Gelen July’di.
İçeri girer girmez şöyle dedi: “Nerede, ne zaman, nasıl oldu bu? Tüm detayları anlat.”
Nefes alışverişinden pedalları hızlı çevirdiği belli oluyordu. Bu görüntüsü, heyecanlı ses tonu aslında çok tatlıydı. Ona gülümseyerek ve kıkırdayarak: “Dur sakin ol. Önce geç bir soluklan.” dedim.
Birlikte yemek yedik ve elimize birer kadeh üzüm şarabı aldık. Kanepeye yerleştik. Sonra ona her şeyi anlattım. Tabi ki ondan beklediğim tepkiyi aldım.
Bana: “Kabul edeceksin değil mi? Catherine, sakın bir aptallık yapma.” dedi.
Ben de: “Evet edeceğim.” dedim ve bana zorla patronumu arattı. Patronuma kabul ettiğimi söyledim ve July ile beraber valizimi hazırlamaya başladık. Brezilya’da ilkbahar olduğu için ona göre hazırlık yapmaya başladık. Tamam artık hazırım. O gece ben, July ve Moto beraber uyuduk.
Sabah yedi buçukta alarm çalmaya başladı.
- Alarm çalıyor July sen daha yakınsın kapatsana!
- Ben neden kapatayım uykum var Catherine.
- Off! Tamam.
Alarmı kapattım. Gözlerimi ovuşturarak yatağıma oturdum, Moto yanıma sokuldu ve her sabahki günaydın miyavlamasını yaptı. Günaydın Moto .
Hadi şu uykucuyu uyandıralım. Yataktaki uykucuyu Dürterek hadi July kalk artık, bugün iki saate yola çıkacağım dedim.
July; kaltı, hadi ne bekliyorsun hazırlanmaya başla dedi ve beni yataktan ittirerek kaldırdı.
Bende tamam kalktım, benden kurtulmaya bu kadar istekli olma dedim.
July de bana güldü. July hadi bakalım çantanı hazırla, üstünü giyin ama önce bir yüzünü yıka da kendine gel dedi. Beni banyoya doğru ittirdi ve sırayla yüzümüzü yıkadık. July sabahları hep sevecen, şakacı ve bir o kadar da tatlıdır.
Ben giyinince bana “bakıyorum da çok güzelsiniz hanımefendi” dedi. Bende teşekkür ederim çok naziksiniz o sizin güzelliğiniz dedim.
Üst kısmı kısa kollu, dekolteli ve çok uzun olmayan, koyu mavi tonlarında bir elbise giydim. Bu elbisenin bel kısmında ince siyah bir kemer bulunuyordu, bu elbiseyi ben ve July çok seviyorduk o yüzden bu elbiseyi giymem konusun da ısrarcıydı.
Bende onu kırmadım.
Hazırlığımız bitince havalimanına doğru gitmek için evden çıkıp bir taksiye bindik. Vardığımızda saat sekiz buçuktu. Uçağa bineceğim kısımdaki odaya geçip beklemeye başladık.
July benim adıma mutluydu ama sanki benden ayrılacağı için üzgün gibiydi. Sanırım o yüzden beni acele ettirip, belli etmemeye çalışıyor. Benimle uzun bir veda yapmak istemiyor muhtemelen.
July’nin duruşunda bir sessizlik, somurtkanlık vardı. Üzüldüğünü buradan anladım ve ona beni oraya sık sık ziyarete gelirsin artık değil mi? Dedim. July de bana tabi ki geleceğim, benden kurtulabileceğini mi sandın? Dedi.
bölüm hakkında fikirleriniz neler?
karakterlerimiz hakkında düşünceleriniz neler?
fikirlerinizi yorumlarda belirtmeyi unutmayın
Keyifli okumalar :)