İçeriğe geç

BİR AYVALIK MESELESİ

Bölüm 1 · 6 dk okuma

BİR AYVALIK MESELESİ

Bölüm 1

1. BÖLÜM

Hayat bir güler bir ağlatır dedikleri gerçektende doğru. Bundan altı saat öncesinde odamda kötü geçen sınavımdan kalan emarelere bakıyordum. Ama şimdi dağın, ovanın, ağaçların… her yerde aynı olmasına rağmen bakmalara doyamıyordum; yüzümde güller açıyordu.

“Şu klimayı biraz çalıştıramaz mıyız?" dedi kardeşim Yunus.

"Gerçekten baba Yunus haklı, arkada piştik resmen." Yan kısımlardan gelen serinliği hissettiğimiz zaman rahat bir 'oh' çekmiştik.

"Kaç saatlik yolumuz kaldı?"

"Yaklaşık 40 dakika diyebilirim anneciğim."

"Gidince hemen denize girebilir miyim?"

"Annem seni hayatta tek başına yüzmene izin vermez Yunus.”

"Annem ve babama soruyorum maydanoz." kafamı yasladığım yastığı elime alıp kafasına sert sayılamayacak bir biçimde vurdum.

"Bana bak bücür, orada insanların içinde de bana böyle seslenirsen çok fena olur!" dedim işaret parmağımı sallayarak.

"Asıl sen bana bücür diyemezsin!"

"Bana bakın bakayım. Birbirinizle bu şekilde konuşmaya devam ederseniz dışarı çıkmayı unutun. Tatilmiş falan dinlemeyiz. Ayrıca Yunus'um ablan bir nebze haklı. Daha yüzmeyi tam öğrenemedin, bu yüzden tek başına izin veremeyiz. Ama ablanla kahvaltı hazırlanırken sahilde yürüyüş yapabilirsiniz."

"Özür dilerse diye de ekler misin sevgili annem?"

"Eğer sende Yunus'tan özür dilersen Yasemin." dedi babam dikiz aynasından benimle göz teması kurarken.

"Özür dilerim."

"Özür dilerim." ikimizin aynı anda kurduğu cümleler anne ve babamızda birer tebessüme yol açmıştı.

Mutluydum. Ben ve ailem sağlıklıydık. Ne zamandan beri istediğimiz Ayvalık tatiline çıkmıştık. Ankara'dan ayrılmak, yeni yerler görme isteği iyi hissettiriyordu. Hele ki üniversite sınavının bitmiş olma hissiyatıyla birleşince…

Bir kez daha 2 ay boyunca kalacağımız evin fotoğraflarına baktım. Bir sitede bulunan ev hayal ettiğimden bile geniş ve güzeldi. Çok şık ve sade bir dizaynı vardı. Fotoğraflara baktıkça içim açılıyordu gibi hissediyordum. Denize yürüme mesafesindeydi. Evin tam karşısında ise genişçe bir havuzu vardı.

“Şu köşeye baksanıza gözleme ve ayran satan bir yer varmış, yemek ister misiniz?”babamın sorusuyla guruldayan mideme baktım.

Evet dedik hep bir ağızdan -annem hariç- o bilmediğimiz yerlerden yemek yememize pek izin vermez. İtiraz edecek gibi oldu ama babamın pek oralı olduğu söylenemezdi,Babam arabayı kenara çekti. Uyuşan ayaklarımdan dolayı ilk kalktığımda biraz sendeledim ama sonra açıldılar. Mis gibi gözleme kokusu gözlerimin parlamasını sağladı.

Aradan yarım saat kadar geçtikten sonra yolculuğa devam etmek üzere arabaya bindik. Uzun sayılabilecek yolda hiç ara vermeden devam etmek biraz yorucu ve acıktırıcı oluyormuş. Dinlenmenin ardından çok yol yapmadan deniz kokusu gelmişti burnumuza. Yunusla heyecanlı heyecanlı etrafımıza bakınıyorduk. Bu 18 yıllık yaşamımda ilk defa tatile çıkmanın heyecanı vardı üstümde ne yapabilirim? En ufak güzel bir şey gördüğümde veya hissettiğimde yüzümde oluşan gülümsemeye engel olamıyordum.

Siteye giriş yaptığımız sırada güvenlik kulübesinden anahtarımızı aldık. AY ÇOK NEYECANLIYDI.

Aptal mısın kızım biraz sakin!

Sitenin otoparkına arabayı park ettikten sonra bagajdan sırt çantamı, omuz çantamı ve büyükçe olan valizimi babamın yardımıyla aldım. Anne ördek ve sürüsü misali valizlerimizin altındaki tekerleklerin çıkardığı sesler eşlinde yürüyorduk.

Kapıyı bismillah diyerek açıp sağ ayakla eve girdikten sonra eşyaları kapının eşiğinde bıraktım ve koşar adımlarla benim olmasını istediğim ama aynı zamanda Yunus’unda o odada kalmak istediği o odaya doğru ilerledim.

“Abla! Abla! Ya hayır ama! Haksızlık bu.” Yunus çoktan isyan bayraklarını çekmişti. Bu odayı kaptırmazdım. Bu oda ebeveyn odasından sonra en büyük büyük odaydı. İki kişilik bir yatağı fazlaca raflardan oluşan bir kitaplığı, bir duvardan bir duvara olan gardrobu vardı. Ama benim için bu iki şey daha önemliydi: birinci ilk bu oda güneş görüyordu, ikinci odanın kendine ait bir banyosu vardı.

“Çocuklar yavaş, lütfen.”

“Anne 18 yaşındaki kıza 5 yaşındaki çocuk gibi davranmamasını söyler misin?”

“Anne 7 yaşındaki oğlana koskoca odada ne yapacağını sorar mısın?”

“Yasemin, Yunus ikinizde salona gelir misiniz?”

İkimizde salonun orta yerinde durup anne ve babamıza baktık.

“Kapının eşiğindeki eşyalarınızı alın,” babam çok sakin konuşuyordu ya hadi hayırlısı. “Yasemin sen o koştuğun odaya, Yunus sende bizim odanın karşındaki odaya yerleşiyorsunuz. Biz arabada patırtı gürültü istemiyoruz demek mi?” Sessizliğin hakim oluşu… biraz da bu halılarının desenine bakarız ne yapalım. “Şimdi doğru odalarınıza, marş marş.”

&

Babamın dediği gibi odaya yerleştim ve Yunus’unda yerleşmesine yardım ettim. Bir gün arayla kalacağımız odaları değiştirmek üzere bir anlaşma yapmıştık. Şimdi de odamda yatağımda oturmuş arkadaşlarımla olan fotoğraflarıma bakıyordum. Eski arkadaşlarınla olan fotoğraflarıma bakıyordum. İçimdeki ben bir sussan hayatımı daha kolay şekillendireceğim bilgin olsun.

Aldatılmanın acısı büyük olurmuş. Hele ki en yakının tarafından.

“Sınavdan sonra ayrılmak istediğini dile getirecekmiş, haspam! Sen kimsin he, kimsin! Saçlarımı aldın benden! Kalbimi söktün hayvan! Ben seni sevmiştim, sana değer vermiştim. Karşılığı bu değildi!”

“Ya sen, ya sen! bir de yüzüme gülüp arkamdan neler yaptın. Ben sana arkadaşım dedim sırdaşım, dostum dedim. Bu ne yüzsüzlük bu ne karaktersizliktir?”

Kapım iki kez tıklatıldı ve hafifçe aralandı. Başımı kaldırdığımda annemi deniz için hazırlandığını fark ettim. Kırmızı mayosunun üstüne siyah, önünde azıcıkta olsa birkaç işlemenin bulunduğu, dizinin hemen üstünde biten pareosu vardı. Kafasında ise siyah hasırdan şapka, kolunda siyah hasırdan, büyük bir plaj çantası bulunuyordu.

“Sen daha hazırlanmadın mı?”

“Herhalde klima çarptı anne, biraz karnım ağrıyor. Geldiğim gün hasta olmak istemiyorum. Bugün yüzmeyeceğim.”

Odamda kalıp ağlayacağım demiyor da. Yalana bak hele. Annecim kızından mutlu olma perileri gitti. Ağlama perileri geldi. Sen git şimdi.

“Sıcak su torbası için su kaynatayım mı? Anında gazını keser iyi olur.” benden bir yanıt beklemeden sorularına soru eklemeye başladı: “Yoksa gözleme mi dokundu, miden bulanıyor mu kızım? Ya da kusacak gibi hissediyor musun? Ateş var mı ateş? Halil! Hastaneye gidiyoruz. Arabayı çalıştır. Gel kızım gel.” deyip yataktan yavaşça kaldırmaya çalıştı.

“Anne iki dakika soluklanır mısın?”

“Arabanın anahtarını bulamıyorum!” diyen babamda panik içindeydi. Soluğu benim odamda aldığı zamanda anneme endişeli endişeli bakıyordu.

“Sakin olur musunuz? İkiniz de. İyiyim, hastaneye falan gitmiyoruz baba. Annemin bir anda evhamlığı tuttu.” annemin sıkıca elini tuttum. “Başım ağrıyor, karnım ağrıyor. Sadece yatmak istiyorum. Yarın söz, ama şimdi değil.”

“Su kaynatayım mı?”

“Baba annemi de al denize gidin siz. Ben başımın çaresine bakarım. Hatta bakıyorum. Şimdi su kaynatacağım bu sıcakta. Ayaklarımın altına koyacağım tamam?”

Onlara ev kapısına kadar eşlik ettim. Yedek anahtarı onlara verdim ve koltuğa uzanıp tavanı seyretmeye başladım.

&

Yemek saati gelip çatmıştı. Annem ve babam deniz sonrası duşa girmişlerdi. Bende yavaştan sofrayı kurmaya başlamıştım. Onlar denizdeyken onlinedan verdikleri market alışverişi gelmişti. Yıkanıcak olanları yıkadım, buzdolabına yerleşecek olanları bir güzel yerleştirdim.

“Yasemin,” diye seslendi annem odasından. “Yunus arkadaşlarıyla kumdan kale falan yapıyordu. Artık onu çağırır mısın?”

“Tamam, çağırırım.” Hem bende hava almış olurum. İki insan görürüm, fena mı?

Sahile indiğimde Yunus hiçte kumdan kale yapıyor gibi görünmüyordu. Daha çok kendi yaşıtlarındaki çocuklarla tartışıyor gibiydi. Koşar adım biraz daha yaklaştım denize.

“Ablacım,” dedim ılımlı ses tonuyla. “yemek yiyeceğiz, hadi eve gidelim.” Kumlu elini tutup yürümeye başladık.

“Yunus’cum, biraz tartışıyor gibi bir haliniz vardı. Sinirli sinirli bakıyordun. Bir şey mi oldu?”

“Olmadı bir şey.” sesi hafif ağlamaklıydı ve burnu biraz kızarmıştı.

“Bir şey olduysa bileyim.” yürümeyi kestik ve ben onun boyunda olabilmek için yere çöktüm.

“Ben ve iki arkadaşım kumdan kale yapıyorduk ve sohbet ediyorduk. Sonra senin gördüğün çocuklar bizim kalelerimizi bozdu. Bende bu yaptığı davranışların iyi bir şey olmadığını onlara söyledim. Daha sonra da iyi davranışı senden mi öğreneceğiz diyerek aramızda itiş kakış yaşandı. Sonra bir tane çocuk benimle yüzme yarışı yapmak istedi. Kolluklarım yanımda olmadığı için yüzemeyeceğimi söyledim. Bu seferde yüzmeyi bilmediğim için benimle dalga geçtiler.”

Bak sen şu bücürlere benim kardeşimi üzmüşler.

“Bunları ne yapıyoruz? Umursamıyoruz. Senin yüzmeyi bilmemen bir eksiklik değil. Sen yüzmeyi öğren diye tatile çıktık. Bunu unutma, anlaştık mı?”

Başını aşağı yukarı sağladı.

Eve girdiğimizde annem geri kalan her şeyi yapmıştı. Sofra mükemmel ötesiydi. Yunus üstündeki kumları temizledikten sonra sofraya oturduk.

&

Yol yorgunluğu kendini belli ediyordu. Gözlerim kapanmaya, uykuya dalmaya çok müsaitti. Direnmedim.

“Ben yatıyorum, iyi geceler.” oturduğum berjerden kalktım ve odama doğru ilerledim.

Bölüm sonu

3 yorum