İçeriğe geç

Bilinmeyen Lanet

Bölüm 2 · 9 dk okuma

Bilinmeyen Lanet

Bölüm 2

Endişe ve Korku

Danışman hocasının odasından çıkarken hemen yan koridordaki pano dikkatini çekti Lauren’in. O tarafa gidip sınav sonuçlarının duyurulup duyurulmadığına baktı. Arkasındaki bir ses “Henüz açıklanmadı.” dedi. Sesi oldukça iyi tanıyan Lauren heyecanla dönüp “Cecile!” dedi ve arkadaşına sarıldı. Arkadaşı da aynı heyecanla kendisine karşılık verdi.

Aslında birkaç saatliğine evden ayrıldığı için arkadaşlarını görecek pek vakti yoktu. Bu sebepten onlara haber vermemişti. Bu konu hakkında Cecile’den bir sürü fırça yiyip birkaç dakikalığına bir yerde oturup sohbet etmeyi kararlaştırdılar.

Kahvesinden içerken “İlk yirmiden düşerim diye korkuyorsun ama sanmıyorum düşeceğini.” dedi Cecile. Lauren ona mahcup bir şekilde bakınca Cecile gözlerini kapatıp “Bir yanım keşke düşsen de aramıza tekrar katılsan diyor ama ben arkadaşımın başarısızlığını isteyecek kadar bencil değilim.” diye itiraf etti. Sonra gözlerini açıp sevgi dolu bakarak “Anlıyor musun, neden böyle istediğimi?” diye sordu.

Lauren ona gülüp arkadaşının masa üzerindeki elini tuttu. “Anlıyorum ama bu benim için önemli.” diye cevap verdi. Cecile de bir iç çekerek “Okulda başarı sıralamasında ilk yirmiye giren öğrenciler tüm derslerini evinden sanal simülasyonla alıyor. Evet bu oldukça güzel bir ayrıcalık ama bu dersleri almak, simülasyon odasına sahip olmak gibi pahalı şartlar gerektiriyor.” dedi. Sonra nazlı ve sevgi dolu bir tonla “Laury... İyi olduğuna emin misin?” diye sordu. Lauren de hiç beklemeden “Evet.” dedi.

Kahvelerini içtikten sonra Cecile, arkadaşını uğurlamak için kampüs dışına kadar ona eşlik etti. Arkadaşının başına son dört ayda gelen şeyleri düşününce bir kere ofladı. Lauren gülerek neye ofladığını sordu. Cecile bir süre düşünüp “Dört ay önce göçmen yasası sebebi ile başının derde girebileceğini söyledin. Sonra birden evleneceğini söyledin ve çocuklu bir zenginle evleniverdin. Bana çocuğunu yetiştirmek şartı ile eğitim ve barınma masraflarının karşılanacağı bir anlaşmayla kâğıt üzeri evlendiğini söylesen de baştan düşününce çok saçma geliyor.” dedi.

Sonra daha gücenmiş bir ses tonu ile “Bana her şeyi anlattığına emin misin?” diye sordu. Lauren de arkadaşının omzuna kolunu atıp “Anlatabileceğimden daha fazlasını anlatmışım.” diye cevap verdi.

Cecile ağlamaklı ses tonu ile “Bu sırrı tutabilmek ne kadar zor, biliyor musun?” diye sitem etti. Bu Lauren’in gülmesine sebep oldu. Arkadaşına sarılıp “Ben iyiyim, gerçekten.” dedi. Vedalaşıp ayrıldılar.

Cecile, Lauren’i kampüs çıkışına kadar izledi. O sırada arkasından bir ses “Lauren değil mi o?” diye sordu. Cecile dönüp kendisine ve kampüs kapısına bakan iki arkadaşına hüzünle baktı. “Evet.” dedi.

Bir tanesi merakla “Epey oldu onu görmeyeli. Göçmen yasasından ötürü sınır dışı edileceğini duymuştuk. Ama o birden başarıda yükselerek ilk yirmide eğitimine devam ediyor.” dedi.

Cecile ona bir çimdik atarak “Arkadaşımın başarısını mı kıskanıyorsun sen?” diye sitem edince çocuk itiraz edip onu onlarla öğle yemeği yemeye davet etti. Cecile içinden konuyu değiştirdiğine sevinerek teklifini kabul etti.

Lauren okuldan çıkınca ilk iş olarak Margaret’i aradı. Michelin’in nasıl olduğunu sordu. Uyuduğunu öğrenince eve gidene kadar biraz yürüyecek vakti olduğunu düşündüğü için bindiği hava treninden ineceği durağa birkaç durak kala inip yürümeye başladı. Başını kaldırıp uzun binalar arasından gökyüzüne baktı. Hava temizleyici uçan makinaların arasından güneşli gökyüzünü gördü.

Gökyüzünde güneş olsa da binaların uzunluğu sebebi ile yürüdüğü yerler hep gölgede kalıyordu. Yarım kilometre doğuya doğru yürüyünce binalar seyrekleşmeye ve park ve bahçeler ortaya çıkmaya başladı. Bu çağda yeşil bir yerleşim yeri zengin muhiti olarak bilinirdi. Orta kesim insanlar ise kozmopolit binalarda şehrin içinde yaşıyordu. Lauren’in sahte evliliği öncesi de yaşadığı yer böyle bir yerdi.

Evle kendisi arasında kalan üç ana yolun ikisini geçince ileride ağaçların arasından kendi yaşadığı rezidans kompleksini gördü. Beş ay önce kendisine böyle bir yerde yaşayacağını söyleseler inanmazdı. Bina sayarsan dışarıdan kırk iki katlı olsa da dubleks daireler de olduğu için her katta ikişer daire olarak altmış daire bulunuyordu. Ancak Lauren hangi dairelerin dubleks olduğunu bilmiyordu. Tepeden aşağıya yirmi üçüncü daireyi bulmaya çalıştı. Bu sayıyı hiç sevmezdi.

…

Lauren, bir 23. Bölge göçmeni idi. Nedeni hala bilinmeyen bir biyolojik saldırı sonucu yok olmuş bir bölgede hayatta kalan birkaç yüz kişiden birisi idi. 23. Bölge gibi biyolojik saldırı, bilimsel deney ya da salgınlardan ötürü karantinaya alınmış çok bölge vardı ama hiçbir yer 23. Bölge kadar gizemli değildi.

Lauren saldırının merkezinde bulunmayan şanslı insanlardan birisi idi. Ancak o bölgede yaşayan her insan gibi bir çeşit değişim geçirmişti. Sanki bölge kendilerini damgalıyormuş gibi herkesin saçları siyaha yakın koyulukta bir mavi renk almış, gözleri de sarıya yakın bir ela rengine bürünmüştü. Fiziksel ve zekâ olarak toplum ortalamasından daha üstün performans sergiledikleri de gözlendi.

Beş ay öncesine kadar 23. Bölge göçmenleri toplumda belli bir saygınlık kazanmış geleceği parlak insanlar olarak görülürken bilinmeyen bir sebepten bağışıklık sistemleri çökmeye başladı. 22. yüzyıl teknolojisi ile kendilerini koruyacak ve bağışıklık sistemlerini ayakta tutacak tedaviler mevcuttu ama çok para gerekiyordu. Bu sürede üniversite ikinci sınıf öğrencisi olan Lauren sağlık masraflarını karşılayacak maddi destek bulamamıştı. Çare ararken umutlarının tükendiği bir zamanda Brendon Walker karşısına bir teklifle çıkmıştı.

Lauren kendisine çalan korna sesi ile irkildi. Eve en yakın kara yolunun ortasında dikildiğini fark etti. Ne ara oraya gelmişti hiçbir fikri yoktu. Frene son anda basmış olan tır şoförü ona küfür ederek delirip delirmediğini sordu.

Lauren hala yarı uykulu gibiydi. Özür dileyip kırmızı ışığın da yanmasını fırsat bilerek yolun karşısına geçti. O sırada bir şey gördü. Hemen tepesindeki binanın önünde az önce saydığı dairenin önünde havada asılı bir şey vardı. Oradan ona nokta gibi görünüyordu.

Gözlerini biraz daha kısınca kahverengi cismin cisim değil bir varlık olduğunu fark etti çünkü camlara doğru uzanan kollarını gördü. Hemen eve doğru koşmaya başladı. Margaret’i aradı ama Margaret hemen açmadı. Bir süre daha telefonu kapatmadı. Son anda telefonu açan Margaret’e tam camlardan uzak durmalarını söyleyecekti ki telefonda arkadan Michelin’in ağlayan sesini duydu. Telefonu kapatıp daha hızlı koşmaya başladı.

Eve geldiğinde Margaret’i Michelin’in odasında onu avuturken buldu. Nefes nefese kalmasına rağmen koşup tüm camları tek tek kontrol etti. Hiçbir pencere kırık ya da açık değildi. Margaret Michelin’i kucağından indirmeden Lauren’in peşinden gitti. Neler olduğunu sordu.

Lauren bir süre cevap vermeden koltuğa attı kendisini. Ne gördüğünü anlattı. Margaret bir süre onun sakinleşmesini bekledi. Michelin Lauren’i görünce ona gitmek istediği için onu yanına bırakarak mutfağa Lauren’e su getirmeye gitti. Suyu içip teşekkür eden Lauren hala endişeli bir şekilde Michelin’e bakıyordu.

Margaret “Belki drone görmüşsünüzdür.” diye söze girdi. Lauren biraz sakinleştikten sonra “O-Olabilir ama hiç drone’a benzemiyordu.” diye cevap verdi. Margaret Brendon gelene kadar orada kalmayı teklif etti. Lauren gerek olmadığı söyledi.

…

Jet ile iki saat uzaklıktaki uzay atölyesinden dönen Brendon ofisindeki koltuğuna oturup dirseklerini masaya dayayarak başını ovaladı. Toplamda dört saat süren yolculuk ve ondan daha uzun süren birtakım toplantılar onu yormuştu.

Eş kıdem müdürlerden birisi olan Jason kapıyı tıklatıp içeri girdi. Samimi olmayan selamlaşmadan sonra toplantıların ayrıntılarını konuşmaya başladılar.

OTUC büyük bir oluşumdu ve başkentteki ofisinde işlere yetişen on iki tane genel müdür bulunurdu. Jason, şirkete çok sonradan transfer olmasına rağmen Brendon’ın güvenini kazanmış müdürlerden birisi idi.

Genelde ileriki projelerini birlikte planlarlardı. İş dünyası dışında da samimi oldukları gözlenen ve bu konuda soru sorulan Jason gülerek “Öyle bir adamla ne kadar samimi olabilirsen...” diye cevap verirdi.

Birkaç dakika sonra bir sekreter elinde kahve ve su ile içeri girip onları masaya bıraktı. Brendon, Jason’a sen mi söyledin dermişçesine bakınca Jason gülümseyerek ““Biraz dinlenmen gerekir.” diye düşündüm” dedi.

Brendon bir iç çekip “Haklısın.” dedi ve arkasına yaslandı. Ağrıyan başını ovalıyordu ki kahve ile bırakılan ilacı da fark etti. İstifini bozmadan Jason’a “Seninle evlenseydim güzel olurdu.” deyince Jason kahkahayı patlattı.

Gülmesine engel olabilir hale gelince “Şakası bile korkunçtu.” dedi. Sonra muzip bir şekilde “Bence oldukça kıskanılası bir evliliğin var.” diye ekledi.

Brendon güldü. Yaslandığı yerden başını geriye atıp etrafında dönerek “Ah, evet! Ne demezsin! Herkes benden on iki yaş küçük birisi ile evlendiğim için azdığımı düşünmüyor. Beni kıskanıyor.” dedi.

Jason iç çekerek “Ne dedikleri umrumda olmazdı. Keşke ben de genç bir göçmenle evlensem...” dedi.

Brendon da “İnsanlar hakkında azmış deselerdi haksız sayılmazlardı.” diye cevap verince Jason gülerek “Azmış insan neden evlenip birisine bağlansın ki?” dedi. Sonra ayağa kalkıp kendi odasına gitmeye koyuldu.

Bir yandan da “Şöyle bir bakınca yaptığın çok da gözü kara bir şey değil. Genleri iyi birisi ile kâğıt üzerinde anlaşıp yuva kurmak fena fikir değil.” diyordu. Kapıya gelince arkasını dönüp muzip bir şekilde “Gerçi ben kadın olsam senin gibi beni tatmin edemeyecek kadar yorgun düşen bir işkolikle evlenmezdim.” dedi. Kapıyı tam zamanında kapatarak Brendon’un ona fırlattığı su şişesinden korunmuş oldu.

…

Saat akşam onu geçerken Lauren salondaki masada oturmuş düşünüyordu. Hafızasını zorlayarak unuttuğu kısımları hatırlamaya çalıştı.

Bugün o yolun ortasına nasıl gelmişti? Sanki birisi ona komut vermişti. Kendisini en son nerede kaybetmişti? En son üst geçitte kavşağa doğru yürüdüğünü hatırlıyordu. Son düşündüğü şey neydi? Kâğıt üzerinde evlilik anlaşması imzaladığı kocası idi.

Birkaç gün önce elini yağ ile yaktığı halde ayılmadığı andan önce de kocasını düşünmüştü. Tesadüf olduğunu mırıldandı. Sağlık kontrolüne gitse iyi olacaktı. Ancak bundan Brendon’a bahsetmeyi düşünmedi.

Eğer belirtiler göçmenlere has şeylerse Brendon’ın hoşuna gitmeyebilirdi. Anlaşmadaki “bebeğe bakamayacak duruma gelirse anlaşmanın feshi” ibaresi tüylerini diken diken etti. Onu öldürecek ya da aklını kaybetmesine neden olacak bir hastalığı mı vardı? “Lauren...” sesi ile irkilerek dönüp kapıdan tarafa baktı.

Brendon çantasını girişteki vestiyere bıraktı. Lauren hemen sağ çaprazındaki masada düşünceli bir şekilde oturuyordu. Normal evli çiftler gibi onu kapıda karşılayacak hali yoktu. Michelin’in annesi de karşılamazdı ama Lauren en azından ayağa kalkar kendisine çeki düzen verirdi.

Brendon onun bir şeye kızgın olduğundan şüphelendi ama sonra fark etti ki Lauren dalgındı. Bir eli ile masadaki bebek telsizi ile oynuyordu. Salona doğru yaklaşıp ona seslendi.

Lauren ona biraz rahatlamış vaziyette baktı. Kendisini toplayarak ayağa kalkıp “Hoş geldin.” dedi. Mutfağa doğru yönelip “Aç mısın? Yemeği mikrodalgaya koyacağım.” diye devam etti.

Brendon onun oraya gitmesini engellemek için “Hayır, değilim. Hemen yatacağım.” diye cevap verdi. Lauren dalgın bir suratla ona bakıp “Peki...” dedi. Az önce oturduğu sandalyesine geri döndü. İyi geceler diledi.

Brendon odasına geçince yazlık ceketini çıkarıp koltuk üzerine bıraktı. Gömleğinin kol düğmelerini açarken “Havalar iyice ısındı tabii... Evde rahat giyinmesi normal.” diye mırıldandı.

Lauren genelde evde eşofman gibi şeyler giyerdi. Bugün ise onu minicik şortu ile o kadar dalgın görmesi biraz şaşırtmıştı. Yatmaya hazırlandığı için odasında giydiği şeylerdir diye düşündü. Ancak o dalgınlık garipti. Uykulu olabilir mi diye de düşündü.

Odasının kapısından salona doğru baktı. Lauren hala bıraktığı gibi oturuyordu. “Lauren...” diye seslenince Lauren sıçradı. Brendon onu bu kadar korkutacağını düşünmediği için biraz pişman oldu. Kendisini zorlayarak “Özür dilerim. Korkacağını düşünmemiştim.” dedi.

Elini göğsünün ortasından bir müddet indirmeden derin derin nefes alan Lauren’i izledi. Sonra nefes alışverişlerinin hıçkırığa döndüğünü fark edince acele ile yanına gidip Lauren’in gözyaşlarını gördü. Onu ilk kez ağlarken görüyordu

Bir süre afallamış vaziyette baktı. Sonra eğilerek “Hadi ama, bu kadar çok korkman garip...” dedi. Lauren neyi nasıl anlatacağını bilemediği için özür dileyerek odasına kaçmaya çalıştı. Brendon onu bileğinden tuttu ve “Özür dilemene gerek yok. Biraz oturup sakinleşince git.” dedi.

Lauren denileni yaptı. Bu kez salondaki kanepelerden birisine geçti. Ellerinin tersiyle gözyaşlarını sildi. Sonra nefes alışverişlerini kontrol altına almaya çalıştı.

Hemen arkasında yemek masasından onu izleyen Brendon bir süre anlam vermeye çalıştı. Kendi kendine içinden “Özel gün öncesi falan mı acaba?” diye mırıldandı. Dört aydır görmediği o özel gün öncesinin şimdi gelmesi saçma idi. Yanına gidip oturdu.

“Bir şey mi oldu?” diye sordu. Lauren birkaç saniye daha nefesini kontrol edip “Bugün...” dedi. “Bugün okuldan dönerken bina çevresinde uçarak dolanan bir şey gördüm.” diye devam etti.

Brendon merakla “Ne gibi bir şey?” diye sordu.

Lauren “Bayan Margaret bir drone olabileceğini söyledi ama drone’a benzemiyordu.” diye cevap verdi. Brendon bir süre bir şey demedi. Evet, dairenin etrafında bir drone dolaşıyorsa bu mahremiyet hakkının ihlali idi. Korkutucu bir şeydi ama Lauren’i bu kadar sarsmış olmasına anlam veremedi.

“Yarın güvenlik birimi ile görüşüp kameralarına takılan bir şey var mı sorayım.” dedi. “Korkulacak bir şey yok, uyumaya çalış.” diye ekleyip odasına gitti. Lauren de biraz daha sakinleştikten sonra odasına gitti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.