Sabah erkenden uyandım. Dün olanları düşündükçe içimde garip bir heyecan vardı. Bir savcının yanında çalışacak olmak… Bu gerçekten büyük bir fırsattı. Bu arada savcının adının Sarp KAYA olduğunu öğrendim.
Hazırlanıp adliyeye gittim. Saat tam 08.30’du. Koridorlar yine aynıydı; uzun, soğuk ve ciddi. Ama bu sefer kendimi biraz daha ait hissediyordum.
Savcının odasının kapısında durdum. Kapıda küçük bir tabela vardı:
Savcı Sarp KAYA
Kapıyı hafifçe tıklattım.
“Girin.” dedi içeriden gelen yumuşak bir ses.
Kapıyı açtım. O masasında bazı dosyaları inceliyordu. Başını kaldırıp bana baktı.
“Günaydın.” dedim.
“Günaydın Ahu.” dedi.
Gülümseyerek masasının karşısındaki sandalyeyi işaret etti.
“Otur.”
Sandalyeye oturdum. Masasının üstü dosyalarla doluydu. Kalın klasörler, tutanaklar, raporlar…
“Stajın boyunca bazı dosyalarda bana yardım edeceksin.” dedi.
Masadan kalın bir klasör aldı ve önüme bıraktı.
Dosyanın kapağını görünce kalbim bir an duracak gibi oldu.
Ağır Ceza – Cinayet Dosyası
Dün incelediğim dosya.
“Bu dosyayı tanıyor musun?” diye sordu.
Bir an tereddüt ettim.
“Dün kalemde incelemiştim.” dedim.
Başını hafifçe salladı.
“Güzel. O zaman işimiz kolaylaşır.”
Dosyanın içinden bazı fotoğraflar çıkardı.
“Bu davada bazı şeyler… garip.” dedi.
“Nasıl yani?” diye sordum.
“Bazı ifadeler birbiriyle uyuşmuyor. Tanıkların söyledikleri ile olay yeri raporları arasında fark var.”
Dosyalara tekrar baktım.
“Yani… biri yalan mı söylüyor?” dedim.
Sarp Bey hafifçe arkasına yaslandı.
“Biri değil.” dedi.
“Birkaç kişi.”
O an telefonum titredi.
Refleks olarak cebimden çıkardım.
Yine bilinmeyen numara.
Mesajı açtım.
Ekranda şu yazıyordu:
“Yanlış dosyaya bakıyorsun Ahu.”
Kalbim hızlanmaya başladı.
Telefonu yavaşça kapattım.
Sarp bana bakıyordu.
“Bir sorun mu var?” diye sordu.
Bir an düşündüm.
“Hayır.” dedim.
Ama içimde tuhaf bir his vardı.
Bu kişi…
Benim hangi dosyaya baktığımı nereden biliyordu?

