Mehmet'le konuştuktan sonra odadan çıktık beraber. Sanırım misafir odasındaydı herkes. Yavaş yavaş oraya ilerlerken kapı açıldı birden ve Emir çıktı odadan. Karşısında beni görmeyi bekliyormuş gibi bir hali olan Emir direkt konuştu.
"Konuşmamız lazım, gel benimle." deyip beklemeden dış kapıya ilerledi ve evden çıktı. Çok hızlı hareket etmişti. Bu ne, bir anda yok oldu bu adam.
"Ne konuşacak şimdi bu?" diye sinirle söylenen kardeşime bilmediğimi belli eden bakışlarımı gönderdim.
"Bilmiyorum ama dışarı çıktığına göre annemlerin haberi var. Sen geç ben geliyorum." deyip onu içeri gönderirken ben de dışarıya çıktım. Ayakkabılarımı giyip hemen merdivenleri indim ve binanın kapısından da çıkıp gözlerimle onu aradım.
Yine arabasına yaslanmış elleri cebinde bekliyordu.
Sakin adımlarla yanına doğru yürüdüm, bir yandan da ne konuşacağımızı düşünüyordum. Cidden, niye çağırmıştı acaba?
Bahçeden çıkarken muhtemelen kapı sesi duymuştu ama yine de önüne bakmaya devam etti. Ben yanına gidene kadar da dönmedi. En son yanına geldiğimde ise yine dönmemiş ve tek kelime etmemişti.
"Ne konuşacağız?" diye konuşmayı başlatan ben olmuştum o böyle susunca. O ise önce başını eğdi ve derin bir nefes alıp verdi. Sonrasında ellerini cebinden çıkarmadan ve yaslandığı arabadan ayrılmadan bana dönüp konuştu.
"Çok hızlı gelişti her şey." deyip önüne döndü tekrar ve biraz durup devam etti. "Daha bugün seninle evlenmem gerektiğini öğrendim. Bugün seninle tanıştım. Bugün nikah tarihi aldık ve bu akşam nikahımız var. Seninle konuştuk konuşmasına ama atladığım şeyler oldu."
Durdu ve yaslandığı yerden dikleşip bana döndü tekrar.
"Hiç oturup tek başıma adam akıllı düşünmeye fırsatım olmadı seninle görüşene kadar. Seni eve bıraktıktan sonra biraz yalnız kalabildim. Oturup düşündüm. Çok düşündüm. Ve fark ettim ki ben sana hiçbir şey sormamışım Mayıs."
Dikkatle onu dilerken kaşlarımın çatılmasına mani olmadım. Emir, ellerini cebinden çıkarıp devam etti aynı ciddiyetle.
"Direkt evlenmeye geçtik biz birbirimizi tanımadan ve ben senin hayatında başka biri var mı onu bile bilmiyorum."
Kurduğu cümle iliklerime kadar germişti beni. Hiç yanlış anlamak istemiyordum ama neyi merak ettiğinden de emin değildim. Aynı ciddiyetle sordum ben de.
"Nasıl yani? Neyi soruyorsun tam olarak?"
"Bence bunda yanlış anlayacak bir şey yok." dedi çok normalmiş gibi konuşarak. Gerçi normaldi o ayrı mesele. "Hayatında biri var mı merak ediyorum. Sevdiğin ya da beklediğin biri. Evleneceğimizi sen de bugün öğrendin muhtemelen, garipsemem. Ama baştan bileyim bunu."
Ayıkla pirincin taşını.
Ne diyeceğim ben bu adama şimdi? Bir sevdiğim var evet mi, yoksa senden başka biri yok mu? Hangisini söylemek daha doğruydu?
"Fark eder mi?" diye sordum yine cevap vermek yerine. "Sonuçta her türlü evlenmeyecek miyiz?"
"Tabii ki fark eder." dedi o da biraz yükselip. "Çocuk oyuncağı değil bu, biz oyundan evlilik yapmayacağız. Birazdan nikah kıyılınca Allah katında karım olacaksın. Ve karım olacak kadın başka birini seviyor mu bilmek istiyorum."
Gerginliğim daha da katlanırken biraz sinirlendiğimi de hissediyordum.
"Sen de bi acayipsin yani," dedim birden. Ayarlarımla oynuyor ya.
"Hem gerçek evlilik olacak diyorsun hem de boşanacağız diye benimle evlenmeden anlaşıyorsun. Bir karar ver arkadaşım."
Sanırım biraz sinirlenmişim.
"Bunun ne alakası var şimdi?" diyen Emir'e yandan bi bakış attım. Sabır ya...
"Bu evlilik gerçek bir evlilik olacak tabii ki Allah katında da evleneceğiz kimi kandırıyoruz? Ama hani şu dizilerdeki gibi zorla evlenip birbirlerini sonradan sevecek klişesi gerçek hayatta geçerli olmayacağından boşanmaktan bahsettim ben. Birbirimizi tanımıyoruz bile. Kafamızın uyma ihtimali, birbirimizi sevme ihtimalimiz falan sence de çok düşük değil mi?"
Ya bir insan dener ya. Denemese bile hemen bitirmez herhalde dimi? Ne bileyim en azından evlenmeden boşanmanın hesabını yapmaz? Bir şeyleri başlamadan bitirmez dimi?
Sabır Rabbim sabır...
Belki de Emir haklı. Ben ona karşı olan duygularımdan dolayı beklentiye girdim belki de. Ne kadar aptalım.
Gözlerimi akşamın karanlığına çevirip arabaya yaslandım. Ellerimi de arabaya yerleştirip dümdüz önüme baktım. Hayatın toz pembe olmadığını Emir çok güzel yüzüme vurmuştu. Ona dair olan umutlarımı bir bir alıyordu elimden. İnancım azalıyordu. Her güzel bir şey hayal etmemde gerçeklere çarpıyordum sanki.
Ama olsun. Benim umudum da inancım da kolay kolay bitmez.
Her zaman bi umut vardır.
Emir de benim gibi arabaya yaslanıp önüne dönerken konuştum.
"Haklısın, ben de bilmek isterim. Merak etme, senden başka biri yok." dedim onu da zanda bırakmak istemeyerek. Sonra da onun konuşmasını bekledim.
"Sevindim, benim için de senden başkası yok. Yapacağımız bu evlilik bitene kadar da olmayacak, sen de merak etme."
Onun için bu evlilik bitene kadar yok ama benim için muhtemelen bittikten sonra da. Yine de Allah kerimdir. Ne olur ne biter bilemeyiz, yaşayıp göreceğiz.
**
Gel gelelim fasulyenin faydalarına.
Şu an karşımda bir adet imam, yanımda oturduğu halde hala upuzun duran Emir ve diğer taraflarda da bizimkiler vardı. Ne güzel, hem ailem hem de sevdiğim adam yanımdaydı.
Ufak bi farkla...
'Tamam yeter anladık. O ufak farkı herkes biliyor zaten yeter. 100 kere söylemene gerek yok.'
İyi be tamam.
Hoca önce isimlerimizi falan sorup bi kağıda yazdı. Sonra şahitlerinkini sordu. Sonra da o kritik soruyu sordu.
"Gelin hanım mehiri ne istersin?"
Imm şey... Bu soru beni gerdi. Ama olsun, yine de cevabım belli. Zorla evlendiğim adamdan mehir istemeyecektim. Hakkım da olsa, içim rahat etmez bi kere.
"Mehir istemiyorum."
Benim cevabıma karşılık olarak yandan biri kulağıma yaklaştı.
"Bu gerçek bi nikah olacak demiştim. Ne istiyorsan söyle. Çekinme. Bu senin hakkın sonuçta." diye çok sessiz kurduğu cümleleri beni biraz gerse de fikrim değişmemişti.
Ben de sessizce cevap verdim.
"Teşekkür ederim ama istemiyorum."
Emir'den sesli bir nefes alıp verme sesi gelirken beni hiç takmadığını belli etti.
"Umre yaz hocam sen."
Kafamı çevirip ona baktım şaşkınca. Beni duymadı mı bu herif? Ben ne diyorum o ne diyor!
"İstemiyorum dedim ya." diye yine sessizce konuşurken o sırada hoca bana sorusunu yöneltti.
"Mehir olarak umreyi kabul ettin mi kızım?"
"Hayır ben istemiyorum." diye karşılık verince Emir konuştu.
"Beğenmiyorsun madem kendin söyle."
Sabır çektim.
"Ne beğenmemesi? İstemiyorum sadece." dedim yine sessizce. O ise kulağıma eğildi yine.
"Yahu zaten tek gitmek istemiyordum, kabul et ne olacak beraber gideriz işte." deyince bi durdum işte.
Beraber mi gideriz? Umreye? İkimiz? Ciddi mi acaba?
Sanırım ciddi olmasa bu ortamda söylemezdi.
Hoca girdi araya.
"Yazayım mı yazmayayım mı evladım?"
"Yaz hocam sen." diyen Emir'e bu sefer itiraz etmedim.
BERABER GİDERİZ DEDİ NASIL İSTEMEYEYİM?
Puff. Bazen kendimi salak gibi hissediyorum.
Hoca bana tekrar aynı soruyu sorunca onayladım bu sefer onu. Sonrasında ise nikah devam etti ve asıl kritik olan diğer soruya geldi sıra.
"Sen Fırat'tan olma Neslihan'dan doğma Mayıs, Necati'den olma Gülsüm'den doğma Emir'i kocan olarak kabul ettin mi?"
Allah'ım bu an gerçekten yaşanıyor mu?
Heyecandan kalbim çıkacak gibiydi ama aynı zamanda içimde bi burukluk da vardı. Kim sevdiği insanla zorunluluk yüzünden evlenmek ister ki? Onun istemediğini bildiği halde kabul etmek ister.
"Kabul ettim." dedim derin bir nefes alıp verdikten sonra.
"Kabul ettin mi?"
"Kabul ettim."
"Kabul ettin mi?"
"Kabul ettim."
Bu sefer sıra Emir'e geçti.
"Sen Necati'den olma Gülsüm'den doğma Emir, Fırat'tan olma Neslihan'dan doğma Mayıs'ı karın olarak kabul ettin mi?"
Nefesimi tutup Emir'in cevabını bekledim. Ses tonundan nasıl bi duygu içinde anlamaya çalışacaktım.
"Kabul ettim."
Çok düz söyledi ya. Hiçbir şey anlamadım.
"Kabul ettin mi?"
"Kabul ettim."
"Kabul ettin mi?"
"Kabul ettim."
Hoca şahitlere sorup onlardan da onay aldıktan sonra yine bir şeyler söyleyip nikahımızı kıydı. Şey, sanırım biz evlendik.
Her ne kadar zorla yapılmış bir evlilik olsa da nihayetinde sevdiğim adamla evlendim ve ister istemez içimde bi mutluluk vardı. Belki o beni sevmeyecekti ama kesin değildi bu sonuçta. Ne olacağını bilemeyiz ki... Yine de sevse de sevmese de bu yola onunla çıkmak mutlu ediyordu beni. Hiç olmazsa beraber olduğumuz zamanlar güzel geçse bile benim için güzeldi bu.
Nikah bitince imam ayağa kalktı. O ayağa kalkınca biz de ayağa kalktık. Ben hala Emir'e bakamazken annem konuştu bana hitaben.
"Kızım konuşacaklarınız vardır belki, en müsait senin odan. Biz hocayı misafir ederiz."
Annem öyle deyince Emir'e baktım. Buna gerek duymayıp gitmek isteyebilirdi. Ben bakışlarımla Emir'den cevap beklerken babamın sesini duyup babama döndüm.
"Daha ne konuşacaklar sanki Neslihan?" diye bunu gereksiz bulduğunu belli edince babam Emir konuştu.
"Hangisi senin odan?"
Yine Emir'e döndüğümde onun gayet ciddi ve biraz sinirli durmaya çalıştığını fark ettim. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırırken annem cevap verdi ona.
"Şurası, koridorun sonundaki sağdaki oda." deyip babama kötü bakışlarını gönderen anneme karşı ters ters bakmıştı babam. Bu sırada Emir anneme mimik oynatmadan bir kez başını sallamakla yetinmiş benim elimden tuttuğu gibi odaya götürmüştü bizi.
ELİMDEN Mİ TUTTUĞU GİBİ?
ELİMİ Mİ TUTTU?
ELİMİZ Mİ TUTULDU ŞU AN?
HANİ ŞU ELLER BİRLEŞİNCE OLAN EL TUTUŞMASINDAN MI BAHSEDİYORUZ?
ELLERİMİZ Mİ BİRLEŞTİ ŞİMDİ?
LAN ELİMİ TUTTU!
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM!
O elimi tutunca kaskatı kesilen vücudum işlevini yitirmiş gibi sadece onu takip etmekle yetinmiş ve odaya girene kadar titremişti. Bi de sanırım kalbim dakikada 180 falan atıyordu. Yalnız bu hız ölmeye çok müsait.
Odanın kapısına gelince önce kapıyı açan Emir elimi bırakıp benim geçmemi bekledi. Ben geçtikten hemen sonra da odaya girip kapıyı kapattı ve karşımda dikildi. Ben hala elimi tutmasının etkisinden çıkamadığımdan ellerimle oynuyor ve bu etkinin geçmesini bekliyordum. O ise hala bir şey demeden karşımda dikiliyordu.
Bi tık gerildim. Buraya geldik ama ne konuşacaktık ki?
Ben tek kelime etmemeye devam ederken Emir sanırım bu sessizliği bozmayı tercih etti ve bir adım yaklaşıp konuştu.
"Sert adamı onlara oynuyorum, sana değil. Biliyorsun dimi?"
Sanki zaten yakın değilmişiz gibi daha da yaklaşan Emir kalbimin ayarıyla iyice oynuyordu. Allah'ım sen yardım et.
Gözlerimi ellerimden çekmeden başımı salladım hafifçe.
"Hı hım."
Ona bakmadığım için tepkilerini de göremiyordum.
"O zaman niye bu kadar gerginsin?" diyen Emir belli ki bu halimin nedenini anlamıyordu. Güzel en azından anlamadı.
"Ne alakası var ki?" dedim sanki hiçbir şeyim yokmuş gibi. Gerçi gergin değildim zaten, sadece biraz heyecanlıydım o kadar.
'Biraz aynen.'
"Hala yüzüme bile bakmıyorsun. Aynı odada yalnızız diye mi böylesin. Artık evlendiğimize göre bunda bi sakınca yok, bunu biliyorsundur herhalde?" dedi biraz şüpheyle. Bu sorudan, cahil misin, sorusu havası sezdim. Ve tabii ki sinirlendim. Maksimum ben gerçekten, her an sinirlenme potansiyelim var. Şu an bile.
Başımı kaldırıp gözlerine baktım ve konuştum hemen.
"Tabii ki biliyorum." dedim net ve bi tık, çok azıcık, tripli bir şekilde. Ama bu cevabıma gülümsemesini beklememiştim. Üstelik tam olarak gözlerinin içine bakarken hiç beklememiştim. Çok kötü boşluğuma geldi ve o an kaldım öyle.
Şey, çok güzel gülümsüyor.
Bi laf dedik arkasında duralım misali gözlerimi de çekemiyordum. E bu hala gülümsüyor. Allah'ım yardım et. Ya sen çek bari gözlerini Emir. Vicdansız mısın?
Emir sanki bana inat gözlerimin ta içine bakarken yüzündeki gülümseme yavaş yavaş tebessüme dönüşmüştü. Sonrasında yavaşça o tebessüm de kaybolurken konuştu gözlerini gözlerimden ayırmadan.
"Gözlerin güzelmiş," derken karşısında duygusuz bir odun var sanıyordu sanırım. Birazdan kalbime inebilir haberi yok. "Ben yeşili severim de, bi dikkatimi çekti." diye umursamazca devam etmişken o ben burada bayılmak üzereydim, adam ne kadar rahat söylüyor.
Saçma sapan bi tepki vermemek adına hemen gözlerimi çektim ondan. Bir iki adım gerileyip aramıza mesafe koydum. Sonrasında yarım ağız teşekkür edip yatağıma oturdum.
Gözlerin güzel nedir ya, öyle pat diye söylenir mi? Kalp arkadaşım bu taş duvar değil, yavaş gel biraz.
Ben yatağa oturduktan sonra Emir de odanın içinde yavaş yavaş yürümeye başladı. Biraz öyle dolandıktan sonra en son durup masamın sandalyesini çekti. Sandalyeyi bana çevirdikten sonra oturup konuşmaya başladı.
"Hazır gelmişken yarın ne olacak onu konuşalım." deyince gözlerimi ona çevirip dinledim onu.
"Nikahtan yarım saat ya da bir saat önce almaya gelirim seni. Nikahtan sonra da bizim eve geçeriz. O yüzden seni almaya geldiğimde valizin hazır olsun. O sıralar amcamlar gelir muhtemelen. Bi şenlik olur tabii. Valla sana hiç amcam sinirlidir falan ama iyi adamdır diyemeyeceğim. Üzücü ama böyle. Bir iyiliğini görmedik çok şükür. İşte biraz sabredeceğiz. Sonra zaten okula gideriz. Evim var. Orada kalırız. Oraya geçince zaten rahatlarız, kimse olmayacağı için. Aynı eski düzenimize döneriz. Yani mesele aslında burada kaldığımız süre. Azıcık zorlanabilirsin."
Yarım ağız gülümsedim.
"Ayazlara gelin gelmek kolay değil diyorsun yani."
"Eh," dedi yine o mizahi mizacıyla. "Biraz öyle tabii."
Sonra yüzündeki gülümseme solup yerini ciddi bir ifade aldı.
"Babamla amcamın konuşmasını duydum. Çok öfkeliydi. Ne olacak hiç kestiremiyorum. İşin kötü tarafı bizimle aynı evde kalacaklar. Onlardan korkmuyorum, sana benim yanımda dokunamazlar bile. Ama ben yokken ne olacak, bu beni geriyor işte."
Kaşlarımı çatıp tuhaf tuhaf ona baktım. Cidden bu kadar geriliyor muydu? Yani, en fazla ne olabilir ki? Bağırırlar çağırırlar hakaret ederler, başka ne olacak sanki?
"Kendimi koruyabilirim herhalde?" dedim anlamayarak. Benim de elim armut toplamıyor sonuçta.
Emir biraz üzgün bir ifadeyle cevap verdi bana.
"Adil bir savaş olsa, belki derim kendini koruyabilirsin. Ama onlar düşmanlarına adil olmazlar. Mayıs gerçekten çok üzgünüm. Ama sen onların gözünde bu aileye girmiş bir düşmandan fazlası olmayacaksın. Kocan olarak sana bunları söylemek benim için çok yıkıcı bir şey ama durum bu. Her şeye hazırlıklı olmamız lazım."