İki genç aynı sabaha huzursuzlukla kalkmıştı. Her şeyden habersiz iki genç.
İki ömür.
İki beden.
Bir kalp..
Zelal
Yirmi beş yıllık hayatında duyduğu hiç bir kelime, içinde bu kadar büyük bir öfke uyandırmamıştı. Odanın içindeki sessizlik ağırlaştı. Babası başını eğmişti. Annesinin ise gözleri dolmuştu. Ama hiç biri konuşmuyordu. Sanki karar çoktan verilmişti ve Zelal’in yapması gereken tek şey buna boyun eğip kabul etmekti.
Zelal gözlerindeki ateşin dudaklarındaki acıyı kapatırcasına gülümsedi. Öyleki annesinin ağlaması arttı.
“Demek öyle..” acısını gizlercesine fısıldadı Zelal. Babası derin bir nefes çekti içine. Sanki küçük bir yere kapatmışlarda nefessiz kalmışçasına derin nefesler aldı.
Annesi daha fazla dayanamadı. Derin nefesinden sonra “kızım mecburuz” lafı çıktı ağzından.
“Mecbur musunuz?!” Zelal’in sesi yükseldi. “Ben değilim ama öyle mi?”
“Zelal…”
“Hayır baba. Bu kez beni dinle.”
Ayağa kalktı. Kalbi deli gibi atıyordu. Ama korkmuyordu. Çünkü bazı korkuların yerini bir süre sonra öfke alırdı.
Ve Zelal artık korku aşamasını yaşayamadan bir köşeye atmıştı bile.
“Benim hayatım hakkında karar vermeden önce bana sormayı düşündünüz mü?”
Babası cevap vermedi.
“Bir kez olsun ne istediğimi merak ettiniz mi?”
Amcası söze karıştı.
“Bu sadece senin meselen değil kızım.”
Zelal gözlerini ona çevirdi.
“Tam tersine”
Dudakları titredi. Ve ağzından şu kelimeler döküldü;
“Bu en çok benim meselem.” Bunu dediği an annesinin ağlaması daha da artma imkanı varmışçasına çoğaldı. Zelal’in içi sızladı. Kalbi bin bir parçaya bölündü ama belli etmedi. Küçükkende böyleydi. Bir an geçmişe gider gibi olsada kendine geldi. “Kim bu adam?” Onunla birlikte bu ateşte kimi yakacaklardı merak etmişti doğrusu.
“Baran Demir.”
İlk kez duyuyordu bu ismi.
Baran Demir.
İsmi yabancıydı.
Yüzü yabancıydı.
Hayatı yabancıydı.
Ama görünüşe göre bundan sonra kaderi ona bağlanacaktı.
Ne kadar saçma.
Bir insanın hayatı, hiç tanımadığı başka bir insanın adıyla değiştirilebilirdi.
Zelal sinirle güldü. “Tanımadığım bir adam için mi bütün bunlar?” Annesi cevabını vermeyi geciktirmedi.
“Baran’ında fikri sorulmadı.”
Zelal durdu. Kaşları çatıldı. “Ne demek?”
“Onun da haberi yeni oldu.”
o an içinde küçük bir merak kıvılcımı oluştu. Demek yalnızca kendisi değildi. Bu karar başka bir hayatı da altüst etmişti. Ama bu gerçeğim hiçbir şeyi değiştirmediğini değiştiremeceğini biliyordu. Çünkü mağdur olmak, insanların birbirine ait olduğu anlamına gelmezdi.
“İster kabul etmiş olsun ister etmemiş olsun.”
Çantasını aldı.
“Ben bu evliliği kabul etmiyorum.” Diye son noktayı koymuştu Zelal.
Babası ayağa kalktı.
“Zelal!”
Genç kadın kapıya yöneldi. Tam çıkacakken durdu. Arkasını dönmeden konuştu.
“Bana kaderden bahsetmeyin.”
Sesi soğuktu.
“Kader gökyüzünde yazılır derler. Oysa benim kaderimi oturup bir masada yazdınız.”
Kapıyı açtı. Gece serinliği yüzüne çarptı. Gökyüzü kararmıştı. Uzakta şimşek çaktı.
Ve Zelal henüz bilmiyordu..
Aynı dakikalarda Mardin’in diğer ucunda Baran Demir de ailesiyle aynı tartışmayı yaşıyordu.
Ve o da en az Zelal kadar öfkeliydi.
“Bazı yangınlar bir kibritle başlar. Zelal’in yangını ise tek bir
kelimeyle başladı: Berdel.”