Dün akşam anneme kek yapmasına yardımcı olmuştum. Yeni taşınan komşumuza gidecektik. Fakat babam işten oldukça yorgun dönmüştü. Üstüne üstlük benim burnumun malum halini görünce endişelenmiş, bir o kadar da sinirlenmişti. Hastaneye gittik, neyse ki ufak bir pansuman yaptılar ve ciddi bir şey olmadığını söylediler. Döndükten sonra da saat geç olduğu için evde kaldık.
Bugün de gözlerimi annemin sesiyle açtım. Beni çağırıyordu salondan. Hatta sesi gittikçe yaklaşıyordu. Yatağımda doğrulup etrafa baktım. Gözlerimi ovuşturdum. Elim burnuma kaydı. Hala ağrıyor gibiydi. Yoksa dün gerçekten burnumu mu kırmıştık fark etmeden? Oflayıp ayaklandım.Annemin sesi kesilmiş, ayak sesleri de uzaklaşmıştı.
"Efendim anne?" diye yanıtladım odamdan ayrılırken. Kapıyı açtığım gibi olduğum yerde donup kaldım. Kapının önünde elini kapıyı çalmak için kaldırmış bir şekilde duran Onur'u görünce gözlerim büyüdü. Daha önce neden fark etmedim bilmiyorum ama Onur bana dev adam gibi gelmişti tam o an. Boyu gerçekten uzundu. Fakat konumuz bu değil! Odama neden geliyordu? Burada ne işi vardı? Üstelik sabahın bu saatinde!
"Günaydın." deyip gülümsedi. Elini ensesine götürdü çekingen bir tavırla.
"Aslında sen uyanana kadar oturma odasında bekleyecektim fakat annen uyandırmam konusunda ısrar etti. 'Hiç olmazsa kapıyı çal. Uyanır o' dedi." sonra elini ensesinden indirip bana baktı.
"Kusura bakmayasın." dedi mahcup bir şekilde. Kafamı iki yana salladım hızlıca.
"Yok. Hayır sorun değil." biraz paniklemiştim. Alnıma düşen dağınık saçlarımı elimle çekip geriye attım. Yeni uyanmış, şaşkın bir halde yakalanmıştım kendisine. Yerin dibine girseydim daha iyiydi o an.
"Sen istersen oturma odasına geç. Ben.. ııı... üzerimi değiştirip geleyim." Konuşurken kalbimin nasıl hızlandığını söylememe gerek yok herhalde. Bana gülümseyip kafasıyla onayladıktan sonra yavaş adımlarla oturma odasına yürüdü. Kapıyı arkamdan kapatıp ellerimi saçlarıma götürdüm. Lanet olsun ki çok utanmıştım. Beni bu halde görmesi isteyeceğim en son şey olabilirdi.
Hızla gardırobuma doğru yöneldim. Dolap kapağındaki aynadan kendi yansımamı görünce utancımdan ağlayacak gibi oldum. Saçlarım darmadağındı. Hiç iyi görünmüyordum. Dolabımdan giyecek bir şeyler ararken kapım açıldı. Anında kafamı o yöne çevirdim. Annem kapı eşiğinde duruyordu.
"Uyandın mı sonunda?" derken gülümsüyordu. Kafamı salladım.
"Şu üstündekileri değiştirip gel. Karşı komşunun oğlu geldi. Seni bekliyor yarım saattir."
"Tamam geliyorum."
Birkaç dakika içinde kıyafetlerimi değiştirmiş, saçımı düzeltmiş bir halde oturma odasındaydım. Onur da koltukta oturmuş, etrafı inceliyordu.
"Bir şeyler yemez misin oğlum? Kahvaltı hazırlıyordum ben de." ilgili bir sesle Onur'a teklifte bulunan anneme baktım. Ardından Onur'a çevirdim bakışlarımı.
"Bu düşünceli teklifinizden ötürü teşekkür ederim. Fakat kahvaltımı henüz ettim. Bu nedenle aç hissetmiyorum. Burada bulunmam, sizlerin içiniz rahat bir şekilde kahvaltı etmenize mani olacak ise müsaadenizi isterim." Gülümseyerek söylediği şeyler karşısında annem tek kaşını kaldırmış bir ona bir bana bakıyordu. Annem 'bu çocuk ne diyor?' manasında kafasını sallayınca gülmeden edemedim.
"Çok resmi olmana gerek yok." Gülümserken ensemi kaşıyordum. Onun bu konuşma şekli karşısında nasıl davranacağımı şaşırmıştım.
"Bir çayla eşlik etmez misin bize?" diye sordum. Bakışlarını bana çevirdi. Kafasıyla onayladıktan sonra gülümseyip ayağa kalktı. Kafasını biraz öne eğdi. Göz göze geldik.
"Buna hayır demem." Beraber mutfağa geçtik. Annem masayı kurmuştu. Oturduktan sonra Onur anneme gülümseyip teşekkür etti. Ben kahvaltımı ederken Onur annemle konuşuyordu. Fakat onlar konuşurken arada bir bana da bakıyordu. Sonunda kahvaltımı bitirince annem masayı toplamaya başladı. Onur da çayından minik yudumlar alıyordu. Ama gözleri nedense bendeydi. Sanki özel bir şey söyleyecekti. Ya da ben öyle hissettim. Anneme masayı toplamasına yardım ettikten sonra Onur'a döndüm.Odama geçmemizin daha iyi olacağına kanaat getirdim.
"Çayını yanında al istersen. Odama gidelim." dediğimde gülümseyip ayaklandı. Çay bardağı elinde beni takip etti. Odama girdikten sonra tekrardan utandığımı hissettim. Yatağım dağınıktı ve değiştirdiğim kıyafetleri masamın önünde duran sandalyeye koymuştum. Hızla hareket edip kıyafetlerimi sandalyeden aldım. Dolabın içine fırlattığım gibi kapağını kapattım. Yatağımı da hızlıca topladım.
"Kusura bakma lütfen. Odam biraz.. dağınık.." dedim gergin bir gülümsemeyle.
"Sorun değil." diye yanıtladı beni. Yanıma doğru adımladı. Tam önümde durdu.
"Geçmiş olsun demek için gelmiştim. Dün olanlardan dolayı gerçekten kendimi kötü hissettim. Sonra elini cebine attı. Minik bir kutu çıkardı. Bana uzatıp gülümsedi.
"Geçmiş olsun hediyesi olarak düşün. Ne sevip sevmediğini bilmiyorum. En azından şimdilik." Bana uzattığı kutuyu alırken gülümsedim.
"Ne gerek vardı ya.." Gözlerimi elimdeki kutuya çevirdim. Daha dün tanışmıştık ve yanında ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilmiyordum. Bu nedenle gerici ve rahatsız edici bir hava vardı benim için. O yüzden aklıma gelen şeyle kafamı kaldırdım. Gülümseyerek konuşmaya başladım.
"Hediyen için teşekkür ederim fakat, sence de bunu yapması gereken kişi Eren değil mi?" dediğim an dişlerini göstererek gülümsedi. Ah.. ne kadar beyaz ve düzgün dişleri vardı. Hele bir de gülüşü var ki, gerçekten çok güzeldi. Minik gülücüklerinde bile kendini göstermeyi ihmal etmeyen o minik gamzesine de değinmeden edemeyeceğim.
"Doğrudur. Ben onun adına özür diliyorum senden." Elini omzuma atıp sıktı. Ardından tekrar konuşmaya başladı.
"Dün akşam annen benim anneme geleceğinizi söylemişti. Fakat gelmediniz." dedikten sonra elini omzumdan indirip konuşmaya devam etti.
"Annem size uğrayacaktı. Sen geldin aklına. Belki bir şey olmuştur diye düşündü. Fakat sizin eve gidip kapıyı çaldığında açan olmamış. Geri döndü o yüzden. Yüksek ihtimalle hastaneye gitmiş olabileceğinize kanaat getirdik. Gece rahatsızlık vermek istemedik. Bu sebepten annem bana size uğramamı söyledi. Ben de önce sana bu geçmiş olsun hediyesini aldım." bakışlarını elimde duran kutuya çevirdi son cümlesini söylerken.
"Sonra da kahvaltımı ettiğim gibi size geldim. Umarım rahatsızlık vermedim annene." deyince kaşlarımı kaldırıp kafamı iki yana salladım.
"Hayır! Olur mu öyle şey? Gelmene sevindim." deyip gülümsedim. Bunu duyduğuna sevinmiş olacak ki dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı.
"Hediyeni açacak mısın?" diye sorduğunda anlamaz bir bakış attım önce. Ardından hızla kafamı salladım. Gözlerimi minik hediye paketine indirdim.
"İzah ettiğim gibi, ne kadar beğenirsin bilmem ama en genelinden bir şey alayım dedim." Hediye paketini yavaşça açmaya başladım. Kağıdını yırtıp çıkardıktan sonra avuç büyüklüğündeki kutunun kapağına takıldı gözüm. Ufak bir kağıt yapıştırılmıştı. Üzerinde oldukça güzel bir el yazısıyla 'geçmiş olsun' yazıyordu. Notu okuduktan sonra kapağını kaldırdım. Kutunun tam ortasında bir bileklik vardı. Kenarlara da minik çikolata paketleri koyulmuştu. Kafamı kaldırıp Onur'a baktım.
"Teşekkür ederim, gerçekten hiç gerek yoktu." dedim yaptığından ötürü mahcup olmuş bir şekilde.
"Afiyet olsun. Ve.. güle güle kullan." derken gülümsemeyi ihmal etmedi. Ona o an sarılmak istedim. Fakat yapmadım. Gözlerinin içine bakarken buldum kendimi. O da gözlerimin derinlerine bakıyordu. Garip bir gülümsemesi vardı gözlerime bakarken. Hüzünlü bakıyordu sanki. Ya da yorgundu.
"Burak.." adımı duyduğumda ister istemez utandım.
"Onur..?" dedim gülerek.
"Arkadaş olmak ister misin?" diye sorduğunda kaşlarımı çattım. Neden böyle bir şey sormuştu şimdi? Arkadaş olmak için izin mi istiyordu??
"Ne?" Ağzımdan kaçıverdi bu kelime. Afallamıştım.
"Dün bizimle beraber vakit geçirdin fakat bulunduğun ortam ne kadar hoşuna gitti bilemiyorum. Benimle açık konuşabilirsin, kararını büyük bir anlayışla karşılarım. Belki de bizler sende güzel bir ilk izlenim bırakmadık." derken gözlerini odanın köşesine kaydırdı. Dünkü top olayından rahatsız ve pişman olduğu belliydi. Oysa pişman olması gereken tekrar ve tekrar yazıyorum, Eren'di.
"Ya hayır saçmalama lütfen. Çok keyif aldım." deyip elimi koluna attım. Bu hareketim bakışlarını önce elime, sonra gözlerime çevirmesine neden oldu.
"Aksine, seninle tanışabilmek için o topu suratımın ortasına yemem gerekecek olsa, emin ol yine gelir sizinle oynardım." deyip güldüm. Bu söylediğim Onur'un yüzüne geniş bir gülümseme yerleştirmişti.
"O yüzden evet.. elbette arkadaş olmak isterim." diye ekledim gülümseyerek.
"Teşekkür ederim..." dedikten sonra-
***
Canlarım! Merhabalar! Evet bölüm sonu idi. Bir tık daha ilerletip kesecektim burası daha iyi gibi geldi. Sebebini sonraki bölümlerde görürüz!
Destek olmak için oyları unutmazsanız sevinirim. Yorumlar kısmında da fikirlerinizi paylaşırsanız çok mutlu edersiniz beni ♥
