4 yıl çalıştıktan sonra sonunda emeğimin karşılığını alacaktım. Yani ben öyle umuyordum. Stajımın ilk günüydü. Süslenmem gerekiyordu en kırmızı rujlarımdan birini sürdüm (daha çok avukat imajı yarattığını düşünüyorum.) Siyah ve en resmi duran takımımı aldım. O sırada arkadan gelen saat sesleri beni geriyordu 09.00 ‘da olan stajım için 06.00 ‘da uyandım.Fakat sanırım yine geç kalacaktım. En havalı duran siyah botlarımı giyip çıktım. Hızlıca asansöre koştum fakat asansörün gelmesi çok uzun sürdü.Saniyede bir saatimi kontrol ediyorudum.Dışarı çıkınca beni arabayla almaya gelen arkadaşımı gördüm.Arabaya bindim hızlıca yola koyulduk.Yoldayken maskara sürmeyi unuttuğumu fark ettim…
Elimde barodan aldığım staj yazısıyla adliyeye gittim. Kapıdaki güvenlik kontrolünden geçerken içimde garip bir karışım vardı; hem gururluydum hem de ne yapacağımı tam bilmiyordum.
Kaleme (mahkeme yazı işlerine) yöneldim. Kapıyı tıklayıp içeri girdim. İçeride birkaç memur bilgisayar başında çalışıyordu. Beni fark eden biri başını kaldırıp,Suratsız bir şekilde
“Buyrun, kiminle görüşecektiniz?” dedi.
“Ben avukatlık stajyeriyim, bugün adliye stajıma başlıyorum,” dedim.
Elimdeki belgeyi uzattım. Kadın kâğıda göz gezdirdi, sonra
“Hoş geldin, ilk günün mü?” diye sordu.
“Evet,” dedim, yalandan bir gülümsemeyle.
“Tamam. Bugün seni mahkeme işleyişiyle tanıştırırız. Önce duruşma salonunu göstereyim,” dedi. Peşine takıldım.
Koridorlar soğuk, uzun ve biraz ürkütücüydü. İçeriden bir yerden “Sanık ayağa kalksın!” sesi gelince sıçradım. İlk defa gerçek bir duruşma atmosferini hissediyordum.
Memur bana oturabileceğim bir yer gösterdi. “Bugün sadece izle, yarından itibaren dosyalara yardım edersin,” dedi.
Kürsüdeki hâkim ciddiyetle dosyaları karıştırıyordu. Yanındaki zabıt kâtibi, hızla notlar alıyor, her kelimeyi klavyeye geçiriyordu. Sanık, başı öne eğik bir şekilde susuyordu. Avukatı, sakin ama kararlı bir sesle savunmasını yapıyordu. Çok havalıydı…
Duruşma bitince herkes salonu yavaşça terk etti. Ben yerimden kalkamadım, az önce yaşananların ağırlığı içime çökmüştü.
Memur yanımdan geçerken, “İlk gün zor gelir ama alışırsın,” dedi.
Kaleme geri döndüğümüzde bana birkaç dosya uzattılar. “Bunlar kapanmış davalar, istersen incele. Duruşma tutanaklarına bak, karar nasıl yazılmış gör,” dedi biri.
Dosyaları karıştırmaya başladım; her sayfa başka bir hikâyeydi. Bazı ifadeleri okurken boğazım düğümlendi.bazen de adaletin nasıl yerini bulduğunu görmek içimi rahatlattı.Masadaki dosyalardan rastgele birini açtım ve ilk sayfayı dikkatlice inceledim. Üzerinde kırmızı mürekkeple yazılmıştı: “Ağır Ceza – Cinayet Dosyası / Dosya No: 2023-1456”.
Dosyada, 2022 yılının kasım ayında, İstanbul’un Anadolu yakasında yaşanan bir olay anlatılıyordu. Ahmet Yılmaz, 32 yaşında bir inşaat işçisi, iddiaya göre tartıştığı komşusu Murat Demir’i evinde bıçaklayarak öldürmüştü. Olay, gece saat 23:15 civarında, iki tarafın daha önce de küçük anlaşmazlıklar yaşadığı bir sırada gerçekleşmişti.
Polis raporları olay yerinin detaylarını anlatıyordu: Kan izleri mutfağın zemini boyunca sürüklenmiş, evin salonunda dağılmış bir masa vardı. Komşuların ifadelerine göre tartışma sesi duyulmuş, bazıları polisi aramıştı. Ahmet’in ifadesi, olayın bir anda kontrolden çıktığını ve Murat’a zarar vermek istemediğini öne sürüyordu.
Savcılık, olayın delillerini tek tek toplamak için fotoğraflar çekmiş, olay yerindeki bıçağı incelemiş ve Adli Tıp’tan rapor istemişti. Rapor, Murat’ın aldığı yaraların ölümcül olduğunu, ancak Ahmet’in niyetinin kasti olup olmadığının kanıtlarla tartışılabileceğini belirtiyordu.
Dosyanın ilerleyen sayfalarında, Ahmet’in önceki sabıka kayıtları, tanık ifadeleri ve polis sorgu tutanakları vardı. Bazı tanıklar Ahmet’in defalarca Murat’a saldırgan davrandığını, bazıları ise Ahmet’in o gece savunma amaçlı hareket ettiğini söylüyordu.
Her sayfayı çevirdikçe, olayın ne kadar karmaşık ve insan ilişkilerinin ne kadar hassas olduğunu daha iyi anladım. Bu dosya, adaletin sadece doğru karar vermekten ibaret olmadığını, aynı zamanda her detayın dikkatle incelenmesi gerektiğini gösteriyordu..
Adliyeden çıktığımda arkadaşım Melisa’ya olanları anlatmak için telefonu açtığımda bilinmeyen bir numaradan bir mesaj geldiğini gördüm.Mesajı açtığımda şöyle bir yazıyla karşılaştım
“Daha ilk günündesin.Şimdiden korktun mu yoksa? İnsanlar vahşi olabiliyor..”
Bu mesaj beni çok ürpertmemişti çünkü bu zamana kadar bir sürü saçma mesaj aldım. Sürekli dolandırıcılar,saçma sitelerdeki anonim kişiler bu tarz mesajlar atıyorlardı.Amaçları ne bilmiyorum ama alıştım artık.Fakat bu mesajı gönderen anonim kişi bugün stajımın ilk günü olduğunu bilebilirmiydi?Bunun hakkında düşündüm ama sonra vaktimi daha değerli şeylere harcayabilmek için boşverdim.
ERTESİ GÜN
Stajımın 2. günüydü sabah 08.45 deki stajıma yetişmem gerekiyordu. Hızlıca hazırlandım ve adliyeye doğru yola koyuldum.Bugün dolabımdaki en havalı takımlardan birini giydim.Çünkü bugün bir toplantıya girecektim.Daha doğrusu avukatların yaptığı bir toplantıyı dinleyecektim.Onların neler yaptıklarını izleyecektim.
Adliyeye girdiğimde beni ilk önce dosya odasına yönlendirdiler.Çünkü bugün, bir cinayet davası için hazırlanan klasörlerin güncellenmesi gerekiyordu.Eski ifade tutanaklarının taranması,düzenlenmesi ve dijital arşive aktarılması görevi bana verildi.Dürüst olmalıyım gerçekten sıkıcıydı.Dosya işlerini halledince bir kahve molası vermek için dosya odasından çıktım.O sırada karşıdan gelen mavi gözlü koyu saçlı beyaz tenli adama takıldım.Hızlı adımlarla yanıma geldi. Ve bana:
“Merhaba,Salon 4 nerede biliyormusunuz acaba?” dedi.
“Biliyorum… gibi…” dedim.
“Biliyorum gibi mi?”
“Ben burada stajyerim.Daha 2 gündür buradayım.Sanırım şu koridordan düz izlerleyip sola dönerseniz bulabilirsiniz.”
Adam içten bir gülümseme ile yanımdan ayrıldı.
Toplantıya daha birkaç saat vardı.Fakat yapacağım işler bitmişti v e sıkılmaya başlamıştım.O sırada yanıma bir görevli geldi
“Az önce gelen kimdi biliyormusun?” dedi.
“Hayır. Nereden bileyim?” dedim.
Gözlerini devirdi ve “ Yeni gelen savcı o. Yakışıklı değil mi?” dedi.
Sadece “Bilmem.” dedim.
O sırada içerden bir ses geldi “TOPLANTI BAŞLAMAK ÜZERE.”
Bunu duyunca toplantının yapıldığı odaya gittim. Odada bir sürü avukat ve savcı vardı.Ve evet sabah gördüğüm o adam da oradaydı.
Toplantıda bir dosya hakkında konuşuyorlardı felan. Onları dinlerken hayran kaldım.Çok asil ve havalı duruyorlardı. İçimden sadece ‘Bir gün bende başarılı bir avukat olacağım.’ demekle yetindim.
Toplantı bittiğinde çıkarken o adamın sesini duydum.
“Pardon hanımefendi.” dedi.
Dönüp baktım;
“Evet?” dedim.
“Siz Ahu GÖKSEL misiniz?” dedi.
“Evet benim.” dedim.
“Güzel. Stajınız bitene kadar yanımda asistan olarak çalışacakmışsınız. Yani.. bana öyle dediler.” dedi.
“Aa bana henüz haber verilmedi. Fakat asistanınız olmaktan mutluluk duyarım.” dedim içtenlikle.
Hafifçe gülümsedi.
“O zaman yarın sabah ilk iş odama gel sana yapılacakları anlatayım.”
“Tamamdır.” dedim.

