İçeriğe geç

Bir Adım Gerisi

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Bir Adım Gerisi

Bölüm 1

Gezi

Zaman her şeyin kapısıdır. Ya bir doğumun , ya bir yaşamın , ya da bir ölümün fark etmez. Sen kapıyı açmazsan hep öyle durur. Senin açmanı bekler. Kapının açılmasını istemezsin bazen. Kendinde açmak , başkasının da açmasını istemezsin. Ama nereden bilirsin küçük bir rüzgârın , kendinden büyük bir kapıyı açabileceğini.

⏳ ⏳ ⏳

“Geliyor musun ?” dedi Beyza uzaktan. Camdan baktığımda kendi aldığı küçük beyaz arabaya baktım. Sonra Beyza’nın duyabileceği şekilde bağırarak “ Geldim , geldim. Çatlama.” dedim ve son kez aynaya baktım. Üstüme beyaz bir t-shirt ve ceket , altıma da siyah bir eşofman ve siyah bir polar. Elimi kapının tersinde olan askılığa uzatıp oradaki beyaz şapkayı aldım. Şapkayı kafam atarken hızlı adımlarla kapıya yöneldim. Daha fazla geç kalırsam Beyza beni yakardı.

Çıktığımda , kısa bir durup , temiz havayı iyice içime çektim. Hava bugün en güzel güneşiyle birlikteydi. Beyza’yı daha çok sinirlendirmemek için koşar adımlarla arabaya geçip kapıyı açtım. Beyza ön koltuktayken sitemli bir sesle “ Bir dakika daha geç kalsaydın evinin önünde boş bir yol bulacaktın. Dakik bir insan olduğumu biliyorsun. Lütfen bu konuyu unutma !”

Sesimi hafif incelterek “ Bu sondu. Bir daha olmayacağına emin ol.” dedim. Beyza sinirini arabaya vererek anahtarı sertçe deliğe soktu ve çalıştırdı. Ayağını gaza attığı anda dışarıdan çok tanıdık bir ses geldi.

“ Durun , durun bende geleceğim. Bensiz bir yere gidemezsiniz.” diyordu bu yumuşak ses. Sese doğru döndüğümde karşımda altı yaşındaki kız kardeşimi gördüm:

Alev Mahlas.

Kendisini güneşte altında sarı saçları parlıyordu

Üstünde beyaz , uzun bir elbise vardı. Altında beyaz bir külotlu çorap ve ayakkabı olarakta kırmızı bir babet giymişti.

Vay be benden daha iyi giyiniyor.

Bir an az kalsın güzelliğine dalıp ağzımdan evet lafı çıkıyordu ki bir anda irkildim. Sonra kaşlarımı hafif çatarak “ Tabii ki hayır asla gelemezsin. Annemden izin aldın mı sen ? Kaybolursun , bulamayız seni. Hem uzun bir gezi olacak eşyan yok. Sürekli bir yerlere gidersin , bir şeyler kırarsın. Katiyen olmaz.” dedim ve uzun bir soluk aldım. O kadar nefessiz konuşmuştum yaklaşık bir dakika herkes benim nefesimi kontrol etmemi bekledi.

Uzun konuşmalarımdan sonraki nefeslere herkes alışıktı.

Nefesimi düzenledikten sonra Alev sessizliği bozarak nahif sesiyle konuşmaya başladı. “ Çok soru sordun aklımda tutamadım. Ama bir şeyler dersem şu olur. Bir, ailemizden izin aldım, saten beni başından sağmak istiyorlardı ; iki , bütün eşyalarım hazır, daha önceden hazırladım.”.

Bak sen şuna her şeyi daha önceden düşünmüş.

Tam ağzımı açıp itiraz edecekken bir anda Beyza sinirle lafımı böldü. “ Tutku, şu an basıp gideceğim artık. Kim gelecekse gelsin.” , dedi ama ben itiraz için ağzımı tekrar açınca, “ Bu son sözümdü ve üstüne laf edilmesini istemiyorum.” diye bağırdı.

Daha fazla üstüne gitmeden ürkek bir şekilde sessizce yerimi sağ koltuğa aldım ve hemen arkamdan da Alev yanıma oturdu. Eğer Beyza bağırdıysa üstüne daha laf etmememiz gerekir. Her an tekrar patlayabilirdi.

Sonunda arabayı çalıştırdığında derin bir nefes çektim. Sonunda yolculuğa başladık. Bir an hiç başlayamayacağız zannetmiştim.

Araba çalışırken bende elimdeki çantayı ve Alev'in çantasını boş koltuğa fırlattım. Sonra cebimden kablolu kulaklığımı ve telefonumu çıkartıp rastgele bir müzik açtım. Kafamı yavaşça bana yakın olan kapıya doğru yasladım ve hafifçe gözlerimi kapattım.

Bugün aramadım ama bilir o beni…

⏳ ⏳ ⏳

Aradan yaklaşık 3 saat geçmişti ve ben gözlerimi daha yeni açtım. Beyza arabayı bir yere park ediyordu. Yolu bitirmiştik. Beyza park edene kadar bende Alevi yavaşça dürttüm. Beyza anahtarı arabadan çıkartınca Alev’i de uyandırdım. Geldiğimizi anlamış olsa gerek yüzüne kocaman gülümseme aldı.

Ne zaman Alev gülümsese içim bir mutlu oluyordu. O ne kadar yarı kardeşim olsa da ona bir şey olmasını asla istemezdim. Hatta aramızda yirmi yaş olmasına rağmen ailede en çok onla anlaşıyordum.

Aramızda tek fark saç rengi o da benim saçımın kumral , onunkini sarı olmasıydı. Onla birbirimizin en yakın arkadaşıydık. Tabii onun bir de yanından ayırmadığı tavşan oyuncağı vardı.

Yanında çok duruyor.

Arada kıskanıyorum.

Yok be. Olmaz öyle şey.

Adı neydi ya ?

He Simba ne değişik isim ya.

Aslında gayet iyi de değişik

Alev uyanınca bende yanımdaki kapıyı açıp indim. Yanıma şu anlık çantamı almayacaktım. Açık kapıdan Alev daha kolay insin diye , o inerken elini tutup kaldırdım. Alev de yanına sadece tavşan oyuncağı olan Simba’yı aldı. Ne gerek vardı şu oyuncağa. Konuşamıyor bile.

Dışarı çıkınca derin bir nefes aldı. Temiz havayı iyice içine çekti. Yaklaşık bir dakikadan sonra kendine geldi. Gideceğimiz kaleye tam yürüyorduk ki hemen Alev’e döndüm.

“ Alev hiçbir şekilde yanımdan ayrılmıyorsun. Elimi tut kaybolma. Kimseye güvenme. Eğer yanımdan ayrılırsa bir daha ki gezide ev de kös kös oturursun”.

Alev de evet anlamında başını salladı ama giderken benim duyamayacağımı sanıp fısıltılı bir şekilde “ Saten ev de duruyordum hep. Aralarında hiçbir fark yok” gibi böbürlenince dudaklarım hafif kıvrıldı.

Park yerinden çıktıktan sonra önümüzde eskilerden kalmış tarihi turistik bir kale çıktı. Araştırdığıma göre gerçek bir kaleymiş. Aslında gerçek kale olmasa niye kale desinler ki. Düşünceleri bir kenara yavaş adımlarla içeri doğru yürüyorduk. İçeriye girdiğimiz yerin üstü açık bir yerdi ve her yerde motifler vardı. Bir iç mimar olarak söylüyorum ki dört kelimeyle, çok güzel bir yer.

Bir duvarda değişik değişik yazılar yazıyordu. Hızlı yürüyorken ne çizildiği tam belli olmuyordu. Duvardaki yazılara , odaklanırken bir anda duvarda oyulmuş ‘ dur ‘ yazısı belirdi gibiydi. Hızlı hızlı koşarken yazıyı kaybettim.

Neyse önemli bir şey değildir saten.

Biraz daha ilerleyince gördüm ki magazin kameracıları vardı.

Tam da geleceği tutmuş gerçekten.

Kardeşimle benim için kötü alarmdı çünkü – özellikle de İzmir’de – ünü çok duyulan mahlas ailesiydik. Türkiye de birçok eski mi eski ünlülere ya da ünlülerini dedelerine yardımda bulunup , görmüş hatta akrabaydık. Annemin ikinci evliliğinde dünyaya gelen Alev , magazincileri son altı yıldır ilgi duyduğu tek şeydi.

Üçümüzün de içinden eyvah sesi geldiğine yemin edebilirim ama ispatlayamam. İçerideki kameramanları görünce Beyza’yla beraber içimize bir tedirginlik bastı. Hemen kalabalık bir yere geçmemiz lazımdı.

Kafamdaki şapkayı elime alıp yüzümü gizlemeye çalıştım.

Koşar adımlarla kalabalık bir yere doğru yürüdük. Bunun için çok aramamıza gerek yoktu , her yer turist kaynıyordu. Ama bu daha kötü oldu.

Alev’in elini tutmama rağmen izdihamda düşerse ezilebilirdi ama en önemlisi Beyza’yı kaybetmiştik. Yaklaşık 10 dakika boyunca izdihamdan çıkmaya çalıştık.

Sonunda çıktığımızda derin nefes aldık. Terden her yerimiz su içinde kalmıştı. Beyza’nın nerede olduğunu bilmiyorduk ama yanımda telefonum vardı. Onu sonradan arayıp , ulaşabilirdim.

Etrafıma baktığımda sadece ikimiz vardı. Geldiğimiz yerin her bir köşesin de taştan oyulmuş resimler vardı. Büyülenmiş gibi etrafıma bakıyordum. Duvarlarda değişik yazılar vardı. Bazı yerlerde anlamsızca Türkçeyle yazılmış ‘ koru ‘ yazısı vardı. İnsanlar buraya gelip sanatı bozuyordu. Ama bazı yerler çok anlamsızdı. Herhalde çivi yazısı falandı. Uzun süre baktığımı fark edince Alev’i gözlerimle aradım.

Alev’e bulduğumda bir yere çıkıyordu. Boyunun küçüklüğünden sanırım merdivenlerden çıkmakta zorlanıyordu. Üstü toz toprak olursa evde annem kızabilirdi. Hemen arkasından koşarak merdiven gibi şeylerden yukarı çıktım. Arkasında ona seslenerek “ Sakın kaybolma. Ve lütfen hemen yanıma gel.” diye bağırdım.

Sesimi duymuş olsa gerek hafif yavaşladı. Bende ona yetiştim. Yukarı çıkan merdivenler bittiğinde ben ileri doğru yürüdüm. Bir yerlere baktığım için Alev’in yanımda durduğunu sanıyordum. Arkama baktığımda Alev’in hala orada durduğunu ve arkası dönük gördüm. Yavaş ve minik adımlarla geri merdivene yürüyordu.

Ona yetişmek amacıyla arkaya doğru yürüdüm ve bağırarak “ Alev dur düşeceksin.” dedim. Ama o ilerlemeye devam etti. Adımları merdivenden inmek için değil düşmek için atıyordu. İçime bir korku geldi. Arkasından tekrar “ Alev kime diyorum ben!”. Hipnoz olmuş gibi sesime cevap vermiyordu.

Koşuyordum ama yetişemeyecektim. Son bir adım daha adım atarsa merdivenlerden yuvarlanırdı. Son bir güçle koşup , üstüne atladım. Ama o çoktan son adımını atmıştı ve beni de peşine düşürdü.

Onla beraber yuvarlanıyorduk.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.