İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 3 · 9 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 3

-3-

Emir'e yandan bi bakış attım. Tamam aslında buna şaşırmamalıydım. Yani sonuçta yarın resmiyette evlenecek olan insanlar olarak bu akşam imam nikahı kıyılması gayet mantıklıydı ama bana ne?

Seviyor da olsam bu sinir olmama engel değil.

"Dimi?" dedim yine şu yapmacık tebessümle. "Kavuşalım artık, o kadar bekledik."

Hafif bi gülüp başını sallayan Emir öksürür gibi yapıp ciddi bir ifadeye büründü ve kaşlarını çattı çok öfkeliymiş gibi.

"Ailene haber ver, akşama imam nikahı kıyılacak. Erken falan diye bir itiraz duyarsan olacakları hatırlatırsın. Bu işin şakası yok."

Bir anda ciddiyete bürünmesi kaşlarımı çatmakla birlikte dengemi de şaşırtmıştı. Ne oldu şimdi buna? Ne bu gerginlik? Ben bilmiyor muyum sanki?

Tam ağzımı açıp bir şey diyordum ki yüz ifadesini eski haline getirip konuştu tekrar.

"Bak bunu da senin için yapıyorum kıymetimi bil, sırf yalan söyleme diye. Ailene ne kadar ciddi ve öfkeli olduğumu söyle ki kimse sıkıntı çıkarmadan halledelim şu işi. Onların yanında sert adamı oynayacağım, sen de çaktırma sakın."

"Tövbe ya rabbim estağfurullah..." dedim kendi kendime. Ben de bir şey oldu sandım ya. Valla saniyeler içinde çoklu kişilik bozukluğu olabileceğini bile düşündüm. O nasıl rol yapmak?

"Bi acayip insansın biliyorsun dimi?" diye ona tip tip baktığımda gülümseyip gururla başını salladı. Bu haline gülmemeye çalışıp devam ettim önüme dönüp. "Neyse, hazırlık yapacak çok bir şey yok zaten. Dediğin gibi, bir an önce halledelim şu işi de ben de her an kapımızı çalıp babama silah doğrultacaklar korkusundan kurtulayım. Olacak madem bir an önce olsun."

Elimi kapıya koyarken konuştu Emir.

"Bence de. Akşama görüşürüz o zaman."

"Görüşürüz." deyip arabadan indim. Sonrasında yürüyüp bahçe kapısını açtım. Arabası hala dururken durup oraya baktım. Eve girmemi bekleyen bir ifadeyle bana bakıyordu.

Hafif kaşlarımı çatıp gitsene, diye başımla işaret yaptım.

O ise yo, der gibi başını sallayıp eve girmem için işaret yaptı.

Neyi bekliyorsun der gibi kaşlarımı çattım.

Yahu girsene içeri der gibi kaş göz yaptı.

Tip tip ona baktım. Sonra arkamı dönüp evin giriş kapısına gittim. Ona baktığımda hala baktığını fark ettim. Belli ki eve girdiğimden emin olmak istiyordu. Kapıyı açıp içeri girdikten sonra bir beş saniye bekleyip kapıyı araladım ve gizlice baktım gitmiş mi diye.

Af Allah'ım ben büyüyemeyecek miyim? Ne bu çocuk gibi haller?

Emir zaten çalışan arabayı sürüp gittikten sonra başımı çekip kapıyı kapattım ve merdivenleri çıkmaya başladım. Tabii yüzümde ister istemez bi gülümseme oluşmuştu azıcık. Cidden eve girene kadar bekledi beni.

'Saçma sapan düşüncelere dalma Mayıs! Sadece seni sağ salim evine teslim ettiğinden emin olmak istedi, bu kadar. Hemen neyin gülümsemesi bu?'

Benim iç ses gelmiş hoş gelmiş. Hiç performansını kaybetmeden bana gerçekleri aktarmaya devam ediyor. Sağ olsun hep de haklı.

Yüzümdeki gülümsemenin yerini yine durgun bir ifade alırken evin kapısına gelmiştim. Zile basıp ellerimi cebime soktum. Sonra da zaten durgun olan halime biraz da mutsuzluk serptim. Azıcık da üzüntü ekleyelim, heh tamam. Bence gayet zorla evlenen biri gibi duruyorum. Sence iç ses?

'Daha çok hayalleri yıkılan bir genç kıza benziyorsun.'

Bu iç ses genelde doğruyu söylüyor ve ben hayalleri yıkılmış birine benzemeye çalışmadım. O zaman bu, hayallerimin cidden yıkıldığını mı gösteriyor?

'Sevdiğin adamın seni sevmesini istemiştin, o ise seninle evlenmeden boşanmaya karar verdi. Okuyorken zorla evlenmek zorunda kaldın. Zorla evlenmen gereken kişi sevdiğin adam çıktı. Ve o seni hep zorla evlendiği biri olarak görecek. Bence gayet hayal yıkıcı şeyler.'

Bunları düşününce kendime hak verdim. Rol yapmana gerek yok Mayıs, zaten gayet üzücü bir haldesin.

Kapı açıldığında karşımda sadece bir kişi beklemiştim ama üçü de karşımdaydı.

"Kızım hoş geldin, iyi misin?"

"Abla iyi misin? Ne oldu ne yaptınız?"

"O herif yanlış bir şey yapmadı değil mi?" diyen babama kısa bi bakıp ayakkabılarımı çıkardım.

"Ne yanlışı yapacak baba, yarın evleniyoruz zaten?" deyip içeri girdim. Onlarsa peşimden yürüyüp sordular şaşkın bir şekilde.

"Ne demek yarın?"

"Bu kadar çabuk mu?"

"Evet bu kadar çabuk." deyip koltuğa oturdum. Bir yandan da çantamı çıkarıyordum. "Amcası en geç yarın akşama gelirmiş ve geldiğinde yapacağı ilk şey adam öldürmek olurmuş. Bu yüzden yarın evleniyoruz." dedim düz bir ifadeyle. Hala neden onlara bakmadan konuştuğumu bilmiyordum.

"Demek öğrenmişler..." diyen babamın az önceki halinden eser kalmamıştı. Şimdi çok daha durgun ve çıkmaza girmiş gibi gözüküyordu. Düşünceli düşünceli oturdu koltuklardan birine.

Annem de düşünceli bir hal alırken Mehmet geldi yanıma oturdu.

"Abla sen nasılsın? Geldi aldı götürdü seni. Kötü davrandı mı?"

Yahu bu çocuk benim yüzümü nasıl bu kadar hızlı güldürebilir?

Ona dönüp gülümsedim.

"Bak sen benim delikanlı kardeşime. Ne yapacaksın? Bana kötü davrandıysa gidip ağzını burnunu mu dağıtacaksın?"

Mehmet gayet ciddi bir şekilde cevap verdi.

"Gerekirse onu da yaparım. Evleneceksiniz diye sana kötü davranmasına izin verecek değilim."

Allah'ım ya rabbim. Cidden büyümüş mü bu çocuk?

"Yahu senin yanaklarını yerim çocuk." dedim yanaklarını sıkarken. Bundan pek hoşlanmazdı ama bana ne? O benden kurtulmaya çalışırken ellerimi çekip devam ettim. "Merak etme kötü davranmadı. İşin ne kadar ciddi olduğunu söyledi. Nikah işleri falan derken ancak gelebildim."

Mehmet bir şey demeden bana bakarken ellerimi omuzlarına koyup biraz gülümsemeye çalışarak konuştum.

"Bu arada kardeşim, akşama artık evli bir ablan olacak."

Mehmet kaşlarını çatıp konuştu hemen.

"Yarın demiştin ya?"

"Evet ama o resmi nikah, bu akşam imam nikahı için gelecek."

Mehmet'in yüzünü üzgün bir ifade alırken annem konuştu durgun durgun.

"Demek akşam imam nikahı olacak. Her şey ne kadar hızlı gelişti böyle Fırat. Bir ay sonra demişlerdi."

Babam bir elini başına koymuş ovuyor diğer elini koltuğa dayamış öylece oturuyordu. Belli ki ne yapacağını pek bilmiyordu.

"Duymadın mı Neslihan? Amcası öğrenmiş bizi. O herif durur mu sanıyorsun?" diye gergin ve sinirli konuştuktan sonra öfkeyle devam etti babam. "Ne kanun bilir ne nizam. Yıllardır biriktirdiği kinini kusup içindeki ateş sönene kadar canımızı yakmak isteyecek. Mayıs'la o çocuk evlenince hep delirecek."

Bana döndü hemen.

"Ama merak etme kızım, hiçbir şey yapamaz. Sen aileye girdiğin an iki aile akraba olacak ve onların kültüründe aile içi çatışma olmaz. Hem siz çok durmazsınız buralarda, okulunuza dönersiniz. Sadece dönene kadar sabret yeter, sonra herkesten uzak kendi halinizde yaşarsınız. İkiniz de okumuş insansınız anlaşmanın yolunu bulursunuz elbet."

Boş gözlerle baktım babama. İçinde bulunduğum durumu bana güzellemeye çalışıyordu. Sanki o da bilmiyordu bu sürecin ne kadar sıkıntılı olacağını. Sanki ben bilmiyordum o insanların beni düşman olarak göreceğini. Ben onu sevsem de sanki bilmiyordum tek taraflı sevginin hiçbir şeye yetmeyeceğini.

Bazı şeyler böyle anlarda anlaşılıyormuş demek. Yıllarca arkamda babam var, koca bir dağ gibi duruyor diye kendimi güvende sanmıştım. Ama o beni kendi elleriyle bize düşman olanlara teslim edecek. Belki bunda onun suçu yoktu ama bu, gerçeği değiştirmiyor.

Babamın beni koruyamadığı gerçeğini değiştiremiyor.

Sanırım bu yüzden bu kadar kızgınım ona. Bunun yüzünden konuşurken yüzüne bakamıyorum, sesim ona soğuk, uzağım ona. Ama elimde değil ki! Kabul etmek çok zor geliyor. Hiçbir suçum olmayan bir durumun bedelinin bana ödetilmesi çok zoruma gidiyor. Ve ailemin de buna engel olamıyor olması yiyip bitiriyor beni. Delirtiyor. Öyle bir haldeyim ki kafayı yiyeceğim sanki! Kabullenemiyorum. Ama gerçek yüzüme vurdukça da bir şey yapamıyorum. Elim kolum bağlı. Akşama imam nikahımız kıyılacak ve ben hiçbir şey yapamayacağım. Onlar da bir şey yapamayacak. Her şey tıkırında ilerleyecek ve biz sadece olanları izleyeceğiz. Ve böyle olması beni mahvediyor!

Gözlerimi babamdan çekip çantamı aldım ve hiçbir şey demeden odama gittim. Çok bunalmıştım çok daralmıştım ve artık havayı ciğerlerime çekmek bile zor gelmeye başlamıştı. Odaya girip kapıyı kilitledim. Sonrasında sırtımı kapıya yaslayıp nefeslerimi kontrol etmeye çalıştım. Gözlerimi kapatıp elimi kalbimin üzerine koydum ve bir süre öyle durup atım hızının yavaşlamasını bekledim.

Tamam sakin ol. Sakin ol. Düzelecek her şey. Sadece biraz sabretmen lazım. Hadi Mayıs halledersin sen. Bunun da üstesinden gelirsin. Yaparsın. Sadece sabretmen lazım. Dik durman lazım. Sakin ol biraz. Hadi...

Nefes alışverişlerim düzene girmeye başladığında yavaşça gözlerimi açtım. Kendimi az önceki kadar kötü hissetmiyordum artık. Sakinleştiğimi hissedince derin bir nefes alıp verdim ve gidip yatağıma oturdum.

Tamam, daha iyi gibiyim. Biraz daha sakinim. En azından daha normal nefesler alıyorum.

Acaba uyusam mı? En azından kafam dinlenir.

Allah'ım ya rabbim. Akşama nikahı olan biri için fazla mı rahatım acaba?

Neyse gidip bi duş alayım bari. Sonra biraz kişisel bakım falan. Üstümü de giydiğimde gelmiş olurlar herhalde.

Nasıl bir ruh halim var benim ya?

Eşarbımı ve üzerimdeki feraceyi çıkarıp kapının arkasından havlumu aldım. Sonrasında odadan çıkıp banyoya girdim. Suyu biraz soğuk ayara getirdim. Ne güzel işte üşümekten başka bir şeyi düşünmeye vaktim kalmazdı. Kafam zehir maşallah.

**

İşlerimi hallettikten sonra üzerime koyu lacivert bir elbise giyip başıma da siyah bir şal bağlamıştım.

Yüzüme bakılırsa bi tık cenaze havası sezdim ben. Halbuki sevdiğim adamla nikahım vardı. Ufak bi detayla o beni sevmiyordu ve zorla evleniyordu. Ama ne yapayım canım, ben mi dedim evlenelim diye? Sıksın dişini biraz. Zaten boşanacağımız için çok beklemesine de gerek yok. Hem ben de çok mutlu değilim hani. Aynı zorunluluk benim için de geçerli. Ufak bi detayla ben onu seviyorum ama tek benim sevgim her şeye yetmez maalesef. E ne yapalım ben de dişimi sıkarım biraz. Maksimum kaç ay evli kalırız ki zaten? Üç? Beş?

Hiç?

E tabii yani birazdan hayır dersem bu nikah kıyılmaz. Ama bu sefer de babamdan olurdum muhtemelen.

Puff.

Neyse, evleneyim bari ben şununla.

Yatağımın üzerinden telefonumu alırken kapı tıklandı.

"Gel."

Kapı yavaşça açılırken içeriye Mehmet girdi. Gülümsemeye çalıştım.

"Gel kardeşim."

Mehmet sakince yanıma gelip önce biraz sustu. Sonrasında gözlerime bakıp yarım ağız konuştu.

"Geldiler."

Yutkundum. Cidden birazdan evlenecek miyim ben?

Çok yapmacık oluyordu ama yine de gülümsemeye çalıştım.

"Tamam, hazırım zaten."

Gitmeye yeltendiğimde kolumdan tutup durdurdu beni.

"Abla..."

"Efendim?" dedim ona dönüp. Gözlerime baktı yine üzgünce.

"Bunun başka yolu yok mu?" diye sordu kaşlarını çatıp. "Nerede yaşıyoruz Allah aşkına? Kan davası bitsin diye evlilik mi yapılır? Hiç mi kanun, devlet, polis yok memlekette? Hukukla çözülmüyor mu bunlar? Niye seni kurbanlık koyun gibi veriyoruz onlara? Nasıl bir adalet bu?"

40 50 yaşlarında adamım diyenlerin düşünemediğini şu 18 yaşındaki çocuğun düşünebiliyor olması da bu hayatın cilvesine dahil mi?

Derin bir nefes alıp verdim. Bu kadar haklı bir konuşmaya keşke mantıklı bir cevabım olabilseydi. Ama yok işte. Bazen yapacak doğru düzgün bir açıklaman da olmuyormuş demek ki.

"Mehmet bak," dedim ellerimi omuzlarına koyup. Aslında kısa değildim ama bu çocuk fazla uzamış. Elim askıda kalmış gibi gözükse de sorun bende değildi. Mehmet çok uzun.

"İnan senin şu düşündüklerini bizden büyüklerin de düşünebilmesini çok isterdim. Ama maalesef böyle bir şey yok. İnsanlar kendi adaletlerini kendileri sağlamaya çalıştığı sürece de olmayacak. Çok haklısın bu işlerin kanunla çözülmesi gerekir ama şu an ne babamı koruyabilecek ne de o adamı durdurabilecek bir kanun yok elimizde maalesef. Abartıyorum adamı önlem için hapse atsalar bile, ki böyle bir şey yok, arkasında kalan adamlarına bir şekilde ulaşıp yine işini yaptırabilir. Onu da geçtim, bu sadece o adamın değil o ailenin meselesi ki küçük bir aileden bahsetmiyoruz."

Sıkıntıyla nefes verdim ve ellerimi omuzlarından çektim.

"Ablanın önünde iki seçenek vardı, ya daha fazla kan dökülmesin diye çok büyük bir fedakarlık yapıp evlenecek ya da hiçbir şeyi umursamayıp çekip gidecek, hayatına devam edecekti. O da evlenmeyi seçti. Ama söylesene kardeşim, ikinci seçeneği seçseydim kim bana bencil diyebilirdi? Ya da ilk seçeneği seçtim diye kim beni yargılayabilir, güçsüz görebilir?"

**

Dırı dırı dım.

Selamünaleyküm.

Mayıs'ın sözleri bir düşündürmedi değil. Siz ne düşünüyorsunuz?

Mayıs'ın yerinde olsanız siz ne yapardınız?

Dar Kafa'da sona yaklaştık ve ben bu ara ona pek yazamıyorum. Aslında biraz yazdım ama bölüm bitmedi.

Neyse ben kaçayım, işler beni bekler.

Cümleten Allah'a emanet olun.

💙

Bölüm sonu

4 yorum