Okula vardığımda bahçede her zamanki kalabalık vardı. Herkes birbiriyle konuşuyor, gülüyor, koşuşturuyordu. Ben ise kafamda sabahki o saçma mesajlarla yürüyordum.
Güzellik…
Sinir olmuştum ama içimde bir yer de “Kim acaba?” diye sormadan duramıyordu.
Aysel beni görünce koşarak yanıma geldi.
“Sevdaaan! Ne oldu suratına? Sanki sabaha kadar ağlamış gibisin.”
“Yok kız ne ağlaması ya,” dedim. “Tuhaf bir olay oldu.”
Aysel’in gözleri hemen büyüdü. “AY ANLAT! Dedikodu sensiz aslaaa.”
Derin bir nefes aldım. “Bilinmeyen bir numara bana günaydın yazdı.”
“Ohaaa. Kim?”
“Bilmiyorum.”
“Yakışıklı mı?”
“Numara Aysel! Numaraya nasıl yakışıklı diyeyim?”
Aysel bir kahkaha attı ama sonra yüzü ciddileşti.
“Peki… başka ne yazdı?”
“Güzellik dedi.”
Aysel’in ağzı açık kaldı. “KESİNLİKLE okuldan! Kesin biri hoşlanıyor!”
“Saçmalama ya,” dedim ama içimde minik bir kıpırtı hissettim.
Belki…?
Yok yok saçmalık.
Zil çaldı. İçeri girdik. Koridor her zamanki gibi bağırış çağırış doluydu. Sınıfa doğru yürürken kalabalığın arasından biri bana çarptı.
“Pardon,” dedi bir erkek sesi.
Başımı kaldırdım. Boyu uzun, saçları biraz dağınık, elinde telefonuyla bana bakıyordu.
Sanki… bir anlığına fazla uzun baktı.
Göz göze geldik.
O an kalbim tuhaf bir şekilde hızlandı.
Sonra çocuk gülümsedi. Hafif, belli belirsiz… sanki bir şeyi biliyormuş gibi.
“Dikkat et Sevda,” dedi.
Donup kaldım.
Ben adımı söylememiştim.
Bu çocukla hiç konuşmamıştım.
Sadece arkamızdan yürüyen üç kişi “Efe hadi gel!” diye seslendi.
Efe…
Okulun üst sınıflarından, herkesin adını duyduğu ama kimsenin tam tanımadığı o çocuk.
Yanımdan geçip giderken cebinden telefonunu çıkardı. Parmağı ekranın üzerinde gezdi.
Benim içimden bir ses fısıldadı:
Ya mesaj atan oyduysa?
Kafamı salladım, bunu düşünmek bile saçmaydı. Ama o an telefonum titredi.
Tüm dünya bir saniyeliğine durdu sanki.
Bilinmeyen Numara:
Günaydın demeyi bilmeyenlere tekrar sabahın güzelliği…
Kalbim boğazıma geldi.
Az önce yanımdan geçen çocuk telefonunu çıkarıp aynı anda gülümsemişti.
Aysel koluma yapıştı. “SEVDA! Ne oldu? Neden bembeyaz oldun?”
Hızla telefonu kapattım.
“Bir şey… bir şey yok…”
Ama vardı.
Hem de çok büyük bir şey.
Biri beni izliyordu.
Ve artık emin olduğum tek şey şu:
Bu iş sadece bir mesajla başlamamıştı.