İçeriğe geç

Bir Garip Yolculuk

Bölüm 5 · 7 dk okuma

Bir Garip Yolculuk

Bölüm 5

Anılardan Parçalar-4

Aklıma ilk gelen şey şirket arşivindeki çalışan olmuştu. Benim durumumda olan veyahutta benzer durumlara maruz kalan diğer kişileri de bulabilmem için o adamı bulmam gerekiyordu. Hazırlanıp yatağa uzandığımda gözümün özüne gelen görüntüler yarınki yapacaklarımı düşünmeme yardımcı olmuyor aksine dikkatimi dağıtıyordu. Bu çok baş ağrıtıcı bir durumdu. Böyle zamanlarda genellikle odamdaki tek penceyi açar içeriye süzen sokak lambasının cılız ışığının eşliğinde kitap okurdum. Beynimin boşalmasına bir bahar esintisini tüm iliklerime kadar hissedermişçesine içim huzur dolardı.

Elime " En Son Yürekler Ölür"ü aldım. O sade ama eskimeyen ağaç kokusunu içime çektim. Pencereyi açıp sırtımı yastıkla destekleyince hazırdım artık. Kaçıncı sayfaydı hatırlamıyorum. Ama bu kitapta kalbime dokunan o kadar çok şey vardı ki... Bir an dalmışım öyle. Rüzgar esintisi, içeriye giren sineğin vızıltısı, çevirdiğim her bir sayfanın tatlı hışırtısi ninni gibi geliyordu bana. Aklıma gelenle çevirdiğim sayfaya gözlerimi kısıp baktım. Yok canım dedim kendi kendime eğer öyleyse şanlıyımdır, diye düşündüm. Gerçekten de şanslıydım. Çünkü yaptığımız çakma toplantıda çakma patronun her ihtiyacı olduğunda burnumuzun dibinde biten arşiv görevlisi ilk tanığım olma şerefini kazanmıştı. Tabiiki kendisi kabul ederse. Böylece bir taşta iki kuş vuracaktım. Bunu hatırlamam iyi olmuştu. Ama işimi garantiye almak için karakoldan izin alıp o koridordaki kameralara bakmalıydım. Yapbozumu Ayşen sayesinde bozmuştum lakin yeniden birleştirmeye çoktan başlamıştım. Derin bir nefes alıp ertesi gün neler yapacağımı bir daha beyin süzgecimden geçirdikten sonra derin bir nefes alıp uzandım. Bu sefer kendimi uykunun sıcak kollarına bırakabilirdim.

...............................

Ayşeni arayıp yola çıktığımı söyledikten sonra kapşonumu başıma geçirip yola devam ettim. Ayşen arşiv görevlisiyle benim adıma konuşmuş ve öğleden sonra dörtte "Mor Bahçe"de olacağımı söylemiş. Benim adamı ikna edeceğime inanmıyordu. Hatta bunu öyle kesin bir dille söylemiştiki bir anlığına tedirgin olmuştum.

" Bana bak Ayşen, kötü haber tellallığını kendine sakla. İddiasına var mısın? Ben kazanacağım"

Böyle de bir hata yaptıktan sonra Kutlunun yatırıldığı hastanenin biraz yukarısında kalan parkta buluşma kararı aldık. Uzun bir yürüyüşün sonunda parka varmıştım. Çam ağaçlarından oluşturulmuş küçük yapay bir ormandı. Oturma, piknik ve çocuklar için oyun alanı barındıran bu yer yüksekte kurulduğu için sahili de görüyordu. Parkın girişindeki masalardan birine hastaneyi görecek şekilde oturdum. Telefonumu açıp baktığımda "Neşe Çocuk Akademi Bayan Eğitmenler Grubu" na gelen mesajlara baktım. Üç ayrı grup vardı. Biri ortak diğer ikisi de erkek ve bayan öğretmenlerin ayrı ayrı olduğu farklı gruplardı. Ve bayanlar grubuna genelde çok fazla mesaj atan olmazdı. Çünkü şirkette, her ne kadar tanınmış öğretmenler olsak da, daima rekabet içersindeydik. Gruptaki tek ortak konumuzsa üye olan öğrenci ve velilerin her hafta sonunda yaptığı oylamalarda kimin kazandığı ve de maaş saatleri. Bu seferki mesajı da Ilgaz hanım atmıştı.

Ilgaz Ayyüzlü, tıpkı soyadında söylendiği gibi şirketimizin bu yılki üç yüzünden en ay gibi parlayanıydı. En sinirli ve an çabuk sakinleşen eğitmenlerin başında geliyordu.

Düşünsenize öğretmeniniz yanlış cevapladığınız soruya aniden bağirarak ve şimşek hızında cevap veriyor:

"Ben size kaç kere dedim herhangi bir sayıyı denklemin karşı tarafına attığımızda tam tersi işareti olur olur bu yüzden 6x'i karşı tarafa attığımızda denklem 9y/8-4=12-6x olur."

Ve ardından oldukça ilginç bir şekilde dünyanın en tatlı öğretmeni kılığına vürünerek size övgüler yağdırıyor:

"Ama yine de gittiğiniz çözüm yolu gayet doğruydu canlarım. Ne demişler hata yapmadan başarıya ulaşılamaz. Beni uslu bir şekilde dinlediğiniz ve konuları harika bir şekilde anladığınız için erkenden tenefüs yapabilirsiniz." Sanırım korkunç olurdu. Hele de toplantı salonunda ögretmenler arasında aniden en cazgırımız olan Handan Ablayı bile geçip sorulardaki hatayı cıtlak sesiyle defalarca dile getiriyorsa... Evet kesinlikle öyle bir öğretmen istemezdim.

Kafamdaki beni ürperten bu düşünceleri hızlıca kovup Ilgaz hanımın attığı mesaja baktım. Mesajında şöyle yazıyordu :

" Sevgili meslektaşlarım, bu seferki mutlu haberi ben size vermek istedim. Bu ayki maaşlarımız bir hafta erkenden yatmış. Hadi herkese iyi harcamalaaaaaaaar 😘😘😘😘🥰"

Şirkette olmanın avantajlari diye düşünüp telefonu kapattım. Sonra d kobtrol edbilirdim hesabımı. Maaşımın erken yattığını bilmenin rahatlığıyla arkama yaslanıp derin, huzurlu bir nefes çektim. " Hayat dediğin budur Damla davaymış mavaymış bunları atlasak mı?" Kendi düşünceme gülüp manzaranın keyfini çıkarmaya koyuldum. Tam seyir rotamı değiştirip parka giriş yoluna döndüğümde merdivenlerden çıkan beli kambur saçı başı dağılmış poşetlerle beraber ellerindeki dumanı üstünde tüten iki adet şıcak çikolatayı düşürmeden taşımaya çalışan Ayşeni gördüm. Yüzü patlıcan gibiydi. Biraz daha yürürse bayılacağını anladığım için hemen yerimden kalkıp onun yanına koşturdum. Yanına gittiğimde kendi kendine söylenmekten beni görmüyordu bile.

" Of çok sıcak! Çok sıcak! Ellerim yandı! Başıma güneş geçti! Bu güneşte dışarı çıkılır mı? Hayır çıktın hangi akla hizmet sıcak çikolata aldın?!!! Hem de bu hassas ellerle! Belim, belim, belim.... Aaaa! Belim koptu!"

" Ayşen izin verirsen sıcak cikolataları ben alayım, şu poşeti de ben alayım. Hah şimdi iyi misin?"

Ayşen boşluğun verdiği hisle anında rahatlayıp dikleşirken elimdekileri hızla masaya yerleştirdim. Ayşen yanıma geçip oturdu ve elindeki küçük poşeti de masaya koyduktan sonra bana döndü. " Eee, nasılsın Damla. Daha iyi misin?" Poşeti gösterip konuşmasına heyecanla devam etti. El hareketleriyle de destekliyordu anlattıklarını.

" Hani demiştim ya B bloktaki daire 9 ve daire 1 boşaldı diye. Daire bire pastane açmışlar. İlk başta çekindim gitmeye ama yeni açtığından dolayı bir alana bir bedava kampanyası düzenlediğini duyunca erkenden geçtim sıraya ve dadadadammm. Bir tadına baksan çok beğeneceksin. Kadın kendisi yapıyo. Dışı kurabiye gibi içi ağızda dağılıyo ve ortasında akışkan bitter çikolata. Yanına da iyi gider ve swn çok seversin diye gelmeden önce hastanenin karşısındaki kafeden sıcak çikolata aldım.

.....düzelt......

Biraz soluklanıp çene hizasında kestirdigi kahverengi sık dalgalı saçlarını kulağının arkasına attı ve gözlerini kısıp bana baktı. Herkes tarafından normal bir renk olarak kabul edilen hatta renk olduğu düşünülmeyen kahverengi, saçlarında olduğu gibi gözlerinde de sanki farklı bir biçim alıyordu. Onun kahverengi gözlerinde hiçbir renkli gözde alamadığım o yoğun enerjiyi bana gönderiyordu. Gözlerini biraz daha kıstı kaşlarını çattı ve bana alttan bakışlar yollamaya başladı. Ne oldu dercesine başımı salladığım anda konuşmasına kaldığı yerden devam etti. Muhtemelen ben konuşmuyorum diye azarlayıp uzun bir dedikodu seansını başlatacaktı ve öyle de oldu.

" Niye konuşmuyorsun kuzum. Ağzını eşek mi tepti. Ay yoksa moralin mi bozuk. Al şu tatlıdan da ye. Morakini yerine getirir diye aldım ama yok. Hadi al al. İyi gelir. Mutluluk hormonu salgılamaya yardımcı diye bana yediriyodun eskiden hatırladın mı senin yüzünden kilo almıştım. Hem gerçekten güzel yapmış kadın. Yaşına göre çok yetenekli. Hayır benim büyük annem gözünün önünü göremiyo bir adım atsa gümbürtüye gidiyo. Kadın kendi tarifini yapıyo yetmiyo bir de pastane açıp satıyo. Allah nazarlardan korusun. 9 numaraya da torunu yerleşecekmiş. Ama henüz tadilat aşamasında. Oturma odalarımız da karşılıklı. Evin içi resmen televizyon ekranı kadar net görünüyo. Acaba nasıl biri. Kızım niye konuşmuyosun?"

Gerçekten de çok konuşuyordu. O konuşmasını bitirene kadar ben sıcak çikolatamı yarılamış iki parça tatlı göztürmüştüm. Konuşmasını bitirince bıkkınlıkla baktım Ayşene.

" Konuşturmuyorsun ki Ayşen. Bir geldin başladın konuşmaya. Dur daha bir bismillah demedik. İki soluklanalım. Ama yok. Milletin yanında sopa yutuyosun benim yanımda ağzın durmuyo. Hem banane komşundan, oturma odasından. "

Ayşen dudaklarını büzüp öyle olsun dercesine omuz silkti. Sonra da bir anda kahkaha patlattı. Bir bana bir de yarısı bitmiş tatlıya bakıp ğözlerini yaşarta yaşarta gülüyordu. Sakinleşince gözlüklerini çıkarıp buharlanan camlarını silip geri taktı.

" Damla canım ben konuşurken sen yarılamışsın ya. Aşk olsun. Bana baksana bir, iddiayı kaybedince bana ne vereceğini düşündün mü? Yoksa ben mi sana söyliyim?"

Kendinden çok emin bir şekilde gülümseyip geri yaslandı. Ama unuttuğu bir şey vardı ki ben Damla Öztürk bu iddiayı kazanırdım değil mi?

Kendimi kötü düşünüp yormak istemiyordum. Ayşene sinirli bir bakış attım. Ne olursa olsun halledebileceğime olan inancımı görsün istedim. "Hayır canım. İddiayı kazanınca bana ne vereceğini düşündüm." dedim ve bir dilim daha tatlı alıp kutuyu Ayşe çevirdim.

Kutuyu kendine çekip yavaş harekeylerle tatlıya uzanıp aldı. Geriye yaslanıp yavaşça sıcak çikolatasını yudumlayıp tatlısını bir ısırışta bitirdi. Onun sıcak çikolatayı içerkenki yavaşlığı dün dövdüğüm patronu aklıma getirmişti. Bu Ayşen de az değildi.

"O kadar iddialıyız yani" dedi ve devam etti. Yüzü daha ciddi bir hale bürünmüstü. "Şaka maka bir yana ben senin kazanmanı istiyorum Damla. Şu adam kabul etsin de işin kolaylaşır en azından. Benim ne vereceğim de önemli değil canımı iste veririm."

Elimi tutup bir elini de kalbine götürerek söylediklerine güldüm. Hem söyleyiş tarzı hem de dedikleri beni benden almıstı.

"Emin misin Ayşen?"

Kaşlarını kaldırıp gözlerini sıkıca kapatıp açtı. "Tabiki de eminim." O ağzına bir dilim daha tatlı koyarken ben çantamdan kullanılmamiş bir şişe su çıkardım. Beni gaza getirmek hem çok basitti hem de çok ağır bir karşılığı vardı. Sinsice gülümsedim ve Ayşeni öksürük krizlerine sokacak olan o sözleri söyledim.

"O zaman BTS'in ayın 10'unda İstanbulda yapacağı konsere aldığın tek kişilik bileti bana istiyorum."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.