İçeriğe geç

Bir Demet Mavi

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Bir Demet Mavi

Bölüm 2

2. Bölüm

Sandviçi yedikten sonra bir süre yanımdaki güllerle bakışmıştım. O anı düşündükçe yanaklarım kızarıyordu. O sırada çiçekçi teyze tekrar yanıma geldi.

“Benim çok bir işim kalmadı, hadi sen eve git.”

Gülümsedim.

“Hayır, hayır, gerek yok. Durabilirim, iyiyim. Dediğimde ellerini beline koydu.

“Olmaz öyle, hasta hasta çalıştırmam ben kimseyi.”

Kızmaya başlamıştı. Başımı sallayıp çantamı aldım.

“O zaman kolay gelsin size.” deyip çıktım.

Arkamdan gülümsediğini hissedebiliyordum.

Bugün yaşananları düşününce tekrar kızardım ama kahkaha atmak geldi içimden. Deliriyordum sanırım. Hızlı hızlı eve doğru gitmeye başladım.

••••••••

Salonda oturmuş, telefonumdan Bana Kalsa uygulamasındaki insanların neler yazdığına bakıyordum.

Ve aynı zamanda sürekli dükkâna gelen o çocuğu belki bu uygulamada bulurum diye gezinmeye başladım. Sürekli geldiği için çiçeklerle alakalı şeyler yazıyordur diye düşünmeye başladım.

Adını bile bilmiyorken onu bulmak imkânsız gibi bir şeydi. Telefona odaklandığımdan abimin gelişini bile duymamıştım. Koltuktaki yastığı kafama fırlattığında irkilip yüzüne baktım.

“Abi, uğraşamam seninle.”

Deyip bana attığı yastığı abime doğru fırlattım.

Kenara çekildiği için yastık televizyonun yanındaki vazoya çarpmıştı. Vazo saniyeler içinde yere düşüp tuzla buz oldu.

Abim bir bana, bir vazoya baktı.

“Beceriksiz.” diye söylendi.

Gözlerimi devirdim. Yerdeki kırıklara basmadan yanıma gelip oturdu. Telefonumu kapatıp yanıma koydum. Yazılarımı şimdilik görmesine gerek yoktu.

Abimin gözünden kaçmamıştı. Kaşlarını havaya kaldırdı. Gözlerini üzerime dikti.

“Hayırdır, manitan mı var?”

Sorgulayıcı bakışlarıyla bakıyordu.

Başımı iki yana sallayıp:

“Ne alakası var şimdi?” dedim.

Abim ise dirseğini koltuğa yaslayıp

konuşmaya başladı:

“Bilmem, sen söyle?”

Gözlerimi devirdim.

“Abi, kafanda kurmuşsun, benden hesap soruyorsun.” deyip yüzümü kırık parçalara çevirdim.

Abim ayağa kalktı.

“Abinim ben senin, tabii ki de hesap soracağım.”

Deyip kapıya doğru yürüdü. Kapıdan çıkmadan arkasını dönüp:

“Buraları toplamayı unutma, minik kardeşim.” deyip göz kırptı ve yukarı kata çıkmaya başladı.

Oflayıp ayağa kalktım. Parçaların üzerine basmadan salondan çıkıp süpürgeyi aldım. İlk başta büyük parçaları elimle toplamaya başladım.

Bu vazoda, işe başladığım ilk hafta anneme yaptığım buket çiçeklerle doluydu. Çiçekler kuruyunca annem çöpe atmıştı. Bana kalsaydı, kuruyan çiçekleri saklamayı düşünüyordum.

Son büyük parçayı alırken vazonun keskin parçası elimi kesmişti. Dişlerimi sıktım. Gözlerimi merdivene çevirdim. Abim yardım etme tenezzülünde bulunmamıştı bile.

Gözlerimi tavana diktim. Kendimi sıkmasam şuracıkta oturup ağlardım.

Elimi umursamadan yeri süpürmeye başladım. En çok da canımı ilgisizlik yakıyordu. Annem babam ilgisizdi ama abimin de onlardan çok farklı kalır bir yanı yoktu. Çoğu zaman üşengeçlik yapar, her şeyi bana bırakırdı.

Kırık parçaları topladıktan sonra elimi yıkayıp yara bandı yapıştırdım. Abimin odasının kapısı aralıktı, yine bilgisayardan oyun oynuyordu. Hiç seslenmeden odama geçtim. Yatağıma geçip bilgisayarımı açtım ve Bana Kalsa uygulamasına girdim.

Burada yazıları okumak bana iyi geliyordu. Bu şehre yeni taşınmıştık. Normalde İzmir’de yaşıyorduk ama ailem küçük bir şehre taşınmak istedikleri için Manisa’ya taşınmıştık. Sakindi, sessizdi. Hep aradıkları yerdeydik.

Uygulamadan bildirim geldiğinde tıkladım. Birisi, yazdığım “Çiçekleri zamanla biz onarırız, çabalarız ki eskisinden de güçlü olsun.” sözüme karşılık vermişti.

“Bazen çabalamak da yeterli olmaz, sevgi de gerekebilir.” yazmıştı.

Kaşlarımı çattım. Profili gördüğümde bunun önceki sözümü yanıtlayan kişi olduğunu fark ettim. İkinci kez sözümü yanıtlıyordu.

Hesabına tıkladım. Kullanıcı adı @gülüsevdimdikenibattı idi.

İçimden “Ne alaka?” diye geçirdim. Birine sevgi gösterirsen o kişi neden sana dikenlerini çıkarsın?

Bilgisayarı kapatıp komodinin üzerine koydum. Kafamı yastığa koyduğumda tavanla bakışıyordum. Kafamın karıştığı evreye gelmiştim. Bazen neyin doğru olduğunu anlayamıyordum.

Düşünceler beni yiyip bitirmesin diye kendimi uyumaya zorladım.

Madem dikenli bir gül sevdin, dikenlerine de katlanırsın…

•••••••

Bazen yeni şeyler denemek sandığımız kadar kötü olmayabilir. Bazen işin içinden çıkamayacağımızı düşünebiliriz. Bataklık gibi karamsarlık bizi içine çekebilir. Ama ben kendimi çiçeklerde renk buldum. Boş bir sayfaya renkler denemeye başlamışım gibi hissettim. Bazen de bizi mutlu eden şeyleri çok uzakta aramamak gerekiyordur.

Gönder tuşuna basıp telefonu cebime koydum. Bu sefer sabah erkenden çıkıp gelmiştim, şimdi ise saat öğleden sonraydı. Tezgahtaydım ve sandalyede oturuyordum. Gülperi teyze, dünkü halimden dolayı sandalyeyi kaldırmamıştı ama eminim ki birkaç güne kaldıracaktı.

Dükkâna yirmi beş, otuz yaşlarında biri girdiğinde gülümseyerek yerimden kalktım. Üzerinde damatlık vardı ve çok heyecanlı duruyordu. Heyecanını, alnında boncuk boncuk oluşmuş terlerden anlayabiliyordum.

Gülümseyip tezgâhın önüne doğru geldi.

“Kırmızı güllerden oluşan kocaman bir buket yapabilir misiniz?”

Başımı aşağı yukarı salladım.

“Tabii ki.”

Kenara geçip beklemeye başladı. Ayaklarıyla ritimli bir şekilde yere vuruyordu. Damatların bu şapşal halleri beni güldürüyordu.

Çiçekleri hazırladıktan sonra damat hemen ayağa kalktı. Çiçeği çok beğenmiş olacak ki kocaman gülümsedi. Ücreti söylemeden bir miktar, hatta fazladan para verdi.

“Kolay gelsin, çok güzel olmuş.” diyerek çıktı.

O kadar heyecanlıydı ki cam kapıyı görmeden çarpacak sanmıştım.

Damat bey gittikten sonra Gülperi teyze sallana sallana arka bahçeden geldi. Dizlerini tutuyordu. Hemen yerimden kalkıp Gülperi teyzenin koluna girdim.

“Çiçekçi teyzem, sen dinlen. Ben yaparım.”

Gülperi teyze nefes nefeseydi ama bir işe başladıysa o işi kendi bitirirdi.

“Olmaz. Ben başladım, ben bitireceğim.”

Ne diyeceğimi bilemedim. Şu inadını bir kırsa çok daha iyi anlaşacaktık.

Gülperi teyzeye su getirdim. Gülperi teyze suyunu içerken ben de yere çömelmiştim. Bakışları bana döndü. Süzdü.

“Yok mu senin de yamuklun? Baksana, millet evleniyor, geliyor çiçek alıp götürüyorlar. Yok mu sana da çiçek alan?”

Bu lafına karşılık güldüm.

“İlahi teyze, çok çiçek istesem yaparım burada. Erkeğe ne gerek var? Yok benim yamuklum.”

Gülmeye devam ettim. Gülperi teyze gözlerini kıstı.

“Nasıl yok ya? Geçen dükkâna gelen çocuktan sonra betin benzin attı.”

Gülüşüm dondu kaldı. Bu kadın serada çiçeklerle ilgilenmek yerine beni mi dikizliyordu?

Tükürüğüm boğazıma kaçtı. Resmen tükürüğümde boğulacaktım.

“Yok teyzem, ne alakası var? O gelmeden abim telefonda sinirlendirmişti beni.”

Biliyordum ki kurduğum küçük yalan düzeneği Gülperi teyzeyi inandırmazdı. Ve tahmin ettiğim gibi de inanmadı.

“Tabii, tabii. Öyledir.”

Deyip suyunu içmeye devam etti.

Yanaklarımın kırmızı gül kadar kızardığına yemin edebilirdim.

Kolumdaki saate baktım, 16.22’ye geliyordu. Ve tam o sırada dükkânın kapısı açıldı. Gülperi teyzenin de benim de bakışlarımız gelen kişiye kaydı.

Bu oydu.

Şaşırmadığım şekilde yine gelmişti. Neredeyse her gün geliyordu.

Ayağa kalktım. Gülperi teyze yavaşça ayağa kalkıp bana seslendi:

“Ben dükkânın ön tarafındayım, oradaki çiçeklere bir bakayım.”

Deyip dükkândan çıktı.

Bakışlarım karşımdaki çocuğa döndü. Sevecen bir sesle:

“Buyurun, size nasıl yardımcı olabilirim?”

Hafifçe gülümsedi. Bana karşı biraz daha bozulmuş buzdolabı olmaya başlamıştı. Buzdolapları bozulmaya başlayınca eskisi kadar soğuk olmazlar.

“Bir demet kırmızı gül alabilir miyim?”

Dediğinde gülümseyip:

“Tabii ki.”

Deyip hemen çiçekleri ayarlamaya başladım.

Bu topladığım çiçeklerin dikenleri vardı. Aklım bir anlığına dünkü sözlere gitmişti.

Dikkatim birkaç saniyeliğine dağılmıştı ve bu da elimin dikenlere batmasına sebep olmuştu. Tam olarak da vazodan dolayı kestiğim kısma denk gelmişti. Ağzımdan hafifçe bir inilti çıktığında yara bandının üzeri kan olmuştu, kan yara bandından taşmıştı.

Önümde bir hareketlenme hissettiğimde bakışlarım ona döndü. Cebinden mendil çıkardı, bana doğru yaklaştı. Elini tereddütle kaldırdı. Gözlerime doğru baktı.

“Dokunabilir miyim?”

Başımı aşağı yukarı salladım.

Elimi eliyle tuttu ve peçeteyle parmağıma baskı uyguladı. Bir süre bekledi. Ellerinin sıcaklığını hissedebiliyordum.

Kalbim onunla bu kadar yakın olduğumuz için hızlanmıştı. Kokusunu alabiliyordum. Parfümü ağırdı ama çekici bir kokusu vardı.

Bakışlarım gözlerine kaydığında onun bakışlarının bende olduğunu gördüm. Parmağımdan peçeteyi çekip parmağımdaki yara bandını çıkardı. Bunu yaparken yara bandının etkisiyle canım acımıştı. Yüzüm buruştuğunda bu sefer parmağıma doğru üfledi.

Cebinden çıkardığı yara bandını açıp parmağıma yapıştırdı ve geri çekildi.

Sadece:

“Teşekkür ederim.”

diyebildim.

Şu an onunla konuşmam bile mucizeydi. Heyecanlanmıştım ve ne yapacağımı bilememiştim. Dikkatimi tekrar çiçeklere vermeye çalıştım.

Hızlıca çiçeğini hazırladığımda parayı

sormadan tezgâha bıraktı.

“İyi günler.”

Deyip gülümsedi. Arkasını döndüğünde, nereden geldiğini anlamadığım bir cesaretle ona seslendim:

“Bekle, adın ne?”

Yerinde durdu. Arkasını dönüp gözlerime baktı. Gülümsedi.

“Kuzey. Seninki?”

Gülümsedim. Hatta onun aksine daha büyük gülümsedim.

“Gökçe.”

Başını aşağı yukarı salladı.

“Tanıştığıma memnun oldum, Gökçe.”

Dedi ve tekrar arkasını dönüp kapıyı açtı.

O çıkmadan:

“Ben de memnun oldum.”

dedim ama duyup duymadığından şüpheliydim.

Yanaklarım alev almaya başlamıştı. Kendimi sandalyenin üzerine bıraktım. Parmağıma yapıştırdığı yara bandına baktım.

Kendi kendime: “Bu yara bandını hep saklayacağım.” dediğimde Gülperi teyze konuşmaya başladı: “Sakla, sakla. Yarın bir gün çocuklarınıza gösterirsin.” Kafamı hızlıca kaldırdım. Gülperi teyzenin ne zaman geldiğini anlamamıştım.

Gülperi teyze sera kısmına gitmeden gülerek bana baktı. “Sen bu çocuğa âşık olmuşsun ama haberin yok.” Deyip gitti. Yutkundum.

İçimden bir ses, yaz tatilimin çok güzel geçeceğini söylüyordu.

💗💐

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.