2025-08-16 / 22:30
Her şey, suskunluğa mı yazgılıydı?
Bekleyiş midir hayatın asıl adı?
Bir soru gibi asılı kaldı geceler,
Ne cevap vardı, ne de bir çıkış yolu.
Zamanla mı yok oldu benlik?
Yoksa baştan beri yok muydu?
Gözlerde silinen ışık gibi,
Kendi varlığından sürgün edilmişti ruh.
Her şey, dalgaların insafına mı kalmalıydı?
Bir ileri, bir geri; hiç bitmeyen savaş gibi.
Gökyüzü suskun, deniz gri,
Ve ortasında çırpınan görünmez bir yalnızlık.
Özgürlük mü dediniz?
Bazen yalnızca kıpırdamadan oturmaktır,
Bir sandalyede sonsuza dek,
Kendi çürümenle göz göze kalmaktır.
Hayat, sanki ufuksuz bir deniz,
Ne kıyısı görünür, ne ışığı.
Her şey, dalgaların boynuna dolanan düşünceler gibi,
Ne kadar çırpınsa da karaya varamayan sessizlik…
Karanlık gökyüzü, cevapsız sorularla dolu,
Ve hayat, hiç bitmeyen bir savaşı andırıyordu.
Yalnızlık, geceye çivilenmiş bir sancıydı,
Her ses,yeniden doğup yeniden yıkılırdı.
Höz göze gelirdi denizle gölgeler,
Ama hiçbiri, suskunluğun kalbine dokunamazdı.
Ölüm, sessizce oturuyordu orada,
Ne söze, ne başka bir şeye ihtiyacı vardı.
Yaşamın tam ortasında,belki başında veya sonunda.
Bütün zaman önünde diz çökmüştü.
Ve hayat, o boşlukta sürüklenip giderdi,
Bir sandalyeye zincirlenmiş gölge misali.
Ne biterdi ne de başlardı,
Sadece akardı,
Büyük bir hiçliğe doğru.
Ve hayat, işte böyle geçer:
Bir sandalyesi var herkesin,
Bir denizi, bir karanlığı,
Ve boynuna sarılan görünmez bir boşluğu.
Şairin dediği gibi;
Bir gün herkesin sesi kesilir,
Ve geriye kalır,
Karanlık gökyüzü,
Ve adını unutan bir bedenin gölgesi.