15 Ocak... Bir hafta önce...
-Lily Lover-
"Brendon!" Tezgahın arkasında duran Brendon'a seslendim. "Her zamankinden." Buraya her zaman gelir her zaman aynı içkiyi içerim. Çünkü burada beni kimse tanımıyor ve yargılamıyor. Yanlış anlaşılmasın herkes beni yargılıyor ve karışıyor demiyorum, ama sadece bir kişi dışında kimse bana değer vermiyor. Ailem bile... Babamı hayal meyel hatırlıyorum. Beni bırakıp gittiğinde, sadece on yaşındaydım. Annem ise babamdan bir kaç hafta önce evi terk etmişti. Babamda bunu öğrenince gitti. Beni ise anneannem büyüttü, o da bir yıl önceye kadar öldü zaten...
"Yine dalgınsın Lily," dedi Brendon. Yanıma gelip içkiyi masaya koyduğunu bile duymamıştım. "Bir sorun mu var?" Brendon orta yaşlı bir adamdı ve beni anlıyordu ama çokta değil. "Aslında yok ama bilmiyorum. Hayatımda sadece bir kişi var. Şüphesiz beni herşeyimle seven tek bir kişi. Neden? Neden başkaları da öyle olup benimle konuşmuyor."
"Aslında, eğer bir kişi seni gerçekten seviyorsa, bin kişiye bedel demektir." Brendon gülümsedi ve içkiyi bana uzattı. "İçsene." Bana doğru uzattığı içkiden bir yudum aldım. "Haklısın, Naomi ile devam etmeliyim. Çünkü o gerçekten çoğu zaman bin kişiye bedel."
Mekanın kapısı gürültü ile hızla açıldı. Bu gürültü ile herkes susunca içeri girip mekanın kapısını kapattı. Yağmurdan dolayı ıslanmış, saçından tutun ayağındaki ayakkabıdan bile su akıyordu. Yanıma gelip oturunca herkes tekrar konuşmasına devam etti. Anlının üstüne düşmüş siyah ıslak saçları suratından, boynunun aşağısına akarken bir anlığına başını çevirince kemikli suratı ve gri gözleri benimle buluştu.
Brendon "İsteğiniz nedir?" diyince çenesinin ucuyla içkimi işaret etti. "Kızın içkisinden istiyorum." Neden benimki? Galiba gözüne içkim garip gözüktü ve merak etti. Brendon içkiyi hazırlamak için arka tezgaha giderken ona döndüm ve baştan aşağı süzdüm. Simsiyah kısa, kapüşonlu bir yağmurluk siyah tişörtü ve panolonu onu baştan aşağı siyah yapıyordu. Aynı boyda değildik. O benden uzundu. Sadece masanın üstüne eğildiği için göz göze gelebiliyorduk.
"Şey..." dedim çekinerek. Yanaklarımın yandığını şimdiden hissediyordum. "Belki merak ettiğiniz için benim içkimden istediniz ama biraz ağır bir içki, bir yudumu bile sizi düşürebilir. Ben sadece alışkınım." Geniş omuzları ve kaslı vücuduna baktım. "Tabi senin gibi güçlü biri için belki çocuk oyuncağıdır."
"Meraktan değil, sadece senin gibi biri ile ve senin içtiğin içkiden içmek istedim." Gülümsedi. "Eğer sende istersen." Hafif boğuk sesi onu daha etkileyici yapıyordu ve gri gözleri bana baktıkça bir şeyler, bir şeyler değişiyor gibiydi. "Benim gibi biri mi? Neden ben?" Benimle flört mü ediyor yoksa bana mı öyle geliyor?
"Senin gibi beni etkileyen, içimde bir şeyleri değiştiren gibi." Evet, galiba flört ediyor. "Çok naziksin ama bana insanlar dikkat etmez. Yani, ne beni seven çok kişi var, ne de öyle sevilecek çok iyi yanlarım ya da param. Hiçbiri. Bazı insanlar bile vücuduma bakmaktan suratıma bakamıyor."
"Beyaz tenli birisin. Mavi gözlerinin içinde koyuluk var, sarı saçların yüzüne vuruyor ve bu senin hoşuna gittiği için suratından çekmiyorsun. Sol gözünün altında küçük bir ben var. Sarı saçların kaşların ile örtüşmüyor ama sana yakışıyor. Kuru dudakların toz pembe ve normal pembe renklerinde. Alt dudağın daha büyük. Suratında, yanaklarında ve burnunda olan çilleri makyaj ile kapatmışsın ama bazı yerlere tam yayılmamış." Gerçekten suratımı incelemiş... "Gerçekten çok etkileyici birisin."
"Flört mü ediyorsunuz?"
"Hayır, ne hissediyorsam onu söylüyorum."
Derin bir nefes aldım. Tacize mi girer bilmiyorum ama benimle ilgilenmesi hoşuma gitti ve etkileyici bir yakışıklılığı var. Adını bile bilmediğim bu adamla gerçekten vakit geçirmek isterim. "Adın ne?" Aklımdaki soruyu o sordu. "Ben... Lily, Lily Lover." Bunu dedikten sonra içkiden bir kaç yudum aldım.
Elini uzattı. "Memnun oldum." Elimi onun uzattığı elinin üstüne koydum. Elimi yavaşça dudağına götürdü ve dudaklarını hafifçe elimin üstüne bastırdı. Elimi utancımdan geri çektim. "İçkimizi bitirdikten sonra bir yere gidelim mi?" Suratına eğilip fısıldadım. İçkinin etki ettiği sarhoşluk onun suratını zar zor görmemi sağlıyordu. O da aynı şekilde sırıtarak suratıma doğru eğildi. "Biraz hızlı gitmiyor muyuz Lily?" Eli yavaşça belimi sararken kolumu ıslak kıyafetine aldırmadan omuzlarına attım.
Yeni tanıştığım bir adama bu kadar hızlı bağlanmam normal değildi ama umrumda da değildi. Artık hiç bir şey umrumda değildi. Suratım iyice onunkine yaklaşırken sıcak nefesi dudaklarını üfledi konuşurken "Bence içkileri beklememeliyiz." Dudaklarımızın değmesine ramak kalmıştı.
*.✧*.✧
"Nereye gidiyoruz?" Araba şehrin dışına ilerlerken başımı çevirip ona baktım. O bana bakmadı çünkü yola bakmak zorundaydı. "İleride bir otel var, orada daha rahat ederiz diye düşünüyorum." Başını çevirip gülümsedi. "Ama senin evine gitmiyor muyuz?"
"Ailemle mi tanışmak istiyorsun? Kusura bakma, hâlâ ailemle yaşıyorum da."
"Sorun değil." dedikten sonra sorusunu yöneltti. "Yanlış anlamazsan bir şey soracağım. Ben gelmeden önce çok dertli duruyordun. Derdin veya sıkıntın neydi? Bana anlatabilirsin."
"Derdim şu ki çok yanlızım. Yanımda sadece Naomi var tek dostum o. Çok arkadaşım olsada o onlardan farklı ve diğerleri de ondan farklı. Ondan başka dostumun olmaması beni üzüyor. Zaten annemle babamda yok." Elini bneim dizimin üzerinde duran elimin üstüne koydu ve gülümsedi. "Ben seni anlıyorum bir tanem."
Bir yandan mutluydum ama bir yandan da yanlış veya doğru mu yapıyorum emin değilim. Onun adını bile bilmiyorum, ve daha yeni tanıştık. Yani işlerin bu kadar hızlı ilerlemesi normal miydi? Ve nedensiz...içinde beni huzursuz eden bir şey var. Onun bununla bir ilişkisi var mı bilmiyorum.
Araba yavaş yavaş durmaya başladı. "İşte geldik." Arabayı park etti ve arbadan inip benim kapımı açtı. Gülümsedim. "Gerçekten gerek yoktu." Yapma be der gibi dudağını büzdü. "Yapma ama biz sevgiliyiz." Evet adını bile bilmediğim bir adamla sevgiliyim.
Arabadan inip otele doğru yürüdüm. Otel güzel bir otel hariç herşeye benziyordu. "Burası mı?" O arkamdan gelirken soruma cevap verdi. "Evet." Yanıma koşar adımlarla gelip kolunu omzuma attı ve beni kendine doğru çekti. "Eski bir otel ama güzeldir. Bayılacaksın."
İçeri girerken direk karşıda resepsiyon görevlisi vardı. Buraya pek fazla kişi gelmiyordu galiba. Çünkü görevli bile orta yaşlı, atletli ve şort ile gezen bir adamdı. Onun kolunu sıkıca tuttum. "Burası tekin bir yere benzemiyor. Başka bir yere gitsek." Ona karşı fısıldarken o rahatlatıcı bir şekilde gülümsedi. "Merak etme bir şey olmaz. Hem bizim onlarla işimiz yok ki. Bir kaç saat durup gideceğiz." Benimle birlikte resepsiyona doğru ilerlerken mırıldandım. "Haklısın."
"Merhaba," dedi resepsiyona. "Buranın bir gecelik odası var mı acaba? İki kişlik." Adam bıkmış bir şekilde "Tabi ki var." dedi. Arkasına dönüp asılı duran anahtarlardan bir tane alıp ona uzattı. "Buyrun, üst katta koridorun sonunda. Dilerseniz ödemeyi çıkışta yapabilirsiniz."
"Teşekkür ederim, kolay gelsin."
"Sağolun." Adam içeri girerken biz de bir asansöre binip yukarı çıktık. "Sen iyi misin Lily?" Bana bakarken bir soru yöneltti. "Evet iyiyim, içkiden dolayı biraz sarsıldım herhalde."
Asansör kapısı açılınca koridorun sonuna ilerleyip odaya geçtik. Oda genişti. İlk girişte bir kaç koltuk ve masa vardı hemen arkasında ise büyük iki kişilik bir yatak. İçerisi koyu renk tonları ile dizilmişti. Siyah ve kırmızı ile daha çok. Ama içeride kötü bir koku vardı, şey gibiydi o koku kan ve ceset gibi... "Burası kan kokuyor." Dememle birlikte bana döndü ve cevap verdi. "Kan mı? Yanlış koku almışsındır. Burası içki ve alkol kokar en fazla." Beni başından atmak ister gibi konuşuyordu. Çenesiyle koltuğu işaret etti. "Otursana." Koltuklardan birine geçip oturdum ve o da odanın içinde dolaşmaya başladı."Çok garip bir ortamdayız." Etrafa bakarken köşede küçük bir banyo gördüm. Banyonun karşısın da ise aynı küçüklükte bir mutfak.
Koltuktan kalkıp yatağa oturduğum an içine çöktüm. Yumuşak bir yataktı. Uyumak çok rahat olurdu. "İçki içer misin?" Ani sorusuna cevap olarak başımı olumlu bir şekilde salladım. "O zaman ben içki var mı diye bakıp geliyorum." O gülümseyip gitti.
Ben ise ucunda oturduğum yatağa kendimi attım. İyi mi ya da kötü mü yapıyorum bilmiyorum. Tavana çizilmiş çiçeklere bakarken tam karşımda tavanın bir kısmına kadar uzanan bir kan lekesi vardı. Doğrulup tavana tekrar baktım, bu da ne? Etrafa bakınmaya ve kanın nereden geldiğine baktım ama hiç bir şey yoktu. Yataktan hızlıca kalkıp etrafa baktım. Duvarlara dolaplara baktım ve son olarak yatağın yanındaki çekmeceye baktım.
Bıçaklar, silahlar...ve kesici alet ne varsa
Buradan gitmem lazım.
"Hı? Evet aynen öyle." Mutfağın içinden onun fısıltıları duyuluyordu. Yavaş adımlarla mutfağa doğru sessizce ilerledim. Parmak uçlarıma basa basa mutfağın kapısına geldim. Biri ile telefonda konuşuyordu. "Saçmalama tabi ki bilmiyor. Ne, hayır. Birazdan nalları dikecek zaten. Bilmem, eskisi gibi çocuk kaçırsak daha iyi olur. Çocukların organları daha iyi para ediyor biliyorsun. Ama bilmiyorum. Şuan bir kız avım var. Hayattan bıkmış gibiydi. Daha tanışalı bir saat falan oldu. Ya çok yanlız, ya aşk acısı var, ya da yeni tanıştığı birine güvenecek kadar mal."
Ama...ne? O bir organ mafyası mı?
Buradan gitmem gerekiyordu. Canım alınmadan.
O konuşmasına devam ederken gözlerim dolmuş bir şekilde kapıya doğru ilerledim. O beni duymasın diye parmak uçlarıma bassam da hızlı bir şekilde yürüyordum. Kapıya vardığımda yavaşça kapıyı araladım ve bir bacağımı dışarı attım. Diğer ayağımı da dışarı atacağım an gözlerimden bir yaş süzüldü. Ne aptalım, birine güvenecek kadar.
"İçkiler geldi!" Elindeki iki içki ile odadan çıkarken sesi geldi ve mutfaktan çıktı ama tabi beni görür görmez bütün o iyi niyetli adam gözlerimin önünde gitti. Beni kapıdan kaçar gibi görünce bir küfür savurdu. Hızla ayağımı dışarı atıp kapıyı kapattım ve koridorun sonundaki asansöre doğru koştum. Asansör kapalıydı ve düğmeye defağlarca basmama rağmen asansör açılmıyordu. "Lanet olsun, lanet olsun! Hadi hadi!" Titreyen sesim, parmaklarım ve bacaklarım ile bir yandan da korkudan ağlıyordum.
"Lily," arkamdan gelen sesle yavaşça başımı çevirdim. "Sorun ne? Sevgilin ile aran iyi değil mi yoksa?" Üzülmüş gibi dudağını büzdü. "Defol git! Beni kandırdın!" Asansörü beklerken cevap verdim. "Sende kandın." Asansör kapısı aralanınca resepsiyonda ki adam elindeki büyük testere ile geldi. Lanet olsun bu güne! Ölecektim bu gün.
Uzun koridorda ikisinin arasında kalmıştım. Elim ayağım birbirine dolanmış korkuyla zangır zangır titriyordu. Geriye gidip koridorun ortasında durdum. Testere çalışmaya başladı. "Seni öldürmek istemem, patronun emrine uy yeter."
Burnumdan güldüm. "Sen bu düzenbaza patron mu diyorsun?" Omzumun üztünden ona baktım. "Bence patronun tam bir ahmak!" Sinirle gri gözleri beni bulurken testere sesleri arasında emir verdi. "Öldür şu kızı."
Resepsiyon görevlisi elindeki testere ile hızla bana koşmaya başladı o kadar hızlıydı ki, düşünmeye bile fırsatım olmadı. Bir çığlıkla kenara çekilince o da hızını durduramadı ve testereli resepsiyondan dolayı fark etmediğim kişi de arkamdan geliyordu. İkisi birbirine çarpışınca kanlar ve hangisinden geldiği belli olmayan çığlıklar havada uçuştu ve et parçaları benim de üstüme gelmeye başlayınca koşarak hem oradan hemde otelden hiç koşmadığım kadar hızlı koşarak uzaklaştım.
Koşarken ağlıyordum ve kendimden utanıyordum. Bütün hepsi bir oyundu... Beni kandırdığı ve kukla gibi oynatmaya çalıştığı bir oyun... Ve hiç bir şey eskisi gibi olmayacak, çünkü o benim peşimi asla bırakmayacak. Birine güvenecek kadar aptal, onunla vakit geçirmek isteyecek kadar mal bir insanım ben!
Lanet olsun, lanet olsun, lanet olsun, lanet olsun...