"Muayene ve test sonuçlarınızda durumunuzu açıklayacak bir sonuç yok, Bayan Walker." dedi doktoru. Doktor Frieda, Lauren'in bağışıklık sisteminin çökmesine engel olan tedaviyi düzenleyen ve onu takip eden özel hekimi idi.
Lauren'in Doktor Frieda ile olan her muayenesi ve Frieda'nın her tedavisinin masrafı Brendon tarafından karşılanıyordu. Normalde iki ayda bir kontrole giden Lauren daha erken ziyareti sebebi ile biraz sıkılmıştı ama yaşadığı şeyin bir çeşit nöbet olabileceğinden korktuğu için doktoruna görünmekte fayda olabileceğini düşünmüştü.
Doktoru en son fiziksel yorgunluğun duyusal problemlere yol açabileceğini söyleyip istirahat önermişti. Hatta yapılan çalışmalara göre göçmenlerin duyuları normal popülasyona göre daha hassas olduğu için çevrelerindeki değişimlerden daha fazla etkilendiğini açıklamıştı.
Yorgun olduğunu düşünen herkes bebekle ilgilenmesinin sonucu olduğunu söylese de Lauren hafta içi her gün en az altı saat derse girmek zorunda olmayı ve devamsızlık yapmamayı daha yorucu buluyordu. Bölümüne severek girmişti. Ders çalışmaktan asla gocunmazdı ama derslere evden katılabilmek için ilk yirmide kalabilmesi onu gerçekten yoruyordu.
Hava treninden eve dönerken bileğindeki telebilgisayarı açtı. Kişisel veri bankasına düşen test sonuçlarına sanki doktorunun normal dediğine inanmıyormuş gibi baktı. Aslında anladığından değildi ama orada normal aralıktaki değerleri görünce sevindi. Derken gözüne yapılmış başka bir test sonucu takıldı. Bu sonucu negatif olan bir gebelik testi idi. Normal muayenelerinde gerek görülmedikçe bağışıklık sistemi için olan testler dışında test yapılmazdı. Bu testi görmesi biraz utanmasına sebep oldu. İçinden "Ne tür bir gebelik gün içinde uyanıkken dalmaya ya da sanrı görmeye neden olabilir ki, sevgili doktorum?" diye söylendi. Ancak doktoruna tam olarak da kızamazdı. Birkaç kişi haricinde onları tanıyan herkes Brendon ile Lauren'in evliliğini normal evlilik sanıyorlardı.
Yaptığı evlilik anlaşmasında tarafların birbiri ile cinsel münasebeti hakkında bir kural yoktu. Ancak bazı maddelerde "ilerde olabilecek çocuklarla ilgili" miras, hak ve eğitim planı hakkında ibareler geçiyordu. Üstelik ailevi itibar ve tarafların birbirine olan güveninin sarsılmaması için "metres edinme, aldatma..." gibi durumlar yasaktı. Lauren bu maddeleri de düşününce ilk başta bunun kâğıt üzerindeki anlaşma ve mantık evliliği haricinde normal bir evlilik olacağını düşünmüştü. Brendon metres edinmek istemiyorsa ve birden fazla çocuğu olsun istiyorsa bu Lauren ile cinsel ilişkiye girmeye niyetli olduğunu gösteriyordu. Brendon ise evlilikleri boyunca Lauren'e bir kez bile dokunmamıştı.
"Beni tanımaya çalışıyor ya da alışmamı bekliyor olabilir." ya da "Okulum bitmeden ya da Michelin biraz daha büyümeden anne olmamı istemiyor olabilir." gibi tahminler yürütse de Lauren bu konuyu onunla hiç konuşmadığı için gerçek sebebi bilmiyordu. Hava treninden evine yakın durakta inerken kendi kendine "Gerçi bu resmiyetle tekrar baba olmak istediğinde laboratuvar şartlarında döllenme isteyebilir." diye düşünüp kıkırdadı.
Kim mecbur kalmadıkça böyle bir yöntemle anne baba olmak isterdi ki? Yoksa Brendon Walker'da bir problem mi vardı? Böyle düşünmesi daha da keyiflenmesine neden oldu. Bir dergide erkeklere üreme hakkında test yapılabilmesi için uyarı verici ilaç verildiğini, çok öncelerden ise ereksiyonun sağlanabilmesi için test odasında porno içerik gösterildiğini okumuştu. İfadesiz suratlı kocasının önünde porno dergisi ile bir odada test verdiğini hayal edince yüksek sesli gülmemek için kendisini zor tuttu.
...
Lise çağında bir oğlan ablasından biraz daha uzun boylu olan, güzel koyu renkli saçlara sahip genç bir kadını metro durağının ortasında önüne eğilmiş vaziyette gördü. Aslında önce o genç kadından çıkan yarım kalmış kıkırdama sesi dikkatini çekmişti. Kadın bir müddet iki eli ağzında öne eğilmiş vaziyette öyle durdu.
Hava treninin durağına tepeden vuran güneş ışığı kadının önüne dökülmüş saçlarına vuruyor ve koyu mavi rengi aydınlatıyordu. Çocuk, kadının hapşırmış olabileceğini düşündü. Önce umursamayacaktı ama durağa sonradan gelen ikinci trenin neden olduğu şiddetli rüzgâr kadının dizlerindeki eteği uçursa da kadın hareket etmemişti. Kim olsa öyle bir rüzgârda eteğinin uçacağından korkup eteğini tutardı. Sonra kadın yavaş hareketlerle hemen sağındaki durak çıkışının yangın merdiveni kısmına doğru yürüdü. Sanki elleri ve yakları bir iple oynatılıyormuş gibi hareket ediyordu.
Çocuk da kadını izlemek için peşinden gitti. Kadın normalde kilitli olması gereken açık yangın çıkışından geçti ve merdivenlerin başına çıktı. Bu durak yerden neredeyse yirmi metre yükseklikteydi. Kadın esen rüzgarla uçuşan saçlarına da eteğine de aldırmadı. Yavaşça tırabzandan tuttu ve kendisini aşağı atıyordu ki çocuk onu arkasından yakalayıp yere düşürdü. Ona "Ne yapıyorsun?" diye bağırdı. Ancak kadın hala transta gibi gökyüzüne bakıyordu.
...
Lauren ısrarla çalan cep telefonunun sesini duydu. Birden yattığı yerden oturdu. Karşısında üzerine abanmış lise çağı bir çocuk vardı. Önce etrafına bakıp nerede olduğunu idrak etmeye çalıştı.
Arkasından bir adam "Bu kapının kilitli olması gerekiyordu. Nasıl açılmış?" deyince dönüp açık kapıya ve sözleri sarf eden durak görevlisine baktı. Arkadaki istasyonu ve adamın üniformasını görünce nerede olduğunu anımsadı. Bir elini yüzüne götürdü ve kendisine seslenen "Ici" kelimesini hatırladı, mide bulantısı hissetti. Bulantı hissi ona yine aynı şeyi yaşadığını hatırlattı.
Karşısındaki oğlanın tedirgin bir şekilde "İyi misiniz?" sorusuna "Evet, iyiyim. Teşekkürler." diye cevap verdi. Çalan telefonu sesini kesince bileğini kaldırıp arayanın kim olduğuna baktı. Arayan Brendon idi. Yavaşça kalkıp kendisine iyi olup olmadığını soran durak görevlisine iyi olduğunu söyledi. Bir yandan eteğindeki ve bluzundaki tozları çırparken durak görevlisine başının döndüğüne, yolu karıştırdığına dair bahaneler uydurdu. Kendisine yardımcı olan gence teşekkür etmeyi unutmadı ve işi biter bitmez evin yolunu tuttu.
Eve girer girmez bebeğe göz kulak olan Margaret'e selam verip Brendon'a telefon etmek üzere yatak odasına girdi. Michelin odasında uyuyordu. Lauren, evdeki yatak odasını Margaret evdeyken Brendon ile ortak yatak odasıymış gibi kullanırdı. Oda içerisinde Brendon'ın losyonu kokuyordu. Bir yerlerde şişenin ağzını açık unutmuş olabileceğini düşündürecek kadar yoğun bir koku vardı. Kapının hemen önündeki aynalı makyaj masasının üzerine baktı. Orada göremedi. Odanın sağ duvarına dayalı yatağın öte tarafındaki giyinme odasının kapısı kapalı idi. Beri taraftaki banyo kapısı açıktı ve koku o taraftan geliyordu.
İçeri girince devrilmiş losyon şişesini gördü. Kaldırıp kapağını kapatmadan önce şişenin ağzını yakından kokladı. Koklarken hemen önündeki tıraş makinası gözüne takılınca bir anlığına Brendon'ın ensesinin ve boynunun böyle koktuğunu düşününce garip hissedip şişenin kapağını kapattı. Losyonda bir tür afrodizyak madde olup olmadığını merak etti.
Sonra az önce başına gelen olayı hatırlayıp Brendon'dan ve düşüncelerinden sıyrılarak pencereyi açıp odayı havalandırmak istedi. Pencereyi açtıktan sonra arkasına döndüğünde banyo kapısının hemen önünde bir şey gördüğünü sandı. Yüreğine iniyordu. Çığlık atıp Michelin'i uyandırmadığına şükretti. Ne gördüğünü, şeklini ve cinsini hatırlamaya çalıştı ama olmadı. Yatağın ucuna oturdu. Bir süre sakinleştikten sonra telefon edecekti ki telefon tekrar çalmaya başladı.
Brendon üçüncü çalışında açılan telefona bir süre sessiz kaldı. Lauren genelde "Efendim?" diye telefonu açardı ama bu kez karşıdan ses gelmiyordu. "Lauren?" diye seslendi. Kekeleyen bir sesle "E-Efendim?" diye cevap geldi. "İyi misin? Aradım yarım saat önce ama duymadın sanırım." dedi Brendon.
Lauren "T-Trendeyken duymamışım. Ben de şimdi arayacaktım. Eve yeni geldim." diye cevap verdi. Brendon odasında koltuğuna geçip kaşını kaldırarak "Evden çıkacağın zaman arabayı kullanabileceğini söylemiştim." dedi.
Lauren içinden "Bugünkü transımı araba kullanırken yaşadığımı düşünemiyorum." diye geçirdi. Ama daha sakin bir sesle "Kısa mesafe idi. Sorun değil." diye cevap verdi.
Brendon merakına yenik düşerek "Okulda mı işin vardı?" dedi. Aslında okulu kısa mesafe değildi. Lauren biraz sessiz kaldı. Ona doktorunu göreceğini haber vermemişti. Saklayamayacağı bir şeydi. Sonuçta faturaları Brendon ödüyordu. Rutin muayeneye gittiğini söyledi. Brendon fazla soru sormadı. Lauren "Bir şey mi söyleyecektin?" diye sordu. Bu kez sessizlik sırası Brendon'daydı. "Bu akşam erken geleceğimi söyleyecektim. İstersen yani beklersen yemek için diye..." diye cevap geldi.
Lauren bunu beklemiyordu. Gülümsediğini belli etmemeye çalışarak "Tabii, olur." dedi. Saat sekiz sularında kararlaştırıp telefonu kapattı. O sırada içeri Margaret girip lavaboya gideceği için ondan bebek telsizine göz kulak olmasını istedi. Hemen önündeki makyaj masasına bıraktı.
Lauren bir müddet daha yatağın ucunda oturdu. Brendon'ın erken geleceğini duymasına neden bu kadar sevinmişti anlam veremiyordu. Rahatlama yaşayınca yatağa sırt üstü uzandı. Açık pencerenin hemen götüremediği losyonun kokusu ve ona ait temiz nevresim kokusu hoşuna gidiyordu.
Bir cızırtı duydu. Başını kaldırıp karşısındaki telsize baktı. Ağlama sesi gelmiyordu. Cızırtı biraz daha arttı. Lauren telsizin bozulmuş olabileceğini düşünüp doğrulup ona doğru gitti. Yaklaştıkça cızırtının fısıldamaya benzer bir şey olduğunu fark etti.
Telsizi eline alıp kulağını dayadı. Harfleri tam net seçtiği an fısıltı kulak tırmalayan bir sinyale dönüştüğü için Lauren telsizi uzaklaştırıp kapatmak zorunda kaldı. Koşarak Michelin'in odasına gitti. Michelin hala uyuyordu. Ne olduğuna anlam veremedi.
Duyduğu kelimelerin anlamı olup olmadığını öğrenmek için telebilgisayarının arama motoruna yazdı: "T, I, R, E, T, O ve I" karşısına en yakın anlam olarak Fransızca "Defol!" sözcüğü geliyordu. Anlam veremedi. Derken kulağına bir televizyon sesi geldi. Alt kat ya da üst kattan geliyor olmalıydı. Ses net gelmiyordu. Derken kısıldı. "Acaba aniden sesi açılınca onu mu duydum?" diye düşündü.
Brendon telebilgisayarını kapattı. Ancak hala elindeki tablette gördüğü resme bakıyordu. Resim yakın zamanda okul kampüsünde çekilmişti. Lauren, arkadaşları ile birlikte poz vermişti. Arkadaşlarından birisini tanıyordu. Aklı başında bir kız idi. Lauren'in evlendiğini bilen tek arkadaşı idi. Adının Cecile olduğunu hatırladı.
Lauren ile evlenmeden önce topladığı bilgilere göre Lauren 14 yaşındayken olan 23. Bölge olayı sonrası Lauren'in gerçekten samimiyet kurduğu ilk kişi bu kızdı. Lauren'in Michelin'e bakmak için sanal simülasyonla derslere katılmak zorunda olması yüzünden sık görüşemiyor olmaları üzücüydü.
Aslında Brendon böyle bir şart koşmamıştı. Bazı insanların "Genç karısını eve bağlayamaz." lafından etkilendiği için evlendikten hemen sonra Lauren'in üzerine çok gitmiş ve onu ilk yirmide kalmasına zorlamıştı. Vicdan rahatlatırcasına "Ben de aynı bölümden mezun oldum. Hem de 4 yıl boyunda ilk yirmideydim ama bizim böyle sanal simülasyon fırsatımız yoktu." diye mırıldandı. Bir yandan da Lauren'in buna itaat etmesine seviniyordu.
Fotoğrafta erkek sınıf arkadaşlarından birisi poz verirken Lauren'in beline sarılmıştı. Bu fotoğrafı Lauren'in sosyal medyasında gördüğü an elinde olmadan onu aramıştı. İlk aramasında telefonun açılmamış olması da tedirgin etmişti ama Lauren ona neden açamadığını açıklamıştı. İnce tişört üzerindeki ele iyice odaklanıp bir of çekip tableti öteye itti. Başını elleri arasına aldı. Sonra yüzünü kapattı.
O bazılarının dediği ve düşündüğü şeylerden neden bu kadar etkileniyordu anlamıyordu. Üç yıl önce "Evlenmelisin." dediklerinde dırdırlarından bıkıp evlenmişti. "Çocuğunuz olmalı." dediklerinde baba olmuştu. Evlendiği kadın şüpheli bir şekilde öldükten sonra da "Bebek küçük, anne bul." dediklerinde bunu da yapmıştı. Ancak onların istediği gibi yapmadığı tek bir şey vardı o da Lauren gibi birisi ile evlenmekti.
Lauren'i davetli olduğu bir seminerde görmüştü. Tam da göçmenlerin halka gizlenen tek tek ölüşlerinin olduğu dönemdi. Sadece kendisi ile aynı bölümde okuyan geleceği parlak bir gencin bu durumla nasıl başa çıkabildiğini merak ettiği için araştırmıştı ama başa çıkamadığını fark ettiğinde aklına ona evlenme teklifi etmek gelmişti. Zor durumda olan bu göçmen kız da teklifini kabul etmişti. Hemen akabinde gösterişsiz bir nikahla evlenmişlerdi.
Ailenin inadına bir şeyler yapmak ona keyifli gelmişti. Aradaki on iki yıllık yaş farkı çok da umurunda değildi. Sonuçta karşı taraf bunu bilerek kabul etmişti. Üstelik karşı taraf daha kârlı çıkıyordu. Brendon onun tüm ihtiyaçlarını karşılıyordu.
Temel olarak Michelin'in annesine davrandığından çok da farklı davranmıyordu. Aradaki en büyük fark Lauren'e dokunmaması idi. Başta bu hiç düşündüğü bir şey değildi. Evlilik anlaşması özel avukatının oluşturduğu bir anlaşmaydı ve buna müsait maddeleri vardı. Lauren de imzalayarak kabul etmiş oluyordu ama Brendon şimdiye kadar ona o gözle bakmamıştı. Genç, tecrübesiz, yardıma muhtaç ve çaresiz gördüğü için ona yardım ettiğini düşünmesi belki de ona engel olmuştu. Ancak şimdi durum farklıydı.
"Robot değilim sonuçta." diye mırıldandı. Masada önünde duran takvime baktı. Birkaç gün sonra yapılacak olan dört günlük 36. Uzay Günleri Sempozyumu'nda vereceği seminerin hazırlığını yapması gerekiyordu. Sempozyumun son günü yapılacak olan gala gecesini hatırladı. O geceye Lauren'i de götürmeye karar verdi.