğunda ise eski halini mumla aratabilecek birisiydi. Kısacası o; "dediğim dedik" ve "kısasakısa'cı" biriydi. Bu ve paramı yettiremeyeceğim konusu yakamı tutup sıkıyormuş gibi hissettiriyordu. Hem evin nabzını yoklamak için hem de ayın başı olduğundan ay başı harçlığımı almak için alt kata yani salona indim.
.....
Babam:
-Eveett, evimizin prensesi de geldiğine göre sohbete başlayabiliriz.
Ney? "Prenses" mi? Ne prensesi? Ne oluyor burada? Ya bana yağ çekilecek ya da acayip iğrenç, mide bulandırıcı bir şey olmuştu. Zaten bir o kadar derdim var bir de ev ahalisinin aşırı saçma nedenlerle mide bulandırıcı kavgaları ve sorunlarını çekemeyecektim. - Çekemezdim. - Peki n'oluyordu burada? Evin nabzını anlamaya çalışırken kaskahverengi merdivenlerde duraksadım. Evet "merdiven" diyorum "merdivenlerimiz" veya "merdivenim" demiyorum çünkü bu evde kitaplarım ve harçlığımı harici hiç bir şeyi benimsemiyordum. Çünkü tek hedefim önümüzdeki sene bu şehirden uzak, Ankara'daki fen lisesini kazanıp ablamın yanına gitmekti. Zaten paragrafım berbat olduğu için kitap okumaya ve hiç arkadaşım kalmadığında başlamıştım. Sormayın, zaten arkadaşsız kaldığım için de Azra gibi zor bir karaktere sığınmıştım. İnsan cidden de yalnızlığıyla barışmalı, sonra kendini yanlış sosyal ve acayip iğrenç aşk ilişkilerinde bulabiliyor. Her neyse öhm öhm konumuza dönelim...
Büyük Abim Kaan:
-Hoşgeldin abisinin yeşil gözlüsüü. Gel bir yanımıza ama önce benim yanıma gel çünkü sana aşırı süper fazla önemli bir şey göstermem gerekk.
Ahh şu Kaan Abim ve çapkınlığı.. Yine flört yapmış ve yine "Bir kadın nelerden hoşlanır?" sorusuyla beni yanına çağırıyordu. Kendisini tanıtayım. Kendisi; 17 yaşında lise son sınıf ve bu kavgalı evden kaçmak, ayrıca flörtlerini ben hariç diğerlerinden saklamak için üniversitesi bu şehirden olmasına rağmen yurtta kalan biri. Üniversiteler bizimkinden yaklaşık 1 ila 1,5 ay erken kapanıp geç başlıyor ama aynı sürelerde öğretim görüyoruz. Bu yüzden şuan evde. Her neyse, kendisi hafifinden uzun saçlarla beni bile bazen etkiliyordu. İri kahve gözleri ve bol giyim tarzıyla da "dediğine göre" okulunda baya bir popülermiş bu yüzden benim tabirimle "aşırı çapkınca" onun dediğine göre de "aşırı normal" bir şey olarak birden fazla flörtü var. Ama hiç sevgili yapamayacak kadar da sıkıya gelemeyen birisiydi.
Bu arada annem de elinde yeni aldığı ve benim bozmak üzere olduğum telefonda biriyle görüntülü konuşuyordu. Telefonu bana döndürdüğün de ise sapsarı saçları ve bembeyaz cildiyle parlayan ŞEYMA ABLAM vardı. İşte işte işte size bahsettiğim, yanına lisede gitmek istediğim ablam. Kendisi Ankara'da, üniversiteden mezun olduktan sonra KPSS atamasıyla Ankara'da memur. Orada da ev tutmuş ve kendi başına oturuyor. Zaten artık tek oturmaktan sıkıldığı için beni yanına getirmek için uğraşıyor. Bilmiyorki o uğraşmasada ben geleceğim. Her neyse, size Şeyma ablamı karakterslik özelliklerini anlatmakla bitireyim. Nede olsa dış görünüşünden bahsettik. Kendisi; Kaan Abime zıt bir şekilde hiç flörtöz değildir ve bu güzelliğine rağmen ne bir sevgilisi ne de flörtü olmuştur. Ki yine Kaan Abimin tersine sırf bir şeylerini saklamak için kırk takla atmayıp, kendisi aşırı dürüst birisidir. Zaten ailemden en çok Kaan Abim ve Şeyma Ablamı severim. Yani diğerlerininde bendeki maneviyatı ayrı ama işte bu ikisi fasfarklı... Ben bunları düşünüp aynı zaman Şeyma ablamla konuşurken Kaan Abimden büyük, Şeyma Ablamdan küçük Oğuz Abim gelmişti. Onu hiç sevmezdim, hatta nefret ederdim. Mide bulandırıcı hareketlerini çekmemizi bekleyen egoistin tekiydi. O, patavatsız, büyüklerine saygıyı, küçüklerin ise sevgiyi hak görmezdi -bana, anne-babaya ve Şeyma Ablaya karşı da-. Kendisini görünce yüzüm düştü ve suratımın asılmasından Oğuz Abimin geldiğini anlayan Şeyma Ablamda telefonu kapattı. Annem ise Oğuz Abime, Şeyma ablamın hatta olduğunu ve onun seninle konuşmak istediğini söylüyordu ancak onun telefonu kapadığını söylediğimde nedenini anlayan abim, sırt çantasını yukarı odaya koymak, hemde galiba bizden kaçmak için hızlı adımlarla üst kata çıktı. (Arkasından gür bir sesle)Babam: -Hey delikanlı nereye? Gel, ailemizle önemli bir konu paylaşacağım. Sen de aileden olduğuna göre seninde gelmen gerek. Biz henüz 4kardeşiz; Ben(İnci), en büyük tek ablam, yani Şeyma, en büyük, bir türlü sevemediğim Oğuz ve en küçük abim Kaan abim. Ben de evin şuanlık en küçük çocuğuyum. "Henüz" ve "şuan" diyorum çünkü annem 6aylık hamile. Mide bulandırıcı demi? Bencede. YANİ DÜŞÜNEBİLİYOR MUSUNUZ EN AZ BİR KARDEŞİYLE ARASINDA 14 YAŞ OLACAK. Zaten benim Kaan abimle aramda 3, ablamla 9 ve Oğuz abimle de aramda 2 yaş varken bu çocuk nereden çıktı böyle? Zaten annem uzun aralarla doğurmuş, bu da ayrı saçma. Ah, bu konulara hiç girmeyelim çünkü hem etik olmaz hem de işler içinden çıkılamaz bir hâl alır (QŞPZĞSJKWAJXO ÖHM ÖHM ÖHM NIYE KOMUK GELDI BU BANA SIMDI- ISVSISCWPQQGQPXFQOFEYE).