İçeriğe geç

Beyaz Lale

Bölüm 5 · 9 dk okuma

Beyaz Lale

Bölüm 5

Bölüm 3- Bursa Yasak Sana

Büyük bir bayrak vardı. Önünde Kara Harp Okulu Mezunları dizilmişti. En önde Polat Polen duruyordu. Paye ve Piraye abilerine baktılar. Polat ne kadar ciddi olsa da küçük kardeşlerini görünce tebessüm etmişti. O an alana güzelliğiyle herkesi büyüleyebilecek bir kız girdi. Elindeki motor kaskı, üzerindeki giysiler ve şık gözlükleriyle bir kere bakanın tekrar dönüp bakmasına neden oluyordu.

Bakışlarını ise tek bir hedefi vardı; Polat Polen.

Kız nazik ve asil bir yürüyüşle Paye ve Piraye’ye ilerledi. “Naber girller?”

“İyidir Esin abla, sen?” Dedi Paye. Piraye ise kulağındaki kulaklıktan dolayı onu duymadı. Esin, Piraye’ye güzel bir şaplak attı ve ona dönmesini sağladı.Onlar orada konuşmaya başladığında alanda bir ses duyuldu.

“Bursa Kara Harp Okulu Mezunları ve onların yakınları törenimize hoş geldiniz. Bugün törenimizde öncelikle saygı duruşuna geçeceğiz, istiklal marşı okuyacağız, askerlerle yürüyüş yapacağız. Ardından bazı askerlerimizin konuşmalarını dinleyeceksiniz ve en sonunda sizi ailelerinizle birleştireceğiz.” Herkes alkışladı ardından konuşmaya devam etti.

“Saygı duruşu için rahat!” Tüm askerler rahata geçti. “Hazır ol!” Tüm askerler harika bir senkronizasyonla hazır oldu. “Dikkat!” Bakışlar Türk bayrağına döndü.Ardından alanda saygı duruşu için ses yükseldi. Herkes pür dikkat Türk Bayrağına odaklandı.

Saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı başladı. Bu sefer askerlerle birlikte konuklarda bir senkronizasyon içine girdiler. İstiklal Marşı'nın bitmesiyle mikrofon Polat Polen’e geçti.

“Teşekkür etmek istediğim bazı kişiler var. Sevgili asker arkadaşlarım, kardeşlerim ve biricik nişanlım Esin. Öncelikle size teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Ardından ranza arkadaşım Ömer Alpkağan, istesen kalbimi veririm ama şarj aletim olmaz kardeşim. Son teşekkürüm öğretmenim Turan Temel’e. Beni eğittiğiniz her an için teşekkür ederim hocam.” Derin bir nefes aldı ve devam etti. “Askerlik kimileri tarafından silah sallamaktır. Kimileri tarafından boş iştir. Ama asıl askerlik memleketin için canını ortaya koyduğun bir kumarı oynayabilmektir. Ben ve bugün mezun olan asker arkadaşlarım bu kumarı oynamayı kabul ettik. Ne pahasına olursa olsun sizleri koruyacağıma öncelikle ben ve burada olan arkadaşlarım olmak üzere yemin ediyoruz.” Herkes alkışladı. Polat nazik hareketlerle sahneden indi ve Paye, Piraye ve Esin’e yaklaştı.

Onlar dıştan bakıldığında mükemmel olabilirlerdi ancak içlerinde kırık birer ruhtan ibaretlerdi.Kimse dikkat etmemişti ama Polat, anne ve babasına teşekkür etmemiş adlarını bile anmamıştı. Paye’nin dolu gözleri, Piraye’nin korku dolu nefesleri kimsenin ilgisini çekmemişti. Esin’in içten içe Polat’ın asker olmasını istemediğini kimse bilmeyecekti.

Onlar böyleydi. Dışa mutlu görünen ancak içlerinde paramparça olmuş insanlardı.

★★★

Tim olarak kafeteryada toplanmış Metin Albay’ı bekliyorduk. Piraye’yi bizim yatakhane’ye bırakmıştım. Gece’de oradaydı, yalnız da değildi yani. Bugün burada olması benim içimi rahatlatacaktı.

“Komutanım nereye gideceğiz?” diye sordu Asena.

“Bursa,” Pusat’ın iki dudağının arasından çıkan tek bir sözle sendeledim.

Hayır! Hayır! Yıllarca kaçmışken şimdi olmaz.

“Hepimiz gelmeli miyiz?” diye sordum merakla. Mesajı ayet anlaşılır bir soruydu. Ben gelmesem olur mu ya? Valla nöbette tutarım, askeriyede temizlerim.

“Evet Üsteğmen.” Niye ya?

“Ben gelmesem…” Resmen çırpınıyordum.

“Niye Üsteğmen, Bursa’ya alerjin mi var?” Dedi Pusat alaycı bir tavırla. Evet kral, bende hapşırma ve kaşıntı yapıyor. Biraz da kalp ağrısı ve göz dolması.

“Yok komutanım da…”

“ULUKURT TİMİ!” Metin Albay, Pusat’ın arkasından yanımıza gelmişti.

“Emredin Albay’ım!” Yemekhane titredi.

“Dikkat! Görev yeriniz Bursa, doğu tarafında akşam saatlerine doğru gerçekleşecek olan bir terör örgütünün bomba alışverişini engelleyeceksiniz! Helikopterle gideceksiniz ve 3 gün orada kalacaksınız. Helikopter dışarıda sizi bekliyor. Allah yardımcınız olsun!”

“Sağolun Albay'ım!”

Helikoptere doğru yürüdüğümüz sırada tek bir şey düşünüyordum. Tek bir ses yankılanıyordu kafamın içinde.

“Bir daha bu topraklara, Bursa’ya, adım atmayacaksın katil!”

Helikopter havalandığında herkes kendi derdindeydi.

“Asena Komutanım makyaj fazla mı olmuş sanki?”

“Yok be Ulu, bir rimel iki allık sürdük yani.”

Uras kahakaha atmıştı. “Yok bende Cristiano Ronaldo!”

“Ne yani Uras ben çok mu makyaj yapıyorum!” diye cırladı Asena. Çok bir şey yapmamıştı aslında.

Onlar bir kenarda atışırken Atlas telefonda bağırıyordu.

“Ne demek üniversite okumayacaksın, yok öyle bir şey Gece!” Gece ve eğitim aşkı hep gözlerimi yaşartmıştır.

Pusat bunların hiçbirini dinlemiyor. Kulağında kulaklık film izliyordu. Ulu bir sohbetten diğerine atlıyor, Alparslan ise özlü konuşmalarıyla Akın’a nasihat veriyordu.

“Akın şimdi düşün sabah uyanıyorsun bankada 100.000 lira var. Bir hırsız geliyor 10 liranı çalıyor. Kalan 999.990 liranı bu hırsızı bulmak için harcar mıydın?”

“Harcamazdım abi,”

“İşte hayatta böyle. Sabah uyandığında 100.000 saniyen var. Biri seni üzüp 10 saniyeni çaldı diye kalan saniyelerini boşa harcamamalısın.”

Bense camdan dışarıyı seyrediyor ve Bursa’yı düşünüyordum. Minik Paye’nin yarasıydı Bursa.

"Abim geldi!”

“Biliyor musunuz arkadaşlar benim abim asker,”

“Esin Abla! Ben büyüyünce sen olmak istiyorum.”

“Neden anne, ben yapmadım! Katil değilim ben!”

“Baba bir şey diyecek misin?”

“Bana bak Sahra Hanım o giderse ben kalmam buralarda! Paye benim herşeyim.”“

ABİ! Nefes al ne olursun! ABİ BIRAKMA BENİ!”

“Fındık istiyorum. Banane fıstık istemiyorum.”

“Hayalin ne dediğimde bilmiyorum derdin ya Paye… Ask… Asker ol… Öhö! Seni seviyor…”

★★★

“Komutanım geldik,” Ulu yavaşça omzuma dokundu. Gözlerimi yavaşça araladım. Yine mi?

Evet her kaygılandığımda olduğu gibi yine bayılmıştım galiba. Onlar uyku sanmaya devam edebilirdi.

Aşağı doğru iniş yapıyorduk. Bursa… Açıkçası Havasını bile özlemiştim. Helikopter iniş yaptığında Uras aşağı atlamıştı. Herkes sırayla inmişti ben ise hala helikopterdeydim. İnecek cesaret yoktu bende. İnemezdim. Basamazdım bu topraklara. Yasaktı Bursa bana.

Pusat bana bakıyordu. Herkes ilerlemiş, helikopterin önünde bir tek o kalmıştı. Büyük ihtimalle şuan gıcık komutan değil Pusat’tı.

“Hadi Paye.” Gözlerini gözlerime dikti. Güven aşılıyordu kahve hareleri. İçimde bir cesaret filizi yeşerdi lakin yeterli değildi.Aşağı korku dolu bakıyordum. “Ya-yapamam. Komu…”

“Komutanım deme bana. Yalnızız şimdi. Bırak rütbeyi falan. Pusat’ım ben.”

“Pusat annem bana buraya bir daha asla adım atma demişti. Ben…”

Elini uzattı. “Elimi tut. Annen şuan yok burada.” Elini kavradım ve yavaşça helikopterden aşağı indim. Hiç anlatmamıştım. Ne annemi ne abimi ne de Bursa’yı. Ancak içten içe aile konusunda yaralı olduğumu biliyordu. O da anlatmamıştı ancak bende biliyordum. Onunda aile konusunda şanslı olmadığını. “Anlatmak ister misin?” dedi elimi sıkı sıkı tutarken.

“15 Temmuz 2016’da abimi darbede kaybettim. Annem hep beni suçladı.”

“Yakınmıydın. Yani abinle.”

“Çok…”

“Komutanım nereye gideceğiz?” Ulu yanımıza gelmişti. Tabii hiçte iyi bir anda gelmemişti. Pusat’la ellerimiz birbirini tutuyor, gözlerimiz bakışıyordu ve… Çok yakındık.

“Komutanım ben böldüm herhalde. Gideyim en iyisi.” Işık hızıyla elimi Pusat’ın elinden çektim. Diğerlerinin yanına vardığımızda Pusat beni yanına çekmişti.

"Yolu bilmiyoruz Üsteğmen. Bizi Ayçiçeği Otelleri’ne götürmelisin.”

“Ulukurt Timi! Takip edin beni!” İleri doğru yürümeye başlamıştım. Bursa İnegöl olmalıydı burası. Ellerim titriyordu. Kendimi cesaretlendirmeye çalışıyordum. Sonunda ana caddeye vardığımızda sivildik. Altımda ispanyol paça bir pantolon üstümde beyaz bir crop ve modern bir yelek vardı. Gayet klasiktim. Yani en azından Asena ise kırmızı dar gibi bir elbise giymemiştim.

“Aç mısınız?” Diğerlerine dönmüştüm. “Ben açım!” Uras bağırınca Akın’da elini kaldırmıştı. “Ben de acıktım.” Onlara elimle oteli gösterdim. “Hemen gelicem,” diyerek fırına doğru ilerledim. “Ne varsa doldur abicim,”

“Emin misiniz,”

“Evet abi.” Ballı kurabiyeler, simitler, tatlılar… “Ödeme ne ile olacak kızım?”

“Temassız ka-” Cümlem bölündü.

“Temassız kartla olacak,” diyerek arkamda belirmişti Pusat. “Ben alırdım kendini niye yoruyorsun kızım sen?” Ufak sitemleriyle ödemeyi yapıp poşeti almıştı. “Kolay gelsin,”

“Sen neden gitmedin?” diye sordum büyük adımlarına yetişmeye çalışarak büyük adımlar atmayı denerken.

“Asansör yokmuş,” Duraksadım.

“Ne!” Sesim çok yüksek çıkınca bir kaç kişi bana dönmüştü. “Ne demek asansör yokmuş?” Haydi bana eyvallah. Ben gelmiyorum.

“Arızalıymış işte kızım. Yalnız çıkma diye bekledim.”

Otele girdiğimizde poşetleri bana vermişti. “Tutsana şunları,” Poşetleri elinden aldım. “Sen ne yapacaksın?” Cümlem biter bitmez beni çevik bir hareketle kucağına almıştı. “Bunu,” diyerek merdivenlere yönledi. “Pusat!” Sırtına yumruk geçirdim.

“Efendim Payeciğim,”

“İndir beni! Manyak mısın, düşeriz!”

“Ben düşerim yine seni düşürmem.” Hızlıca merdivenleri çıkarken bu lanet merdivenler asla bitmeyecek gibi görünüyordu.

Merdivenlere ayrı bir hassasiyetim vardı. Lisede Pusat ve Piraye aynı sınıftaydı. Ordan tanıyordum Pusat’ı. Lise 2 yada 1’deyim. Benden nefret eden bir kız vardı bizim sınıfta. Sedef. Beni okulun en dik merdivenin itmişti. Çok canım yanmıştı. 1 hafta yoğun bakımda yatmıştım. Pusat biliyordu bunu. Merdivenleri bir daha asla kullanmamıştım zaten.

Odamızın olduğu kata ulaştığımızda hala Pusat’ın kucağındaydım. Beni yavaşça yere fırlattıktan sonra odanın kapısını çalmıştı. Hayır hayvan herif bari nazikçe bıraksaydın.

“Hoşgeldiniz komutanım! Yemek var mı yemek?”

★★★

Piraye esneyerek cebindeki anahtarı çıkardı. Çiçekçinin kapısını yavaşça aralayıp içeri girince bambaşka bir dünya ile karşılaşmıştı. Burası onun cennetiydi.

Paye’ler yola çıktıktan kısa süre sonra Metin Albay peşine koruma takıp salmıştı onu.

“Günaydın menekşeler,” Yavaş yavaş içeri ilerledi. Montunu çıkarıp sandalyeye astı. “Size de günaydın zambaklar.”

Çantasını kenara bıraktı ve güllere ilerledi.Kırmızı güller…

Beyaz laleler ve kırmızı güller hep yan yana olurdu. Piraye’ye göre beyaz lale Paye'yi, kırmızı gül kendini temsil ediyordu. Babaları onlara çok küçükken iki bileklik almıştı. Birbirlerine benzerliklerinden anneleri Sahra onları ayırt edemiyordu. Babaları ise bu yüzden üzerinde beyaz lale ve kırmızı gül olan bileklikler almıştı. Kırmızı güllü olanı Piraye, beyaz laleli olanıda Paye takmıştı. Böylece anneleri Sahra onları ayırt edebilmişti.

Piraye aklına gelenlerle hafifçe tebessüm etmişti. Paye eskileri yara olarak görüyordu ancak Piraye'ye göre eskiler güzel günlerdi, anılardı, hatıralardı.

Açılan kapıyla arkasını dönmüştü Piraye. “Hoşgeldin Mine,”

“Hoşbuldum efenim. Nasılsın hanımım?”

“Ya Mine bir yürü git.” Kahkaha atmıştı.

“Ben olmasam var ya burada enerji neşe hiç bir şey kalmazdı.”

“Kendi rüyanda yaşamaya devam et canım,”

Mine ona dil çıkarıp masaya oturmuştu. Çok eski arkadaşlardı. Piraye ile beraber açmışlardı bu çiçekçiyi. “Günaydın,” İçeri giren müşteriyle Piraye ayağa kalkmıştı.

“Hoş geldiniz nasıl yardımcı olabilriz?”

“Yasemin var mı?”

“Hangi renk acaba?”

“Beyaz. İki buket olacak.”

“Hemen getiriyorum hanımefendi.”

Bir buket yasemini kadına uzattım. “Not olacak mı?” Kadın cüzdanından para çıkarırken bir yandanda saçını düzeltiyordu. “Varsa bir kağıt alabilirim.”

Kağıdı kadına uzattım ve kalemle bir şeyler yazmaya başladı. Kağıdı tekrar bana uzattığında hafif bir göz gezdirdim.

Atlas Er’e

Doğum günün kutlu olsun okyanusun ortasındaki tek Atlas’ım. Nice senelere beraber girelim. İyi ki varsın. Bu yaseminler sana…

Hayal

Bir kurdele çıkarıp notu bukete bağladım. “Tekrar bekleriz,” derken içimde tuhaf bir kıskançlık oluştu. O adamdan nefret ederken neyin nesiydi bu his?

★★★

Elimdeki silahı iki el daha ateşledim. “Asena arkanda!” Hiç beklemediğimiz bir şekilde pusuya yakalanmıştık. Yaralımız yoktu ama çok yorulmuştuk.

“Komutanım! Mermi bitti!”

"Polen, Çevik ikiniz geri çekilin!”

Yavaşça geri ilerledik. “Er ve Türkoğlu batı cephesindeki 4 kişi sizde.”

Her ne kadar geri çekilmiş olsak da Asena ve ben hala uzaktan yardım ediyorduk. “Akın arkanda 2 kişi var!” Akın hızlı bir şekilde geri dönmüş ve sert bir yumruk atmıştı. O sırada gözüme bir şey takılmıştı. Bomba…

00.52

00.51

“Asena şuna bak!” diyerek bombayı işaret ettim.

“Komutanım, Uras’ın yanında patlayacak!” Telaşla bağırdı. “Birşey yapın komutanım!”

Silahımı elime alıp dağdan hafifçe aşağı indim. Ölüme gidiyordum. “Polen neyin peşindesin?” Kulaklıktan Pusat’ın sesini duydum.

“Komutanım doğu cephesine çekilin iki tane aktif bomba var!”

“Atlas, Uras geri çekilin!” Uras'ın geri çekilecek ortamı yoktu. Etrafında beş kişi vardı ve mermisi bitmişti. Yumruklarıyla savaşırken geri çekilemezdi. “Uras sırtını batıya ver!” Dediğimi yaptı.

00.30

00.29

Bombalardan biri Atlas’ın yakınındaydı. Atlas bombaya bir tekme savurduğunda ben de bombalardan birini elime almıştım.

00.25

00.24

Bunları derste öğrenmiştin Paye. Hangi kabloyu koparacağını biliyorsun. Sakin ol. Mavi kablo. Yeşil kablo ve kırmızı kablo ne kadar zor olabilirki. Cebimden bıçak çıkardım.

00.10

00.09

Hadi Paye. Başarabilirsin.

“Polen bomba imha edildi mi?”

00.05

00.04

Sonunda kabloyu kestiğimde bomba imha olmuştu. “Tamamdır komutanım.” Arkamı döndüm. Herkes ölmüştü etraf temizdi. Operasyon başarıyla tamamlanmıştı. Asena koşarak Uras’a sarıldı. “Gerizekalı, beş kişiyle tek başına savaşmak akıl işi mi?” Uras gülümsedi.

“Daha sabah bela okuyan kıza bak.” Dedi Uras. Gözlerinde bir rahatlamışlık hissi vardı. O da belli ki korkmuştu.

Asena yavaşça Uras’tan uzaklaştı. “Aa ben sana mı sarıldım. Paye komutanıma sarılacaktım. Hedef şaşmış, üzerine alınma.”

Bölüm sonu

1 yorum