Gözlerimi garip bir sesle açtığımda içinde bulunduğum şeyle yukarı çıkıyordum. Sakin olmak adına derin bir iç geçirdim ve ayağa kalkmaya çalışıyordum, ancak o telli şey bir anda durdu ve çarptığım şey kırıldı. Saniyeler sonra ise dışarıdan boğuk sesler gelmeye başladı.
Tanrı aşkına kendimi yine hangi pisliğe bulamıştım böyle.
İçinde bulunduğum şey sanırım tel örgülü bir kutuydu, çünkü iki yandan kapakları açıldı ve ben ayağa kalkarken içeriye biri atladı.
"Yeni evine merhaba de, çaylak."
Kafamı hızla sese doğru çevirdiğimde kaşları yüzünden oldukça sinirli duran sarı saçlı bir çocukla karşılaştım.
"Sende kimsin?"
Alay edermişcesine kıkırdadı ve dışarıyı gösterip, "Bunu sana bizim sormamız gerek, çaylak." dediğinde bakışlarımı ondan çekip gösterdiği kısma baktım, Tanrı'm onlarca çocuğun burada ne işi vardı.
Bu durumdan rahatsız olarak birkaç adım geriledim ve elime, fazla dikkat çekmeyerek zarar verebilecek birşeyler bulma umuduyla arkamı yokladım. Ancak dışarıda olan çocuklardan biri bunu fark etmiş olacak ki sakin olmamı söyledi.
Lakin bunun için oldukça geçti, yerde duran ve hızla eğilip elime aldığım cam parçasıyla önümde duran çocuğu rehin aldım.
"Hey hey hey, sakin ol. Sana zarar verecek değiliz." Az önce de bana sakin olmamı söyleyen çocuk bir kez daha konuştuğunda, onlara "Sakın yaklaşayım demeyin, yoksa onu öldürürüm!" dedim.
"Ha ha, beni öldüremezsin çaylak!"
Rehin aldığım çocuk hızla cam parçasını tuttuğum bileğimi kavramış ve beni yere sermişti ki, onu ayağından yakaladım ve alaşağı ettim. Yüz üstü yere düşen genç, üzerine doğru atladığımı görüp kenara çekilmiş ben ise pes etmeyerek üzerine çıkmış ve ellerini tutup başının üzerinde zar zor birleştirmiştim. Altımda debelenmesine rağmen onu bırakamazdım, o benim buradan çıkış biletim olmalıydı. O insanların beni öldürmesine izin veremezdim.
"Kalk üzerimden çaylak!"
Üzerinde olduğum için onun suratını oldukça net görebiliyordum ki, saniyeler içinde biri belimden kavradı ve beni çocuğun üzerinden kaldırdı. Olabildiğince debelenmeye çalışıyordum, lakin çekik gözlü ve mavi gömlek giyen başka bir çocuk ise kollarımı sıkıca tuttu.
"Yeterince kargaşa yarattın çaylak, rahat dur."
Bu bir tehdit miydi?
"Çaylakta ne demek?"
"Senin gibi çıkıntılar sadece ölmeyi hak eder, çaylaklığı değil!" Onu rehin aldığım çocuk hızla yerden kalkmış ve sanırım bana hakaret ederek kutudan dışarıya çıkmıştı. Beni tutan çocuk ise artık çıkmamız gerektiğini söyledi.
"Rahat dur ve böylece kimse zarar görmesin, olur mu çaylak?."
Her ne kadar burada olmak istemesem ve onlardan rahatsız da olsam, sanırım o siyahi çocuk haklıydı. Beni hızla bıraktı ve hatta kutudan çıkmam için elini dahil uzattı ancak elini tutmak bir anlığına da olsa doğru gelmedi. Bu yüzden tutunduğum kenardan kendimi yukarıya çektim ve hızla kutudan çıktım.
Ben kutudan çıktığımda neredeyse herkes dağılmıştı, bu konuda Tanrı'ya şükretmiştim. Çünkü böyle bir yerde odak noktası olmak pekte doğru gelmiyordu.
"Zart, bana lütfen Chuck'i çağırabilir misin?"
"Ben zaten buradayım Alby."
Sarı saçlı çocuk hızla yanımızdan ayrılırken, kıvırcık saçlı ve muhtemel aralarında en küçükleri olan çocuk, Alby dediği çocuğun arkasında belirdi.
Alby gülümseyerek "Chuck, yeni çaylağımızla tanış." dediğinde, Chuck hiç düşünmeden bana baktı ve oldukça şaşkın bir ifadeyle, "Bu bir kız!" dedi.
"Sana da merhaba, Chuck?"
"Aman Tanrım, adımı biliyor!" Büyük bir heyecanla Alby'nin arkasına saklanan küçük çocuğa gülümsemeden geçemedim. Oldukça masumdu.
"Ben işlerimi halledene kadar, çaylakla senin ilgilenmeni istiyorum Chuck. Bunu Kayran için yapabilir misin?"
Gözleri parıldayan küçük çocuk mutluluktan neredeyse ağlayacaktı, "Elbette yapabilirim Alby, artık bende bir Kayran'lıyım unuttun mu."
Alby çocuğun bu sözlerine gülümsedi ve geri geleceğini söyleyip gitti.
Chuck ise Alby gözden kaybolunca ellerini beli
ne koydu ve neredeyse birçok Kayran'lıyla tanıştırdı beni.
