1.Bölüm
"lanetlenmişim ben..."
Gün ışıgı usul usul aydınlatıyordu taş konaklar ve dar sokaklarıyla dolu urfayı. Zeynep son kez dogup büyüdüğü konaga baktı,Gözleri dolu yüzünde tebessüm vardı bakışları geniş ve büyük avluya düştü, çocukken kardeşlerinin yaptıgı yarmazlıklar ve zeynebin onlara ablalık taslaması belirdi yaş dolu yeşil gözlerine, Annesinin onlarla tıpkı bir çocuk gibi oynarken çıglık çığlıga atıgı kahkalar yankılandı Kulagında. Elinin tersiyle gözlerini silip tekrar göz gezirdi konaga arkasını dönüp usulca kapatı kapıyı.
***
Saçlarımda ki baskı ve yüzüme damlayan bir damla yaş ile kirpiklerimi kırpıştırıp gözlerimi araladım ve annemi karşımda aglayarak buldum, anlam veremiyordum gözlerimi kırpıştırarak acaba hala rüyadamıyım yoksa gerçek hayatamıyım diye gel git yaşarken, kaşlarım çatılmıştı kuruyan dudaklarımı ıslatıp uyku mahmuru ile dudaklarımı araladım.
"anne?" dedim sesim fısıltılı ve boğuk çıkarken, Neden ağlıyordu hiç bir fikrim yoktu. annem elinin tersiyle göz yaşlarını sildi ve gülümsemeye çalışır bir ifadeyle iki eliyle saçlarımı okşadı ve daha sonra eleri omuzlarıma düştü.
"kızım...hadi kalk." dedi ve gülümseyerek anlımı öptü, sanki elveda eder gibi öylesine derin öptü, ve ayaga kalkıp kapıya dogru adımladı yorganı üstümden fırlatıp ayaklarımı yere degdirdim ve annemin ardından seslendim.
"Anne?"dedim tekrardan sorarcasına. Annem arkası dönük hiç bir şey demeden
" aşagı gel kızım." dedi agkamaklı ses tınısıyla. Ne oluyor? Nasıl bir sabah bu böyle? Rüyamı görüyorum acaba? Diye düşündüm. Annem çıkıp gitmişti, hemen banyoya koşup rutin işlerimi halledip üstümü giyinmiş ve taş merdivenlerden aşagı inmiştim. Konak her zaman ki gibi cıvıl cıvıl degildi ölüm sesizligine bürünmüştü adeta, avluya inigimde masada sadece konağın kadınları ve hizmetlileri vardı erkekler yoktu,Yavaş ve sabırsız adımlarla annem ve yengemlerin yanına ilerledim.
"noluyor burda? Neden herkes cenaze varmış gibi ağlıyor? Babam ve amcamlar neredeler?" dedim sorularımı ard arda sıralarken.
Sevgi yengem başını kaldırıp bana dolu gözlerle bakarken açık kahveye vurgun gözleri ağlamaktan kan çanagına dönmüştü, sordugum sorunun cevabını bekliyordum, sabırsız gözlerle onlara bakarken kısa bir sesizlikten sonra kulagıma mermi gibi giren o cümleyle yıklıdıgımı hisettim.
"Baran... Kız kaçırmış." dedi sevgi yengem mahçup ve titrek ses tonuyla
"Ne!" diye bir çıglık dudaklarımdan uçup taş konagın duvarlarına çarpmış ve yankı yapmıştı.
"bu... Bu nasıl olur yenge?" diyebildim şok bir şekilde idrak edemiyordum .
"dogru duydun kurban oldugum yengem,Baran abin bu sabah kız kaçırmış şimşek konagından." dedi adeta kaynar sular döküldü başımdan aşagı. Yeşile vurgun gözlerim yere düşmüştü yengemin sesiyle tekrar onu buldu.
"babanlar fark etmiş ve hemen çıktılar ama kızın kardeşleri çoktan bulmuş ve hükmü vermişler." kelimler birer mermi gibi saplanıyordu kulaklarıma sorucagım soru karşısında vücudum titrerken.
"hü-hüküm ne peki?" dedim vücuduma bir korku dalgası yayıldı, bunların bir rüya olması için yalvarıyordum içten içe
"ölüceklermiş."
dedi yengem kas katı kesilmiştim, aglayarak bir iç çekti, evladının ölümünü söylerken yüregi yanıyordu bes beli, ana yüregi evlat acısına dayanır mıydı? O an hiç bir şey diyemedim ne denirdi ki yüregi evlat acısıyla kasıp kavrulan anaya. Amcam ben 8 yaşındayken vefat etmişti öyle çok severdim ki doğduğum gün babam yerine o varmış, annemi doğuma o götürmüş, beni kucagını alması gereken ilk kişi babamken amcam almış bu yüzden onun yeri babamdan bile kıymetlidir benim için, ölümü çok acıydı 8 yaşında bir çocuktum ama yinede acısı çok taze yetim gibi hissetmiştim kendimi, amcamın hiç kızı olmamıştı sadece 3 tane oglu vardı kızı olmadığı içinde beni hep kızı gibi görmüş adımı bile o vermişti "Açelya"
Amcamın kızı olmadığı içinde baran abimin ve kaçırdığı kızın ölüm hükümne karar vermiş kızın dedesi. Düşüncelerim bir biriyle savaş halindeyken konagın büyük demir kapıları açıldı, düşüncelerimden sıyrılıp o yöne dogru döndüm.
"oglum!"
diyerek feryat eder bir tonda koşar adım onlara yaklaştı sevgi yengem. Babam ve amcam önde digerleri arkasından ve en arkada da baran abim ve kaçırdığı kız girmişti, Baran abimin yüzü morluk içinde burnu kanamış kaşı ve dudagı patlamış bir şekilde eleri önünde kafası egikti o an yüreğime kor alevler yayıldı kalbim kan degil de kor pompalıyordu vücuduma, Babamın bagırmasıyla kendime geldim Baran abime dogru hızla adımladı.
"gördünmü yaptıgını şimdi öleceksin ne işler açtın başımıza!" diye kükredi babam Baran abim kafasını kaldırıp babama yöneldi
"sevdim ben amca biz ölmeyede razıyız." sesi tonu tok ve cidiydi
" Hadi ölümü göze aldın diyelim, sen öldükten sonra kan davasına dönüşücek kaç kişinin canı gidicek daha dogma mış çocukların günahına girdin sen!" dedi babam öfkesi misliyle artarken.
"istedik vermediler amca başka çarem yoktu." dedi Baran abim mahçup bir dile
"ila kaçırmanmı gerekti he düşman oldugumuz aşiretin kızını ne diye kaçırırsın sen?!" dedi babam gözlerinden ateş fışkırıyordu adeta, öfkesi gram azalmazken.
O an eleri önünde siyah takım elbiseli Emrah abi koşar adım geldi.
"Ağam şimşek aşiretinin agası Ahmet ağa geldi."dedi
" al içeri Emrah. "dedi babam sesini alçaltarak kendini sakinleştirmeye ve dizginlemeye çalışıyordu.
İçeri siyah şalvarlı, beyaz gömlekli, siyah yelekli ve elinde tesbihiyle iri cüseli kır saçlı bir adam ve arkasında bir sürü kişi girdi, sanırsam Emrah abinin söylediği Ahmet denen adam buydu.
" sana ögle vakti aşiret'ini topla ve meydanda bulun demeye geldim Halil ağa." dedi vicdansızca konuşuyor tüylerimi ürpertiyordu.
"öldürmek istegin kişi senin torunundur Ahmet Ağa, senin kadınlara verdiğin degeri bilirim şimdi torununu öldürmek mi istersin?" dedi babam soğuk kanlı bir şekilde
" Ben kadınları Allahın emaneti bilirim Halil ağa ama bu densiz benim namusuma laf getirmiştir, töreyi bilmezmiş gibi konuşmayasın töreye karşı boynumuz kıldan incedir bana verecek bir kızın yoksa ölecek bu iki namussuz! " dedi Urfa aksanılı adının Ahmet oldugunu bildiğim adam.
karşı çıkamazdım , ne kadar çıkmak istesemde yapamazdım, Buna kimsenin hiç bir şekilde gücü yetmezdi, törede belli, toyda belli, hükümde, Burda töre namus demektir, kimse karşı çıkamazdı ben bile, Gözlerimi sıktım ve ellerimi yumruk yaptım, sağlıklı düşünemiyorudum, gözlerim kararıyor, kalbim tekliyor, dünyam ayaklarımın altından kayıyıyordu, Etrafımda ne var ne yoksa dönüyordu, Düşüncelerim bir birine savaş açmış gibiydi, deprem oluyordu ve ben o depremdeki tek enkazdım, veya enkaz olmayı istemiştim.
" Var!" dedim dudaklarımdan çıkan kelimeye kulaklarım inanamazken o an bütün gözler bana döndü, konağa ölüm sesizligi çökmüştü, sesizligi babam bozmuştu gözlerinde beliren buğu içimde bir yerde burukluk hisi yaratmıştı öne dogru iki adım atarak.
"Ne dersin kızım sen kendine gel sen bu olaya dahil degilsin olmayacaksında!" dedi babam haykırırcasına o an irkilmeden edemedim yüregim vücuduma kor popaloyordu,nerden geliyordu bana bu deli cesaret? bilmiyordum ama o an bütün ürkekligimi içimde bir kutuya kilitlemiştim.
"olucam!" dedim bende haykırırcasına ve gözlerimi Ahmet agaya çevirdim.
"sana verilecek bir kız var Ahmet ağa." dedim cesaret bürümüştü bedenimi yeşile vurgun gözlerim keskinleşmişti kaşlarım çatık bir şekilde bakarken yengemin yakarışı kulaklarımda yankılanırken hiç bir şekilde kendimde degildim.
"açelya'm güzel kızım kendini yakma berdeli kabul etme kurban olduğum."
Dedi feryat edercesine kolumdan tutmuş yaş dolu gözlerle beni durdurmaya çalışıyordu,herkez suskundu annem şoka girmiş dudakları mühürlenmiş gibi çıt çıkarmıyordu, Tekrar gözlerimi Ahmet ağaya çevirdim ve bir adım atıp yengemin kollarından kurtuldum.
"sizin aksinize ben iki sevdalının ölmesine izin vermem,berdeli kabul ediyorum ölüm hükmünü kaldırın Ahmet ağa!" dedim tok ve gür sesimle o an annemin boguk sesi kulaklarımla buluştu.
"Açelya..." dedi ses sonu aglmamaklı ve boğuk çıkarken, annemin yüzüne gözlerinin içine bakmıyordum çünkü eğer bakarsam attığım adımı geri çekicektim bunu çok iyi biliyordum. Ahmet ağanın sesi kulaklarımı buludu.
"cesaretlisin aynı zamanda akıllısında... Böyle cesaretli ve akıllı bir kızın oldugunu bilmezdim Halil Ağa." dedi kahve gözlerini benden çekip babama yönelmişti.
Konagın ortasında durmuş öylece bagrıyordum,Kendime inanamıyordum, sağlıklı düşünmüyor ayrıca dudaklarımdan dökülenlere hakim olamıyordum , kulaklarım bile neler söylediğime inanmak istemiyordu sanki, Tekrar bana döndü kaşları biçimli bir şekilde çatılırken konuştu.
"o zaman aile arasında 1 haftaya kadar nikah yapılacak ölüm hükmünü kaldırıyorum 1 hafta... 1 hafta sonra şimşek aşiretinin gelini olacaksın kabul ediyor musum? " dedi.
Duruşumu dikleştirdim ve ona öldürücü bir bakış atım, hayatımı mahvetmek üzere oldugum o fermanı imzaladım. "Evet... Kabulediyorum" dedim. Sesim tok ve düz bir biçimde çıkıyordu.
"o halde nikah hazırlıklarına başlıyasın Halil Ağa" dedi Ahmet ağa
"dur hele Ahmet ağa benim kızımı kiminle evlendireceksin? daha kiminle berdel yapılacak bilmeyiz." dedi babam soğuk ve düz bir tınıyla
"böylesine akıllı bir geline sahip olucam Halil Ağa ona en çok hanım ağalık yakışır, aşiretin gelecek ağasıyla evlenecek, böylesine akıllı bir hanım ağa ancak dizgine getirir bizim haylazı " dedi. Ve tekrar devam etti
"eskişehirde bir torunum var okumak için gitmişti okulunu bitirdi ve artık şirkete çalışıcak buraya gelmedi aşiretin gelecek ağası odur, Allah nasip kısmet ederse onur torunumla evlendirmek isterim müstakbel gelinimi." dedi anlayamadığım bir sevinç tınısı vardı sesinde,
"1 hafta sonra tekrar görüşücez Ahmet ağa de hayde." dedi babam kendini dizginlemekte zorluk çekiyordu, bir an önce onu buradan göndermek istiyor ve bu saçmalığa bir son vermek istiyordu, bu saçmalık değil bu bir cesareti ve ben o kadarda cesaretli davranmamıştım, Tamam tamam baya cesaretli davrandım!
Ve Ahmet ağa kafasını sallayıp arkasında ki kalabalıkla çıkıp giti,
Herkes bana şok içinde bakarken babam öfkeli annem başındaki şala agzını kapamış öylece bakıyordu. Öz güvenimden zere kaybetmeden herkese göz gezdirip tek bir gözde durdum baran abimin gözlerinde, bana mahçup bir şekilde bakıyordu gözlerimi ondan ayırmadan konuştum.
"bakmayın bana öyle abimin, canımın ölmesine izin verecek degilim! Ben kabullendim sizde kabulenseniz iyi olur." dedim sesim sona dogru alçalırken ardıma bakmadan taş merdivenlere yöneldim.
"Açelya!"
diye bagırdı babam ama arkamı bile dönmeden odama çıktım, çünkü biliyorum ki daha fazla aşagı da kalırsam üstüme gelicek ve beni vazgeçirmeye çalışacaklardı, kapıyı kapatıp kendimi kapıya yasladım ve gözlerimi sım sıkı kapatım yavaşça yere çöktüm neler yaptıgımı idrak edemiyordum , bu nasıl Bi sabahtı böyle? Hayatım mahvolmuş ve bu fermanı bir zat ben imzalamıştım , Aşagıda ki öz güvenimden eser yoktu ben mahvolmuştum, kapının dışında öz güvenle duran ben kapının ardında duran 48 kiloluk bir virane olmuştum, O an babamın sesi kulaklarımı doldurdu.
"Allah senin belanı versin baran! Kendinle birlikte herkesi yaktın sen defol git gözüm görmesin seni!"
dedi elimin tersiyle gözlerimi silip zar zor buldugum güçle kendimi pencerenin kenarına atım, avluda sesler kesilmiş herkes dagılmıştı, urfanın yakıcı manzarasını izliyordum kendi kendime konuştum urfaya konuştum.
" çok zalimsin be Urfa... Aşıkları kavuştururken kimisini feda edip yakıyorsun bir yerde aşk varken bir yerde acı bırakıyorsun. Bu kadar zalim olma..."
Kapının tıklanmasıyla birlikte gözlerimi silip oturduğum yerden dikleşitim ve "gir" dedim. gözlerim omzumun üstünden gelen kişiye düşerken gelenin annem oldugunu gördüm.
"beni vazgeçirmek için geldiysen sakın nefesini boşa tüketme anne kararımdan katiyen dönmicem, Abimin ölmesine sevdalandıgı kadının ölmesine izin vermiycem." dedim ve daha sonra annemin ardından baran abim girdi, bakışlarımı tekrardan urfanın manzarasına çevirdim, Baran abim yanıma gelip ellerimi tutu ve yanıma oturdu, Gözlerine bakmıyordum , boğazımda bir yumru oluştu yutkunamıyordum , gözlerimi sıktım ve tekrar gevşetim güçlülük edasıyla ve tutugu ellerimi bıraktı göz ucu baktığımda ise kafasını eğmişti,
" açelya. " dedi baran abim sesi boğuk ve mahçup çıkıyordu başı egikti gözlerime bakmıyordu ve devam etti.
"abim ben... Ben çok özür dilerim, seni sizi mahvetmek istemedim, ben ben sadece sevdim be gülüm sadece sevdim." dedi elaya vurgun gözleri yaş doluydu sesi titriyordu mahçuptu, Gülümsedim ve ellerimi önünde birleştirmiş yaralı olan ellerinin üstüne koydum, ona
"sakın abi sakın bana öyle mahçup bakma, karşımda böyle güçsüz durma, sen benim canımsın sevdigin kadınla ölmene izin veremezdim abi bunun vicdanıyla yaşayamazdım." dedim ona mahçup olmaması için sanki bir şey olmamış adına öz güven verirken, İçten bir şekilde gülümsedim, Başını kaldırıp elaya vurgun gözlerini yeşile vurgun gözlerime dikti,Mahvolmuşluk çaresizlik ve pişmanlık vardı ela gözlerinde bunu çok net görebiliyordum,Tekrar kurumuş olan dudaklarımı ıslatım.
Gözlerinde gördüğüm pus içimde bir zelzele yaratmıştı çok utanıyordu bes beli sanırsam vicdanıda rahat değildi, İçten bir tebessümle gülümsedim pişman olmaması adına vicdan çekmemesi adına, düşünüyorumda ben çokmu farklıydım ben bir virane olmuştum, bir deprem olmuş ve yıkılan tek enkaz bendim, benim viraneye dönmüş bu kalbimi ruhumu tekrar kim inşa edecekti, kim o enkazın altındaki hayallerimi, umutlarımı, aydınlığımı sağ salim çıkaracaktı o enkazdan? Belkide her şey için artık çok geçti.
Derlerdide inanmazdım bazen insanoğlu sevdigi için sevdasından vazgeçiyormuş , acaba kiminle evlenecektim? Nasıl biri? Nasıl bir ailenin gelini olacaktım? Belki aşkı sevdayı onunla yaşayacaktım, kader benim için iyi bir yanımı yoksa kötü bir yanımı çizmişti anlıma..."




