16 Ocak.. öğlen Lily;
Bacak açma egzersizleri hakkında çalışma yapıyorduk ama, ben dışarıda dersin bitmesini bekliyorum çünkü, eğitmenimiz benim bacaklarım titrediği için beni kovdu. Eğitmeni suçlamıyorum. Haklı, sonuçta bacakları titreyen kişi bendim. O değildi. Bacaklarımın titremesine neden olan da...bendim.
Ders bir kaç dakika sonra bitti ve çok şükür ki, yemek arasına girmiştik. "Aradan sonra alıştırma yapacağız, şimdi gidebilirsiniz." Eğitmenin son sözlerinden sonra ayağa kalktım ve Sara'nın yanına geldim. Arkasından gelip omzunu hızlıca tutuşumla sıçradı ve bana doğru dönünce rahatladı. "Lily, korkuttun beni. " Hafif bir şekilde gülümsedi "Kusura bakma. Beni gördüğünü sandım." Bende aynı gülümsemeyle karşılık verdim. "Sara, vaktin varsa biraz konuşabilir miyiz?"
"Burada kimse yok söyle ne söyleyeceksen." Aslında Sara'ya bu görevi verme konusunda kararsızdım ama başka tanıdığımda yoktu. Yine de üstü kapalı halletmeliydim. "Şey Sara," cebimden mektubu çıkartıp ona uzattım. "Bunu ben ölünce Naomi'ye verir misin? İçine bakma ama olur mu?" Mektubu yavaşça alıp anlamaz bir şekilde suratıma baktı. "İyide bu ne demek şimdi? Yani sen ölünce vermek mi? Lily hiç bir şey anlamıyorum dediklerinden."
"Boşver sen oraları, sen sadece benim dediğimi yap. Eğitmene de hasta olduğumu söyle ben eve gidiyorum." Arkamı dönüp hızla oradan uzaklaştım ve yürüyüşümü hızlandırıp kurstan çıktım.
✧*。✧*。
25 Ocak ... Günümüz ...
- Naomi Camphell -
Anlamaz bakışlarla hesap sorar gibi sordum. "Lily ile ilgili ne biliyorsan anlat! Ne demek en büyük kabusum?"
"O gece yaptığım şeyden sonra gece rüyalarıma sürekli kabus olarak girmişti. Lily, her gece rüyama giriyor ve her gece aynı soruyu sorup benim ter içinde uyanmama sebep oluyordu. Her gece kabusumda "Neden bana yardım etmedin?" diyordu." dedi. Cinayeti işleyen o muydu? Ama neden Lily ondan yardım istesinki o zaman? "Açık konuş, bana her şeyi anlat." dedim ama o korkudan gözlerini fal taşı gibi açmış uzaklara dalıp gitmişti.
"Lily'nin cinayeti ile ilgili çoğu şeyi biliyorum." dedi ve anlatmaya başladı. "Cinayetin işlendiği gecenin sabahında Lily beni evine çağırdı. Bana o gece barda öpüstükleri adamın bende kaydının olup olmadığını ve o kişinin ismini sordu."
Öpüştükleri mi? Bekle ne? İşler benim anlamadığım yere geliyor.
"Nasıl öpüştügü? Neden öpüştüğü adamı soruyor? Çok fazla soru var?" dedim. Vincent kendi kafasında aynı benim gibi olayları çözmeye çalışıyordu ve "Öpüştüğü adamla yaşadıklarını biliyorsan bize o anı da anlatır mısın?" dedi.
Breandon biraz düşündükten sonra cevapladı. "Cinayetten önceki gece Lily bizim mekandaydı. İçki içerken yanına biri geldi ve flörtleştikten kısa bir süre sonra Lily o adamla birlikte olmak için başka bir mekana geçti ve mekandan çıkıp gittiler. O gece ne yaşandıysa Lily az önce de dediğim gibi beni evine çağırdı. Benden kayıt tuttuğum için o adamın bilgilerini en basitinden adını istedi, hatta yalvardı. "Brendon, lütfen. Başım belada yardımına ihtiyacım var" dedi. Ama ona yardım etmedim. Çünkü bilgileri vermek yasaktı ve eğer bilgileri verirsem bende ölecektim. Bu yüzden bilgileri veremedim ve polisler geldiğindr işten atılmayım diye bütün kayıtları yaktım."
Brendon sadece kendini düşünmüş o gece. Sadece işini ve kendi hayatını düşündüğünden Lily'e yardım etmemiş. "Eğer sen yardım etseydin Lily ölmeyebilirdi!" diye bağırdım. Adam ise mahçup bir şekilde "Biliyorum ama yapamazdım." demekle yetindi. Brendon beni umursamadan üzgün ve pişman gözlerle işine döndü.
Ben ise sinirdenyere çöküp ağlamaya başladım. Vincent endişelenip yanıma çöktü. "Naomi! İyi misin?" Ben hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Göz yaşlarımdan önümü göremiyor, burnumu her çektiğim nefesimin azaldığını fark ediyordum. Vincent ise başımı göğsüne yaslayıp sarıldı ve başını benim başımın üzerine koyup ağlamama izin verdi. "İçini dök Naomi, bu senin suçun değil."
✧*。✧*。
Evdeki koltukta uzanıyordum. Üstümde ince bir yorgan boynuma kadar örtülmüştü. Baş ucumda endişeli bir şekilde Vincent oturuyordu. Uyandığımi fark ettiğinde derun bir oh çekti. "Neyseki iyisin, bir yerin ağrıyor mu?" Başımı olumsuz anlamada iki yana salladım. "Ne oldu bana böyle?"
"Ağlarken bayıldın bende eve getirdim seni." Bunu dediğini fark ettikten sonra oturduğum yerin karşısındaki penceresinden dışarı baktım, hava çoktan kararmıştı. "Sen daha iyi misin?"
"İyiyim merak etme." Sadece biraz başım ağrıyordu abartılacak bir şey değildi. "Sen bütün gün burada beni mi bekledin, ne zamandır uyuyorum?"
"Yani baya oldu uyuyalı, ama ben hep bekledim seni merak etme." Vincent'ın hala beni umursaması beni içten içe istemsizce gülümsetti.
Doğrulup ince battaniyeyi üstümden aldım ve oturdum. Hava çok soğuktu, yaz geliyordu ama sabahları sıcak akşamları ise dayanılmaz bir soğukluk ortaya çıkıyordu. Battaniyeyi kaldırıp Vincent'a seslendim. "Yanıma gel üşürsün." Umursamaz bir şekilde omuz silkti. "İyiyim ben böyle. Ceketim yeter bana sen iyi ol da." Vincent mavi ve yeşil karışımı gözleri ile bana samimiyetle bakıyordu. Daha sonra oturduğu yerden kalkıp üzerine bakarken bana seslendi. "Neyse ben gidiyorum şımarık geç oldu, diyecek bir şeyin var mı?"
"Nereye, kalacak bu evin var mı?" Açıkçası 10 seneyi aşkın bir süredir polislerden kaçan ve aranan birine kimsenin ev vereceğini düşünmüyordum. Zaten her zaman polislere yakalanmamak için kuytu köşe yerlerden geçiyor ve kimseye gözükmüyordu, sokağa çıkarken bile maske takıyordu.
"Ee hayır yok ama köprünün altında kalıyorum, merak etme yani." Umursamaz bir şekilde arkasını dönüp gitmeye kalkıştı.
"Buradan köprü altına gidene kadar polisler seni bulur Vincent. Sen yemek yiyor musun hem?"
✧*。✧*。
Vincent yaptığım makarnayı hızla bitirip ağzını sildikten sonra arkasına yaslandı. Yemek yapmak zaten onun gibi birine zordur, yemek bulmak ise polislerden kaçarken bu kadar zor olmamasının ihtimali yoktu. "Sen kaç günde bir yemek yiyorsun?"
"Kaç günde bir mi? Sen beni dilenci mi samdın şımarık? Tabiki de her gün yemek yiyorum. Yani yemek değilde iki üç atıştırmalık alıp yediğimden genelde pek doyumluk olmuyor hepsi bu. Makarnayı güzel yapmışsın bu arada."
"Ee polislerden kaçarken yemek bulmanın zor olacağını düşünmüştüm. Teşekkür ederim bu arada." Oturduğum yerden kalkıp makarna tabağını aldım ve mutfak tezgahının lavabosuna koydum. Mutfakta yemek masasında oturuyorduk. Onu bu soğukta ve yarınki işlerden dolayı dışarı göndermek istemediğimden makarnayı bahane ettim.
"E biraz orası öyle tabi ama o kadarda zor değil. Sonuçta kimse markete girerken kimliğimi sormuyor, zaten maskeden suratımda gözükmüyor." Vincent ellerini kafasının arkasına yerleştirip iyice arkasına yaslanırken bende tekrardan masaya oturdum. "O olaydan sonraki bütün günlerin böyle mi geçti yani?" Benim bitmez sorularımdan sıkılmıyordu. Tek sorun bu soruyu ona sorduğum için biraz suratı düştü, çünkü her zaman tetikte olmak zorundaydı ve o bunu yaşamayı hak etmemişti.
"Yani hemen hemen böyle ama her zaman değil tabi ki şımarık. Sonuçta bende kumar oynadığımdan az gelir kazanmıyorum değil." dedi gizli bir sır verir gibi göz kırparak. "Eee senin o günden sonra günlerin nasıl geçti şımarık?"
"Benim.." biraz düşündükten sonra cevap verdim. "İşe gidip geliyordum, Lily ile buluşuyordum hepsi bu. Her günüm aynıydı." Lily hayatımın bir parçasıydı onun ölmesi her şeyden kötü olmuştu. Hemde her şeyden.
"Ah be, bu arada." Pozisyonunu düzeltip bana doğru yöneldi. "Lily'le ne ara tanıştınız benimleyken Lily yoktu."
"Senden kısa bir süre sonra tanıştım onunla. Doğum günümdü, kendime pasta almak istedim. Pastane kapanalı bir kaç dakika olmuştu ve içeri girersem satış yapmayacaklardı ama Lily orada çalışıyordu. Bana pastayı verdi ve kutlayacak kimsen yoksa birlikte yiyelim pastanı, ben senin doğum gününü kutlarım dedi. O gün doğum günüm baya eğlenceli geçmişti onun sayesinde. O günden sonra da arkadaş olduk."
"Ne yani bu kadar mı? Lily hakkında hiç bir şey hissetmedin mi? Ya bu kızda çok konuşuyo şöyle yapıyor, böyle yapıyor falan demedin mi, kimki de bu benim doğum günümü kutluyor falan?"
Gülümsedim. Lily'i ilk gördüğümde bir melek gibiydi. "Melek gibiydi, bembeyaz teni, mavi gözleri ve sarı saçları öyle parlak ve iyi niyetle ışıldıyordu ki, karanlığı uzaklaştırır gibiydi. Çok samimi ve saftı. Ben ise onun tam zıttı olacak şekilde berbattım."
"Vay be," Vincent şaşırmış gibi yapıp cümlesine devam etti. "Senin için neden bu kadar önemli olduğu anlaşıldı. Sen hala dövüş yapıp bahis topluyor musun?"
"Tabiki de! Hatta bunun için işten kovuldum." dedikten sorna hafiften kahkaha atarak gülmeye başladım. "Ne? Neye gülüyorsun lan bunun yüzünden nasıl işten kovuldun?" Vincent merakla cevabımı beklerken gülüşümü durdurup konuşmaya devam ettim. "Patronum bir gece bahis yaptığım yere geldi ve benim karşımdaki adama bütün parasıyla bahid oynadı. Adam yenilince bütün parası gitti tabi. Beni de işten kovdu bu yüzden. Belgelere de kovulma nedenime ek iş yapması yazmış." Vincent ve ben bu duruma kahkahalarla güldükten bir müddet sonra Vincent kendini düzeltti.
"Tamam tamam yeter bu kadar gülmek, yarın ne yapacagız onu söyle."
Vincent'ın söylediklerini düşünüp cevapladım. "Yarın Lily'nin evine gidip bir kaç ipucu almamız lazım."
"Ama polisler eve girmesini yasakladı nasıl gireceğiz evin içine?"
"Hırsız olan sensin, bunu senin bilmen lazım." dediğimde pis pis sırıttı. "Tabiki de pencereden gireceğiz." dedi kendinden emin bir şekilde. "O nasıl olacakmış? Hem çevrede polisler var diyorsun hemde pencereden gireceğiz diyorsun." Oturduğu yerden kalkıp mutfağın içinde turlamaya başladı. "Polislerden biri olarak. Lucius diye bir tanıdığım var. Polis ve çok iyi bir eleman bu yüzden ilk öncelikle emniyete gitmemiz lazım."
"Sen delirdin mi? Polislerde kaçarken nasıl emniyete gireceksin?"
"Ben değil sen gireceksin zaten içeri, Lucius'un odası en üst katta koridorun sonunda. Onu ikna edip yanıma çağırdın mı bu iş tamam. Zaten yeni bi polis olduğu için yeni davalara bakıyor, yani eminim ki Lily'nin dosyası hakkında bir şey biliyordur. Ek bir bilgi olarakta, kendisinin pek fazla işi olmaz polislikte, memur gibi bir şey bu yüzden iş yerinden bizim için izin alabilir."
İşte bu çok iyi oldu!