Bir anlığına içim geçmişti,uçak seyahatleri beni her zaman yorardı zaten. Ankaradaki son günümüzde âgah ağa işleri olduğunu söyleyip akşama kadar gelmemişti eve. Şimdi ise Urfaya dönüş yolundaydık
Havaalanına indiğimizde âgah ağa direkt holdinge gitmiş bizi de şoförle eve göndermişti. Eve girince ilk boynuma sarılan ayşe oldu,şaka maka çok konuşuyor ama seviyorum bu kızı
"Hoş geldin hanımım" berivan abla ayşe bana sarılınca arkasından gelmişti
"Hoşbuldum berivan abla, özledin mi beni"
"Özlemez olur muyuz hiç!" Sarılmaktan sıkıldı heralde ayşe de konuşmaya katıldı
Feyza,kardeşi hasret ve adnan amcanın kızı aybüke de girişte bizi karşılamaya geldiler. Aybüke ayşenin sözlerine sırıttı "Emin misin ayşe? Bence birileri esranın yokluğunu aratmadı sana"
Anlamaz gözlerim aybüke ve ayşe arasında mekik dokudu,herkes alttan alttan sırıtıyor ama ben hiçbirşey anlayamiyordum
"Ne demek bu?"
"Ya yok birşey abla,her zamanki aybüke işte saçma sapan konuşuyor. Gel oturalım ayakta kaldık böyle"
Elimden tutup çekiştirince aybüke tekrardan konuştu "Allahın bildiğini kuldan mı saklayacaksın ayşe? Esra biliyor musun ayşe senin yokluğunda sevgili yaptı"
"Nee!" Bu sefer herkeste olan sırıtış bana da bulaşmıştı. Ayşenin yüzü kıpkırmızı oldu "ya yok öyle bir şey biz sadece..."
"Biz sadece ney ayşe?" Diretmem onu daha zor bir duruma soktuğunu biliyordum ama bu hâli çok eğlenceliydi
"Biz sadece çıkıyoruz"
"Tabi tabi,sen onu gel de benim küllahıma anlat" utançtan kızaran yüzü şimdi aybükeye ölümcül bakışlar atıyordu,aybüke de buna karşı daha çok sırıttı
Zahide hanım balkondaki merdivenlerden görününce berivan abla başta herkes kendi işlerine döndü. Bende bavulları alıp yukarı çıkarken zahide hanım beni merdivenlerden izliyordu
"Hoş geldin gelin hanım"
"Hoşbulduk anne"
"Ee gelin çok eğlendiniz mi bari" sesine kattığı anlamı anlamasam da iyi bir şey olmadığı kesindi
"Nerede görülmüş kadın kısmının işle uğraştığı"
"Zahide, karışma kıza. Kız gelin olalı daha ne kadar oluyor,yavaş yavaş öğrenir nerede durması gerektiğini" beyza hala salondan çıkmış yanımıza geliyordu
Seni yaradana kurban
"Kızım siz çıkın üstünüzü bir değişin sonra zehraya bir sor nasıl olmuş kız sabahtan beri hasta"
Başımı sallayıp bavullarla yukarı çıktık.
Şu zehrayı bir türlü çözemedim,kadının yapacağı tüm işleri ben yapıyorum ama nasılsa o hasta oluyor. Neyse üstümü değiştirip zehranın odasına gittim.
Zehranın odası salonun çaprazındaydı kapıyı çalıp bekledim. Hiç ses çıkmayınca kapıyı açıp içeriye girdim. Içerisi karanlıktı,zehra güneşliği çekmiş olmalıydı. Kapıyı açımca bir çift sürmeli göz bana baktı,ürküp bir adım geriye çekildim bu zehrayı güldürmüştü aynadan bana bakıp siyah saçlarını taramaya devam etti
"Hoş geldim gelin hanım,yolculuk nasıl geçti?" Her karşılaşmamızda imalı konuşması beni sinirlendiriyordu
"Gerçi benimki de soru tabiiki de iyi geçmiştir sonuçta karamanların gelinisin herşeyin en iyisi elinin altındaydı"
Bu konuşmanın nereye varacağını ögrenmeye pek de meraklı değildim. Zehra biriyle oynamak istiyorsa başkasını bulsun
"Nasıl oldun zehra? Halam kendini iyi hissetmediğini söyledi"
Beni hiç duymamış gibi saçlarını tarıyor,yarım kalan konuşmasına devam ediyordu "Senin gibi kızlar âgah abim gibi başarılı erkekleri kolay avuçlarının içine alırlar"
Tarağı bırakıp saçlarını topuz yaptı. Tel tokayla el işlemeli şalını saçına sabitleyip odanın ortasında duran bana döndü
"ama bu konak senin gibilerini çok gördü. Ağayı kendine aşık edince iş bitmiyor be güzelim" acınası bakışları heryerimdeydi
"Sen ne demeye çalışıyorsun! Karşında sözlerine susup oturacak bir hizmetlin yok ağzını topla yoksa ben toplamasını biliri-"
"Feyza da senin gibiydi biliyor musun esracım. O da ağanın çocuğunu doğrudu diğe kendini birşey zannederdi hep"
Zehra feyzanın konusu açınca istemsizce yutkundum
"Ama senin neyine güvendiğini anlamadım. Feyzanın çocuğu vardı,peki ya senin neyin var?"
Kapının çalınmasıyla zehranın konuşması yarıda kesildi. Zehra kapıda duran berivan ablayı içeri çağırdı
"Gel berivan"
"Hanımım sizi çağırıyor gelin hanım"
"Ben şimdi giderim annemin yanına sen işine bak"
Zehra bana bakmadan berivan ablanın yanından geçip gitti. Berivan abla bana bakıp bir sorun olup olmadığını çözmeye çalıştı,gergince nefes verip bende odadan çıktım.
Benim yokluğumda epey bir iş birikmişti,ben ayşe var nasıl olsa demiştim ama görünüşe göre onun aklı da bir karış havada yitip gitmiş. Yeni sevgili ha! laf lafı açmasa kim bilir ne zaman söylerdi bize
Eşya almak için kilere girdim. Yemeklik eşyalar tozlanmasın diye üstünü örttüğüm ötüleri indirip elime birkaç kavanoz aldım. Kapıya döndüğümde kaşlarımı çatıp yerdeki kağıt parçası baktım
az önce burda birşey yoktu, acaba örtüleri indirince mi düştü?
Eğilip kağıdı elime aldığım sırada kilere aybükenin abisi mehmet girdi,ayağı kalktığımda çoktan kağıdı elime sıkıştırmıştım
"Yenge, hoşgeldin. Siz ne zaman dönünüz?"
Garip görünüyordu,üstüne yapışan gömlek urfa sıcağından nasibini almıştı. Ya çok gergindi ya da acelesi vardı ama çözemedim
"Sabah geldik, de... sen birşey mi istemiştin mehmet?" Ben konuşurken etrafa bakınıyor,bana bakması için şekilden şekile giriyordum "Önemli birşey değil zaten,sonra gelip alırım. Görüşürüz yenge" etrafa son kez bakıp kilerden çıktı.
"Görüşürüz mehmet"beni duymayacağını bilsem de el salladım. Arkasından ayşe kilere girdi,elimdeki kavanozlara bakıp onu beklettiğim için söylenerek kavanozlardan iki tane alıp çıktı bende arkasından kilerden çıkıp elimdekileri mutfağa indirdim.
"Ee abla ankarada ne yaptınız?"
"Ne olacak abin bizi bu evden çıkardı başka bir eve bıraktı,tüm gün evde oturduk. Hem sen bizi boşver de asıl havadisler sende aybüke söylemeseydi ruhum duymazdı vallahi. Bir de sen anlat işin aslını"
Ayşenin yanakları kızardı,elindeki kavanozları tezgâha bırakıp bana doğru döndü "aslında fazla olmadı, yani 4-5 ay kadar falan"
"4-5 ay kadar falan" imalı tekrarlayışım onu güldürmüştü, içeriye giren zahide hanımla gülüşmemiz son buldu. Boğazımı temizleyip eteğimdeki olmayan kırışıklığı düzelttim zahide hanım bir ayşeye bir bana bakıp konuştu
"Ağalar yukarıda oturmuşlar git bir bak gelin hanım bir ihtiyaçları var mıymış? Giderken de içecek birşeyler götür hava sıcak"
"Tamam anne" bu isme hâlâ alışamadım. Her söyleyişimde bana daha uzak bir kavram gibi geliyor
Dolabı açıp sürahi ve bardakları tepsiye koydum salonda işlerin pek de iyi gitmediğini balkona çıkar çıkmaz gelen bağırışmalardan anlamıştım. Salonun kapısı açıldı ve içeriden bir hışımla âgah ağa çıktı, bana hiç bakmadan yanımdan geçip gitti. Arkamdan kopan gürültü âgah ağanın berivan ablanın elindekileri devirmesiyle çıkmıştı
Bu adam hiç iyi değil,bu gidişle hem kendine hem başkalarına zarar verecek
Tepsiyi balkondaki masanın üstüne bırakıp âgah ağanın peşinden konaktan çıktım,arabayı çalıştırdığında son anda kendimi içeriye atınca çatık kaşlarla ne yaptığımı anlamaya çalışarak bana baksa da o an aklından ne geçirdiyse kafasını sallayıp derin bir nefes verdi ve arabayı çalıştırdı.
Telefonum yanımda değildi,onu tepsiyle beraber mutfakta bırakmıştım. Ne kadar zaman arabayla geziyorduk bilmiyorum ama güneş batmak üzereydi,göğü o en sevdiğim renkler bulamıştı yine.
Çoğu zaman bakmayı unutur ya da zamanım olmazdı bu anı doyasıya izlemek için ama bir bakınca insan kendini alamazdı bu manzaradan bir anlıktı herşey bu zamanlarda,sadece birkaç dakika... huzur gibi,mutluluk gibi,güven gibi,sevgi gibi... sonrasında her yer karanlık; Işık yok,umut yok,tekrardan o zamanı yaşayacağına dair tek bir ip ucu bile yok.
İşte bu yüzden seviyordum güneşin batışı izlemeyi. Ben her ne kadar artık bitti,herşey tepetaklak oldu bir daha asla düzelmeyecek desem de her gün gökyüzünde yerini alır tüm göğü bana huzur veren renkleriyle boyardı.
Âgah ağa arabayı bir uçurum kenarında durdurdu sessizce dışarı çıkıp derin derin nefesler aldı. Arkasından arabadan çıkıp yanına usulca yaklaştım
"Ne oldu ağam nedir bu öfkenin sebebi?"
Beni duymadı ya da dumamazlıktan geldi bilmiyorum uçurumun yanındaki büyük kayalara geçip oturdu,boş bakışlarla gökyüzünü izlemeye başladı. Peşinden yanındaki kayaya oturup bende gokyüzüne baktım.
"Pek konuşkan biri olduğum söylenemez ama iyi bir dinleyiciyimdir"
"Ya bende pek konuşkan biri değilsem?"
Ona baktığımda yüzünde sıkılmış bir ifade vardı. Neyden sıkıldığını bilmiyorum ama bu şeyin onu yıprattığı kesin. Ban bakan gözlerine karşılık verdim
"O zaman biz de sessizliği paylaşırız"
"İlla gitmiyeceğim diyorsun yani-"
"Yanında olduğumu bil istiyorum" sözünü kesmemi beklemiyordu. Geceleri siyaha bürünen hareleri bana bakarken titredi
"Orada ne yaşandı bilmiyorum ama eyer anlatmak istersen buradayım. Tamam,belki yardım edemem ama en azından içini rahatlatırım"
"Dışarıdan iki günlük tanıdığı birine herşeyi anlatacak biri gibi mi görünüyorum?"
Omuz silktim "İnsanlar en çok da tanımadıklarına herşeylerini anlatmazlar mı? Sonuçta onlar seni yargılamadan dinleyen yegâne kişilerdir"
Agah Karamandan
Son bir yıldır herşey kötüleşmeye başladı benim için. Şirketi yönetmek bir yerden sonra kolaylaşıyor ama kriz anları... bu gibi konularda soğuk kanlı olup işleri rayına sokan hep abim olmuştur ama şimdi benim yapmam gerekiyor.
Bir yıl önce yılmaz aşiretinin ağası selçuk ağa bize bir iş teklif etti ama selçuk ağa kendi çıkarları için hileye dahi başvurabileceğini bildiğimizden bu teklifi kabul etmedik. Sonrasında gelen çoğu anlaşmada ya raskli ya da güvenilir olmadığından iptal ettik. Bu son zamanlarda bazı elimizde olan şirketlerle de sıkıntılar yaşıyoruz,bu sayının günden güne artması canımı çok sıkmaya başladı
Acaba yetersiz miyim?
Koca urfayı yöneten âgah ağa bir holdingi mi idare ede miyor?
Omzumda hissettiğim elle düşüncelerimden sıyrıldım. Esra bu kadar sessiz kalmama endişelenmiş olacak pür dikkat beni izliyor, yapacağı birşey olup olmadığını anlamaya çalışıyordu.
Ama bu konuda birşey yapamazdı,ben bile yapamazken o nasıl yapsın?
Çaresizce bir gülümseme dudaklarımdan firar etti. Anlamaz gözlerle bana bakan esraya döndüm
"Peki paylaşalım bakalım"
Esra Karamandan
Konağın önünde arabadaydık,âgah ağa düşüncelere dalmıştı yine. Uçurumun kenarında bütün gece içi dolu bir sessizlikle oturduk. Içini kemiren şey her neyse bundan kendini sorumlu tutuyordu. Belliydi.
Onun boş bakan gözlerini kendime çevirmek, sorun her neyse üstesinden geleceğine onu inandırmak istedim. Bu dürtü beni her geçen saniye daha da çok içine aldı ama elim bir türlü dokunamadı ona. Zaten bir kez dokundum bir daha yapma cesaretini kendimde bulamadım.
Hem dediği gibi ben daha birkaç günlük bir yabancıyım, bana birşey anlatmasını beklemem bir hataydı. Kimim ki ben onun gözünde.
Yalandan bir eş?
Satılık bir gelin?
Bana yol buyunca tek kelime etmemesi son düşündüklerimden sonra içimi kemirmeye başladı,sonunda sinirlenip onu beklemeden arabadan çıkıp konağa girdim.
Zeynep'i mutfaktan elinde suyla çıkarken görünce yanına gidip elindeki bardağı aldım,zeynep'i kucaklayıp odaya çıktım.
Onunla biraz dahasessizliği paylaşamazdım,o yüzden bu gece zeynep de benimle yatacaktı. Sessizliği severdim ama içi dolu olanı değil. O kadar çok düşünceyle baş başa kalmak insanın sadece hüznünü arttırır.
Zeynep suyunu içip uzandı kısa sürede uykuya daldı,kapının açıldığını duyunca gözlerimi kapattım. Içeride dolabın gıcırtısı duyuldu önce,sonra banyonun kapısı açıldı. Gözlerimi açtığımda odada yoktu. Banyonun kapısı tekrar açılınca gözlerimi hemen kapattım. Yatak yana çöktü âgah ağa zeynep'i kucağına çekip sarıldı,arası çok geçmeden nefesi düzene girdi.
Dikkatlice ayağa kalkıp dolabı açtım. Bu gece çok sıcaktı, kısa bir gecelik alıp banyoya girdim, üstümdekileri kirlilik kutusuna attığımda yere bir kâğıt düştü. Elime aldığımda sabahki kilerde bulduğum kağıt olduğunu hatırladım.
O zaman bakmaya fırsatım olmamıştı,içini açtığımda bunun bir çek olduğunu gördüm
Sıfırları saymaktan yorulacağınız bir çek
Kime yazıldığını görünce şaşırmadan edemedim
"Mehmed Karaman"
|Bölüm sonu


