İçeriğe geç

BEYAZ GECE

Bölüm 8 · 15 dk okuma

BEYAZ GECE

Bölüm 8

5. BÖLÜM Girdap Part 2

“Hiçbir şey” dedim doğruyu söyleyerek onlar hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Kısıkça çıkan cevabıma karşın, iri kollarını kucağında birleştirdi. Bu hareketiyle siyah kumaş iri kaslarını itinayla sarmaladı. Saliselik bir zaman dilimde bakışlarım istemsiz onun üzerinde gezindi. Gözlerim onun yüzüne tekrar çıkınca gri gözlerinde ki küçümseme beni oturduğum sandalyede rahatsızca kıpırdanmama neden olmuştu.

“Buraya bizi araştırmak için gelen bir casus olduğunu biliyorum Katre.” Ortamdaki sessizlik onun sözleriyle yıkıldı. Masaya biraz eğilip yüzünü bana yaklaştırdı.

“Açık konuş bunun için gelmedin mi? Benim için gelmedin mi?” dedi sesindeki koyuluk katran gibi aramızda akıyor lekesi üzerimizden çıkmadan yenisi geliyordu.

Kulaklarımın doğru duyduğundan emin olamadım ince kaşlarım çatılmış dudaklarım şaşkınlıkla aralanmıştı. Beni onların arasına sızmaya çalışan bir ajan olmakla suçluyordu. Bunu daha öncede ima etmişti ama şimdi ima etmiyor direkt beni suçluyordu.

Bu kanıya nasıl varmıştı ki. Ne söyleyeceğimi şaşırmıştım.

“Başından beri biliyordum ama bir ihtimal senin gerçekten masum olabileceğini düşündüm ama ayıldığın ilk anda bana doğrulttuğun silah bu düşüncelerimi hızla parçalayıp attı.” Sesi sonlara doğru sertleşti. Gri gözlerine nefretin gelmesi uzun sürmemişti. Ona silah doğrultmam tamamen benim bulanık hafızamla ilgiliydi bana zarar verenlerin onlar olduğunu düşündüğüm içindi. Bakışlarımı ondan alıp Lena’ya çevirdim. Baston yutmuşçasına oturduğu sandalyesinde dik ve gergindi.

Dmitri ikna olacak gibi değildi. Sanki derin bir yarasını kazıtarak kanatmışım gibi bana karşı öfkesi katıksızdı.

“Ben…Ben casus değilim Lena.” Lena’nın cevap vermesine fırsat vermedi.

“Masum kız ayaklarına aramıza sızıp yine aynı şeyleri mi yapacaktınız!” Başımı Dmitri’ye çevirdiğimde resmen öfkeden her bir hücresi kasılıyordu. Artık sabrı son noktada gibiydi. Lena bile onun bu hallerinden korkmuş kaçamak bakışları Viktor’un olduğu tarafa kayıyordu.

“Ben hiçbir şey yapmadım. Bu kulübeye sizi bilerek gelmedim ki.”

“Duydun mu Lena buraya bilerek gelmemiş.” Dedi soğuk gülümsemesinin ardından. Gri gözleri bendeyken konuşmaya devam etti.

“Salak mı sanıyorsun sen bizi! Bu kulübelerin konumu, öylece herkesin bileceği bir yerde olduğunu mu sandın!” bağırmıyordu ama dudaklarından çıkan kelimeler her seferinde kırbaç gibi yüzüme çarpıyordu.

Bu adamın öfkesi okyanus kadar derindi ve ben o uçsuz bucaksız okyanusta küçük bir sandaldım. Fırtınalı bir akşamı hatırlatan gözleri beni paramparça etmekte usta gibiydi.

Ellerimi masaya koyup derin bir nefes aldım. Ona biraz daha uzlaşmacı yaklaşmaya karar verdim. Böyle gidersek birbirimize karşı bir yol almamız imkansızdı.

“Beni tanımadan yargılıyorsun Dmitri, gözlerindeki nefreti bir kenara bırakıp beni göremez misin?”

Uysal sesim onu biraz sakinleştirip gerçekten beni görmesi içindi. Onun ismi benim dudaklarımdan ilk defa dökülürken, adım gibi nefretle çıkmamıştı.

Aksine onun beni anlaması için ihtiyaçla, ona muhtaç gibi çıkmıştı. Adını benim dudaklarımdan duymak sanki onu çileden daha çok çıkarmıştı. Yeni yeni çıkmaya başlayan sakalların ev sahipliği yaptığı boynu sinirden kızarmış, damarları belirginleşmişti.

Bu adamda her şey tersine işliyordu. Hayatım hep çetrefilli yollardan gitmeyi seçiyordu. Geçmişin kancaları üzerime geçmişti, sürekli geriye doğru çekiliyordum. Bu, bir akıntıya karşı yüzmek gibiydi. Bir volkanı elimdeki suyla söndürmek gibi beni çaresiz hissettiriyordu.

“Volkov!” dedi sandalyeden yavaşça ayağa kalkıp, ellerini masaya koyarak üzerime eğildi.

“Bu kulübedekiler hariç herkes için adım Volkov. Bir daha o dudaklarından ismim çıkmayacak Katre. Bunu aklından çıkarma ” Sesi benim, onun okyanusunda çoktan battığımı resmediyordu. Ama mücadele etmeden batmayacaktım.

Bu adam kendini ne sanıyordu. Onun ismine meraklı değildim. Yalvarsa bile benim dudaklarımdan o ismi artık alamayacaktı.

Omuzlarımı dikleştirip sandalyeyi sertçe ittirerek bende ayağa kalktım. Lena aramızdaki gerginliği hissedip Dmitri’nin geniş sert omzuna dokundu. Minyon yüzü endişe ile kaplıydı. Dmitri ona dönmeden omzunu elinin altından sertçe çekti.

“Kimin için çalışıyorsun Katre! Seni bana göndermeye ikinci kere kim cesaret etti!” Her kelimesi dudaklarından baskın bir nefretle çıkıyordu. Geniş omuzları gerilmişti. Ellerini masadan çekmiş karşımda uzun boyuyla, bana nefret dolu bir çehreyle bitirmişti cümlesini.

Lena ne yapacağını bilemez şekilde gözleri bizim üstümüzdeydi. Sanırım dananın kuyruğunun kopmasına ramak kalmıştı. Dmitri kaşımda uzun boyu ve sert çehresi ile dururken ona, başımı kaldırarak bakmak zorunda kalmıştım.

Nefretle sarmal gri gözleri, gözlerime bakarak yüzüme eğildi. Ondan her zaman aldığım kehribar kokusu oradaydı, art arda içtiği sigaralar bile o kokuyu bastıramamıştı. Ondan bana gelen artık tanıdık koku burnumu sızlattı.

“Benim anlamadığım Lena” dedi Lena ile konuşuyordu ama gözleri bendeydi. Yüzünde mimik oynamadan devam etti.

“Aynı hatayı ikinci kere tekrarlayacak kadar saf bir adam olduğumu düşünmeleri.” Gözleri, bedenimde küçümsemeyle dolaştı en son alyanslarımda durup beni mahvedecek o cümle döküldü dudaklarından.

“Hele ki evli bir kadını yatağıma, koynuma alacağımı düş-“

Cümlesini tamamlayamadı. Onun sağa dönen yüzüne şiddetle çarpan elim ikimizi de şaşkınlığa uğrattı. Ne ara elim onun yüzünü bulmuştu anlamadım. Ortam o kadar sessizdi ki benim titrek nefeslerime onun şaşkın nefesleri karışıyordu.

Kalbimin boğazımda ne zamandır hızla attığına yetişememiştim. Yeşil gözlerim dolmuştu. Boğazıma oturan yumru ise canımı yakmıştı. Düşecek olan yaşları geri göndermek için tüm bedenim kasıldı. Onun karşında ağlamak istemiyordum. Karıncalanan sağ elim onun ateş gibi teninden aşağı yavaşça indi.

Karşımdaki Lena benden böyle bir tepki beklemiyordu sanırım ki iri gözlerini sonuna kadar açıp masadan benim yanıma gelmek için hareketlendi.

“Yukarı çık Lena” sıkılı dişlerinin arasından konuşan Dmitri hiç hareket etmiyordu ama içindeki fırtınasını buradan bile hissetmek mümkündü. Yaydığı karanlık gündüzü geceye çevirecek kadar güçlüydü. Asi siyah saçları tokadın şiddetiyle yana savrulmuştu. Onun yan profili bile buradan hemen kaçmam için yeterliydi.

“Ama Dmitri” Lena’nın endişeli sesi beni yalnız bırakmak istemiyordu.

“Emrimi ikiletme çık yukarı!” öfkesini ondan çıkarsın istemiyordum. Lena’ya bakarak gözlerimle sessizce gitmesini işaret ettim. Bizi yalnız bırakmak istemiyordu ama komutanlarına karşı gelecekte değildi. İstemeye istemeye yukarı çıkan adımları, Viktor’la kaldığı odaya gidiyordu.

Yüzümü hemen yanımda olan adama çevirdiğimde onun karanlık çehresi zaten bana bakıyordu. Yutkunamadım. Sağ yanağı tokadın şiddetiyle biraz kızarmıştı. Gri gözlerindeki nefrette minik minik dolaşan parıltılar umarım benimle ilgili değildir.

Adama tokat attık ya Katre evet bizle bir ilgisi yoktur onun.

Aniden omuzlarımı kavrayan iri elleri beni hızla çekiştirerek sert olmayan bir şekilde dış kapıya yasladı. Siyah gömleğine değen uzun saçlarım dahi onun hezimetinden korkmuş gibi savruluyordu. Ondan hem korkuyor hem de artık bende, ondan nefret ediyordum. Ellerim istemsiz kendimi korumak için onun kollarına çıkmıştı. Kapıya yaslı bedenime yakın duran postalları benim çıplak ayaklarıma değiyordu. Görüş açım direkt onun siyah gömleğiyle kaplı geniş göğsündeydi. Burnundan verdiği sabırsız sıcak nefesleri başımın tepesindeki saç diplerini karıncalandırıyordu. Omuzlarımdan tuttuğu elleri ise canımı acıtmayacak şekilde tutmuştu beni.

“Yüzüme bak” derinden gelen kalın sesi göğsümü titretmişti yine. İnce parmaklarım onun iri kollarını sıktı. Bu hareketimle parmaklarımın altında olan kasları gerildi.

“Yüzüme bak dedim Katre.” Emredici sesine bu sefer itaat ettim. Yüzümü ona kaldırıp onun sert çehresine baktım. İstediğini yapmıştım.

Onun gri gözlerinde katıksız nefret görüyordum. Peki o benim yeşil gözlerimde ne görüyordu? Korku? Endişe? Çaresizlik? Bana yaptığı çirkin imalarını hak edecek ne yapmıştım ben?

“Neden geldin Katre” bu sefer bağırmamıştı. Dudaklarından fısıltı halinde çıkan kelimeleri sanki bana değil kendine soruyormuş gibiydi. Gri gözlerindeki çatlakları kapatmakta oldukça zorlanıyordu. Kendisiyle adeta küçük bir savaşa girmiş gibiydi. Bir kere indirse nefretini gözlerinden, asıl beni görecekti ama onunda kapanmayan yarası nefretiydi sanki.

“Çünkü yaşamak istiyorum Volkov.” sesim onun fısıltılı çıkan sesine inat mücadele edecek kadar arsızdı. Evet yaşamak istemiştim. Ben kendimi yaşatmak için bir insan öldürmüştüm. Buradan dönüş yoktu.

Gri gözleri kısılıp kaşları çatıldı. Koyulaşan bakışları benim yaşamak istediğimi söyleyen dudaklarıma inince istemsiz parmaklarım onun geniş kollarını daha sıkı sardı. Uzun sayılabilecek bir süre gri gözleri yaşamak istediğimi söyleyen dudaklarımda takılı kaldı.

Evli olduğunu düşündüğü ve açıkça beni istemediğini söyleyen bu adamın, bana olan bakışları kafamı karıştırıyordu.

Kendimi hemen toparlayıp ellerimle onu itmeye çalıştım. Bu hareketim onu, daldığı düşüncelerden hızla çıkarıp kendine getirdi.

Onun arkasında duyduğumuz adım sesleri Dmitri’yi benden bir adım uzaklaştırdı. İri ellerini omuzlarımdan çekip gelen kişileri bakmak için sadece başını onlara çevirdi.

Ekibin en genç üyesi Niko; önde elinde siyah bir telsizi havaya kaldırmış, Volkov’a geliyordu. Onun arkasından ise Alexei ve her zamanki heybetli vücuduyla Viktor takip etti. Hepsinin yüzü şaşkındı. Üst kattaki kapı açılınca Lena’da hızla merdivenlere yöneldi. İnce bedeniyle oldukça acele ediyordu ve elinde diğerlerinde olan telsizden vardı.

“Yüzbaşım yerimizi bulan dört kişilik bir grup var.” Dedi Niko gergince. Sürekli neşeli duran yüzü ciddiydi. Diğerlerinin yüzü de anında gerildi. Panik vücuduma çoktan girmişti. Bu adamlar Vladimir’in adamları olma ihtimali oldukça yüksekti.

Biliyordum peşimi bırakmayacağını, onun çipim nerede, diyen sesi hala kulaklarımdaydı.

“Aralarından biri, İvan’ın kulübesine gidip kayıp bir kız aradıklarını söylemiş .” Niko’nun cümlesinin bitmesiyle tüm bakışlar bana döndü. Dmitri’nin ise gri, şüpheci bakışları çoktan benim bembeyaz yüzüme dönmüştü. Bense buradakileri düşünemeyecek kadar o soğuk depoya geri hapsolmuştum bile.

Benden bir cevap çıkmayacağını anlayan Dmitri, tekrar Niko’ya döndü.

“Adam nasıl biri tarif ettiler mi?” kontrolü ele alan Dmitri ne yapacağını bilen emin sesiyle komutanlığına hemen döndü.

“Yarım yamalak Türkçe konuşuyormuş. Başında küçük pansuman ve elinde de yılan dövmesi olduğunu söylediler efendim.”

Duyduklarımla kapıya yorgunca yaslanan bedenim az kalsın bir çuval gibi yere yıkılacaktı. Dudaklarımdan korkuyla çıkan hıçkırık, Dmitri’nin aramızdaki bir adamı kapatıp yanıma yaklaşmasına neden oldu. Benimse gözlerim dolmuş, ellerim korkuyla titremeye başlamıştı. Beni aramaya gelen oydu. Soğuk ellerini bedenimde arsızca gezdiren Mikhail’di.

Uyuşan bacaklarımın beni taşımayacağını çoktan anlayan Dmitri; iri, sıcak ellerini hemen belimin her iki yanına koyup, bedenimi dik tutabilmek için beni geniş göğsüne yaslamak zorunda kaldı.

“Hayır… Hayır…” benimse ağzımdan sadece tek bir kelime çıkıyordu. Verdiğim hızlı nefesler beni adeta bir okyanusun dibinde gibi çırpındırıyordu. Kollarım güçsüzce her iki yanıma düşmüş Dmitri’nin kehribar kokulu göğsünde nefes almaya çalışıyordum. Yolun sonuna çabuk gelmiştim. Vladimir’den kaçtığımı düşünmem tam bir fiyasko ile sonuçlanmıştı.

“Adamlar bu kulübeye doğru geliyormuş Yüzbaşım ne yapmamızı emredersiniz.” Niko artık onların benim bulunduğum kulübeye doğru geldiğini söylemişti. Verdiği haberler giderek kötüleşiyordu.

Lena’nın endişesini hisseden Viktor, onu iri kollarının arasına almıştı bile. Alexei hemen silahını çıkarıp solandaki cama gitmiş gelen olup olmadığını kontrol ediyordu. Mikhail’in buraya geleceğini duyunca, dolan gözlerimden yaşlar istemsizce yanaklarımla buluşmaya başladı. Ilık sıvıyı hissedene kadar ağladığımın farkında bile değildim.

Onun sert omzuna yaslanan alnım kimin kucağında ağladığımı bilmiyor gibiydi. Daha biraz önce bana yakıştırdığı nahoş imalar yüzünden tokat attığım adamın kollarındaydım yeniden ama bu sefer farklıydı bu sefer beni bırakmasını istemiyordum.

Beni, ona vermesini istemiyordum.

Ağladığımı duyan Dmitri’nin belimdeki iri elleri beni daha sıkı sarmaladı. Korkuyla onun kucağında ağlamam onun siyah gömleğinin altında ki kasların gerilmesine neden olmuştu. Gözyaşlarım direkt onun yumuşak siyah gömleği ile buluşuyordu.

“Onu tanıyor musun Katre.” Sesine yayılan öfke bana mıydı yoksa onları bulaştırdığım duruma mıydı bilmiyorum ama başımı onun göğsünden kaldırmadan başımı her iki yanıma salladım. Onu tanımak istemiyordum. Vladimir ve Mikhail’le hiç karşılaşmak istemiyordum.

Dışardaki motor sesini duyunca herkes hareketlenip silahlarına uzandı. Dimitri hariç, onun elleri hala benim belimdeydi. Lena ve Viktor mutfak tarafındaki pencereye gitmiş o bölgeyi koruma altına almışlardı. Niko direkt kapıya hedef almış, Yüzbaşısını koruyordu.

“Dmit- , Volkov beni onlara sakın verme. Lütfen.” Dedim boğuklaşan sesimle. Başımı onun göğsünden kaldırıp ıslak yeşil gözlerimle, onun nefretten biraz arınmış gri gözlerine baktım. Çehresi sert ve karanlıktı. Çatık kaşları ile bir müddet ıslak yüzümü izledi. Olayları anlamaya ve benimle olan bağlantısını kurmaya çalışıyordu.

Benden nefret eden bir adam, beni o adamlara vermekte hiç zorlanmayacaktı ama Mikhail’le gitmektense ölmeyi seçerdim. Burada, bu evde, onun gri gözlerine bakarak ölmeyi seçerdim.

“Senden ne istiyorlar Katre söyle. Söyle ki bileyim” dedi buğulu gözlerime bakıp. Sesindeki o sahiplenici tını hemen burada, ona her şeyi anlatma isteği uyandırmıştı bende ama kime güveneceğimi bilmiyordum. Tek bildiğim bu evden şimdi gitmek istemiyordum. Onlara şimdi her şeyi anlatırsam beni Vladimir’e verme ihtimalleri çok yüksekti.

“Bilmiyorum” gözlerimi ondan kaçırarak çıkan fısıltım aramızda tekrar buzdan bir duvar inşa etti. Benim yalan söylediğimi hissetmiş gibi gri gözler nefretine bürünmeye başladı. Bildiklerimi anlatmayacak olmam onu öfkelendirmişti.

“Dmitri dört kişiden sadece biri geliyor istersen hemen vurabilirim. Ne emredersin?” Alexei camın önünde hedefine nişan almış, üstündeki mavi gömleği gerilmişti.

“Bekle ne istiyorlarmış öğrenelim.” Dedi sert bir sesle. Gözlerini gözlerimden hiç çekmeden adamına cevap verdi. Arkamda ki kapıya sertçe yaklaşan Mikhail’in adım seslerinin duymamla vücudum gerildi. İri ellerinin olduğu belim ona doğru çekilmişti. Elleri beni korumak istiyor gibi sahipleniciydi ama gözlerindeki ifade, benim burada olmamdan memnun değil gibiydi. Artık geleceğim onun iki dudağının arasından çıkacak tek bir kelimedeydi.

Arkamızdaki kapının üç kere şiddetle vurulması, Dmitri’nin ellerinin belimden düşüp benden bir adım uzaklaşmasına neden oldu. Onun sıcaklığına alışan bedenim o gidince ayazda kalmış gibi titredi. Kısaca üzerimde gezinen bakışları göğsümde durunca ağzından kısıkça bir küfür savruldu. Onun bu hareketine anlam veremeden kapı bir kez daha yumruklandı.

Onun bir baş hareketiyle kapıdan çekildim ve hemen yanında ki vestiyerin önüne geçtim. Bedenim gerilmişti. Şimdiden sonra ne olacağını asla kestiremiyordum. Ya burada onlarla kalacaktım ya da beni Mikhail’e teslim edecekti. Dmitri’nin bir eli kapının kulpuna giderken diğer eli de belindeki silaha uzandı.

Kapının açılmasıyla nefesimi tuttum, soğuk hava içeriye sızmak için hiç beklemedi. Soğuk bedenimi titretirken, göğsümü hızlıca döven kalbimi de dondurdu. Kapı açılınca ben vestiyerle kapı arasında kalmıştım. Dmitri’nin gözleri hem benim üzerimde hem de gelen Mikhail’in üzerindeydi. Soğuk bakışları dışarıdan gelen soğuk havayla yarışacak derece buz gibiydi. Sanırım hiç misafirperver değildi.

“Merhaba” dedi duymayı beklediğim ama kulaklarım sağır olsa diye dua ettiğim o itici ses.

“Merhaba.” Dmitri’nin tok çıkan kaba sesi, Mikhail’i duraksattı.

“Biz, kız arkadaşla kamp yapıyorduk ama o kayboldu.” Mikhail’in bu kadar Türkçe bilmesi bile gözlerimi yaşarttı. Benden kız arkadaşım diye bahseden dilini koparmak istemiştim. Midem onun erkek arkadaşım olduğunu düşünmesiyle bulandı.

Dmitri’nin kapıyı tutan parmaklarının boğumları orayı sıkmaktan bembeyaz olmuştu. Biraz daha sıkarsa sanırım kapının kolu elinde un ufak olacaktı. Dmitri bakışlarını kısaca bana çevirdi. Ona, şiddetle başımı her iki yanıma sallamıştım. Uzun saçlarımda benimle birlikte dalgalanmıştı.

“Yalan söylüyor” fısıltım o kadar sessiz çıkmıştı ki bence sadece dudaklarım oynamıştı. Dmitri hareket eden dudaklarımdan ne söylediğimi çoktan anlayıp, Mikhail’e dönmüştü. Siyah gömleğinin altındaki omuzları gerildi. Alt dudağını beyaz dişlerinin arasına alıp yarım dakika düşünmüştü. Bana bir ömür gelen bu sürenin sonunda gözlerindeki karanlık bir ifadeyle Mikhail’e döndü.

“Kızı görmedim.” Dedi. Kararını vermişti. Beni ona vermeyecekti. Tuttuğum nefesi yavaşça verdim. Kalbim bunu anlamış gibi buzlarını yavaşça kırıp atmaya devam etti.

“ Sevgilim Türk ve yaralandığını düşünüyorum. Belki buralara gelmiştir yardım istemek için.” Mikhail’in ısrarcı tutumu pes etmeye niyeti olmadığını gösteriyordu. Onun içeriye girmek için bir adım attığını duymamla korku dolu yeşil gözlerimi Dmitri’ye çevirdim. O ise kapıyı tek hamlede üzerimden çekip ona bu imkanı sağlamadı. Eğer Mikhail durmazsa Dmitri arkasında tuttuğu silahı ona doğrultacak gibi bedeni tetikteydi.

“Burası özel bir mülk ve… senin adın ne demiştin.” Dedi sakin görünmeye çalışarak.

“Adım Mike, eğer kız buralara gelirse bana bu numaradan ulaşın.” Diyerek kartı Dmitri’ye uzattı. Kendini Mike olarak tanıtan Mikhail’in burnundan verdiği kurnaz sert nefeslerini duyuyordum.

Dmitri’nin karasız gözleri benim yüzümde gezindi. Kararı mı değişmişti? Gri gözleri düz ve ifadesizdi.

Ona yalvarmamı mı bekliyordu.

Bir yanımda beni Vladimir’e götürmek için gelen Mikhail, bir yanımda ise Dmitri’nin sonsuz nefreti vardı. Nefrete küçük yaştan beri alışkındım o yüzden seçeceğim taraf çoktan belliydi.

“lütfen Volkov. Onunla gidersem ölürüm.” Dudaklarımdan sessiz ve uysal çıkan fısıltım onu hemen harekete geçirdi.

Gerçekten ona yalvarmamı beklemiş. Şaka gibi!

Kaşlarını çatıp elini belindeki silahtan çekti. Kapıyı biraz daha kapatıp, elini kapını pervazına koydu.

“Sana kızı görmediğimi söyledim. Hem yaralı bir kızın buraya kadar gelmesi imkansız.” Dmitri benim hakkımda, onun umutlarının tükenmesini istemişti ama Mikhail’in kısık Rusça homurtuları onun içinde ki umudu asla bitirmeyecek gibiydi.

“İlgilenmem gereken işlerim var.” Diyerek kapıyı sertçe Mikhail’in yüzüne kapattı. Gri gözleri bendeydi. Mikhail kapının dışında hareket etmeden bekliyordu. Sonunda kapının altından numara yazılı olan bir kart attı. Dışarıda ahşap merdivenden sertçe inen adım sesleri Mikhail’in öfke dolu olduğunu belli ediyordu. Uzaklaşan adım seslerini bir müddet sonra güçlü bir motor sesi takip etti.

“Dmitri takip edelim mi?” mutfaktan aceleyle çıkan Viktor’un sesi gergindi. Arkasında, onu endişeyle Lena takip ediyordu. Alexei camın önünde hala onları izliyordu. Niko ise silahını indirmiş. Dmirti’den emir bekliyor gibi hazır ola geçmişti.

Dmitri ise uzun ve heybetli bedeniyle önümde eğilip, numaranın yazılı olduğu kartı alarak yine karşımda durmaya devam etti. Kısa bir bakış atıp, düz gür kaşlarını çattı. Onu Niko’ya uzattı.

“Araştır kime ait bul” dedi gergin sesiyle “Ve gelen adamın yüzünü sistemimizde tarat onu daha önce gördüğüme eminim.” Emirleri sıralamasıyla Niko, Dmitri’den kartı alıp alt kattaki odaların birine gitmek için hareketlendi.

Karanlık bakışlarını bu sefer Viktor’a yönellti. “Hayır Viktor takibe gerek yok” dedi umursamaz gözlerini yavaşça benim yüzüme çevirdi.

“Aradıkları şeyi çok istiyorlarsa tekrar geleceklerdir.” İçinde bulunduğum ortam tamamen arapsaçı olmuştu. Buradan gitmek istiyordum ama dışarıda beni arayan Vladimir’in adamları varken buradan çıkmam söz konusu bile değildi. Dmitri ile olan durumum belliyken ne yapacağımı bilemedim. Gitmek ve kalmak arasına sıkışan zihnim karmaşayla doluydu.

“Lena, kulübendeki Anna’ya söyle akşama Gazap ekibinin toplantısı var, diğer ekip şeflerine de haber etsin.” Diyen Dmitri’nin emri kesindi.

Demek bu karlı dağda tek bir kulübeden fazlası vardı. Lena ve Viktoria’nın aynı kulübede kaldığını sanmıyordum. Bu durumda en az üç kulübe olmalıydı. Lena hemen toparlanıp minik elini Viktor’un avucunun içinden çekip yanıma geldi. Minyon yüzü ciddiydi ama benim gözlerime anlayışla bakması hala bana güvendiğini gösteriyordu.

“Tamamdır Yüzbaşım” diyen ince sesi hafif gergindi. Sabah sabah yaşananlar onun içinde oldukça yorucu olmuştu sanırım. Arkamdaki montuna uzanan kollarıyla bana biraz daha yaklaşmıştı. Kulağıma eğilip,

“senin için odana birkaç kıyafet bıraktım.” Dedi. Bu ince düşüncesine şaşırmıştım. Dmitri’nin kıyafetlerinde rahat olmadığımı anlamıştı sanırım.

Yalnız orası benim odam değildi ama neyse.

“Teşekkür ederim.” Fısıltımı bir tek o duymuştu. Dmitri o an Alexei ile durum değerlendirilmesi yapıyordu. Sevgilisine uzun bir gülümseme sunan Lena, biraz önce Mikhail’in durduğu kapıdan çıkıp gitti.

Onun gitmesiyle ortama bir sessizlik çökmüştü. Dmitri yavaşça bana dönerek iki adımda yanıma geldi. Gri gözleri beni ona teslim edip etmemekte tereddüt içinde kalmıştı. Onların bu dağ başında muhtemelen gizli bir görevleri vardı ve ben o göreve bomba gibi düşmüştüm. Onların gizli bilgilerini açığa çıkarmam ve ona ihanet etmemden şüphelendiğini artık görüyordum.

Gri gözlerinde ki nefret daha önce ihanetin tadına bakan bir adamın bakışlarıyla aynıydı.

“Senin istediğin oldu Katre” dedi kalın sesi boğuktu. Dip dibe duran bedenlerimiz birbirine fazlasıyla yakındı. Kehribar kokusu taze çam ağaçlarının arasından sızıp üzerime gelmeye çoktan başlamıştı. Yukarı doğru kalkan başım onu görmek için fazla aceleciydi.

“Sıra benim istediğime geldi.” Gri gözler benim yeşil gözlerime tutundu. Yutkunamadım. Zaman durdu. Çıtırdayan şömine sustu. Dışarıda yağmaya başlayan lapa lapa yağan kar havada asılı kaldı. Göğsümde hızla atan kalbim atmayı bıraktı. Çektiğim nefesteki kehribarlar ciğerlerimde tutsak kaldı.

Tek hareket, onun gri gözlerine hızla yayılan karanlık bir açlıktı. Bu açlık benim, onun karanlığında kaybolup savrulacağım kadar şiddetli bir fırtınaya ev sahibiydi.

“Ne istiyorsun Volkov?” dedim bende onun gözlerine bakarak sesim o fırtınaya rağmen hiç titrememişti. Şömine tekrar alev aldı, göğsümdeki kalp atmaya, dışardaki lapa lapa yağan kar düşmeye devam etti. Gri gözler yavaşça koyulaşmaya başladı.

Sert çehresi ifadesizdi. Gür siyah kaşları her zaman ki gibi çatıktı. Yeşil gözlerim artık bu görüntüye alışmıştı. Çenesinde ve boynunda yeni çıkmaya başlayan sakalları ise bu görüntüye yeni giriyordu. Benim konuşmamla, ademelması yavaşça kirli sakallı boynunda aşağıya doğru hareketlendi.

Evli bir kadından fiziksel bir yakınlık beklemeyeceğini hatta bunu söylerken gözlerindeki küçümsemeyi açıkça ifade etmiş bu adam, benden daha ne isteyebilirdi ki?

Evett 5. Bölümün sonundayız Dmitri, Katre’yi evine gönderilen bir casus sanıyor. Ama neden?

instagram adresim @valekizi0 bölümler ile ilgili reelsler bu hesapta

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.