İçeriğe geç

Bir Anda

Bölüm 7 · 6 dk okuma

Bir Anda

Bölüm 7

Bir Anda

Şöyle bir düşüncem var: Hayatta olan şeylerin bir anda gerçekleştiğine inanırım. Olayların arkasında zamanla verilmiş bir çaba, zamanla kazanılmış bir hastalık, zamanla elde edilmiş bir bilgi veya güç olabilir ama bunların hepsi bir anda olur. Hayatımızın bir anında, mesela müzik yapmaya başlarsınız ve bu bir anda olur. Bir anda ünlü olursunuz ya da bir anda linç yersiniz. Evet, bu olayları mümkün kılan etkenler zamanla birikir ama gerçekleşme anı hep "bir an"dır.

Hayatımızda bir şeyler yaşarız: Bir ilişkiniz zamanla güçsüzleşir ve bir anda biter; hastalanırsınız ve bir anda ölebilirsiniz; çok çalışırsınız ve bir anda zengin olursunuz... gibi, gibi. Aslında bu konuyla ilgili kendi içimdeki düşüncelerimi ifade ederek açıklayamıyorum çünkü düşüncelerimi aktaramıyorum tam olarak.

Anlarda yaşadığımızı düşünüyorum. Ama "anı yaşamak" konusunda, ben de dahil olmak üzere, insanlığın büyük bir kısmı, bunu yapmak yerine belirsiz bir gelecek için endişelenip strese giriyor, planlar yapıyor ve sonra da bir anda kendimizi hayatın ortasında, sorumluluklarla mücadele ederken buluyoruz. O noktada ise "hiçbir şey yaşamamışız, hayatı kaçırmışız" gibi düşüncelere kapılıp depresyon, anksiyete ya da panik atak gibi şeylerle boğuşuyoruz. Aslında düzeltebilecekken her şeyi daha da yokuşa sürüyoruz kendimizi.

Hayatımız, yarını düşünmek için çok kısa.

**************

Psikolojik olarak kötü bir dönemdeydim. Geleceğim, ikili ilişkilerim, ailem ve şu an aklıma gelmeyen birçok şey için endişeleniyordum. Ve bir anda bitmeyen bir sorunlar zincirinin içinde bulmuştum kendimi. Panik ataklar, anksiyete krizleri, reçetesiz ilaçlar… Her şey bir anda hayatıma dahil olmuştu. Yarınımı bile göremiyordum; bir saat sonra ne olacağını, ne yapmak istediğimi kestiremiyordum.

Hiçbir şey yapmak istemiyordum: İzlemek, dinlemek, çalışmak, okumak, oynamak, arkadaşlarımla buluşmak, dışarı çıkmak… Aklınıza ne gelirse. Hiçbirini istemiyordum. Tek yaptığım şey zamanın geçmesini sağlamak ve sorunlarımın biteceğini düşündüğüm için uyumaktı. Sadece uyuyordum ve gitgide gerçekten tükeniyordum. Ailem şok oluyordu, dostlarım destek olmaya çalışıyordu ve ben sadece gözlerinin önünde yok oluyordum. Okyanusun ortasında yüzme bilmeden çaresizce boğulup ölmeyi beklerken gitgide daha da dibe batıyordum.

Bu psikolojide çalışamıyordum da ve bu yüzden bir aydır iş arıyordum. Birkaç yere girdim aslında ama bir ayda üç kere istifa ettim. Şimdi yeni bir yer bulmuştum; orayla görüşmem vardı bugün, onun için dışarıya çıkacaktım. Sonrasında da Mahmut'la buluşacaktık, bir yerlerde bir şey içmek için. Biraz stresim vardı çünkü yine bir iş görüşmesine gidecektim ve bu, bu ay içindeki dördüncü görüşmem olacaktı.

Nefes ala ala kendimi sakinleştiriyordum ve hazırlanmaya başladım. Çıktım dışarı, taktım kulaklığımı ve iş yerine doğru yürümeye başladım. Yakındı iş yeri. Hem hava güzeldi hem de şarkı dinlerim, sakinleşirim diye düşünerek yürümeyi tercih ettim.

İş yerine geldim. Görüşme güzel geçmişti, anlaşmıştık. Güçlü bir özgeçmişim vardı zaten. Görüşmeden çıktım ve bir anda panik atak geçirmeye başladım. Her yerim titriyor, midem bulanıyor, başım dönüyordu. Yerlere kustum, çöktüm, yere oturdum. Etraftan birkaç insan geldi, “İyi misin?” diye sordular, su verdiler.

Sakinleşene kadar oturdum yerde, kendime gelmeyi bekledim. Kendime geldim ve o an bir karar aldım: “Ben çalışmayacağım, mesleğimi değiştireceğim, daha düzenli bir hayat istiyorum, kendime tatil vereceğim, akademiye yöneleceğim, müzik yapacağım, hayallerimi gerçekleştireceğim.” On saniye içinde binlerce düşünce geçti kafamdan.

Görüşme yaptığım iş yerine geri gittim ve “Ben vazgeçtim, şu an çalışmaya uygun değilim.” diyerek daha başlamadan işten ayrıldım.

Mahmut'u aradım hemen, olanları anlattım. Şok oldu, inanmadı böyle bir atak geçirdiğime. Yakındaki bir kafeye oturmamı ve onu beklememi söyledi. Oturdum, bekledim Mahmut’un gelmesini.

Mahmut geldi, oturdu yanıma:

— “Ne oldu oğlum sana, inanamadım söylediklerine. İyi misin?” dedi.

Ben de hayatımda ilk defa, “İyi değilim.” dedim. Normalde iyi değilken bile “İyiyim.” derdim ama bu sefer gerçeği söyledim. Çünkü gerçekten iyi değildim.

Mahmut’la konuştuk, ona da düşüncelerimi aktardım. Artık iyi olduğum şeyleri yapmak istediğimi söyledim. Müzik yapmak, akademik kariyere yönelmek, bana iyi gelen şeyleri yapmak… Bu süreçte biraz kafa dinleyip, bunlara odaklanacağımı ve sakinleşip geleceğimi ona göre şekillendirmek istediğimi anlattım.

Mahmut da destek oldu sağ olsun.

— “Vücudun uyarmış seni artık ara vermen gerektiğine dair. Biraz daha zorlarsan ne olacağının önizlemesini yapmış sana.” dedi.

Çok mantıklı gelmişti bu söylediği. Ben de katıldım.

Kalktık, konuşa konuşa eve doğru yürüyorduk. Karşıdan karşıya geçmek için ışığı bekliyorduk. Mahmut’un bir arkadaşı geldi. Mahmut ona selam vermek için arkasını döndü. Ben de o sırada karşıya geçecektim.

…

Gözümü açtım. Bir hastane odasının içinde, yatakta yatıyordum. Her yerim ağrıyordu. Kollarım, vücudum, sol bacağım sargılıydı. Yüzümde, acısını hissettiğim ama göremediğim yaralar, sol elimde kesikler ve şu an bilmediğim başka sorunlar da vardı. En son hatırladığım şey, son sürat gelen bir araba ve gördüğüm son şey de oydu.

Doktor geldi odaya. Araba kazası geçirdiğimi söyledi. Ama ben cevap veremedim, nedenini bilmiyordum. Doktorun da zaten dinlemek gibi bir niyeti yoktu. Geldi, söyleyeceğini söyledi ve gitti.

Sonra ailem, Mahmut, Kamil abi, arkadaşlarım ve hayatımda olan insanların çoğu odaya girdi. Şaşırmıştım ama mutlu da olmuştum aslında. Herkesi böyle görmek ve yanımda olmalarını hissetmek güzel olmuştu.

Bana bakıyorlardı. Hepsi kendi aralarında konuşuyorlardı ama benimle konuşmuyorlardı. Ben de doğrudan onlarla konuşamıyordum. Doğru kelimeleri bulamamıştım daha, sanırım… Bilmiyorum.

Karşımdaki kalabalığa baktım ve konuşmak için hazır olduğumu hissettim. Onlara karşı:

“Çocukluğumda bana hissettirdiğiniz, yaşattığınız çaresizlik, korku ve yalnızlık yüzünden; lise yıllarımda bana gösterdiğiniz baskıdan, dışlanmışlıktan, beni bıraktığınız ve gittiğiniz yalnızlıktan; bir gün gelip bana ‘Nasılsın?’ diye sormamanızdan, her şeyi kendi başıma halletmek zorunda olmaktan; 14 yaşında olgunlaşmak zorunda kalmaktan, bütün sorunlarımı kendim çözmekten, ‘Emir ya o sessiz, sakin bir çocuk, ondan öyle.’ deyip beni böyle olmaya zorlamanızdan; sizin yüzünüzü öne eğdirmemek için başarısız olmamak için çabalamaktan; her başarımdan sonra elde ettiğim başarıya sevinemeyip ‘Sizi gururlandırabildim mi?’ diye kendime sorduğum sorulardan; beni dışlayıp çağırmadığınız etkinliklerden; depresyona girip beni yok saymanızdan; hep başarılı olmak için çabalayıp kendi hayallerimden vazgeçmekten; bir şeyler için sürekli tek başıma çabalamaktan; başarımın karşılığı olarak bir tepki bile alamamaktan; yirmi yaşıma kadar hayatımın en kötü yıllarını yaşamış olmaktan; kendimi sürekli üzmekten ve ölmeyi dilediğim için kendimi sürekli vazgeçirmekten; bu hayatta yaşadığım bütün olumsuzluklar yüzünden, benden esirgediğiniz sevgi yüzünden, saygı yüzünden, hayat yüzünden... her zaman sizden nefret ettim.” dedim.

Hiçbiri bir tepki bile vermedi. Bu, beni daha da sinirlendirmiş, ağlatmış ve sakin kalmamı zorlaştırmıştı. Sadece yüzüme bakıyorlardı, hiçbir şey demeden beni izliyorlardı. Çığlık çığlığa:

“Cevap verin!” diye bağırıyordum.

Ama tek bir cevap dahi alamadım.

Kendimi sakinleştirmeye çalıştım, cevap vermelerini umarak. İşe de yaradı sanırım, hepsi bir ağızdan bir şey söylemek için hazırlanıyor gibiydi ve yüzüme bakarak şöyle dediler:

“Hepsi senin suçun!”

…

Gözlerimi açtım. Bu sefer başımda bekleyen bir hasta bakıcı vardı ve:

“Uyandı, uyandı! Doktoru çağırın çabuk, komadan uyandı!” diye bağırarak odadan dışarı çıktı.

Ben ne olduğunu anlayamadan doktor geldi odaya ve:

— “Emir Bey, nasılsınız, iyi misiniz?” diye sordu.

Ben de:

— “İyiyim ama şu an ne olduğunu anlayamıyorum.” diyerek cevap verdim.

Bana:

— “Yaptığınız kaza sonucu beş yıldır komadaydınız.” dedi.

Duyduklarıma inanamamıştım. Çünkü daha iki saat önce kaza yapmıştım… Yani, ben öyle sanıyordum.

Beni sakinleştirmek için detaylı ve yavaşça açıklama yaptılar. Bir yandan da sağlık kontrollerimi yapıyor, değerlerime bakıyorlardı. Bense yatakta yatarak bütün hayatımı gözden geçiriyordum.

Bir saniye sonrasını bile bilmezken, gelecek için planlar kuruyoruz. Strese giriyoruz, heyecana kapılıyoruz. Kaderle kumar oynuyoruz resmen. Kazanan tarafta olmak için çabalıyoruz ama bir anda kaybedebileceğimizin de farkında olmamız gerekiyor.

Hayatta gerçekleşen her şey bir anda olur. Ve sen farkına bile varamazsın.

Farkına varabileceğin tek şey: zaman.

Zaman bir geri sayım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.