İçeriğe geç

BİR GARİP GELİN

Bölüm 3 · 4 dk okuma

BİR GARİP GELİN

Bölüm 3

Satılık

En son arabaya bindiğimi hatırlıyorum, o kadar çok ağlamışım ki yorgunluktan uyuya kalmışım. Şimdiyse arabanın fren sesiyle uyandım ve yavaşça mahmur olan gözlerimi araladım.

Geldiğimiz yer 3 katlı koskoca bir konaktı. Dışarıdan bile heybetini gösteriyordu. Kim bilir kaç yıllıktır bu bina?

Ben ağzımı açmış görmemişler gibi konağı süzerken evden beni alan adam arabadan inip bana kapıdan girmem için eliyle işater verdi, ben içeri girince karşımda dimdik duran iri bir adam gözüme ilişti. Bizi orda beklediğini belli edercesine bizi görür görmez dudağının kenarı yukarı doğru kıvrıldı.

Biraz dikkatli bakınca gözlerinin dün çarşıda gördüğüm o kahverengi gözlerle aynı olduğunu anladım.

Bu o adamdı, kızla gülüşmemizi izleyen adam.

Aklım karışmıştı burada neler döndüğünü anlayamıyordum. Kimdi bu adam? dün bizi bilerek mi izliyordu, yoksa sadece bir tesadüf müydü?

Dikkatlice yanına doğru gittik, yanımdaki adama doğru döndüp konuştu "Ben hallederim ali" dedi ve adının ali olduğunu öğrendiğim adamdan içinde kitaplarla dolu sırt çantamı aldı ve başını beni takip et der gibi yana eğip ilerlemeye başladı.

Önce bir duraklasam da arkasından hızlı adımlarla yürümeye koyuldum. Beni konağın üçüncü katına çıkartıp bir odanın önünde durdurdu geri çekilip içeri girmemi bekledi, odaya girdiğimde odanın pek de kullanışlı olmadığını gördüm içeride tavadan sarkan iki avize ve süs olarak yanlarından duvarlara sabitlenmiş zincirler vardı, koyu yeşil bir yatak ve üstünden sarkan tüller dışında; yine yatakla aynı renkte koltuk ve perdeler , yatağın yanında da bir sehpa vardı. Oda o kadar karanlıktı ki solumda kalan iki pencere de büyük olmasaydı burayı aydınlatmakta sorun yaşarlardı.

Arkamdan onun da girdiğini ve kapıyı ardımızdan kapattığını duyunca kalbim hızlanmaya başladı, yavaşça arkama dönüp baktığımda yanımdan geçip yeşil koltuğun üstüne sırt çantamı bırakıp bana doğru döndü.

Çarşıdayken gözlerini bu kadar yakından görmemiştim. Tam da betimlediğim gibiydi. Pencereden gelen güneşin vuruşuyla kahverengi hareleri karamel rengini alıyor, insanın tadına bakası geliyordu, yüz hatları yumuşaktı. Hafif kirli sakalıyla bıyığı birleşmişti, kaşlarını çatınca gözleri kısılıyor ve insana mükemmel bir görsel şölen sunuyordu.

Ona dikkatli baktığımı anlamış olacak ki dudaklarını hafifçe yukarı doğru kıvırıp ban gamzesini bahşetti, ağzını açıp konuşmaya başladı " ben âgah"dedi ve konuşmamı bekledi. Konuşmayacağıma kanaat getirince boğazını temizledi ve koltuğa oturup iyice yayıldı. Yüzü ciddi bir ifadeye bürüyüp konuşmaya başladı.

"Sende biliyorsun ki küçüğüm, abinin bana yüklü bir borcu var" dedi ve olayın ciddiyetini belli etmek ister gibi gözlerini uzun uzun yüzümde dolaştırdı koltukta belini dikleştirip bana bakmak için başını yukarı kaldırdı ve konuşmasına devam etti

"Abin seni bana sattı, iki gün, yanlızca iki gün sonra küçüğüm bana ait olucaksın" bunu dediğinde sözleri sanki bir makas gibi eski hayatımla yeni hayatımı ortadan ikiye ayırdı ve beni o boşluğa mahkûm etti.

Derin bir nefes alıp ayağa kalktı ve aramızdaki boy farkını göstermek ister gibi yanıma gelip bana üsten bir bakış attı

"İki gün sonra sen bu evin küçük gelin olacaksın kimseye karşı saygıda kusur etme herkesle aran iyi olsun, birazdan berivan gelir" dedi ve çıkıp gitti.

Daha düne kadar yatağa uzanıp üniversite hayalleri kurarken şimdi yine yatağa uzanmış ve mahkûm edildiğim hayatın bana getirecekleri zorlukları düşünmeye koyuldum.

Kapı açılınınca doğrulup gelen orta yaşlı bir kadına baktım, çıkık elmacık kemikleri ve gülümseyince parlayan gözleriyle yüzü çok sevecen ve delidolu görünüyordu ama beyaz saçları, biçimsiz vücuduyla , bedeni yüzüne oranla yaşlandığını bağırıyordu.

"Hoşgelmişsin hanımım" dedi başını eyerek.

Bende baş selamı verip " esra" dedim adımı söyleme gereği duyarak.

Kadının dudağında kücük bir tebessüm oluştu ve bana yan bir bakış atıp "Ne de olsa iki gün sonra hanımımsın" dedi ve getirdiğim sırt çantasını alıp odada sağ tarafta duran ve dikkatimi hiç çekmeyen tahta dolaba koyup yanıma geldi.

"Bilirsin ki hanımım iki güne düğün vardır" elini elimin üstüne narince koyup devap etti konuşmasına "Nasıl olmuş olursa olsun iki gün sonra sen bu evin gelinisin.Tamam, belki istediğimiz gibi olmadı, birşeyler yanlış başladı ama sende bilirsin ya olmuşla ölmüşe çare yoktur"

gözümden bir yaş aktı. Bana bunları söylemesine gerek yoktu, kimse onu zorlamazdı çünkü böyle şeyler buralarda çok yapılır herkes alışıktı böyle durumlara ama adının berivan olduğunu öğrendiğim bu kadın bana bir açıklama yapmak istedi, bu benim kalbime dokundu

"Iki gü sonra hem bu evin küçük gelini, hem bir anne olucaksın."dedi, merakıma yenik düşüp "anne mi?" Dedim. Kadın sanki dah da mümkünmüş gibi gülümsemesi genişledi "Âğamın küçük bir kızı var. Yavrucağızın anası bir kan davası sırasında arada kurban gitti"gözlerin fal taşı gibi açıldı, buralarda kafası atan silahını çıkarır ateş eder. Bu demek oluyor ki burada can güvenliğim yok.

Kadın korkumu anlamış olacak ki tekrardan gülümseyip konuyu değiştirdi.

"Üstünü değiştir aşşağı gel, ev âhâlisiyle tanış" dedi ve içten gülümsemesiyle odadan çıktı.

Bütün gün bu odada oturmak ve birdaha dışarı çıkmamak istesem de buna mecburdum, beni buna iten kocaman bir borç vardı.

Yataktan kalkıp az önce kadının sırt çantamı koyduğu dolabı açtım. Içinde benim için bir dolu elbise vardı. Elime aldığım ilk elbiseyi giydim, son kez üstüme bakıp aşşağı indim.

|Bölüm sonu

Bölüm sonu

9 yorum