Bir boşluktaymış gibi hissetmek psikolojik bir sorun sayılır mı? Bence hayır. Yoksa şu an aranan bir deli olurdum. Şakaydı. Psikologlara gidip destek alan kişilere deli gözüyle bakmam. Belki benim de destek almam gerekiyor, ondan da emin değilim.
Yataktan kalktım, rutin işlerimi bitirip aşağı indim. Annem her zamanki gibi mükellef bir sofra hazırlamış, burnuma nefis kokular geliyordu.
“Günaydınlar canım ailem.”
“Simit almaya kim gidiyor?”
“Babam.” Yunus’la ben topu babama attığımızda ben çatalımı çoktan tereyağı ile pişmiş sucuğa batırmıştım.
“Bak sen şu ufaklıklara büyümüşlerde babalarını gönderiyorlar. Yasemin’cim hadi kızım, bakkal hemen yanımızda, bir koşu gidip al gel.” şimdi babaya da hayır denmez ki.
“Tam olarak nerde?”
“Siteye gelirken bodur sıkı sıkı ağaçlar vardı ya Onun arkasında kalıyor.”
“Tamam, pekala.” isteksiz isteksiz oturduğum sandalyeden kalktım. Kısa, küçük ayakkabı dolabının üstünde kalan bozuk paraları aldım ve terliklerimi giydim.
Kısa süre içerisinde bakkala vardım. Ekmek dolabının içinden dört tane simit ve bir tane de ekmek alıp kapağı kapattım.
“Günaydın, kolay gelsin.”
“Günaydın kızım.” Kısa boylu, yanakları hafifçe sarkmış, saçları bembeyaz ve gülümsemesi harikulade bir amca vardı.
Elimdekileri amcanın eline verdikten sonra abur cubur almak için raflar arasında yürümeye başladım. İki tane de kek aldıktan sonra hepsini ödemek için amcanın yanına geri döndüm. Belli bir ücret ödeyip bakkaldan çıktım. Çıkarken rüzgar çanlarının sesini duydum. İçeri girerken onları fark etmemiştim ama şimdi başımı yukarı kaldırdığımda bir sürü çanlarla karşılaştım.
“Benim hanım yapar bunları, hepsinde el işçiliği var.”
“Çok güzeller.” tamam kabul ediyorum. Uykunun en tatlı kısmında insana bazen gürültü gibi gelebiliyor ama yine de güzeller. “Fiyatları nedir?”
“Satmayız biz bunları hangisini istersin vereyim.”
“Yok, ben öyle kabul etmem. Evet bu güzelliklerin paha biçilemez bir güzelliği var. Ama içinde el emeği var.”
“Baki amca, kolay gelsin.” diyerek biri girdi araya. Ayıp ama girilir mi araya? Bir husus var herhalde.
“Ooo Buğra kaç günden beri ortalıkta gözükmüyorsunuz.” amca biraz dedikoduyu seviyor galiba.
“Ankara’ya gitmemiz gerekti. Anneannem hastaneye kaldırıldı, bildiğin üzere diyaliz evresine yakın. İstanbul’da idi ama sevk edilmesi gerekti. Bizi de görmek istemiş. Bende kuzenleri falan toplayıp gittim. Adının Buğra olduğunu öğrendiğim kişi her bir cümlesini kurarken daha da yüzü düşüyordu.
“Allah acil şifalar versin oğlum.” Amin.
“Kolay gelsin tekrardan, ben uğrarım çanlar için.” Onların sohbeti uzun belli. Beni kahvaltı bekler. O da kaldıysa tabii…
Eve gelip kahvaltı etmeye başladım. Annem ve babam tabii ki bu kadar sürede ne yaptığımı sordu. Bende rüzgar çanlarının güzelliğinden anneme bahsettim ve annem de merak etti. Bugün sıcaklık gittiğinde annemle gitmeye karar verdik.
&
Kahvaltıdan sonra evin içinde klimanın altında oturduk. Saat 3’e gelirken deniz için hazırlanmaya başladık. Plaj çantasını da hazırladıktan sonra hazırdım. Yunus’u da alıp plaja doğru ilerledik. Dün Yunus’u almaya geldiğimde çok dikkat etmemiştim buraya ama şimdi o deniz kokusu… Büyüleyici. Kumsalın kenarında bulunan küçük bir konser alanı var. Ağaçların altında kafe-restoran birleşimi bir yer vardı.
Eminki patates kızartması enfestir.
“Yunus, sen yüzmek istiyorsan git denize. Ben seni şuradaki kafeden izleyeceğim.”
“Boğulmam değil mi?”
“Hayır, o kolluklarla boğulmazsın. Korkmanı gerektirecek bir şey yok. Bak,” diyip hafif uzağımızda kalan cankurtaran kulübesini gösterdim. “Cankurtaranlar var, bende seni izleyeceğim. Kolluklarını çıkartmak yok.” Niye şu an bana hiç güven vermiyor? Abla iç güdüsü galiba. “Tamam, dediklerimi boşver bende seninle geliyorum.” Plaj çantasını denize yakın, boş şezlongun üstüne koydum. İçinden havlularımızı çıkarttım.
“Deniz gözlüğünü istiyor musun?” başını aşağı yukarı salladı.
Elime onu da aldıktan sonra kayalık olmayan yerlerden ilerlemeye başladık. Suya alıştıktan bir süre sonra dünkü çocuklar yanımıza geldi.
“Yunus, kollukların güzelmiş.” Sonra da gülmeye başladılar. Bu elbette bir iltifat değildi.
“Teşekkür ederim.” Ah benim canım kardeşim. “Abla, hadi yüzelim.” Yüzü düştü, keyfi kaçtı ve benim de keyfim kaçtı.
“Yüzelim. Çocuklardan ters istikamette ilerlemeye çalışırken bir cümle duydum.“Şuna bakın! Ne kolluksuz yüzebiliyor ne de ablasız.” Bu sefer daha çok gülüştüler.
Boğsam mı ben bunları? Kaşındınız siz.
“Yetti ama bücürler!” sesim biraz yüksek çıkmış olabilir. Çocukların korktuğu yüzlerinden belli oluyordu. “Bir daha benim kardeşimin yakınında bulunursanız fena olur. Onunla konuşmayacak, görüşmeyeceksiniz. Eğer ki görürsem olacaklardan ben sorumlu değilim!”
Çocuklar benim sözlerimden sonra ne yapacaklarını bilemediler. Farkındayım dengim değiller. Ama benim kardeşimle dalga geçemezler. Buna izin vermem.
&
Annem ve babam yanımıza geldiler, biraz da onlarla yüzdükten sonra derim buruş buruş olmuştu ve yorulmaya başlamıştım. Şezlonga geçip oturduktan sonra üzerimde bir gölge oluştu. Başımı kaldırıp baktığımda bakkalda karşılaştığım kişiyle karşılaştım.
“Bu şezlong dolu.” Tekrardan telefona bakmaya devam ettim.
“Buraya oturmak için gelmedim. Kardeşimi tehdit etmişsin.”
“He o büc-.” Kendine gel, abisine bakarak bücür demeyeceksin herhalde çocuğa. “Sadece gözlerini korkutmak istedim ve pişman da değilim.”
“Peki niye böyle bir şeye yeltendin?” sinirli mi o biraz?
“Kardeşimle dalga geçtiler ve bunu birkaç kere tekrarladılar.”
“Onlar çocuk böyle şeyler aralarında olur. Sen niye bu işe karışıyorsun?”
“Belli ki sende buna dahil olmuşsun. Yanımda ne işin var?”
“Bana bak yeni kız! Sen kardeşini düşünüyorsan bende kardeşimi düşünüyorum. Haddini aşma.”
“Kardeşine söyle sen bu lafları. O kendisi haddini bilmiyor. Kardeşimle dalga geçtiler diyorum. Ona insanın öğrenmediği şeyler için dalga geçmenin zorbalık olduğunu çocukların eğlencesi olmaması gerektiğini öğretmen lazım. Gelip de bana haddimi öğretmeye çalışma!” bak sen paşama. Aile terbiyeniz mi yok olum sizin? “Şimdi gider misin?” elini yumruk yaparak yanımdan ayrıldı.
Deniz keyfi yapmanın ayrı bir güzelliği varmış. İyi ki annem zamanında beni komşunun çocuklarıyla zorla yüzme kursuna göndermişte şimdi keyfini çıkarabiliyorum.
O zamanlar sıkıcı geliyordu orası ayrı.
“Abla yardım eder misin?” kolluklarıyla yanıma koşa koşa geldi. Kolluklarını çıkartmamı istediği belliydi. Bunun acısını hatırlıyordum. Kolların yanıyordu, kızarıyordu falan. “Bana ne zaman yüzmeyi öğreteceksiniz?”
“Yarın öğretelim ister misin?”
“Evet, çok.” Gözleri ışıldadı.
“Tamamdır ama sabırlı olman gerek biliyorsun değil mi? Öyle hemen öğrenemezsin.”
“Biliyorum, çok istekliyim.”
“Bunun farkındayım.” Yüzündeki tebessüm o kadar güzeldi ki… “Akşam dışarı yemek yemeğe gidecekmişiz. İstersen gidelim eve hazırlanırız.”
“Arkadaşlarım beni bekliyor, kumdan kale yapacağız.”
“Tamam, çok uzun sürmesin o zaman.” Hiç dinler mi beni?
Şezlongtan toparlandıktan sonra koluma çantamı taktığım gibi ilerlemeye devam ettim. Akşam mademki dışarı çıkacağız hazırlanmalıyım değil mi?
&
Eve gelip güzel bir duş aldım. Cilt ve vücut bakımımı da hallettikten sonra azıcık kendimi şımartmak için makyaj yapmaya başladım. Bu sırada ailenin kalan üyeleri duşa girip çıkmıştı.
İyi ki kendime ait banyom var.
Yüzümde olan birkaç sivilce izlerini kapatmak ve gözaltıma kapatıcı uyguladım, daha sonrasında azıcık allık azıcık bronzer derken makyajın biraz ucu kaçmış olabilirdi. Ama yine de yüzüme yakıştığını, güzel olduğunu düşünüyorum. Güzel, salaş ketenden uzun pembe renkli tulumumu altına da beyaz sneakers ayakkabılarımı giydim. Ayvalık sokaklarında dolaşmak için idealdi bence.
&
Masaya güzel bir balık menüsü söylemiştik. Bir yandan onu yerken bir yandan da sohbet ediyorduk.
“Çocuklar, bizim size söylemek istediğimiz bir şey var.” Diyerek babam söze girdi. Benim kalp delicesine, fırlamak üzere gibi atıyordu.
“Aslında sormak istiyoruz.” Diyerek düzeltti annem onu. Demek ki annem hamile değil. Hamile olsa bize nesini soracaklar, öyle değil mi?
E o zaman ne oldu?
İkimizde çatalımızı, bıçağımızı bırakıp pür dikkat dinlemeye başladık.
“Biz Ayvalık’ta burada yaşamayı düşünüyoruz. Bunu ister misiniz?” şaşırdım.
Benim bu zamana kadar bütün hayatım Ankara’da geçti. İki gündür kaldığımız bu yer için böylesine bir karar vermek…
“Niye böyle bir karar alma gereği duydunuz? Benim bu zamana kadar hayatım Ankara’da geçti. Tamam üniversiteye gideceğim ama bu yıl gidemeyebilirim. Sınavımın iyi geçmediğini biliyorsunuz. Tek başınıza böyle bir karar alabiliyorsunuz anlamış değilim. Her şeyimiz Ankara’da; sizin işiniz, Yunus’un okulu… Ben istemiyorum. Buraya tatil yapmak için geldik.” Benden böyle tepki beklemiyorlardı sanırım. Yüzleri düştü.
“Ben de ablama katılıyorum. Evet, burayı sevdim ama arkadaşlarım Ankara’da.”
“Hem biz ninemlerle dedelerimi nasıl bırakıp gidebiliyoruz anlamış değilim. Hani siz en büyük çocuktunuz! Gidemezdiniz! Şimdi ne değişti?”
Sakin ol! Karşındakiler annen ve baban.
“Biz hepimize iyi gelir diye düşünmüştük.”
“Bence biraz daha düşünmelisiniz. Sizin kararlarınıza karışmak istemiyorum lakin bu çok büyük bir karar ve hepimizi etkiliyor.”
“Eğer siz böyle düşünüyorsanız bu fikri askıya kaldırırız babacığım.”
&
Keyfim kaçmıştı. Birkaç takıcı dolaşarak dondurmalarımızı yiyerek kaldırımlarda dolaşıyorduk. Biraz daha yürüdükten sonra arabayı park ettiğimiz alana geldik.
&
Kısa bir araba yolculuğundan sonra eve geldiğimizde iyi geceler diyerek odama gittim. Yaptığım makyajı silip geriye kalan bakımlarımı da yaptıktan sonra yatağımın üstünde oturan annemle karşılaştım.
“Anne?”
“Siz barıştınız mı?”
“Kimle?”
“Kenan ile hayatım.”
“Hayır anne ne alaka! Benimle sevgiliyken en yakın arkadaşımla flörtleştiğini sen biliyorsun.”
“Evet, biliyorum. Kafamı karıştırdın yemekte. Hemen karşı çıktın. Bende barışmış olabileceğini düşündüm.”
Histerik bir gülme isteği gelmişti. “Anne affedersin de salak mıyım ben?”
Sen yine de büyük konuşma. Salak olmasan da akıllanmaz bir aptal olduğun için… Sen yine de büyük konuşma kızım.
“Yok estağfurullah…” sözünü kestim.
“Anne ne ben ne Yunus buraya alışmış değiliz. Burası sizin babamla tanıştığınız yer olabilir ancak onun üstünden bile kaç yıl geçmiş gördüğünüz çoğu yer, çevre aynı değil. Gelmiş bize iki gün boyunca kaldığımız yerden temelli kalmayı düşündüğünüzü söylüyorsunuz. Sizde bizi anlayın birazcık.”
“Özür dilerim.” Al şimdi vicdan azabı çekme de göreyim. “Biz sizin burayı sevdiğinizi düşündük. Çok ani oldu haklısınız.”
“Uyuyabilir miyim? Yoruldum bugün.”
“Tabii kızım, iyi geceler.” Yatağımdan kalktı, odamın ışığını kapatıp kapıyı kapattı. Anında gözlerimi yumdum. Zaten uykumda beni esir aldı.