Bazen ailemizin o büyük sırrları bize ömür boyu yük olurlar.
Taşınamaz halde olur bu yükler sırtımızda...
Aile ne demek oluyor?
Aile birlikde yürüdüğümüz yol,sırt-sırta verdiğimiz çaba,en güzel anılarımız da olan şahıslar bizim ailemizdir.
Bizi terk edenler ise karanlık bir bulut olurlar. Beklenmedik anda evimizin üzerinde belirler.
Yıl: 1 Eylül 2024
Penceremin önünde çay içiyordum. Aniden ofisime ablam Melek geldi.Önce bana sarıldı, uzum sarı saçlarımı okşadı.Sonra konuşmaya başladı.
"Bugün nasılsın kardeşim?"diye her zaman olduğu gibi gülümsedi.
"Bu gün iyiyim ablacım.Bu aralar yoğun çalışıyorum.Az önce bir mahkemeden daha çıktım."
Ablamın bir sorunu vardı.Siyah saçları bu gün kötü görünüyor,kaşlarını çatıyor ve tedirginliği çok yükseliyordu.Söyleyeceği şeyi nasıl söyleyeceğini düşünüyordu.
"Abla lütfen söyleyeceği şeyi hemen söyler misin? Çünkü sabırsız biriyim iyi biliyorsun.Söyle hadi!"
"Biricik babam dün beni aradı.Sana çok ihtiyacı varmış."
Beni mumla arasa bile,benden bir iz bulamaması gerekiyorudu.
"Hangi yüzle seni arar ki bu adam? Hangi yüzle beni sorar bu adam?"Alev gibi yerimden kalktım.Elimi başıma koydum.
Ablam o sırada"Biricik sana çok ihtiyacı var.Bir cinayete bulaşmış.Ancak yapmadığını söylüyor."
"Canı cehenneme abla!O adamın bize, ailemize neler yaptığını ne çabuk unuttun?"
"Unutmadım güzelim,ancak mantıklı düşünmeliyiz."Beni yerime oturttu.
"Abla bin yıl ömrüm bile olsa,onun yaptıklarını unutmam.Ben üç yaşında bile yüzüme bakmadı Beş yaşımda evden kovdu.On beş yaşımda annemizi kaybettik.Bundan daha acı birşey varmı?Sen hasta anneler ölmesin diye doktor,ben ise o adam gibi alçaklar hakk ettiklerini bulsunlar diye avukat oldum.Annem hasta olurken bile alçak teyzemiz olucak o hain yüzümüze bile bakmadı.Sen unuta bilirsin ama ben unutmadım."
Yıl 2005: yıldız evi
Ağacın dibinde oturmuş yukarı bakıyordum.Yıldızların parlaklığı gözlerimi büyülüyor, yüzümü gülümseme sebep oluyordu ki ablam gelene kadar..
"Yine mi yıldızlara bakıyorsun Biricik?"Sessizce yanıma yaklaşıp, yanıma oturmuştu.
"Çok güzeller değil mi abla? Keşke ismim Yıldız olsaymış.Bu kadar parlak görünmek isterdim."Gülümseyerek üşümüş ellerimi montumun cibine koydum.
Ablam gülümseyerek başımı okşadı."Akıllım senin ismin Yıldız olsa bile sen parlak ve ya ışıltılı olamazsın ki.Sadece şu an baktığın yıldızları andırmış olursun."
Ablamın benimle dalga geçmesine sinirlenmiştim.
Ablam ayağa kalktı."Biriciğimizin yine keçi boynuzların üzerinde görüyorum.Daha beş yaşındasın.
Yapmadığın yaramazlık yok.Sen neden komşunun camını kırıyorsun? Yıldızlarından biri mi kaydı yoksa?"
Ben başımı aşağı eğerek örgülü sarı saçımı yana attım."Ben kırmadım ki,cemal kırdı.Abla gerçekten suçu bana attı.Hem sende benden alt-tarafı beş yaş büyüksün."
Ablam kolumdan nazikçe tutdu."Peki Ahmet amcanın arabasına kim kum attı?"
Ben bu sefer çaresizce yüzümü büzerek ablama baktım."Ahmet amcanın kızı geldi üzerimize kum attı.Ahmet amcada hiç bir şey yapmadı.Gerçekten suçlu ben değilim.Hakk ettiler diye yaptım abla."
Ablam nazikçe beni eve götürdü.Annem sıcak çorba yapmıştı.Boğazım çok ağrı veriyordu.Galiba bir az hasta olmuştum.Annem hasta olduğu için yerine yattı Ablam benim hasta olduğunu gördü ve sabaha kadar bana baktı.Ateşim çok yüksekti ancak bu ilk defa başıma geliyordu.Ablamdan başka zaten kimse benimle ilgilenmedi.
Sabah saatlerinde uykulu halimle dışarı çıktım.O zaman önümden geçen Lale teyzemi gördüm.
Bir kere de gelmese dişimi kırıcam.
Annem gibi siyah saçlı, yaşına göre daha yaşlı, çekilmeyen ve aptal bir kadındı.
Bana sahte gülücüklerle baktı."Biricik neden bu saatte dışarıdasın?"Hem bu soğukta neden yaz elbisesi giyinmişsin?"
Sorularına cevap vermek istemediğim için düz yürüdüm.Bazı insanlar gerçek ailesini bulamıyorlar.Peki benim gerçek ailem neredeydi?
Yürüdükçe kuşların sesleri, rüzgar yüzünden sallanan ağaç dalından, bakkalın önünden gelen sıcak ekmek kokusu bu soğukta kalbimi ısıtıyordu.
Kalbimi ısıtacak başka bir şeyde görmüştüm.Siyah saçlı,siyah gömlekli,elindeki kitapla çayın yanındaki samanlıkta oturmuştu.
Daha yakından görmek için ona doğru ilerledim.Bu sefer o güzel gözlerini gördüm.İçimden geçen ilk cümle "Bu kadar güzel gözler olamaz."olmuştu.Daha beş yaşındayken birine deli gibi vurulmuştum.
Kalbimin atışı çok yüksekti.Bu sefer kendi-kendime dedim."Belkide İlk aşkımı değilde son aşkımı bulmuşum."
Yağmur yağacak gibi olan bulutlar bir anda güneşin ışıkları ile kavuştu.
Benden bir az büyük görünüyordu.Ancak ikimizde çocuktuk. Yüzümü görünce hemen yüzünü çevirdi.
Sanki adam yiyorum.
"Odun kafa o taş öyle suya atılmaz."
"Bana mı dedin?"
"Seni hiç görmedim burda.Nereden geliyorsun?"diyerek yanına oturdum.
"Bir dakika hiç kimse bana odun kafa diyemez."
"Ben az önce söyledim.Anlamadın mı?"masum yüzümle gözlerine bakıyordum.
"Gerizekalı mısın?Gidermisin yanımdan hemen!"Ayağa kalktı kitabını eline alarak yüzünü büktü.
Elindeki kitabı değerli hazinesi gibi saklıyordu.
"O elindeki kitap ne?İsmini söyler misin?"gülümseyerek kurduğum cümleyi boğazıma tıkadı.
"Tabii ki de hayır! Okuman bile yoktur senin."
Elindeki kitabı sinirle aldım."Yaşın ileride olsa bile kafan geride kalmış.Ne uyuz bir şeymiş sin sen be!"
"Versene kitabımı ruh hastası."Elimdeki kitabı almak için peşimden koştu.
Çayın diğer tarafına gelmiştik.Kitap elimde Siyah gömlekli çocuk peşimdeydi.
"Sen her kesi peşimden koşturur musun böyle? Kitabımı ver artık."
Seni hep peşimde koşturucağım.
"İsmini söylersen veririm.Yoksa çaya atarım."
"Manyak mısın kızım sen?Ruh hastası!Kitap benim için çok değerli. Kitabımı ver bana hemen!"Son cümlesinde bağırdı.
Koşarak yanıma geldi.Kitanı elimden almaya çalıştığımda ayağım sarmaşığa dolandı..Kitap elimden kayıp suya düştü. Elbette ki de bende yere düşdüm.
Siyah düz olan saçları sinirden kabarmıştı.
Ablamın bana seslendiğini duydum.Hemen arkama bakmadan koşmaya başladım.
Eve döndüğümde annem ve teyzem kavga etti.Kız kardeşime neden kavga ettiklerini sordum ama o söylememeyi tercih etmişti.
Yine ağacın dibine oturmaya gitmişdim.Ama bu sefer ablam oturmuştu ve gökyüzüne bakıyordu.Ablam hiç bir zaman gökyüzüne öyle derinden bakmaz.Benim oturduğum ağaç dibinde oturması bir derdi olduğunu gösteriyordu.
"Neden ağlıyorsun abla?"dediğim an ablam hemen göz yaşlarını sildi.
"Sen neden geldin?"sesi titriyordu.
"Burada her gece ben oturuyorum abla.Sen oturduğuna göre , bir sorunun olmalı."
Ablam gülümsedi.Saçlarımı okşamaya başladı."Beş yaşında biri için fazla zekisin Biliyor musun aslında bir tarafdan babama kızgın olsam da, onu çok özlüyorum.Anneme de çok üzülüyorum."
Açılmış örgülü saçlarımı yeniden örmeye başladı.
"Ben babamı hiç özlemiyorum Beni çok üzdü.Sence onu özlememem kötü bir şey mi?"
Ablam bir az düşündü."Şimdilik çocuksun aslında.
Senin için bazı duyguları anlamamak normal.Büyümek sadece fiziksel özellikleri değiştirmiyor ki.Büyüyünce duyguların değişiyor,eskisinden daha iyi anlıyorsun,daha iyi yetenekli oluyorsun.Sen bir büyü, o zaman söz veriyorum sana,Denize anlattıklarımı sana anlatırım."
Ablam kahkaha ile gülmeye başladı.Bende kaşlarımı çatarak kötü ifade ile ablama baktım.
"Deniz gitsin zaten .Kuş bile ondan daha zeki."
"Ayıp ama Biricik.Denizin sana bir zararı yok ki.O benim arkadaşım.Uğraşma artık o kızla."Ablam gülümseyerek burnumu sıktı.
Sabah çığlık sesleriyle uyandım.Babam eve geldiğinde mahkeme kararı gereği başka bir eve gitmemiz gerektiğini öğrendim.Annem eşyalarımızı topluyordu, ben de ağlayarak babam olacak adamın yanına gittim.Sanki kızı değil de düşmanıymış gibi yüzüme bile bakmadı.Anneme böyle bir adamla evlendiği için çok kızmıştım.Ama şans eseri boşanlyordu.Bizi istemediği çok açıktı.Ablam sessizce ağlıyordu, gidip ona sarıldım."Hepimizin kahramanı olacağım" diye kulağına fısıldadım.
O günü hiç unutmadım ve hiç bir zaman unutmayacağıma da söz verdim.Bazen annen sana hiç zaman ayırmadığı için yalnız kalırsın. Bazen baban sana bakmadığı için kin Hiçbir acı an zamanla unutulmaz.
Yıllar geçse de aklımızın bir köşesinde hep dururlar.
Yıl:9 Aralık 2015
Annemin evi çok sessizdi çünkü annem artık yoktu.
Annem 8 Aralık'ta kalp rahatsızlığı nedeniyle vefat etmişti.
9 Aralık benim doğum günümdü.2015'ten sonra doğum günümü kutlamamak kararını almıştım.
Ablam ve ben, annemin odasında ağlamaya başladık.Annem öldüğünde on beş yaşında olmam kalbimi acıtıyordu.
Küçükken benimle ilgenmedi,hep kavga gülürtü içinde büyüdüm.Babam yüzüme bile bakmadı.Ama yinede annemden başka kimsem yoktu.
Beş parasız olsa bile,daha çok para kazanmaya odaklandı.Bizi bir köşeye de ata bilirdi.Ama o her şeye rağmen bizim için arkasında güzel anılar bıraktı ve maalesef gitti.
Kapı çalmıştı.İçimdeki ses "Acaba babam geldi mi?"dedi.
Sonuçta annemizi kaybetmiştik."Bir az insanlığı olsa yanımıza gelir"diye düşünmüştüm.Ancak gelemeyecek kadar vicdansız biriydi.
İçeri Lale ile Elisa teyzem ve Emir ile Nilufer içeri girdi.
Allah senden razı olsun baba.
Suratsızlar bile geldi bir tek sen gelmedin.
Lale yüzünü buruşturdu.Elisa küçük teyzem ise yanımıza oturdu.
"Ablacım Laleni neden içeri aldın?"diye sordum.
Elisa Laleye "git"gibi imalı bakışlar attı.
Lale bana kızgın ifade ile döndü."Annene baş sağlığına geldik.Karşılığı bu muydu? Asi'den ne bekliyorsunuz ki? İşte onun yetiştirdiği çocuklar!Tam bir terbiyesizlik! Emir karını da al gidiyoruz!"
Ben ayağa kalktım ve Laleye doğru yürüdüm."Sen önce insan ol.Anneme söylediğin o kötü sözler seni buldu.Sen hastayken, kardeşin ve gelinin ameliyat için bir kuruş bile bırakmazken, annem o zavallı durumda bile senin için elinden geleni yapmadı mı?"
Her kes susmuştu.Belki de artık konuşmak vakti gelmişti.Lalenin kardeşi,benimde eskiden dayım olan
Emire döndüm."Utanmıyor musun?Karın Nilufer ve Lale sana hiçbir işin yok diye baskı yaparken seni üzdüklerinde annemin yanına gitmedin mi?Ondan iş istemedin mi? Sana yardım etti, iş verdi ve maaşını artırdı.Ama sen onu bu hasta Lale için sattın."
Dolu gözlerimi sildim.Bu sefer Nilufere döndüm."Peki sen hiç vicdan azabı çekmedin mi?Anneme güzel sözler söylerdin.Ne zaman Lale ile küstü.O zaman Asi' benim için utanç kaynağı dedin.Sen anneme en büyük darbeyi vurdun.Bunu asla unutmayacağım Nilufer."
Hepsi susarak bakışıyorlardı."Hepiniz evimden defolun.Hepiniz benim için utanç verici siniz."
Emir başını hiç yukarı kaldırmadan büyük ablası Lale karısı Niluferin elini tutdu ve evden ayrıldılar.Küçük teyzem Elisa yanımızda oturmuş ağlıyordu.
Sonra içeri annemin evli olduğu adam Mehmet abi geldi.Annemi kaybedince oda bizim gibi yıkıldı.İçeri Murat girmişti.Birlikte sarılıp ağlamaya başladık.
Murat aslında Mehmet abinin oğlu bizimde kardeşimiz sayılır.Murat saf görünen ancak bir o kadar da kurnaz bir çocuktu.Benden iki yaş küçüktü.Siyah saçları ve yüz çizgileri ablama çok benziyordu.Muratla benim aramızdakı bağ çok güçlüydü.Çünkü ikimizde de karakter ve potensial aynıydı.
Ablam gözlüğünü çıkartıp yüzünü yıkamaya gitti.Mehmet abi ise evde durmayıp hava almaya dışarı çıkmıştı.
Elisa yemek pişiriyor, Murat ise yanımdan ayrılmıyordu.
Ben o kadar derinden çökmüştüm ki,gözlerim bana isyan ediyordu.Murat bu sessizliğimden korkmuş gibiydi."Biricik sen susunca ben korkuyorum.Ne planlıyorsun aklında?"Murat ağzımdan laf almak istiyordu.
Gözyaşlarımı sildim ve odama gittim.Ders çalışmak istedim.Ders çalışınca her şeyi unutduğumu kafamın rahatladığını anladım.Kendimi derse vererek bir çok derste başarılı oldum.Ben hiç ders çalışamayam biriydim.Ancak ders çalışmam benim kafamı rahatlatdığını hiss ediyordum.
Yıllar geçti ve ben hukuk fakültesini hızlı bitirdim.
Fakülteni de birinci olarak bitirdim.Deli gibi çalışdım burslarımla ve Elisa teyzemle Mehmet abinin yardımları sayesinde başarılı bir vakama ulaştım.
Günümüz:1eylül 2024
O adamın o çaresiz yüz ifadesini görmek istedim bir anlık.
Bize yaptıkların bedelini ödemesini görmek beni çok rahatlatırdı belki de.
Üzerimden bu ağır yükün boşalmasının zamanı gelmişti.
Üzerimdeki şık elbise ve en sevdiğim renkte beyaz topuklu ayakkabılarımla cibimde olan cübbemle zindanlar arasında yürüyordum.Özgüven bile benim yanımda görünmez olurdu.
Sarı saçları beyazlaşmış sakkaları nerdeyse ayağına kadar uzanmış,gözleri yorgun ve elleri kırışmış adam vardı karşımda.
Bana baktı ve o zaman gözündeki pişmanlığı gördüm.Pişman olsan neye yarar ki bu saatten sonra.
Karşısında oturdum."Fazla vaktim yok,anlatın sizi dinliyorum."
Lafı dolandırmadan konuşmaya başladı."Ben nerden başlayacağımı bilmiyorum.Yıllar sonra yüzüme nasıl baktın, onu anlamıyorum."
"Şahsi meseleleri konuşmak isterseniz kızınız Melekle konuşu sunuz karşınızda avukat var.Beş dakika doldu bile.Konuyu hızlı anlatın."
Başını onaylanmış gibi öne eğdi."O gün Emir dayın beni aradı.Bunun bir patronu varmış,onun yanında şoför olarak çalışıyormuş.Bana dosyada olan konumu söyledi.Hemen gelmem gerektiğini söyledi.Konuma gittiğimde emir dayın ormanın ortasında baygın yatıyordu.Sonrasını hatırlayamıyorum. Kalktığımda başım çok ağrıyor ve nefes alamıyordum."
Uzun süre düşündü.
"Nerede uyandın?"
"O ağaçların arasında uyandım Emir dayın yoktu sadece elimde kan vardı."
"Peki ceset senden kaç metre uzaktaydı?"
"Bana çok yakındı . Uyandığımda onu gördüm."gözyaşlarını silerek söyledi.
"Olay çok karmaşık görünüyor."
"Ben katil olamam."sesi titriyordu.
Çoçukluğumun katili,bir katil olduğunun farkında değildi.
"Dosyayı inceledim.Olayı bir de senden duymak istedim.Sana kötü bir tuzak kurmuş gibi görünüyor.Emir ifadede inkar etmiş.O gece olay yerinde olmadığını ispat etmiş."Derin bir iç çektim.
Başını yukarı kaldırdı."Bana yardım edicek misin?"
Sustum bir süre.Konuşamadım.Yardım edicektim.Bu adamın başkasının cezasını çekerse kendi cezasını çekmeye ömrü yetmez.Kendi cezasını çekicek.Ben ona yardım edersem çok pişman olucak.Hayatım boyunca hep bizi terk ettiği günleri hatırlamasını ve pişmanlık içinde benim deniz gibi gözlerimde boğulmasını istedim.
Dosyadakı olay yerine Melihle gittim.En iyi polis arkadaşım ve çoçukluk arkadaşım diye biliriz.Melihle olay yerine sonunda vardım.
Ağaçlar bana bir yön gösteriyordu sanki.Rüzgar bana işaret veriyordu.
Yeşilliklerin yanından geçtim.Uzun boylu siyah saçlı gözleri kadar muhteşem o adam karşımda duruyordu.Ben bu çocuğu tanıyordum.Kitabını suya atmıştım.Şuan siyah gözleri ile mavi gözlerime bakıyordu.
Bu dünyanın en güzel duygusu ola bilirdi.
Melih yanıma geldi.O güzel gözlü adama baktı."Savcım merhaba.Nasılsınız?diye onun yanına gitti.
Melih bile adamı tanıyor,ben tanımıyordum.
Melih bana döndü."Bu benim çocukluk arkadaşım avukat Biricik Kara"sonra savcıya dönerek "Benim meslek yıllarımda tanışdığım savcı "Yavuz Giray"dedi.
Savcımız Melihe soğuk bir şekilde"Olay yerini mi araştırıyor sun?"dedi.
Bu kadar da kaba olunmaz.Ben neyim burda?
Melih çekinerek "Evet."dedi.
Yavuz efendi siyah ceketini giyinip,Melihe "Sonra görüşürüz."diyerek ortadan kayboldu.
Melihe döndüm ve "Hep böyle soğukmu?"diye sordum.
Melih kaşlarını çattı."Aslında adam çok haklı.Kardeşini kaybetti.Bu kolay bir şey değil."
"Nasıl yani?Ceseti bulunan o kızmı?Savcının kardeşimi?"Şoka girmiştim.
"Evet,gencecik kızdı.Daha iyirmisine bile girmemişti.Başı sağolsun."
Allah seni bildiyi gibi yapsın baba.
Melihle araşdırma sürdürüyorduk.Melih sonunda cesaret edip bana baktı."Biricik sana söylemek istedim,fakat cesaret edemedim.Şimdi tüm cesaretimi topladım."
"Söyle Melih söyle.Sende kurtul bende."
"Nasıl babana yardım edersin?"Melih sorduğuna pişman olmuş gibiydi.
"Belkide gerçekten o kızın ölmesine sebep oldu.Nasıl ona güvenir sin?"
"Melih bak bana.O yaptıysa cezasını çeker.Ancak yapmadığı bir şey yüzünden hapiste çürümesini istemiyorum.Sonra haksızlığa uğradım diye bahane eder.Suçlu ise ortalıkta dolaşır.Ne babam bana yaptıklarının cezasını öder,ne de katil o kıza yaptığının bedelini öder.Adalet yerini bulmaz.Bana yaptıklarını ben başka şekilde, gözlerimin önünde cezasını vereceğim."
Melih beni anladı.Başını kaldırdı ve elini dosyanın üzerine koydu."Elimden geldiği kadar yardım edicem Biricik."
"O zaman yeniden başlıyoruz.İlk öncelikle ormanda uyanıyor..."