İçeriğe geç

Bin Bir Ecel

Bölüm 13 · 5 dk okuma

Bin Bir Ecel

Bölüm 13

Küçük Kız Çocuğu ve Güzel Babası

''Işığı kapatma baba korkuyorum, ya karanlık beni yutarsa?''

''Ne sanıyorsun ki kendini, ne sanıyorsun seni, bir gökyüzü bile değilsin.''

''Deniz gibi değilsin, su gibi değilsin, sonsuzluk gibi değilsin.''

''Sonsuz bir boşluk gibisin, ama sonsuzluk değilsin, o maviydi çünkü.''

''Sen ise siyahın bin bir tonusun. Karanlık ve sonsuz. Acı ve ölüm.''

Ecel şiiri okuduğu kitabı, masaya bıraktı. Annesi bu şiir kitabını okumayı çok severdi. Küçük kız odasına doğru küçük adımlar atıp girdikten sonra kardeşini kontrol etti, uyuyordu mışıl mışıl.

Kardeşini kontrol ettikten sonra odasının kapısını araladığında anahtar sesini duymuştu. Babası gelmişti anlamıştı.

Kapının aralığından kontrol etti Küçük Ecel, babasının mavi gömleğini gördü, babasının gözleri yarı açık yarı kapalıydı ilerleyip kendini koltuğa bıraktı. Ecel ne yapacağını bilemiyordu gidip konuşmak istiyordu bir yandan da gidip yatağının altına saklanmak istiyordu.

Cesaretini yine toplayıp kapıyı açtı küçük ve titrek adımlarla çıplak ayaklarıyla yürüdü. Koltuğun arkasından babası Ahi'yi izliyordu, artık daha çok titriyordu, nefesle göğsü daha çok inip kalkıyordu Küçük Ecel'in.

Koltuğun karşısına geldiğinde babasına baktı, babası uyumamıştı. Eve de artık çok gelmiyordu, belki haftalar sonra ki ilk gelişiydi.

''Baba ölülerin mezarı olurmuş, annemin ki nerede, lütfen söyle Maysa'yla gidip görmek istiyorum.'' Ecel'in sesi titriyordu, babası ona bakmıyordu bile oysa.

''Annen yok.'' Ahi Uğultu'nun soğuk sesi odayı doldurdu, sesinde bir acımasızlık vardı, Ecel gözlerini kıstı küçük elleriyle elbisesinin eteklerini sıktı.

''Annem var, annem nerede?'' Küçük kızın sözleri can yakıcıydı, içi acıyor ve kanıyordu tek dileği ölmüş annesinin mezarına gitmekti, ölüler mezara koyulurdu biliyordu. Sevgiyi ve nefreti biliyordu Küçük Kız, ölümü ve yaşamı.

''Git, git yanımdan.'' dedi Ahi Bey acımasızca. Neredeydi karısı? Mezarı neredeydi, karısı ölmüştü ama bir kıymeti hiç bir zaman olmamıştı. Zavallı kadın yanlış adamı seçerek ölümü üstlenmişti, direnmeyi ve susmayı.

Ecel'in başı önüne düşmüştü, gülmüyordu uzun zamandır, annesi öldüğünden beri. Sadece ölen annesine papatya koparıp götürmek istiyordu. Papatyaları koparırsa solardı biliyordu ama mezara götürmek istiyordu, annesi de solmuştu. Papatyaların artık bir önemi yoktu.

Ecel zorlu adımlarla odasına doğru yürümeye başladı, odasının önüne gelince eliyle kapıyı ittirdi girecekken tekrar babasına döndü, gözlerindeki yaşları sildi. Kendi duyabileceği bir sesle seslendi.

''Sende öleceksin baba. Bir gün sende öleceksin biliyorum. Yaşlandığında yanında olmayacağım, sana bakmayacağım. Sen annemden daha kötü öleceksin, belki acı çekmeyeceksin bu azap sana yeter.''

…

Çocukken gerçek sandığımız o masal evrenlerinin gerçek olmadığını öğrendiğimizde de çocuktuk. Masallarımız mutlu biterse mutlu olurduk, üzgün biten masalları hiç okumadım küçüklüğüm de.

Canım ilk yandığında kendimi annemin dibinde bulurdum, filmler de süper kahramanlar erkekler olurdu, hayır. Benim süper kahramanım annemdi. Annemi kaybettikten sonra bir daha hiç bir şey eskisi gibi olmamıştı. Mutlu olduğum zamanlar da hep eksik mutlu olurdum, üzülsem eksik üzülürdüm, heyecanım da eksikti. Aşkta eksikti, benliğimde kendim hep eksiktim duygularla ve kimliğimle.

O eve girdikten 1 ay geçmişti, her şeyiyle 1 ay. O günden sonra babamın mezarına bir daha gitmemiştim. Adımlarım o mezarlığa yürümüyordu.

Efsane'nin amansız gidişinden sonra evde günlerdir derin bir sessizlik vardı. Babamın öldüğünü ve eski eve gittiğimi geçen ay söylemiştim her şeyden haberdarlardı. Maysa'nın yok oluşundan Öykü ve Efsane'nin yıllardır haberi vardı.

Öykü şakalar yapmıyordu, Nifda filmlerini izleyip ağlamıyordu, Yakamoz ise var ama yoktu. Ablasının gidişinden sonra durgunluk gelmişti, hayata küsmüştü. Öykü ve Nifda günlerce teselli ediyor ve iyi olmasını tekrarlıyorlardı, bende öyle yapıyordum lakin bende hiç iyi değildim.

Bugün hafta sonuydu izinli olduğumdan işe gitmemiştim, evdeydim. Üzerimde rahat bir eşofman takımı vardı. Salondaki koltuklarda oturuyordum, Yakamoz ablasıyla kaldığı odasından çıkmıyor, çıktığı zamanlarda da gözleri kızarık, yüzü şişmiş çıkıyordu.

Öykü ve Nifda'da ortalıklarda yoktu. Tek başıma oturuyordum. Yanağımdan küçük bir gözyaşı süzülmüştü, neden süzüldüğünü anlamadığım gözyaşım soğuktu, tenim ürperdi.

Açılan kapının sesini duyduğum da elimin tersiyle gözyaşını silip kapıya baktım. Nifda kapıyı geri kapatıp yanıma doğru geliyordu. Yüzü solmuştu babamı kaybettikten sonra uzunca dertleşmiştik. Nifda hepimizden büyüktü, evin annesiydi. Birimiz üzülsek bunu fark ettiği an bizden daha çok üzülür uzunca konuşurdu.

''Öykü nerede?'' Dedim. Öykü kolay kolay sessizliğe bürünmezdi, hayata karşı enerjisi azalmazdı.

''Uyuyor.'' Başımı aşağı yukarı salladım.

''Yakamoz peki, o nerede?'' Yakamoz ablasının gidişinden sonra darmaduman olmuştu, ağlıyordu ve zayıflıyordu gözle görülecek kadar.

''Odada.''

''Peki sen, sen nasılsın Ecel?''

''İyi değilim Nifda, iyiyim desem ne yazar? Garibim, huzursuzum, karanlığım.'' Kollarını boynuma dolayıp sıkıca sarıldı, sarıldım. Boynuma ıslaklık geldiğinde ağladığını fark ettim.

''Ağlama Nifda geçecek bir gün her şey geçecek, sana söz veriyorum.''

''Geçmiyor Ecel görmüyor musun hepimiz bin bir parçaya ayrıldık.'' Gözlerimi birkaç saniyeliğine kapayıp açtım, ayağa kalkıp montumu giyindim. Nifda'nın montunu da ona uzattım.

Geceler yaralıydı, ben geceden daha yaralı.

Yaralar acıydı, kabuk tutmak bilmez türden bir acı.

…

Yan tarafımdan yürüyen garsonu elimle durdurdum.

''2 tane daha bu masaya'' garson başını sallayıp gitti.

''Benim babam yoktu Nifda, geçen ay ölmedi. Benim babam hiç olmadı ki.'' Başımı omzuma yatırıp acıdan gülümsedim.

Nifda yanağından akan gözyaşını sildi. Ellerini öne getirip ellerimi sıkıca tuttu.

''Annemin mezarını bile bilmiyorum. Annem öldü, babam da öldü. Kardeşim ortada yok, onu benden aldılar niye aldılar? Niye aldılar benden, neyin intikamı bu hangi oyunun?''

''Bulacağız.''

''Gazin ortada bile yok. İzi yok, kendisi yok, yüzü yok. Onu bulamamışken kardeşimi nasıl bulacağım ben?''

''Canım yanıyor Nifda, canımı aldılar canım yanıyor. Bugün değil yıllardır yanıyor nefes alıyorum ama sanki yaşamıyorum, çabalıyorum ama'' titreyen ellerimi kaldırıp baktım.

''Çabalıyorum ama boşuna sanki'' ellerimi sıktım, yüzümü buruşturdum.

''Boşuna olamaz ben yıllardır arıyorum hepiniz öldü dediniz, davası bile kapandı kardeşimin ben yine aradım. Ölmedi dedim o gitti dedim yıllar sonra aptal telefonlar aradı 'yaşıyor' dediler bana. Kırık dökük bir inşaatta yıllardır aradığım kardeşimin fotoğrafını buldum. Bir sürü saçma mesajlar ölüm tehditleri aldım. Ölüm anlamına gelen çiçekler aldım, kardeşimi bulmak uğruna o şerefsizin kardeşinin iş yerinde işe başladım.'' Nasıl olsun boşuna? Ben daha bulamadım.

Garson gelip masaya rakıyı bırakınca elime alıp kafaya diktim. Acımı bastırırım diye kaçıncı kadeh sayamadım bile.

''Sen benim gördüğüm en iyi ablalardan birisin. Umudunu hiç yitirmedin, bitirmedin. Bazı geceler hiç uyumadığını biliyorum gözyaşını saklıyorsun. Odana üstünü örtmeye geldiğimde yanakların kızarmış ve ıslak oluyor Ecel. Son bir aydır kardeşinin olduğu çerçeveye sarılıp uyuyorsun.'' Öyleydi, uyuyamazdım bazı geceler bazı gecelerse sadece ağlardım.

''Babam beni sevmedi. Ulan ben öz kızıyım, öz.'' Bardağı elimle masaya doğru ittirip doğruldum.

''Bir adam kendi öz kızını sevmez mi? Nedir bu nefret, bir kere mi okşamazsın saçımı, bir kere mi sahip çıkmazsın, bir kere mi sevdiğini hissettirmezsin?''

Elimi alnıma koyup kulağıma gelen şarkı sözlerini dinledim, akan gözyaşımı silmedim.

Göksel- Sen Orda Yoksun çalıyordu.

''Siyah beyaz bir adamdı, hayalimdeki resim''

''Kadehimi fırlattım yüzüne''

''Kızgınım hiç gelmeyişine, bilmeyişine, hissetmeyişine.''

''Sen orda yoksun ,çağırdığımda ,susuzluğumda ,açlığımda.''

''Sen orda yoksun ,koşsam sarılsam, tutunsam yoksun''

''Ruhumun kara boşluğunda ,sen orda yoksun.''

Sen hiç gelmedin baba. Gelmedin, hissetmedin, bilmedin. Bu şarkı gecenin ardından sana gelsin.

Belki hayallerimin içindeki o küçük kız çocuğuna ve güzel babasına.

Sana ve bana, hiç olmayışımıza.

Sen orda yoktun baba, ol isterdim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.