İçeriğe geç

Bir Eşcinselin Günlüğü

Bölüm 4 · 7 dk okuma

Bir Eşcinselin Günlüğü

Bölüm 4

19 Aralık

Günaydınlar efendim, günaydınlar. Tahmin et ne- off aman. Bir şey olduğu yok. Tamamen sıkıcı, tamamen boş ve sıradan bir güne uyandım. Dünkü şeylerden nasıl etkilenmişsem artık, başrolümüz rüyamda jumpscare gibi görünüp hemen kayboldu. Ne yaptıysam da bir türlü onu bir daha göremedim. Uyandığımdan beri de salon penceresinden karşıki eve bakıp duruyordum. Tık yoktu. Annem de soruyordu "Ne bu hal? Neye bakınıp duruyorsun?" diye. Dedim "Sıkıldım ya boş ver sen beni"

Kahvaltımı falan ettikten sonra dışarı, bahçeye çıktım. Kulaklığımı da yanımda indirdim tabi. Müzik dinleyip biraz kitap okurum diye düşündüm. Sürekli evlerine bakıyordum belki içeridelerdir diye. Arada bir araba geçtiğinde de "o mu geldi yoksa?" düşüncesiyle arabanın hangi yöne gittiğine bakıyordum. En sonunda ümidimi yitirip kitap okumaya daldım. Yaklaşık bir - bir buçuk saatin sonunda sandalyeme sertçe bir şeyin çarpması sonucu tökezleyip yere düşüyordum az daha. Kitaba o kadar dalmıştım ki etrafımdan bihaberdim. Kulaklığımı çıkarıp neler olduğuna baktım. Bizim çocuk bana doğru geliyordu. Yerde de bir top vardı. Kaşlarımı çattım. Eğilip topu aldım. Yoldan da konuşmalar geliyordu. "Eren salağı yavaş vur dedik sana. Öküz gibi smaç atıyorsun" dedi kızlardan biri. Demek voleybol oynuyorlardı. Eren denen çocuk da topu buraya göndermişti. Bizim çocuk beni konuşturunca ona baktım.

"Kuzenimin kusuruna bakma lütfen. Rahatsızlık verdiğimiz için özür dileriz." deyince tabi ben şok oldum. Sesi o kadar hoştu ki. Hafiften kızardığımı hissettim. Topu ellerimde tutarken o ise benim topu ona uzatmamı bekliyordu. Fakat ağzımdan ne çıksa beğenirsin? Ah tabi, benim gibi bir gerizekalıdan beklenmeyecek bir şey.

"Ben de katılabilir miyim?" dedim. NEREYE KATILIYORSUN ÇOCUK! OTUR OTURDUĞUN YERDE! Fakat ne oldu? "Elbette." deyip kabul etti. Topu ona vermeme fırsat vermeden yavaşça yürümeye başladı. Ben de peşinden gittim. Bir an duraksayınca ben de durdum. Tek elini uzattı bana doğru. "Bu arada, ben Onur" deyip gülümsedi. Elimi uzatıp elini sıktım. "Ben de Burak" diye yanıtladım onu. Gülümseyip tanıştığına memnun olduğunu söyledi. Diğerlerinin yanına gelince kızların beni izlediğini fark ettim.

"Gençler, Burak." deyip eliyle beni gösterdi. Ardından bana bakıp eliyle diğerlerini göstermeye başladı. "Burak, bunlar kuzenlerim Eren, Ezgi ve Aslı." dedi. Hepsine teker teker bakıp kafamla selamladım. "Memnun oldum" dedim. Tabi Eren yanıma geldi hemen. Tokalaştı sırıtırken.

"Hoş geldin kardeşim. Az önce için kusura bakma ya. Elimin ayarı kaçtı." deyip sırıttı. Ezgi de kollarını bağlayıp kaşını kaldırdı. "Elinin ayarına tükürsünler. Bin defa söyledik sana sert smaç atma diye. Değil mi?!" diye yanıtladı. Sonra kollarını indirip iki yana açtı. "Zaten yol daracık. Taa ebesinin yanına gönderiyorsun topu." diye ekledi kaşlar çatık bir şekilde.

"Tamam, tamam affedersiiinn" derken kafasını kaşıyordu mahcup bir şekilde Eren. Aslı ise benim gelişimden pek memnun değil gibiydi. Hiç konuşmuyordu.

"Hadi başlayalım o zaman isterseniz." dedi Onur. Herkes yerini aldı. Gözleri benim üzerimdeydi. Topu havaya doğru fırlatıp parmaklarımla karşı tarafa gönderdim. Aslı'nın olduğu yöne. Belki ortam daha da yumuşardı?

Yaklaşık bir saatin sonunda mola vermeye karar vermiştik. Ben yol kenarında, çimlerde oturuyordum. Eren de yanıma oturmuş kolunu omzuma atmıştı. "İyi yorulduk he." deyip bir şeyler anlatmaya başladı. Fakat benim gözlerim biraz ileride oturan Onurdaydı. Eline almış olduğu ufak bir çubuğu toprağın üzerine sürtüyordu. Saçları alnına düşmüştü. Dalgın bir ifadeyle yere bakıyordu. Bir süre sonra derin bir nefes verip kafasını kaldırdı. Sol tarafına, yola baktı. Ardından bakışları bize kaydı. Gözlerimiz buluşunca kalbim tekledi bir an. Bana gülümsedi. Tekrardan yere bakıp elindeki çubukla toprağa şekiller çizmeye devam etti. Yaklaşık 10 dakika öncesinde Aslı denen kuzeni su içme bahanesiyle eve geçmişti fakat geri gelmemişti. Ezgi de onu kontrol etmeye gitmişti biz otururken. Ezgi kapıdan Onur'a seslenince hepimiz oraya baktık.

"Onur. Annen markete gitmeniz gerektiğini söylüyor. Yemek yapacaklarmış eksik var." Onur elindeki çubuğu yere bırakıp ayaklandı. Eren de homurdanıp elini omzumdan çekti. Ayağa kalktı. Onur ellerini silkeledikten sonra bana döndü. Henüz kalkmamıştım ve bana doğru gelip kalkmam için elini uzatır diye düşünmüştüm o an.

"Tanıştığımıza memnun oldum tekrardan. Keyifli vakit geçirdim şahsen. Umarım sonra tekrardan görüşebiliriz." deyip gülümsedi. Yerdeki topu alıp eve doğru yürüdü.

"Görüşürüz Burak!" deyip güldü Eren de. Onur'un peşinden gitti. Ben ise arkalarından izledim. Kısa bir süre sonra kalkıp bahçeye döndüm. Kitabımla kulaklığımı aldıktan sonra eve geçtim. Fakat dalgındım. Şimdi de odamda müzik dinliyor ve bu satırları yazıyorum. Başka da bir şey yok. Annem beni konuşturdu eve gelince. Kimlerle oynadığımı sordu. Yeni komşumuz olduğunu söyleyince heyecanlandı. İçeride kek yapıyor şu an. Beni de çağırıyordu ben bunları yazarken. Şimdilik gitsem iyi olur.

---

Annemle kek yaparken biraz sohbet ettik. Yeni arkadaşlarım mı diye sordu. Henüz birbirimizi tanımadığımızı, arkadaş olduğumuzu düşünmediğimizi söyledim. Fakat o an ismimi duydum. Erenin sesiydi? Ve beni çağırıyordu? Tabi, birkaç saat geçmişti ben olanları yazıp anneme yardım ederken. Annemle bakıştık. Kaşlarımı çattım, sese dikkat kesildim. Evet, gerçekten de Eren sesleniyordu. Mutfaktan ayrılıp kapıya yöneldim. Kapıyı açtığım gibi elini kaldırmış, kapı girişinde bekleyen Onur'u gördüm. Kalbim tekledi tekrardan. Gözlerim büyüdü. Gülümsedim hafiften. Ezgi'nin sesi geliyordu arka planda.

"Anırıp durmasana. Onur gitti zaten çocuğu çağırmaya." diyordu çünkü Eren ısrarla ve yüksek sesle, ismimi söylemeye devam ediyordu. Buna içten içe gülmüştüm.

"Ben de kapıyı çalmak üzereydim." deyip gülümsedi Onur bana.

"Tekrar voleybol oynayalım dedik. Seni de çağırmak istedim. Malum buraya taşındığımıza göre komşumla da tanışıp vakit geçirmek isterim." diye ekledi . Buna içten içe sevindim. Gülümseyip kafamı salladım.

"Teşekkür ederim. Tabii, oynamak isterim ben de."

Beraber yola doğru yürüdük. Birkaç saat voleybol oynadık. Tabii Aslı yoktu bu sefer. Bir saatin sonunda Ezgi eve geçti. Biz o sırada devam ettik. Su içip geri geldi. Çok keyifli geçiyordu. Fakat sonra.. Eren'in smaç atışı, topun suratıma yapışması ve dengemi kaybedip yere düşüşüm. Burnumun kırıldığını hissettim resmen. Suratım yanıyordu. Ellerimle yüzümü kapatıp ovuşturmaya başladım yavaşça.

"Burak!" diye endişelenip yanıma geldi Ezgi. "Bir şey oldu mu?" diye sordu. Elini sırtıma koydu. Eren ise affedersin deyip duruyordu. Elleriyle ağzını kapatmıştı. Sol yanıma gelip çömeldi. Onur da karşıma çömelmişti.

"Ellerini çek yüzünden. Bir şey oldu mu bir bakayım." dedi. Bileklerimden tutup yanlara doğru çekti ellerimi. Sonra yüzüme baktı. Ben ise gözlerine baktım. Yüzüm aldığı darbeden zaten kızarmıştı. Onur'un bu kadar yakın olmasından daha da kızarmıştım. Burnum deli gibi sızlıyordu. Üst dudağımda bir ıslaklık hissettim. Onur da dudaklarını büktü yana doğru. Kolumdan kavrayıp beni kaldırmak için yardımcı oldu. Tabi o sırada kafamı öne eğdirdi.

"Burnun kanıyor." dedi sakin bir tonda. Bunu duyunca yüzümü buruşturdum.

"Burnunu iki taraftan sık." deyince parmaklarımla iki yandan bastırdım. Yavaşça ayağa kalktım. Kafamı kaldırmak istediğimde bir eliyle tekrar ve nazikçe başımı eğdi. "Kafanı kaldırma." dedi. Kaldırmadım. Onların evine doğru yürüdük. Ezgi ise eve fırladı. Bahçelerine geçtik. Onur beni durdurdu. Çömeltti. Çeşmeyi açtı.

"Sil burnunu... Yıka elini... Burnuna su alma... Sadece sil." dedi. Dediklerini yaptım. Ezgi elinde peçeteyle geldi. Onur da çeşmeyi kapattı. Peçeteyi Ezgi'den aldım. Kanayan burun deliğimi tıkadım. Derin bir nefes verip göz devirdim. Bahçenin köşesine çevirdim bakışlarımı.

"Özür dilerim. Gerçekten." deyip duruyordu Eren de. Ben de kafamı sorun yok anlamında salladım. Onur peçeteyi çıkarmamı söyledi. Peçeteyi çekip biraz bekledim. Kanamıyordu. Peçeteyi birkaç kez burun deliğime bastırdım. Nokta şeklinde kan görünce rahatladım. Onur ise beni izliyordu ben bunları yaparken.

"İyi misin?" diye sordu. Gülümseyip kafamı salladım.

"Çocuğum var mı bir şeyin? İyi misin?" diye yanımıza gelen kadını görünce gülümseyip elimi bir şey yok anlamında salladım.

"İyiyim merak etmeyin." Onur'un annesi olduğunu tahmin ettiğim kadın Onur'a oğlum diye seslenip bir şeyler söyleyince tahminimde doğru olduğumu anladım.

"Hastaneye götürelim mi istersen?" derken yanımda bitti. Ezgi'den başka bir peçete aldı, burnumun altına birkaç kez bastırdı, sonra akıp akmadığını görmek için burun deliğime birkaç kez bastırıp çekti.

"Ne oldu? Nasıl becerdiniz bunu ya." diye söylendi benimle ilgilenirken.

"Eren öküzü- yani canım kuzenimiz. Bin defa uyarmamıza rağmen topa hayvan gibi vurunca böyle oldu teyzecim." diye yanıtladı Ezgi.

"Akmıyor artık. Durmuş çok şükür" deyip gülümsedi bana bakarken. Sonra Eren'e baktı. Kaşlarını çattı.

"Biraz daha dikkatli oynayamıyor musunuz?" diye sinirlendi.

"Teyze gerçekten isteyerek olmadı ya." deyip bana döndü.

"Özür dilerim. Vallahi bir daha atmayacağım smaç falan. İsteyerek olmadı." dedi gerçekten pişman bir şekilde. Ona bakıp gülümsedim.

"Sorun yok. Gerçekten." diye yanıtladım Eren'i. Ardından doğruldum. Teşekkür edip eve gitmemin daha iyi olacağını söyledim. Onur'un annesi kafasıyla onayladıktan sonra eve geçti. Diğerleri de keyifleri bozulmuş görünüyorlardı. Yanlarından ayrılıp yavaş adımlarla eve doğru yürüdüm. İçeri geçtikten sonra annem mutfaktan bana seslendi. Yanına gittim. Yüzümü görünce kaşlarını çattı. Ne olduğunu sordu. Endişelendi. Olanları anlatınca göz devirdi. Ve aynı Onur'un annesinin dediği gibi daha dikkatli oynayamıyormuşuz diye sinirlendi. Odama gidip duş için kıyafetlerimi hazırladım. Yüzüm hala yanıyor gibiydi ama daha hafiflemişti. Şimdilik bu kadar. Duş alıp çıksam iyi olur.

---

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.