İçeriğe geç

Beyaz Zarflar

Bölüm 13 · 18 dk okuma

Beyaz Zarflar

Bölüm 13

12.Bölüm

"Ablamla benim çocukken sürdüğüm kırmızı ve siyah bisikletlerin yanına koyacağım bunu balpeteği." Dedi gülümseyerek. "Ablam seni tanısaydı benden bunu isterdi... Onun intikamı için yaptıklarının yanında bunu mutlaka isterdi."

Bu sözcükler bir bir tekrar etti beynimde, daha doğrusu yankılandılar. İlk defa değer verilme duygusuyla karşılaşıyorum ama şunu da unutmamalıyım ki Ezhel Sarı'ya yardım etmemiş olsaydım bana değer vermeyecekti. Karşılıksız sevgi verecek yalnızca aile vardır bu hayatta, benim vardı ailem. Ama bir şeyler eksikti, sevgileri... Ben onlardan sonra hiçbir zaman sevilmeyeceğimi ve sevilsem bile beni ben olduğum için değil de yaptığım şeyler için seveceklerini öğrendim. Teşekkür ederim anne ve baba, bana bu hayatta en büyük dersi en büyük acıyla verdiniz...

Mavi gözlerine bakıyordum, gerçi mavi desem yanlış bir tabir olurdu. Okyanustu, belki okyanustan daha koyuydu. Bana bu iyiliği neden yapmıştı? Ya da daha doğrusu kötülüğü... sonuçta çabalarım için bunu yaptığımı ve bunu hak ettiğimi dile getirmişti, daha yumuşak bir ifadeyle. Ama anlamı sertti, belki de bugün fazla alıngandım. Kimi kandırıyordum ki? Bu iyiliği yani bana değer göstermesinin sebebi yalnızca bana verdiği görevde başarılı olmamdı.

"Gözlerin mutluluktan dolmuştur umarım," Dedi tedirgin bir ifadeyle. İki elini de omzuma yerleştirdi ve sağ elini omzumdan kaldırarak çenemi kavradı. Çenemi hafifçe yukarı kaldırınca göz göze geldik. "İyi misin?" Ses tonu endişeliydi. Ben neden alınganlık yapıyordum ki? Sonuçta tanışmamızın asıl nedeni intikamdı, bana durduk yere değer vermesini bekleyemezdim. Senin kimseye ihtiyacın yok. Ben varım burada yani Adal Sayer var burada, balpeteğine aşık olan küçük kız çocuğu yani ben, senin iç sesin. Birbirimizi seviyoruz, senin kimseye ihtiyacın yok balpeteği.

Şuan teselli dinlemeye vaktim yoktu, karşımdaki bir çift okyanus mavisi gözlere bir iki kelime de olsa bir şeyler demem lazımdı. Yoksa dilimi yuttuğumu falan düşünecekti.

"İyiyim." Diyerek gülümsedim. "Çok değerli... söylediğin sözler yani." Boğazımı hafifçe temizledim. "Bisiklet," gözlerimi bisiklete çevirdim ve gözyaşlarımın geri gitmesini istedim. Bu adam neden benim için endişeleniyordu ki? Sonuçta üç hafta sonra hayatından çıkacaktım. Benimle işi bitecekti. Neden beni sürekli hayatında kalıcı bir hale getirmeye çalışıyor? Ben yalnızlığıma alışkındım, ona ihanet edemezdim... Ezhel Sarı giderdi ama yalnızlığım asla gitmezdi. O yüzden ona ihanet etmeyecektim. Çünkü yalnızlığım haricinde kimsenin gitmemesine dair garantisi yoktu.

"Küçüklüğümden beri saçlarımın renginde bisikletim olsun isterdim. Parkta bisikletinden yere düşen çocuklar olurdu... ağlar ve bisikletlerini yerden yere vurarlardı. Ben o hayalimin üstünde ameliyatlık bile olmaya hazırken onlar burnu kanayınca vazgeçiyorlardı. Söylesene Sarı, hayallerini gerçekleştirmeyi kim hakketti? Hemen vazgeçen çocuklar mı yoksa uzaktan onları izleye izleye büyüyünce yapacağı hayallerini kuran ben mi?"

"Hayallerini söyle." Dedi tok bir sesle. "Onlara bakarken kurduğun bütün hayallerin hepsini söyle. Hemen şimdi." Omuz silktim ve yanağımın ıslandığını yeni farkedince makyajıma dikkat ederek elimle sildim.

"Önemi var mı?" Diye sordum. "Çocukluk aklımdı işte... Her neyse boş ver gitsin."

"Söyle," Dedi bakışlarında yalvarır gibi bir ifade vardı. "Sen söyle ben yapayım. İste balpeteği, ne istersen söyle ki ben yapayım. Ağlama, sen ağlayınca... canım yanıyor. Neden bilmiyorum ama yapma canımı yakıyorsun." Elleriyle yanağımdaki ıslaklığı sildi.

Koltuğa oturunca o da yanıma oturdu. Gözlerim yeniden dolmuştu. Balpeteği ağlamazdı.

"Bisikletimin olmasını isterdim," diye başladım. "Onu zaten yaptık." Aklıma bir şey gelmiş gibi heyecanla, "Sen bana öğretirsin değil mi?" Diye sordum. Sonra beynimde kahkaha sesleri yankılandı, bana babam öğretmemişti ki Ezhel Sarı niye öğretsin? Ben onun neyi oluyorum ki? Hiçbir şeyi! Ben hiçbir zaman kimsenin bir şeyi olamamıştım. Geçmişim niye sürekli en olmadık yerde zihnimde canlanıyordu?

"Pekala!" Dedi. "Yarın ilk işim sana bisiklet öğretmek. Evet, diğer hayallerin?"

"Şöyle yapalım mı?" Diye sordum. Bakışları merak dolmuştu. "Her bir hayalimi gerçekleştirdikten sonra bir diğerini söyleyeyim. Yani bir dahaki hayalimi öğrenmek istiyorsan, bana acilen bisiklet sürmeyi öğretmelisin." Küçük bir kahkaha atarak başını olumlu anlamda salladı.

"Saat kaç?" Diye sordum. Ezhel telefonu açarak ekrana kısa bir bakış attı.

"10." Diye yanıt verdi.

O kadar olmuş muydu? Ne ara geçmişti zaman?

"Ben artık odama çıkayım." Diyerek ayağa kalktım. Ben kalktığım zaman o da ayağa kalktı.

"Ben de çıkayım o zaman." Dedi ve merdivenleri yarasına dikkat ederek çıkmaya başladı. Dış kapıya doğru ilerledim ve Mert'e seslendim. Hızlıca yanıma geldi, "Mert rica etsem, bisikleti garaja koyar mısın?" Diye sordum.

"Tabii ki." Diyerek yanımdan geçti ve bisikleti iki eliyle kavradı. Evden çıkarken, "İyi günler." Deyince gülümsedim. Kapıyı kapattım ve merdivenlerden çıktım.

Odamın kapısının önünde adımlarım durdu ve kapısını açtım. Uzun zamandır bakım yapmıyordum ve alnımda oluşan sivilcelerden epey bir rahatsızdım. Odamın banyosuna girdim ve tek tek çekmeceleri kurcalamaya başladım. Kağıt maskelerden ve kuruyan maskelerden bir sürü çeşit vardı. Kağıt maske oldum olası favorim olduğu için pembe, çilek kokulu maskenin paketini açtım.

Dikkatli bir şekilde katlanmış maskeyi açarak yüzüme yerleştirdikten sonra elimi iyice üstünde gezdirdim. Maskenin yüzüme tamamen oturduğundan emin olduktan sonra banyodan çıktım. Yanlış hatırlamıyorsam pakette, yaklaşık yarım saat kırk beş dakika kadar yüzümde beklemesi yazıyordu. Ben de beklerdim, saat henüz çok erkendi. Telefonum çalmaya başlayınca ekrana baktım, Demir Ateş yazısını görünce derin bir of çektim.

Yanıtladıktan sonra kulağıma götürdüm. "Alo," Dedim yapmacık olduğu belli olmayan ama yapmacık olduğum hüzünlü ses tonuyla. "Demir bey?"

"Adal iyi misin?" Diye sordu. Sen arayana kadar iyiydim.

"Şirket ve siz bu haldeyken, ne kadar iyi olabilirsem." Bu halim o kadar inandırıcıydı ki ben bile inanmıştım.

"Üzülmemeye çalış." Diyerek bir teselli de bulundu. "Her yerde Derya'yı arıyoruz. Yani anlayacağın şirkette değilim. Derya bulunana kadar senin de şirkete gelmene gerek yok. Onun için aramıştım."

Şuan sevinçten göbek atmak istiyordum. Ama ses tonumu sevinçli halimin aksine hüzünlü tutarak, "bir şey olduğunda aramanız yeterli, Demir bey." Dedim.

"Sağ ol Adal..." Derin bir iç çekti. "Sağ ol..."

"Görüşürüz o zaman." Diyerek sohbeti bitirmemiz gerektiğinin altını çizdim.

"Görüşürüz." Dedikten sonra telefonu kapattım.

Odadan çıktım ve kahve yapmak için aşağı doğru indim, açıkçası sürekli yer değiştirip merdivenlerden inmek beni epey bir yoruyordu. Eski evimde de merdiven vardı fakat sürekli yukarı inip çıkmıyordum.

Mutfağa girdim ve kahve malzemelerini çıkarırken arkamda adım seslerini işittim. Kafamı çevirdiğimde Ezhel'i gördüm. Bana öcü görmüş gibi bakıyordu.

"Sarı!" Diyerek güldüm. O ise kıpırdamıyordu, Ezhel Sarı'yı bile korkutmuştum. Mafyalar kralı Ezhel Sarı'yı vay be! O kadar mı korkunç gözüküyordum?

"Balpeteği?" Dedi soru sorar gibi. Galiba bunun ben olduğunu daha yeni öğreniyordu. Yüzümdeki maske korkunç değildi aslında, pembe pembe. Çok tatlı bir renkti. "Bu halin ne?" Ardından gür kahkahaları mutfağın içinde yankılandı. "Güzelsin işte, daha neyi zorluyorsun anlamadım. Yani sırf güzel olmak için suratına acayip acayip şeyler yapıyorsun!"

"Güzel olduğumu biliyorum!" Dedim yapmacık bir sitemle. "Hem sen bilmezsin söylesem de anlamazsın zaten. Biz kadınlar makyajı ya da bunları güzelleşmek için yapmıyoruz. Kendimizi bakımlı görelim ve mutlu olalım diye yapıyoruz."

"O şeyi hiçbir şekilde suratıma değdirmem. O ne ya vıcık vıcık görünüyor. Görüntüsü bile midemi bulandırdı." Dedi suratını buruşturarak.

"Ya ben istersem?" Diye sordum meydan okur gibi.

"Yapmam." Dedi net bir şekilde.

"İstiyorum." Dedim emir verici bir tınıyla. "Ortağının sözünü dinlemiyor musun yoksa?" Kaşlarım tehditkâr bir ifadeyle havalandı.

"Hayır." Dedi.

"Evet." Dedim. Bakalım kimin inadı galip gelecekti?

◇◇◇

"Mafya da olsan... bütün herkes senin sözünü de dinlese... Ne kadar güçlü de olsan... yapacağın şeylere ve yapmayacağın şeylere de ben karışıyorum. O kadar güzel bir duygu ki." Dedim büyülenmiş bir şekilde. Beyaz maskenin bulunduğu paketi yırttım ve katlanmış maskeyi açtım.

"Eğilir misin?" Diye sordum. Sabır dilenir gibi derin bir nefes aldı ama ben çok eğleniyordum.

Karşımda bir doksan yedi boyuyla ona yetişmemi beklemiyordu herhalde. Hızlı bir şekilde beni kucağına aldı ve banyonun tezgahına oturttu. Böylece biraz daha aynı hizaya gelmiştik. "Neden hiç konuşmuyorsun?" Diye sordum maskeyi lap diye suratına yapıştırırken. Tabir biraz komik olsa da durum buydu, lap diye yapıştırmıştım.

"Ne diyeyim balpeteği?" Diye sordu bıkkınlıkla. "Beni düşürdüğün şu hale bak." Ardından alayla kahkaha attı. "Senin sözün benim için bir emir. Ne yapalım katlanacağız."

Elimle, iyice yüzüne maskeyi yerleştirdim. "Maske de tam senin suratına göre yapılmış." Diye mırıldandım.

Tezgahtan indim ve telefonumu aldım. Telefonun şifresini girdikten sonra arka kamerayı açarak, "aynaya bak." Diye seslendim. Sarı istemeye istemeye dediğimi yapınca bu anı hemen fotoğrafladım. "Keşke ortaklığımız gizli olmasaydı da instagrama koyup 'ortağımla maske date' Diye ekleseydim." Diye söylendim.

"O günler de gelecek," Dedi ama bilmiyordu ki ablasının intikamını aldıktan sonra beni göremeyeceğini.

"Sarı, galiba seninle şu konuyu konuşmamız gerekiyor..." Dedim duraksayarak. "Ortaklık konusunu."

"Neymiş şu konu peki?" Diye sordu kollarını göğsünde birleştirerek.

"Sarı, en başında da dediğim gibi benim seninle kalıcı bir ortaklığımız olamaz. Evet, bu haberleri yapıyorum ve alışkınım. Ama mafya olmak... Ben yapamam. Benim bileğimi sıkan adamın elini kestim fakat sınırlarım bu anlıyor musun? En fazla yapabileceğim bu. Demek istediğim ben senin dünyana ait değilim ve olamam da. Ne kadar çabalasam da olmuyor." Tek tek tüm kelimeleri sıraladım.

Alayla dudakları yukarı doğru kıvrıldı. "Balpeteği, hiçbir yere gitmiyorsun. Ablamın intikamını aldıktan sonra benimle birlikte çalışmaya devam edeceksin. Senin ortaklıktan kastın mafya ise hiç boşuna çabalama zaten... seni mafya yapacağımı düşünmüyorsun herhalde. En son isteğim bu bile olamaz, o ortamlardan elimden geldiğince seni uzak tutuyorum. Benim ortaklıktan kastım, şirketimin başına geç. Şirketimin yarı hisselerini sen satın al."

Bu adam deli miydi? Ne arardı ben de o para!

"Ben de para havuzunda falan yüzüyordum zaten.(!) Tek kazancım haberlerden dolayı kazandığım ün. Ve ünden gelen birkaç kuruş para."

"Ah balpeteği!" Diyerek alayla güldü. "Yanlış hatırlamıyorsam senin limitsiz bir kredi kartın vardı. Doğru hatırlıyorum değil mi?" Bana verdiği ilk şeylerden biri, kredi kartı. Hiç sahiplenememiş ve hiç kullanmamıştım.

"Saçmalama." Diyerek güldüm. "Senin paranla senin şirketinin hisselerini mi alacağım?"

"Yalnız o kredi kartı senin." Diyerek düzeltme yaptı. Ne kadar itiraz ederse etsin o onun kredi kartıydı. Evet, kartı kabul ettim fakat ortaklığımız bitince ona geri verecektim.

"Hayır." Dedim. "Yani evet... ama o kredi kartını aldım... geri vereceğim. O benim değil, geçici olarak benim."

"Ortağının sözünü dinlemiyor musun yoksa?" Diyerek benim lafımı geri bana iade etti. "Her şeyde senin sözün bunda da benim sözüm geçer."

Tam itiraz edecektim ki, aşağıdan gürültüler gelmeye başladı. Yaklaşık iki dakika süren bu gürültü kirliliği yüreğimi endişeyle doldurmaya yetmişti. Ezhel yarasına dikkat ederek yürümeye başlayınca ben de onun peşinden gittim. "Kim var lan orada?!" Diye bağırdı Ezhel merdivenlerden inerek. Tam inmek için bir hamle yapıyordum ki, "sakın! Orada bekle beni!" Ezhel'in uyarısıyla olduğum yerde kaldım.

Ezhel merdivenleri gayet soğukkanlı bir şekilde indi ve dış kapıyı açtı. Daha sonra da gözden kayboldu. Ama yüzündeki yüz maskesini unutmuştu...

Bu anı kaçırmak istemediğim için koşarcasına merdivenlerden indim.

Kapıyı açtığımda gür kahkaha sesleri duyuldu, galiba bu Mert ile Fırat'ın sesiydi.

"Fırat!" Diye bağırdı Ezhel gözlerinden ateş çıkıyordu. Bu benim yanımdaki Ezhel Sarı değildi, ben hariç diğer insanlara karşı çok sert ve acımasızdı. Her ne kadar onun sınırlarını zorlasam ve onu kızdıracak şeyler yapsam dahi bana hiç sesini yükseltmemişti. Nedenini bilmiyordum ama kendimi çok değerli hissetmiştim. "Mert!" Diye de bağırdı daha sonrasında. "Oğlum siz bu gece kaşınıyor musunuz?! Çok ciddiyim, sıkarım kafanıza! Siktirtmeyin belanızı! Defolun!" Adeta sesi her yerde yankılanmıştı.

"Hayırdır gençler?" Diye sordum Sarı'nın yanında durarak. "Bir sorun mu var?"

"Yok yenge." Dedi Mert. "Abimi bu halde ilk defa görüyoruz da bir tuhaf geldi."

Sinirle yerimde tepindim. "Ya siz gerizekalı mısınız? Küçükken beyninizin yerine ceviz falan mı koydular? İnsanlar bir şeyi bir kere duyunca algılar! Bana yenge demeyin diyorum! Ezhel Sarı ile aramızda bir şey yok diyorum! Kime diyorum ben acaba?!"

"Tamamdır Adal yen... ı ı şey Adal hanım." Bunların akıllarında bir sorun vardı galiba. Ya da beni delirtmek için böyle davranıyorlardı.

"Şey abi özür dilerim." Dedi Mert. Fırat hatasını bildiği için bir köşede susmuştu. Ezhel Mert'in yanına gitti ve suratına öfkeyle bir yumruk attı.

"Oğlum!" Diye bağırdı. "Sayer'in yanında yumuşak davranıyorum diye eski halimi unuttunuz galiba he?! Sorun yok koçum hatırlatırız." Ardından bir yumruk daha burnuna atınca burnu kanamaya başladı. Mert'e üzülmüştüm. Bir yumruk daha atacağı sırada elini sağ elinin üstüne koydum. Yumruğu çözüldü ve bakışları yumuşadı. "Bırak," diye fısıldadım.

"Sayer'in hatırına..." dedi sinirle. "Sayer'in hatırına... Bu gece gözüme gözükmeyin! İkinizde!" Sinirle içeri geçince ben de peşinden giderek kapıyı örttüm.

"Özür dilerim..." Dedim her ne kadar özür dilemeyi sevmesem de haksızdım. Ona zorla bir şeyler yaptırmamam gerekiyordu.

"Gerek yok," Dedi gayet yumuşak bir ifadeyle. Daha yeni oradaki adam gitmiş yine benim yanımdaki yumuşak yüzlü adam gelmişti. "Yaptığın hatalar yüzünden özür dilemene gerek yok. Sonuçta sen benim gözümde bir melek kadar masumsun, yani suç seninde olsa bugün yaptığım gibi Mert, Fırat ya da kendimde... suç bulurum. Sana istesem de istemesem de kızamıyorum..."

Boğazımı temizledim ve nedensizce konuyu kapatmak istedim."Neyse, hadi gel maskeleri çıkartalım." Deyince küçük bir kahkaha attı ve belimden tutarak merdivenler için yön verdi. "Pekala, balpeteğimin benden istediği başka istekler var mı? Varsa onları da yapayım."

"Yok." Dedim banyodan içeri girerken. "Eğil." Dedim. Maskesini çıkaracaktım. O ise eğildi ama hala yeterli değildi, "Çok mu basketbol oynadın sen?" Diye sordum ve ayak ucumda yükseldim. Ufak bir kahkaha attı. Maskesini yüzünden çıkardım ve çöpe attım. "Sen elini yüzünü yıka ben de kendikimi çıkartayım." Ezhel yüzünü yıkarken ben de maskemi çıkardım ve yüzüme suyu çarptım. İkimiz de içimizden konuşuyormuşuz gibi bir şey demeden banyodan çıktık. Bu ortak banyoydu ve benim odam hemen banyonun sağ tarafındaydı.

"İyi geceler balpeteği," dedi.

Sırtım hala dönükken, "iyi geceler canım ortağım." Dedim "m" harfini uzatarak.

Odama girdim ve yatağa uzandım, derin bir nefes vererek gözlerimi kapattım.

◇◇◇

Gözlerimi sabahın ilk ışıklarıyla araladığımda, kendime gelebilmek için birkaç esneme hareketi yaptım. Bugün Adal Sayer başka bir güne uyanıyordu çünkü ilk hayalini gerçekleştirmişti. Artık bir bisikleti vardı ve ona öğretecek bir kişi... hep babam öğretsin isterdim. Ama Ezhel Sarı öğretecekti.

Ayağa kalktım ve banyoya doğru yol aldım, her sabah banyoda yaptığım on beş dakikalık rutin işlerimden sonra odama girdim. Bisiklet süreceğim için rahat bir şeyler giymek istiyordum, bu yüzden siyah tayt ve bana epey bol gelen siyah bir sweet giydim. Siyaha aşıktım ve bu ister istemez kıyafetlerime yansıyordu hiç yansıtmak istemesem bile...

Küçük bir makyaj işleminden sonra da odamdan çıktım ve merdivenleri indim. Aşağıdan kahvaltıda hazırlanan yemeklerin kokusu geliyordu. Acaba Zuhal mi buradaydı? Onunla konuşmak istemiştim, bu yüzden adımlarımı biraz daha hızlandırarak mutfağa girdim. Ama girdiğimde ise görüntü beni şoka uğrattı. Ezhel'in elinde tava vardı ve o tavanın içinde de çiğ patatesler. İşini ustalıkla yapıyor ve bütün patatesleri titizlikle pişiriyordu.

"Vay!" Dedim hayranlıkla. "Yemek yapmayı bilir miydin?" Alayla dudaklarım yukarı doğru havalanırken yanına doğru ilerledim. "Ortağımın marifetlerini yeni yeni öğreniyorum."

Küçük bir kahkaha attı, "Yemek yapmayı pek sevmem ama Zuhal hanımı da buraya getiremem." Dedi.

"Neden?" Diye sordum.

"Tehlikeye atarım çünkü?" Anlam verememiş gibiydi. Ama ben bozulmuştum, ben de tehlikedeydim ama Zuhal'i umursadığı kadar beni umursamamıştı. Kırılmaya hakkım yoktu.

"Asma suratını." Diyerek güldü. "Sen tehlikede değilsin çünkü benim yanımdasın. Eğer Zuhal buraya gelirse biz buradan gidene kadar dışarı çıkamaz çünkü çok tehlikeli. Ama burada da kalamaz çünkü..." duraksadı. Galiba bu detayı atlamaya karar vermişti. "Her neyse, yani burada eğer bizimle uzun bir süre kalmayı kabul etseydi sorun yok. Yani sen tehlikede değilsin."

"Açıklamana gerek yok." Dedim ama hala moralim bozuktu. "Ölümden korksaydım senin teklifini kabul etmezdim zaten."

"Neden moralin bozuldu?" Diye sordu, sesindeki ima sinirimi bozmuştu. Yanına giderek omzuna sert bir yumruk geçirdim, o kadar etkilememişti ki elinde duran tava bir milim hareket etmemişti.

"Moralim bozuk değil." Dedim. "Kahvaltıyı hazırla uşak. Ben bugün prensesim."

"Sen her zaman prensessin zaten." Diyerek gülümsedi. "Her istediğini yapıyorum. Bildiğin kölen gibi bir şey oldum."

"Ya bir tane ortağın var, onun istediklerini yapmayacaksın da kimin istediklerini yapacaksın öyle değil mi?" Diye sordum keyifli bir ifadeyle.

"Aynen öyle, prensesim." Diyerek göz kırptı. "Geç otur bakalım." Başıyla masayı işaret etti. Bütün kahvaltılıklar hazırdı, sadece patatesler kalmıştı. Oturdum ve tabağıma yiyeceğim şeylerden koymaya başladım.

Yaklaşık beş dakika sonra Ezhel elindeki patates tabağını ortaya bıraktı, tabağıma patateslerden yiyeceğim kadar koydum. Ve kahvaltıya ikimizde başladık.

"Neden çatışmalara sen giriyorsun?" Diye sordum, ardından bir patatesi ağzıma attım. Yaralandığından beri merak ettiğim soruyu nihayet dudaklarımın arasından gönderebilmiştim.

"İnsan öldürmeyi seviyorum." Diye yanıt verdi. Şaşırmamıştım, bunun gibi birçok haber görmüştüm ve insan psikolojileriyle bile ilgilenmiştim. Normal karşılamıyordum ama artık bu haberlere alışmıştım. "Silah tutmak benim için bir hobi diyelim."

"Hiç şaşırmadın?" Dedi.

Omuz silktim. "Balpeteğiyim." Diyerek küçük bir hatırlatmada bulundum.

Başını salladı. "Doğru."

Yaklaşık yirmi dakika sonra kahvaltımızı bitirmiş ve birlikte etrafı toplamıştık. Şimdi ise garajın kepenklerinin açılışını izliyordum.

Garajın kepenkleri açıldıktan sonra içeri Mert girdi ve bisikletimi çıkardı. Heyecanla bisikletimin yanına gittim.

"Balpeteği şuradaki ormanlık alanda sürelim." Dedi ve bisikleti eliyle ormana doğru sürmeye başladı. Hemen peşinden ben de gidiyordum. "Kırmızı düz bir yol var, küçükken bisikletimi orada sürüyordum. Orada öğrenmen daha kolay olur."

"Sen şimdi bana... gerçekten öğretecek misin?" Diye sordum, sesimde bir çocuğun heyecanlanması vardı. Babam öğretsin istemiştim... geçmişim gitmiyordu, ne kalbimden ne gözlerimin önünden. Bisiklet süren çocuklara bakarken gözlerimin dolmasını nasıl unutabilirdim öyle değil mi? Kalbim acıyordu.

"Her şey karşılıklı." Deyince yüreğim bir kez daha burkuldu. "Sen şimdi dünkü teklifimi kabul ediyor musun yoksa etmiyor musun? Eğer şirketime ortak olmazsan... Bu bisikleti bir daha göremezsin." Sesi çok ciddiydi. Sabaha kadar bunu düşünüp durmuştum.

"Kabul ediyorum ama bir şartım var." Dedim. Kırmızı yolun başına ulaşmıştık, dört bir yanımız ağaçlıkla çevriliydi. "Benim sahte kimliğimi kimse bilmeyecek ve ben kendi işime devam edeceğim. Takipçilerimle konuşmayı çok özledim. Eminim ki şuan kullandığım telefonda hesabımı açsam bir ton bildirim gelmiştir, onlara bunu yapmaya hakkım yok. Ben onlarla bir aile kurdum, balpeteği diye. Şimdi o aileyi terk edemem."

"Balpeteği, ben senden hiçbir zaman işinden vazgeç demedim. Şuan istersen de işini yapabilirsin. Ben tanıştığımız ilk gün Demir Ateş ile düşmanlık hikayemizi, Demir'i yakalayana kadar yayınlama demiştim. İşini yapmakta özgürsün."

"Tamam o zaman ortağım," Diyerek elimi ona doğru uzattım. O ise gülümsedi ve ortaya gamzesi çıktı. Her bu gamzesini gördüğümde sarhoş olduğum güne ışınlanıyor ve gamzesine dokunuyordum. Bu düşüncenin kalp ritmimi değiştirmesine de engel olamamak sinirimi bozuyordu.

Ona doğru uzattığım eli sıkıca kavradı, "balpeteği benim ortağım..." dedi kendi kendine mırıldanır gibi bir hali vardı. Kendinden geçmiş gibi bakıyordu bana ve hayranlık duygusunu da gözlerine yansıtıyordu. "Benim ortağım."

Elimi ilk ben çektim ve silkelenip kendime geldim. "Bisiklet..." Dedim ve oturdum. Ama dengemi kuramadan yeri çoktan boylamıştım. Dizim biraz sürtünüp canımı acıtsa da gülümsedim. Hatta daha çok gülümsedim, gülümsemelerim kıkırdamaya dönüştü ve neşeli neşeli kahkaha attım. "Sarı canım yanıyor!" Diye bağırdım neşeyle. "Bisikletten düştüğüm için canım yanıyor ama. Bak dizim soyuldu, hatta kanlar da akıyor." Çok mutlu olmuştum.

Ellerimle yerden destek alarak ayağa kalktım.

Sarı'nın bakışlarında şefkat vardı, sanki karşısında ben değilde beş yaşındaki bir çocuk varmış gibi bakıyordu. "İyi misin?" Diye sordu endişeyle, ardından yere diz çöktü ve taytımı yukarı doğru sıyırıp yarama baktı. Dokununca ağzımdan küçük bir inleme döküldü ama aldırış etmedim. Sarı ayağa kalkınca öne doğru eğilip taytımı indirdim.

"İyiyim." Diye yanıtladım ve tekrar bisiklete binmeye kalkıştığımda bileğimdeki el izin vermedi.

"Bekle." Dedi ve iyice yanıma yaklaşarak bana destek oldu. Bisiklete bindim.

"İlk başta sağ ayağını pedala atacaksın." Diye başladı. "Daha sonra pedalı biraz ileriye hareket ettirip hemen sol ayağını da diğer pedala atacaksın. Hiç vakit kaybetmeden ikisini de sür."

Başımı salladım ve dediği gibi yaparak ilk başta sağ ayağımı pedala yerleştirdim, daha sonra da biraz sürdüm. Hemen ardından sol ayağımı da atarak sürmeye başladım. Sarı bir elini sırtıma bir elini de direksiyonun üstündeki elime koydu ve en düşük hızda sürmeye devam ettim. "Şimdi seni bırakacağım ve sen sürmeye devam edeceksin." Deyince korkulu bir heyecan bastı yüreğimi.

"Hayır!" Dedim. "Şuan hazır değilim."

"Hani yaralanmak hoşuna gidiyordu?" Diye sordu gülümseyerek.

"Sen beni bırakma Sarı. Ya en başından yanımda dur, bırakma. Ya da hiç yanımda durma. Yoksa afallarım. Ve düşerim."

"Bazen yarıda bırakmak gerekir Sayer. Çünkü tek yol budur."

"Düşerim."

"Bazen düşmek gerekir." Ellerini çekti ama ben sürmeye devam ettim. Hızımı arttırdım ama düşmedim.

"Sarı düşmedim!" Diye bağırdım kahkaha atarak. "Düşmedim Sarı!"

"Evet!" Diye bağırdı arkamdan. "Şimdi frene bas, balpeteği!"

Sağ elimle freni sıkıca tuttum ve bisikleti durdurdum. Bisikletle birlikte arkamı döndüm ve ilk başta sağ ayağımı pedala atıp çevirdim daha sonra da sol ayağımı atarak sürmeye devam ettim. Sarı'nın yanına gidince de frene basıp durdum. "Bugünlük bu kadar yeter," Dedim. "Kendimi iyi hissetmiyorum." Birden bire kalbim acımıştı.

"Bu kadar mı?" Diye sordu, ciddi olup olmadığımı sorguluyordu. "E daha yeni geldik?"

"Olabilir, şimdi de gitmek istiyorum." Dedim. "Bir de yakınlarda bakkal var mı?"

"Mert'i gönderirim." Dedi. "Ne istiyorsun?"

"Çikolata," Dedim. "Canım çekti."

Başını salladı ve telefonundan bir numarayı tuşladı. "Alo Mert... yakınlarda bakkal veya market var değil mi?... tamam git çikolata al... Ne bileyim hepsinden al işte." Daha sonra da telefonu kapattı.

"Karam." Dedim. O ise yüzüme "Ne diyorsun?" Der gibi bakıyordu. "Karam... en sevdiğim çikolata."

"Tamam, ondan da alır zaten." Dedi ve bisikletin direksiyon kısmından tutarak eliyle sürmeye başladı. Ben ise yanından ilerliyordum.

"İkı gün sonra maç var. İddiayı kazanırsan ne isteyeceksin?" Diye sordum.

"Kazanınca söylerim zaten." Dedi. Yine kaçıyordu. "Fazla merak kediyi öldürürmüş derler, balpeteği."

"Ben kedi miyim?" Diye sordum, gözlerimi devirdim. "Ayrıca söylesen incilerin mi dökülür?"

"Yürü balpeteği yürü." Dedi bıkkınlıkla. Bisikleti koşarak ondan kaptım ve bisikletle birlikte koşmaya başladım. Gerçi onun bir adımı benim iki adımım olduğu için aramızda pek bir mesafe olduğunu söyleyemezdim. Resmen ben koşuyordum, o ise yürüyordu. Tek hamlesi ile bisikleti elimden aldı ve eliyle sürmeye devam etti. "Bu kasları boşa yapmadık herhalde." Diyerek de göz kırptı.

Gözlerimi devirip onun hızına yetişmeye çalıştım.

Evin önüne gelmiştik, bir tane adam yanımıza gelerek bisikleti garaja koymak için aldı. Ve gözden kayboldu. Sarı anahtarla evi açtıktan sonra eliyle bana yol gösterdi. Önden ben içeri geçtim hemen ardımdan da o geçti. Daha sonra da kapının kapanma sesi duyuldu.

Koltuğa uzandım. "Çok yoruldum." Diyerek güldüm. Koltukta bıraktığım boşluğa Sarı oturdu.

"Yarın da çıkmak ister misin?" Diye sordu ilgiyle. Koltukta onun karşısında oturur pozisyona gelerek bağdaş kurdum. İki elimi de yanağımın altına yerleştirdim.

"Olur," Dedim, heyecandan uzak bir ses tonuyla. Bisiklet beni ne kadar mutlu etse de aynı zamanda canımı yakmıştı. "Aslında kendi evimize(!) Geçince sürebilirim. Hem sen de sürersin. Yarın pek havam yok ya."

"Bir şey mi oldu?" Diye sordu, hemen anlamıştı. Anlasın istemiyordum, galiba hayatımda ilk defa anlaşılmak istemiyordum. Neden açık bir kitap gibi beni okuyabiliyordu ki? Bu fazla rahatsızdı.

"Olmadı." Dedim omuz silkerek.

Sarı kalkıp kapıyı açınca Mert'i gördüm, elinde tam tamına on tane poşet ve her poşetin içinde her çikolata çeşidinden yaklaşık on beş yirmi tane vardı. Alt tarafı bir karam istemiştim...

"Eyvallah, Mert." Dedi ama tavrı sertti. Bu adamın ciddi bir sorunu vardı, benim yanımdaki adama ne olmuştu? Bana karşı çok farklı ve yumuşak davranıyordu. Kendimi diğer insanlardan farklı ve özel hissettirmesi çok hoşuma gitmişti. Ben sana öyle davranınca hoşuna gitmiyor, hatta tersliyorsun.

Çünkü senin bana farklı davranman için benden başka birilerinin de hayatında olması lazım. Ama üzgünüm iç sesim senin benden başka kimsen yok...

Sarı poşetleri masaya koyunca ben de koltuktan kalkarak mutfağa gittim ve poşetlerin içinden karam poşetini seçtim. Bir tane karamın paketini açıp yemeye başladım. "Teşekkür ederim ama bunlar israf."

"Yersin yersin." Diyerek güldü.

"Obez miyim?"

"Sen bugün fazla mı alıngansın?"

"Alıngan falan değilim!" Diye bağırıp çikolatamdan bir ısırık daha aldım.

"Tamam alıngan falan değilsin." Eliyle dudağına fermuar çekiyormuş gibi yaptı. "Sustum." Gülmemeye çalışıyordu.

"Ben en iyisi odama gideyim." Diyerek göz devirdim. Mutfaktan çıktım ve merdivenleri çıkmaya başladım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.