İçeriğe geç

Bir Garip Yolculuk

Bölüm 6 · 12 dk okuma

Bir Garip Yolculuk

Bölüm 6

Anılardan Parçalar-5

Ayşenle biraz daha sohbet ettikten sonra toparlanıp parktan çıktık. Hastaneye doğru yavaş yavaş yürümeye başladık. Aklımı kurcalayan daha bir sürü bir şey vardı. Annemin ve abimin olanlardan haberi yoktu. Babam zaten annem öğrendiğinde haberi duyardı. Ve müdür. Şirkette çalışmaya başlayan her eleman gibi ben de sözleşme imzalayarak başlamıştım. Bu zamana kadar sırf atılmamak için sözleşme haricinde de bir çok şey yapmıştım. En çok da susmuştum. Sözleşme de şirketin adını lekeleyecek herhangi bir harekette bulunmak.... maddesini ihlal etmiştim iki kere. Üçüncüsü de bu dava olmuştu. Müdürün kulağına çoktan ulaşmış olması gerekiyordu. Fırtına öncesi sessizlik denen bu saatlerde oldukça gergindim. Gerginliğim, müdürün beni işten çıkarabileceği olasılığından kaynaklı değildı. Gerginlinliğim adamın patavatsız ve işgüzar olduğundan dolayı beni fazladan bir dayak davasına sürükleyebilme olasılığı yüzündendi.

Hastanenin kapısına geldiğimizde ben hala gergindim ve her an çalabilecek olan telefon için bir elim cebimde tetikte bekliyordum.

Kutlunun odasını bildiğimiz için direk merdivenlere yönelip üçüncü kata çıktık. Sonunda odanın önüne vardığımzda Ayşen üstüne başına bakıp "Düzgün değil mi?" diye sordu. Gülümsedim. Küçüklüğümüzden beri Ayşen'in bir türlü bırakamadığı huylarından biriydi. Sarı küçük çiçekleri olan açık pembe bir gömlek altınada fildişi bol bir pantolon giymişti. Gayet düzgün hatta tatlı duruyordu. Yakasını düzeltip kapıyı açtı ve Kutlunun yanına doğru yürüdü.

"Geçmiş olsun Kutlu duyar duymaz geldim." Yalan. Bu kız ne ara bu kadar şakacı olmuştu.

Oda tahmin ettiğim gibi iki kişilikti. Kapının yanındaki dolabın hemen önünde yeşil bir tekli koltuk, koltuğun bitişinde komidin ve onun da yanında bir yatak vardı. Boş olan yatağı es geçip cam kenarındaki yatakta bir bacağı alçıya alınıp destekle hafif havaya kaldırılmış olan Kutlunun yanına gittim. " Nasıl becerdin bacağını kırmayı. Bir o eksikti zaten."

Elimdekileri komidine düzgünce koyup boş olan sandalyeye oturdum çantamı kucağıma aldım.

"Ayşen bunun yine neyi var. Sakatlanan benim. Damla yoksa sen benim gizli ikizimsin de benim mi haberim yok." diyip kahkaha atan Kutlunun kafasına uzanıp bir tokat attım. "Kes zevzekliği. Gitmiş bacağını kırmışsın sonra da buna ne oldu diyosun."

Kutlu başını ovalayıp bana umutsuz vakaymışım gibi bakıp Ayşene döndü. Benimle tamamen muhatabı kesmiş Ayşenle benim dedikodumu yapmaya başlamıştı. Ben de gözlerimi büyütüp daha ne kadar şaşırabilirim diye düşündükçe onların abartılı sözleri ve tepkileriyle daha çok şaşırıyodum. Aslında özlemiştim onları. Her ne kadar kutlunun kaza yapmasıyla yeniden bir araya gelmiş olsak da iyi ki kırmış bacağını diyordum. Şuan aramızda olmayan Hazar arkadaşımız da keşke burda olsaydı diye düşünmeden edemedim. Hazar namı diğer "Koyu feminist", Kutlu'yla kavgaları, Ayşenle oyunları, Mutluyla erkekleri çekiştirmeleri ve benimle zaferlere koşmalarıyla ünlüydü. Burada olsaydı yine her zamanki gibi Kutluyla Ayşen'e benimle dalga geçtikleri için kızar hepsinin yaptığı hataları ortaya döker benim kalbimi rahatlatırdı. Ama yok. Bir yurt dışı sevdasına kurban gitmiş o da yetmemiş Nalan teyzenin deyimiyle bula bula gavur damat bulmuş, gavur damadı evliliğe ikna etmeden gelmemeye yemin etmişti. İşte bu yüzden bu ikisinin arasımda gözlerim yakartop oynuyodu resmen.

Kutlu bir elinde çekirdek poşeti, çekirdek çitleyip bizim mahallenin dedikoducu teyzeleri gibi " Ee sonra, sonra nolmuş?" " Tüh yazık oldu adama genç yaşta bunama geçirmez inşallah." diyor arada bir uzanabildiği kadar koluma ufak bir şaplak atıp "afferin kız iyi yapmışsın, ama biraz yavaş vursaydın boşuna kırdın topukluyu" gibi gurur cümleleri söylüyordu.

Kaçıncı kez olduğunu saymayı kestiğim bir sırada Ayşen bir daha olayı başa dönüp anlatıyor kahkahalarla gülüyordu.

"Sonra bu kalkıp böyle patron olmaz olsun deyip tutmuş yakalarından..."

"Ayşen doğru düzgün anlat Allah aşkına. Eee pis emek hırsızı demiyor muydu?"

"Hah! Seni pis emek hırsızı deyip yapışmış yakasına kaldırdığı gibi fırlatmış duvara"

"Yok canım! O kadar güçlümüydüki. Ne ara tekvandosunu geliştirdi. Dur sorayım. Damla Ayşenin dedikleri doğrumu. Tuttuģun gibi duvara mı yapıştırdın? Ben daha çok bunu romantik sahnelerde bekliyordum ama"

Dayanamayıp kalltım bir kere daha vurdum Kutlunun kafasına.

"Ay yeter bu kadar be. Beni konuşarak kendi olayını unutturmaya çalıştığının farkında değilim sanma. Anlat çabuk dinliyoruz birazda ben yapayım senin dedikodunu deģil mi?"

Ayşen'inde ısrarlarıyla bıkkın bir nefes alıp verdi. Edebiyatla arası hiç iyi olmamasına rağmen gayet iyi edebiyat yapıyordu.

"İki ay önce hatırlıyo musun şirketin İzmirdeki şubesine araştırma için gönderilmeden önce seninle Mor bahçeye gitmiştik. Sonra da sahile geçip yürüyüş alanlarında yürümüştük."

"Eee"

"Damla siz Kutluyla bensiz yürüyüş mü yaptınız aşk olsun."

"Sonra Bisikletleri gösterip lise travmamla dalga geçtin."

"Öyle mi yapmışım. Ayşen inanma buna"

"Ben hala bensiz gittiğinizde kaldım ya. Neyse. Eee sonra. Kutlu anlatsana. Al ye şunlardan. Ağzının içinde geveleyip konuşma. Yüzüne renk gelir ye."

Ayşenin uzattığı elmayı alıp ısırdı, ağzı dolu bir şekilde konuşmaya devam etti.

"Nasıl inanma. Kız Damla az değilsin sen. Sonra da seninle bisiklet yarışı için sözleştik. Ben tabi geri dönene kadar izmirde bisiklet sürme çalışmaları yaptım. Travmamı yenmek için öyle gaz vermiş ki bana Damla durmadan çalışıyorum. Neyse iki hafta önce geldiğimi biliyosunuz zaten. Geldiğimden beri yol kenarında sürme alıştırmaları yapıyodum. Dün de işte bir an bir şey oldu gözümün önünde şimşek çaktı. Meğersem Damla adam dövmüş. Bizim telepati seviyemiz de ileri olduğundan dolayı senin kazara adam dövüp karakolda çay keyfi yaptığın saatte ben komada yatıyodum."

"Gevşeme hemen. Bir bisikletten düşmeyel komada yatmaz insan. Doğru düzgün anlat işte."

Kutlu zorla anlatmaya devam ettiğinde ben ne yapacağımı şaşırdım. Kutlunun yeni bisiklet sürmeye başlamasını dikkate almadan direksiyonu tutmamasına mı güleyim, trafik lambasına balonu takılan çocuğa bakıp yoldan sapmasına mı güleyim. Yoksa yolun ortasındaki motorsiklete çapıp hem bisikleti hem de bacağını kırıp koma da yatmasına mı şaşırayım, bilemedim doğrusu. Şu telepati olayını bir daha düşünmekten bir zarar gelmezdi aslında.

Biz böyle konuşmaya dalmışken yan taraftan bir Orhan Gencebay şarkısı çalmaya başlamıştı. Ses o kadar yüksekti ki kendi sesimizi duyamıyorduk. Birden şarkıyı bastıran yaşlı bir ses duyunca merak edip aradaki perdeyi hafifçe kenara çektim.

Biz konuşmaya dalmısken Kutlunun oda arkadaşı gelmişti. Ama nasıl bir arkadaş. Kulağının üstündeki saç tutamları hariç tüm sacları beyazlamış, yaşlılığına rağmen uzun boyu olan, masmavi gözlü bir dede görmüştüm karşımda. Hemen yanı başındaki doktora avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

Doktorda ondan geri kalmıyordu tabi. Bezmiş bir ifadeyle aynı şeyi tane tane anlatmaya çalışıyordu.

"Remzi bey hastane şartlarını gayet iyi biliyorsunuz. Diğer hastalarımız da rahatsız oluyor. Sizden daha kötü durumda olanlar var."

"O zaman ne demeye kulak burun boğazdan sıra almıyorsunuz bana. Söyle o Ayşeye bana sıra alsın. Duyamıyorum diyorum sabahtan beri. Bir Orhan Baba da dinleyemiyceksem taburcu edin beni, Ayşe bana evde bakar."

"Bakın, tahlil sonuçlarınız çıkmadan önce herhangi bir işlem yapamayız. Ayağa zaruri bir durum olmadıkça kalkmanız şimdilik tehlikeli. Bu yüzde..."

"Şimdilik mi? O zaman ne demeye bana engel oluyosun. Hem ses yalıtım sisteminiz gayet iyi. Yan odalara gitmiyor ses."

Yaşlı adam uzandığı yerden radyonun sesini biraz kısıp hiç beklemediğim bir anda bize döndü ve eliyle beni gösterdi.

Sanırım izlememizden rahatsız olmuştu. Tabi öyle film izliyo gibi adamı izlersen olacağı huydu. Bir de perdeyi tamamen aćmışım. Kutluyla Ayşen de hiç uyarmıyorlar, ellerinde çekirdek kırk yıllık ahbaplarının kavgasını izliyorlarmış gibi gayet rahattılar. Remzi dede bir kere daha beni gösterdi, kaşıylada işaret edince dayanamayıp "Ben mi efendim?" deyiverdim.

"Bir kere efendim deģil Remzi Dede diyeceksin kızım. Patronun muyum ben senin. Aaaa! Kızım sor bakayım şu yumurcağa rahatsız mı değil mi diye?"

Yumurcak ve Kutlu... Yaşa be dedem. İlk defa biri Kutlu hakkında doğru bir şey söylemişti.

### ### ###

"Sen sus Eşşek sıpası hangi kitapta yazar nişanı atıp kaçmak. Kızı yarı yolda bırakmak adamlığa sığar mı ha."

diyip kucağındaki son yastığı da Kutluya atmıştı Remzi dede. Kutlu bana yalvarır gözlerle bakarken ben hiç hareket etmiyor Remzi dedeye hak verip tartışmayı daha da alevlendiriyordum. Sen benim dedikodumu yapıp dalga geçersin ha, oh olsun sana eşşek sıpası.

"Sonra da kıza ' Ben senin gibi ağzı yok dili var biriyle bir ömür boyu değil yastıkta aynı şehirde bile kocayamam' demesin mi."

Remzi dede daha da sinirlenip radyoyu eline aldı. Tam fırlatacağı sırada Ayşe teyze adamın koluna yapıştı.

"Aman baba. Şuncacık sabi yapmış bir hata işte. Sırf bu yüzden kıyılır mı yavrucağa. Bak şuna nasıl da büzüşmüş olduğu yere."

Ayşe teyzenin dediğine Ayşenle beraber katıla katıla gülüyorduk. Ciğerlerimiz nefessiz kalmış suratımız kıpkırmızı olmuştu adeta. Remzi dede Ayşe teyze susar susmaz elindeki kocaman radyoyla Kutluyu işaret edip aniden gürledi.

"Peh! Bu mu şuncacık sabi, hele de yavrucak... Damla kızım olmasaydı şuradaki bastonu görüyor musun sen? Kırılmamış kemik bırakmazdım bu mendeburda. Daha ilk gördüğüm andan beri gözüm tutmamıştı zaten, seni dolandırıcı seni!!!"

Radyoyu yerine koyup yüzünü duvardan tarafa çevirdi. Kutlu konuşmaya çekiniyordu ama olayın tüm suçlusunun kendisi olmadığına Remzi dedeyi inandırmayı kafaya takmış olmalı ki yürek yemiş gibi hızlı hızlı konuşmaya başladı.

Geçen yıl yaz tatilinde aldığımız bir aylık izinle memlekete gelmiştik Ayşen ben ve Kutlu. İşte o zaman ne oldu nasıl yaptılar bizim anne tayfası Kutludan hoşlanan sessiz mi sessiz bir o kadar da kırılgan bir kız bulmuş Kutluya yüzük takmışlardı. Hazara da durumu anlatmıştık ama o çare bulmak yerine "Oh oldu o deyyusa" deyip telefonu suratımıza kapatmıştı. Biz de nasıl yaparız da kızı üzmeden Kutludan ayırirız derdine düşmüştük. Bir gün oturup Kutluyla ciddi bir şekilde ikna konuşmasi yapacağım aklıma dahi gelmezdi.

"Bak, bir düşün istersen. Belki de şuan tanımadığın için sana uzak geliyor. Bir süre arkadaş kalsanız, kız zaten senin kararlarına saygı duyuyor. Eğer yine yapamayacağınızı düşünürseniz kararinızı bildirirsiniz."

Kutlu suratını buruşturmuştu bu fikre.

"Yanımda olacağını sanıyordum ben Damla. Resmen annemlerle iş birliği yapmışsın. Ben evlilik falan düşünmüyorum. Annemler zorla geldiler, aniden gelişti her şey. Tatile geldim sandım, bir bakmışım kız istemedeyiz. Hayır yani insan bir bekler bir haber verir. İstemeye gittigimizden oturup tuzlu kahve içerken haberim oldu. Sadece ona özel bir şey değil. Belki de ideal tipim bile olabilir ama ben o olmasa bile karşı çıkardım. Evlenmek istemiyorum. Şimdi kendimi zorla başlık parasina evlendirilen 13 yaşında kız gibi hissediyorum Damla ya."

"Şu halde bile dalga geçiyorsun Kutlu. Annenin yaptığı şey doğruydu demiyorum. Bir anne olarak 26 yaşındaki oğlunun yuva kurmasinı isteyip böyle bir yola başvurmuş. Yanlış bir şey. Ama kızı üzmeden nasıl yapabilirizki. Hiç daha önce evlenmek istemediğini söyledin mi açık açık."

Annesine defalarca anlatmaya çalıştığını biliyordum . Ama sonuç içler acısıydı. Kutlu da konuşmamızın verdiği cesaretle bir kez daha herkesle konuşmaya çalışmıştı. Bizi de davet etmişti ama ailevi bir durum söz konusu olduğundan dolayı gitmemiştim akşam yemeğine. Kutlunun abime anlattığı kadarını biliyordum. Çünkü beyefendi akşam yemeğinde orada olmadığım için bana küsmüştü kısa bir süreliğine.

Akşam yemeğine kızın ailesi de gelmiş, Kutlu henüz evlenmek istemediğini nişandan geç haberi olduğunu ve ilerde evlenirse eğer bunun kendi istediği biriyle ve istediği zamanda olacağını uygun bir dille anlatmış. Kızın ailesi ilk başta şaşırmış ama çabuk kabullenmişler. Kız da masa altından babasını dürtüp itiraz etmesini ağzının içinde geveleyince olayın asıl sorumlusu ortaya çıkmış.

Kutlu anlattıkça Remzi dedenin suratı şekilden şekile girdi. "Yok yav! Ben böyle bir şey görmedim hayatimda. Hadi canım!" diyor, tam seyirlik ifadeler sergiliyordu.

"Öyle bir ağladıki sanki daha önce ona söz vermişim gibi. Bir de bu meğersem mahalleyi ayağa kaldırmış benim dedikodumu yaptırmış elaleme. Annem de ondan bundan duyup gaza gelmiş. Benim de kabul etmeyeceğimi biliyo, tabi hazır talip de çıktı bana. Remzi dede ben böyle şeylerin sadece kızların başına geleceğini sanıyordum. Bir yerde duysam gülüp şaka yapıyodum. İlk defa böyle bir şeyle karşılaştım ya. İnşallah da bir daha olmaz. Sonra işte masada ortalığı ayağa kaldırdı güya kriz geçiriyo. Bir de sormasın mı beni bırakmazsın değil mi diye. Söyleyiverdim işte. "

Remzi dede Kutlunun anlattıklarından sonra gaza gelip Kutluya hak veren sözler söylemeye başladı. Topu nasıl da kendine çevirmişi Kutlu. Haklıydı ama kerata.

İçımden bir ses bugün çok güzel geçecek diyordu odadaki şen kahkahaları duydukça. Biraz sohbetten sonra doktorların uyarılarına rağmen Batsın Bu Dünya söyledi Remzi dede. Sonrada kendi tabiriyle çok işe yarayan dokunmatik zımbırtıyla bize ulaşmak için numaralarımızı aldı. Bizi çok sevmiş, bir kahve içmesek hatrı kalırmış.

Hastanede geçirdiğimiz bu zamanda biraz Remzi dede, biraz Kutlu, hatta hiç beklenmedk şekilde Ayşen, Ayşe abla konuşmuş geçmiş zamandan birşeyler paylaşmışlardı. Tabi ben de durur muyum? Aralarına karışıverdim öyle.

Sadece konuşmaktan ibaret bir hayatım yoktu. Hoş, olsaydı da şimdikinden katbekat sıkıcı gelir, canımdan bezdirirdi beni. Oldum olası çok konuşmayı sevmeyen bana, hayatıma aldıklarımla anlamlı sohbetler, güzel hatıralar bırakan üç beş şatafatlı söz etmek bana yetiyor da artıyordu. Bu gün hayatıma yeni bir kişiyi daha almış olmanın o acemi ama tatlı hissini henüz üstümden atamadan Müdürün sabahtan beri diken üstünde beklediğim mesajını almış, odadakilerden izin alıp kendimi hastanenin pek de uzağında olmayan şirkete atmıştım.

"NEŞE ÇOCUK AKADEMİ" İsim her şeydir diyen Kutlu aklıma gelmişti ister istemez. Her zaman annesinin tarih severliğine kurban gittiğinden yakınır hepimize sırayla öğütler verirdi. İsim bir çocuğun, bir mekanın veya bir olayın özetiydi ona göre. Yanlış bir isimlendirme felakete yol açardı. Nitekim Kutlunun bu açıklamaları bizim şirket için de geçerliydi. Neşe sadece velileri ikna etmek amacıyla kullanılmış bir araç, çocuk da şirkete bol kazanç sağlayan canavar parçalarından ibaretti. Akademi... bunu nasıl tanımlardım bilmiyorum. Kapıdaki ambleme durup baktığım, dakikaların hızlı geçtiği o an beni düşüncelerimden uyandıran şey telefonun gürültülü müziğiydi. Cebimden çıkarıp kendimden olabildiğince uzaklaştırdim telefonu ve açma butonuna bastım. Telefonu uzaklaştırmam işe yaramamış olacak ki telefondan çıkan bağırma sesleri dikkat çekiyor etraftaki diğer insanlar dönüp bakıyordu. Bu adamın kendisi bir mikrofondu adeta, sinirlenince ta karşıki köyden bile sesi duyulur diyebileceğimiz cinstendi.

"Vedalaşman bittiyse içeri geç Damla hanım. Sabahtan beri korkuluk oldum burada!"

Eyvah! Hanım da dediğine göre iş baya ciddiydi. Söylenmelerin devamını ıçerde dinleyeceğimi bilerek telefonu kapattım. İşte azarlanmak için bir neden daha. Surata telefon kapatma... olacak işmi canım...

Bir süre sonra ben müdür odasının önünde ne söyleyeceğimi ve nasıl sakin kalıp her şeyi sineye çekeceğimi düşünüyordum. Çünkü en azından KPSS sınavına kadar dayanmalıydım. Kendime bir sözüm vardı. Şirkette her ne olursa olsun atanana kadar hiçbir soruna bulaşmayacak ve bu yılki sınavı kazanıp atanacaktım. Ve bir de atanmadan önce senaryomu izleyicilere sunmak istiyordum. Eğer şirketten ayrılırsam biriktirmek istediğim miktara ulaşamayacak ve bunu fırsat bilen annemin ağlarına düşecektim.

Neymiş efendim abim onun evinde kaldığımdan dolayı evlenemiyormuş, Nalanın kızı Koyu Feminist Hazar bile gavur da olsa bir damat bulmuş ama abimle ben umutsuz vakaymışız. Hele ben ele avuca sığmaz öyle bir şeymişim ki her şeyi elime yüzüme bulaştırıp aslında çok kolay ve rahat olan öğretmenlik işini bile yapamıyormuşum. Ne varmış atanmakta canım, bir yıl oturup antin kuntin işlerle uğraşmayıp, o şirketmiş bu şirketmiş dolaşmayıp çalışsam kpss çok kolaymış.

Annem benim bu dava işlerine karıştığımı duysa bunları söyleme ihtiyacı duymadan soluğu yanımda alır kulağımdan çekiştire çekiştire beni memlekete götürürdü.

"Kapıyla bakışmayı ne zaman kesmeyi düşünüyosun Damla Hanım? Hayır beğendiysen söyle şirketten ayrılırken hatıra diye götürmene izin veririm."

Yok kalsın istemez! Adamın da her yerde gözü var maşallah. Sanki ödül verecekler.

Her şeyi bir kenara bırakıp kapıyı açıp içeriye geçtiğimde başlamıştı bizim soğuk savaş. Hadi bakalım kim kazanacak.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.