İçeriğe geç

BERDEL

Bölüm 2 · 7 dk okuma

BERDEL

Bölüm 2

1, BÖLÜM

Zelal’in Anlatımıyla;

Hayatım boyunca birçok şeye kızdım.

Haksızlığa..

Yalana..

İnsanların başkalarının hayatı üzerinde söz sahibi olmasına..

Ama o gün hissettiğim öfke hepsinden farklıydı. Eve döndüğümde gece yarısını geçmişti. Anahtarımı masanın üzerine bıraktım. Montumu çıkarmadan salondaki koltuğa oturdum. Ev sessizdi. Ama kafamın içi susmuyordu.

“Berdel” saatler geçmişti. Ama o kelime hala kulaklarımda yankılanıyordu. Sanki biri durmadan tekrar ediyordu.

Berdel.

Berdel.

Berdel.

Gözlerimi kapattım. Ama işe yaramadı. Kelime hâlâ oradaydı.

Berdel.

Sanki zihnimin duvarlarına kazınmıştı.

Başımı koltuğun arkasına yasladım. Tavana baktım. Saatin tik takları evin sessizliğini bölüyordu.

Normalde sessizliği severdim.

Ama bu gece sessizlik bile üzerime geliyordu. Telefonum titredi. Ekrana baktım.

Arayan annemdi.

Bir an tereddüt ettim. Sonra telefonu sessize aldım. Konuşacak bir şeyimiz kalmamıştı. En azından benim için. Derin bir nefes aldım. Tam o sırada kapı çaldı.

Kaşlarım çatıldı.

Bu saatte?

Ayağa istemeye istemeye kalkıp kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda karşımda en yakın arkadaşım Hevi vardı. Yüzüme baktı. Sonra hiçbir şey sormadan içeri girdi.

Çünkü beni tanıyordu.

Ben susuyorsam bir şeyler olmuş demekti.

“Ne oldu?” diye sordu sonunda. Gülmek istedim. Ama beceremedim.

“Hayatım satıldı.”

Sözler ağzımdan çıktığı anda boğazım düğümlendi. Hevi’nin gözleri büyüdü.

“Ne?”

“Beni evlendirecekler.”

O an odanın içindeki hava değişti sanki.

Hevi birkaç saniye sustu. Belli ki oda birşeyleri kabullenmeye çalışıyordu.

“Kimle?”

İşte ben de bunu bilmiyordum.

Baran Demir.

Bir isim.

Sadece bir isim.

Ama şimdiden hayatımın ortasına düşmüş bir gölge gibiydi.

“Biliyor musun…” diye fısıldadım. Şuan bunu konuşmak çok zor geliyordu. Kalbimin üstünde tarifi olmayan bir acı düşmüş kimsesizmiş gibi orayı yakıyordu.

“En çok ne zoruma gidiyor?” diye zorda olsa cümlemin devamını getirmeye devam ettim. Oysa onlar bunları söylerken hiç zorlanmamıştı.

Hevi sessizce başını salladı.

“Benim hayatım hakkında karar veren insanların, bunu bana haber verir gibi söylemesi.”

Gözlerim doldu. Kalbimin acısı artabilirmiş gibi daha fazla arttı.

Ama ağlamadım.

Çünkü bazı acılar gözyaşından daha ağırdı.

Ve bazı savaşlar daha başlamadan insanı yoruyordu. Hevi duyduklarından sonra benim yalnız kalmamın bana daha iyi geleceğini kanaat vermiş olmalıki evden gitmişti. Dört duvar arasında yine yalnızdım. Miran.. beni bu ateşe gözü kapalı atan abim. Ne kolaydı bir sevda yüzünden en değerlini köşeye atmak.

Benle birlikte dört kardeştik. 3 oğlan bir kız. Tek kız değerli olur derlerdi. Annemle babam olucak kişilerin oğlan çocuk dışında kız çocuklarını gözleri görmezdi. Görmedide. Miran dışında diğerleri artık birşeyim değildi. Miran’dan ise alınması gereken bir intikam ateşim vardı. Çocukluğumu ezdiler ama bundan sonrasına sessiz kalamazdım.

Babam zaten yeterince susturmuştu. 17 yıl boyunca..

Odama doğru yürüdüm. Banyoda işlerimi hallettikten sonra yatağıma girdim. Gözlerimi kapatarak uyumayı denedim ama olmadı.

O gece uyuyamadım.

Sabaha kadar düşündüm.

Kaçmayı…

Direnmeyi…

Vazgeçirmeyi…

Ama bilmediğim bir şey vardı.

Aynı saatlerde, Mardin’in başka bir köşesinde Baran Demir de uyuyamıyordu.

Ve o da en az benim kadar öfkeliydi.

Baran’ın Anlatımıyla;

Babam konuşurken gözlerimi ondan ayırıp pencereye çevirdim. Dışarıda gece vardı.

Karanlık.

Sessiz.

Ama insan bazen en büyük gürültüyü kendi kafasının içinde duyuyordu. Ben de duyuyordum. Dakikalardır aynı cümle dönüp duruyordu zihnimde.

Berdel.

Ne kadar kolay söylemişlerdi. Sanki bir evlilikten değil de bir eşya değişiminden bahsediyorlardı. Odanın içindeki hava ağırdı. Sigara dumanı tavana doğru yükseliyor, sararmış duvarlara çarpıp dağılıyordu.

Annem ağlıyordu.

Babam susuyordu.

Amcam ise çoktan karar verilmiş bir meseleye bakar gibi sakince oturuyordu.

İşte en çok buna öfkeleniyordum.

Kimsenin fikrimi sormamasına değil…

Kimsenin buna gerek duymamasına.

Yirmi yedi yaşındaydım.

Kendi işimi kurmuştum. Kendi ayaklarımın üzerinde duruyordum. Ama konu hayatım olunca birden çocuk yerine konuluyordum.

“Hayır.”

Sesim odanın içinde yankılandı. Annem başını kaldırdı. Babamın çenesi kasıldı. Ama umurumda değildi. Çünkü bazı kelimeler söylenmek için değil, duyulmak için söylenirdi.

Ve benim hayırım herkes tarafından duyulacaktı.

“Bu evlilik olmayacak.”

Babam koltuğundan doğruldu. Bakışları sertleşti.

Çocukken o bakışlardan çekinirdim.

Şimdi sadece sinirleniyordum.

“Olacak Baran.” dediği şey bir cevap değildi.

Bir emirdi.

Ve ben hayatım boyunca emir almaktan hoşlanmamıştım. Acı bir gülümseme yerleşti dudaklarıma. “Ne garip.” Başımı iki yana salladım. “Bir insanın hayatını mahvederken bu kadar rahat olabilmeniz gerçekten hayranlık uyandırıcı.”

Annem hıçkırdı. Babam yumruğunu masaya vurdu. Masanın üzerindeki bardak sallandı. Su taşarak ahşabın üzerine yayıldı. Ama odadaki hiç kimse kadar taşmamıştı.

Ben taşmıştım.

Aylar önce.

Yıllar önce.

Belki de çocukluğumdan beri.

“Kim bu kız?” diye sordum sonunda.

İlk defa merak ederek. İlk defa gerçekten öğrenmek isteyerek.

“Zelal.” Annemden gelmişti cevap.

Mardin halkından duymuştum o ismi daha önce.

Zelal.

Sadece bir isim.

Ama o isim odanın içinde yankılanıp kaldı.

Zelal.

Hiç tanımadığım bir kadın.

Belki şu an bir odada oturup aynı öfkeyi yaşıyordu.

Belki ağlıyordu.

Belki de çoktan kabul etmişti.

Bilmiyordum.

Bilmek de istemiyordum. Çünkü sorun onun kim olduğu değildi. Sorun, birilerinin bizi hiç tanımadan aynı hayata mahkûm etmesiydi. Sorun benim kendini zeki sanan kız kardeşimin Miran denilecek karaktersize kaçmasıydı. Şimdi evleneceğim diye ne de mutludur. Ben Baran Demir’sem o mutluluğu onlara zehir etmesinide iyi bilirim. O beni bir gecede nasıl sildiyse bende onu düşünmeden bir salisede ezer geçerim.

Mardin halkı benim hakkımda bildikleri şeyler varsa onlardan biri de şudur; bana yapılan ihanetin asla karşılıksız kalmayacağı.

Montumu omzuma aldım. Kapıya yöneldim. Arkamdan babamın sesi yükseldi.

“Bu evlilik olacak.”

Elim kapının kolunda durdu. Yavaşça başımı çevirdim. Göz göze geldik.

O an odadaki herkes sustu.

Çünkü ne söyleyeceğimi biliyorlardı.

“Beni tanıdığını sanıyorsun baba.”

Sesim sakindi.

Tehlikeli derecede sakin.

“Ama hâlâ öğrenemediğin bir şey var.”

Bakışlarım buz gibiydi.

“Ben istemediğim hiçbir şeyi yapmam.”

Kapıyı açtım.

Gece yüzüme çarptı.

Soğuk.

Sert.

Tıpkı içimde büyüyen öfke gibi. Ve o gece henüz bilmiyordum.

Birkaç gün sonra karşıma çıkacak olan Zelal’in de en az benim kadar inatçı olduğunu…

Ve bu savaşın sadece aileler arasında kalmayacağını.

Kapıyı çekip çıktım.

Gece soğuktu.

Ama içimde dolaşan öfkenin yanında hissedilmeyecek kadar.

Arabama bindim.

Motoru çalıştırdım fakat hareket etmedim. Ellerim direksiyonun üzerindeydi. Gözlerim ise karanlığa dalmıştı. Babamın sesi hâlâ kulaklarımdaydı.

“Bundan başka çaremiz yok.”

Çare…

İnsanların hayatını değiştirip buna çare demeleri ne kadar komikti. Başımı koltuğa yasladım. Gözlerimi kapattığım an o isim yeniden geldi aklıma.

Zelal.

İlk duyduğumda yabancı gelmişti. Ama birkaç dakika sonra neden tanıdık geldiğini hatırladım.

Zelal Kaya. İki yıl önce belediyenin düzenlediği bir toplantıda görmüştüm onu. Herkes susarken o konuşmuştu. Herkes önüne bakarken o başını kaldırmıştı.

Hatırlıyordum.

Salondaki yaşlı adamlardan biri sözünü kesmişti. O ise geri adım atmak yerine daha dik durmuştu.“Fikrimi soruyorsanız konuşurum. Sormuyorsanız da yine konuşurum.” demişti. Salondaki birçok kişi bundan hoşlanmamıştı. Ama o umursamamıştı.

Sonra birkaç kez daha görmüştüm. Kimi zaman bir kitapçıda. Kimi zaman bir kafede. Yanında hep kitaplar olurdu. Yürürken etrafına değil önüne bakardı. Kimseye yaranmaya çalışan kadınlardan değildi.mBunu anlamak için onunla konuşmaya gerek yoktu. İnsan bazen bazı karakterleri uzaktan da tanırdı.

İşte bu yüzden sinirleniyordum.

Çünkü Zelal Kaya’nın kabul edecek bir kadın olmadığını biliyordum. Ve onu tanıyan herkes bunu bilirdi. Demek ki buna rağmen karar verilmişti. Demek ki kimsenin ne düşündüğü umursanmamıştı. Arabanın camından dışarı baktım.

Sokak lambalarının altında ince bir yağmur başlamıştı.

Damla damla.

Sessizce.

Ama yaklaşan fırtınayı haber verir gibi.

Telefonum çaldı.

Ekranda Cihan’ın adı belirdi. Çocukluk arkadaşımdı. Aramayı açtım.

“Neredesin?” diye sordu.

“Bilmem.”

Sesim sert çıkmıştı.

Kısa bir sessizlik oldu. Sonra güldü. “Evde kavga ettin.” Soru değildi. Tespitti.

“Ben kavga etmedim.” dedim.

“Onlar karar verdi.”

Bu kez karşı tarafta sessizlik oldu.

“Doğru mu?”

“Doğru.”

“Zelal Kaya mı?”

Kaşlarım çatıldı.

“Sen nereden biliyorsun?”

“Mardin’de haber saklanmaz Baran.”

Acı bir şekilde güldüm. Haklıydı. Bu şehirde insanlar yağmurun ne zaman yağacağını bilmezdi belki ama başkasının hayatını herkesten önce öğrenirdi.

“Ne yapacaksın?”

Direksiyonu biraz daha sıktım. Uzun süre cevap vermedim. Çünkü ilk kez ne yapacağımı bilmiyordum. Hayatım boyunca karşıma çıkan her sorunun bir çözümü olmuştu. Ama bu farklıydı. Bu sadece benim meselem değildi. Karşı tarafta da aynı ateşin içinde duran bir kadın vardı.

Ve içimde garip bir his vardı. Zelal Kaya’nın da şu an ailesine meydan okuduğundan emindim. Çünkü o kadın boyun eğecek biri gibi görünmüyordu. Ama ben de değildim. Sorun da buydu zaten.

Aynı yola sürüklenmeye çalışılan iki inatçı insan…

Ya birbirini yok ederdi.

Ya da bütün dengeleri değiştirirdi.

Ve henüz bilmiyordum.

Ama Zelal Kaya’yla ilk karşılaşmamız düşündüğümden çok daha sert olacaktı.

***

Evett yeni berdel kurgumla karşınızdayım. Fikirleriniz benim için çok önemli belirtmeyi unutmayın.

Bu iki bölüm biraz sıkıcı gelmiş olabilir ama asıl olaylar bu bölümden sonra başlıyor. Bu iki bölümü her iki tarafıda anlamanız için böyle yazdım aşklarımm 💕💕💕

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.