İçeriğe geç

Beyaz Lale

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Beyaz Lale

Bölüm 3

1. Bölüm- Benim Peşimdeler

Bir masa, o masada aralarında kan bağı olmayan bir aile. Çoğu daha küçücük bir çocukken almış kanın kokusunu. Hiç biri mükemmel değil. Hepsi hatalarıyla yaşıyor. Hepsi hatalarıyla nefes alıyor. Çünkü onlara güçlü ol dediler. Kimse yıkılmalarına izin vermedi. Derin muhabbetimizin arasında önümdeki sıcak çaydan bir yudum aldım. “Ağzını yakacaksın.” Dedi Atlas elindeki telefondan başını kaldırmadan. Büyük ihtimalle kardeşiyle konuşuyordu. Onu ve kardeşi Gece’yi yıllardır ailemden sayıyordum. Atlas benim için bir baba bir abiydi. Sırt sırta savaşacak kadar güveniyordum ona. Masadaki herkes için geçerliydi bu. Biz Ulukurt Timi bir aileydik. Birbirimizin yaralarını sarmış, her ihtiyacımızı karşılamıştık. Kıdemli Yüzbaşı Pusat Aslan Üsteğmen Paye Polen Teğmen Atlas Er Astsubay Başçavuş Alparslan Türkoğlu Astsubay Kıdemli Üstçavuş Asena Çevik Astsubay Kıdemli Üstçavuş Uras Kırık Astsubay Kıdemli Çavuş Ulu Ak Astsubay Çavuş Akın Kara Şimdiye kadar en tehlikeli sularda birlikte yüzmüş, en ölümcül görevlerde birbirimize sırt olmuştuk biz. “Mescid var mı burada?” Dedi Pusat. Bakışlarıyla çevremizi tarıyordu. Saat ikindi ezanı saatine yaklaşmış olmalıydı. Tabii imanlı arkadaşımız Pusat, her namazı olduğu gibi bu namazıda kaçırmamak için çabalayacaktı elbette ki. “Zannetmem.” Dedi Piraye. Kendisi ikizimdi. Şu hayatta hala yanımda olan tek akrabamdı. Herşeyi sildiğimde, o da benimle birlikte silmişti. Ben geride bırakmıştım, o da geride kalan ben olamam diye gelmişti peşimden.Tabii, aynı duygularda değildik. Ben geçmiş yüzünden sürekli kendimi suçlamıştım, çığlıklarımı silah seslerinin arkasına, gözyaşlarımı yumruklarımın arasına saklamıştım. Piraye ise unutmuştu. Ya da bana öyle yansıtmıştı. Ben asker olmuştum, kan kokusunu tenime kazımıştım, o bir çiçekçi açmış ve çiçek kokusu sıkmıştı üzerine.Ben geçmişi hep yara olarak, Piraye ise mutlu anılar olarak görmüştü.Pusat ayağa kalktı. “Ben gidiyorum o zaman, dikkat edin kendinize.” Telefonunu cebine yerleştirdi. Çıkmadan önce bana döndü ve “Yemek ye sende, bir deri bir kemik kaldın.” “Sen çok biliyorsun.” “Rütbe? Şınav? Yatakhane temizliği?” “Özür?” Masum masum baktım. Yüzünde pislik bir sırıtışla çıktı. Bende ayağa kalktım. “Bizde kalkalım artık.” Piraye’de bana uyarak ayağa kalktı. Gitmeden önce Asena’ya sarıldım. Bugün bu kafede onun için toplanmıştık. Ailesel bir problem yaşadığını söylemişti ancak detay vermekten kaçınmıştı. “Takma kafana, geçip gidecek bunlar.” “Sağol Paye.” Diğerlerinede veda edip kafeden ayrıldım. Arabama doğru yürümeye başladık. Mart ayı dolayısıyla hava yavaş yavaş ısınıyordu. Ayrıca bugün 8 Mart’tı, yani kadınlar günü. Şimdiye kadar kimsenin bugünde bana bir şey almasına izin vermemiştim çünkü benim bedenim büyümüş fakat ruhum hep 15 yaşında kalmıştı. Ben hala bir çocuktum. Hiç büyüyememiştim çünkü çocukluğunu yaşayamayan biri büyümezdi. Sadece olgunlaşırdı. Canı yanınca susardı, yorulunca dinlenmek aklına gelmezdi. Sadece dik dur denmişti olgunlaşmak zorunda kalmış çocuklara. Arabaya vardığımda bir abla yanıma yaklaştı. Çiçek satıyordu. “Yavrum, az önce bir genç sana bu laleleri gönderdi.” Diyerek bir beyaz lale buketi uzattı. “Dedi ki sen laleyi verirken komutanından de o anlar.” Pusat? Pusat ve bana çiçek göndermek? “Sağolun.” Diyerek çiçekleri aldım. Bu adam benim doğum günlerimi bile hatırlamazken bu ne çiçeğiydi acaba? Arabaya bindim ve çiçekleri arka koltuğa bıraktım. Piraye’de yan koltuğa oturunca eve doğru sürmeye başladım. Yine her zaman kullandığım ara yola girdim. İnsanlar burada daha fazlaydı. “Bu Atlas, neden yüzünü bile göstermiyor insanlara?” Diye sordu Piraye. “Bütün gün elinde telefon vik vik mesajlaştı. Saygısız herif,” “Ön yargıyla yaklaşıyorsun.” Dedim. Atlas’a edilen hakaret bana edilmiştir. “Onu tanımayı hiç denemedin.” “Adamın konuşmayı bildiğinden bile şüpheliyim ben Paye.” dedi yine aynı umursamaz sesle. O da herkes gibi Atlas hakkında bunları düşünüyordu. Atlas iyi bir insandı. Sadece tıpkı benim gibi o da yaralıydı ailesi konusunda. Onunda gözünün önünde biri ölmüştü. Henüz kendi çocukken kardeşine babalık yapmıştı. “Saçm-” Bir anda ani bir şekilde sarsıldım. Bir araba bizim arabaya çok pis girmişti. “Hay ben sizin!” Diye soludum. “Kafam cama girdi!” Diye yakınıyordu Piraye. Emniyet kemerimi çıkardım ve arabadan indim. İnsanlar çevremize toplanmıştı. Karşı arabaya doğru yürüdüm ve şoför camına tıklattım. “İndir lan şunu.” Cam üstten bir parça açıldı ve dışarı bir kağıt uzatıldı. Adam ya da kadın her neyse deri siyah bir eldiven takmıştı. Eldivenin üzerinde minik bir sembol gördüm gibi oldu ama belkide sadece bir göz yanılsamasıydı. Kağıdı almamla cam kapandı. Araba geri çekildi ve yan yola girerek bizden uzaklaştı. “Buraya gel lan!” Diye bağırdım. Aracı daha detaylı inceledim. Bir plakası bile yoktu. Eşkiya oldukları kesindi. Zaten böyle adamlar hep beni bulurdu. Eşkiya çekiyordum ben. Kağıda baktım. Bir şeyler yazılmıştı lakin el yazısı yamuktu. Üstüne üstlük yeni yazılmış olmalı ki mürekkep dağılmıştı. Zorlanarakta olsa okumayı başardım; Yayılıyoruz Polen. Senin ve bu ülkenin sonu olmak için. Bu ne demekti şimdi? Oyun falan mı oynanıyordu burada. Pusat kesin bir şeyler karıştırıyordu. Aptal bir şaka için arabamı pert mi etmişlerdi yani? İnsanlar merakla elimdeki kağıdı inceliyordu. Sonra bir detay dikattimi çekti. Kağıdın köşesine minik bir silah sembolü çizilmişti. Bu sembolün anlamını ne kadar bilmek istemesemde kahretsin ki biliyordum. Bilmek ne kadar canımı yaksada unutmak mümkün bile değildi ki bu sembolü. Sis Terör Örgütü Abimin katilleri Yıllardır peşinde olduğum o itler… Derin bir nefes çektim içime. Piraye’de arabadan inmişti. Yanıma koştu ve kağıdı inceledi. “Ne oluyor?” diye sorarken sesinde sadece merak değil üstüne korku da hakimdi. Bilmiyordum, dünya dönüyor gibiydi. Ellerim titriyordu, insanlar beni izliyordu. Telefonumu çıkardım ve Pusat’ı aradım. İlk çalışta açtı.“Kağıt var komutanım, ben, yolda çarptılar bir kağıt…” “Paye sakin ol ve daha açık konuş.” Dedi. “Sis Terör Örgütü sizin değil benim peşimde. Neden bilmiyorum ama sizi değil beni arıyorlar komutanım.” Dedim titreyen bir sesle. Bu gayet anlaşılıyordu artık. Soyadımı bile bilecek kadar iyi tanıyorlardı beni. Hatta evimin yolunu, nerede olduğumu bilecek kadar… Tehlikedeydim, bunu hep biliyordum lakin ilk kez bu kadar net bir şekilde bu gerçekle yüzleşmiştim. Yıllardır zaten bana uykular haram iken bu gece uyku ölümdü. “Neredesin?” Bir küfür sesi duydum. “Konum atıyorum.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.