Tek başıma hayla aynı yerde duruyordum. Yanımdaki ağaçta asılı duran bir çanta vardı. Ağacın dalından çantayı aldım ve içine baktım. Bir defter ve siyah bir kalem çıktı. Defterde bir adres yazıyordu ve yanlarında oklar vardı. Gerçekten ne anlama geldiklerini anlamamıştım. Bir anlık bir kararla bu ormandan gitmemeyi ve defterdeki okları takip etmeye karar verdim. Artık bunun sonucu ne olursa olsun geri dönüşü yoktu, katlanacaktım.
1 Saat Sonra
Neredeyse bir saattir yürüyordum. Fakat kızıl saçlı perinin dediği peri diyarına hayla varamamıştım. Sanırım ona su perisi diyecektim. Defterdeki sayfa numaralı 1, 2 diye ilerliyordu. İlk sayfada son iki tane ok kalmıştı. Sanırım yolun sonuna gelmiştim. Sayfadaki çizim tam karşımda duruyordu. Yani karşımda tam olarak saray gibi bir yer vardı. Girsem mi diye çok kararsız kaldım. Fakat o kadar yol gelmiştim, elbette girecektim. Yavaş ve korkak adımlarla ilerledim. Tam kapının önündeydim. Zile basmak için elimi uzattım ve derin bir nefes alıp zile bastım. Kapıyı beyaz önlüklü, siyah ceketli, suratı asık bir adam açtı. Şaşkın bir yüzle adamın suratına bakıyordum. Bir anda eliyle içeriyi işaret etti. Değişik bir şekilde adama bakıyordum. Girsem mi diye içimden geçirdim. İçeriye o adımı atmalı mıydım, içeriye girmeli miydim, bilmiyordum...