~'Bir Pers atasözü vardır : Bir kadının hayallerine müdahalede bulunmak , bir kaplanın yavrusunu elinden almak kadar tehlikelidir.'
-Arthur Conan Doyle
•
Sabah gözümü dünyaya daha bir farklı açmıştım.
İlk kez birisi bana umut olmuştu. Ve ben o umuda bütün ruhumla tutunacaktım.
Elimi yüzümü yıkayıp kuruladım. Odada ayna bile yoktu. İnsan hiç kendini görmeden bu kadar süre yaşayabilir miydi ?
Üstelik her kötü hissettiğimde aynaya bakıp kendimi izleyen biriydim. Üstünden aylar geçmişti.
Güçsüz bir soluk verip hareket ettim. Dün gece yatmadan duş almış birbirine girmiş saçlarımı temizlemiştim. Kendi kendine kuruyan saçlarım artık epey uzamıştı. Elimi gezdirdiğimde saçlarıma bile bakamıyor oluşum içimi acıtmıştı.
Geçmeyeceğini bile bile içimden kendime geçeceğine dair bilmem kaçıncı sözümü verdim.
Ardından dolapta asılmış beyaz elbiselerimden bir yenisini aldım. Burada beyazdan başka bir kıyafet verilmiyordu. Benim için de çok fark etmiyordu.
Elimden alınan bir hayatım varken başka ne düşünebilirdim ?
Odamda öylece dururken kahvaltı getirilirdi. Tekerlekli masayı yatağıma kadar çektim. Alışkın olduğum yemeklerden çok farklı olan yemeklere uyum sağlayamadığım için çok zayıflamıştım. Yalnızca bir kaç lokma yiyor daha fazla yiyemiyordum.
Yine aynısını tekrarlayarak kalktım ve masayı koridora bıraktım. Sonra dişlerimi fırçaladım.
Bu kadardı işte.
Gün içinde yapılacaklar bitmişti.
Sabah erken olduğu için klinik henüz sessizdi. Çoğu hasta aldıkları sakinleştirici etkisiyle derin uykularından uyanmamışken ben odamdan ayrıldım ve bahçeye banka gittim.
Burası sanki bana ayrılmış gibi yalnızca ben otururdum.
Aradan bir saat geçti kalkmadım. İki saat daha geçti gözlerimi dağlardan ayırıp omuzlarımı düşürdüm.
Yutkunmuştum ki yakınımda olan hareketlilik ile kaybettiğim bütün inancım bir salisede geri geldi.
O yabancı adam umutlarımı yıkmadı gelmişti !
Heyecanımı anlamaz değil mi ? Belli etmemeliydim. Gözünde aptal gibi görünmek istemiyordu.
Kimi kandırıyorum belki de beni deli olarak görüyordur ?
-"Fazla zamanım yok. Gece biraz aileni araştırdım. Ve Egemen Hanzade. İkiniz hakkında sadece bir videoya ulaşabildim. Bu konuda söyleyeceğin bir şey var mı ?" Direk konuya girmesine içten içe şaşırdım.
Vakit ayırıp bilgi toplaması ise ona olan güvenimi hat safhada arttırdı.
Lafı dolandırmayacaktım. Bu kez konuşacaktım. Artık biliyordum. Emindim. Bu adam bana yardım edecekti.
Yalnızca biraz nefes almam gerekti. Dişlerimi sıka sıka tırnaklarımı avucuma geçirdim.
Boynumu birileri tırnaklıyormuş gibi acı çekiyordum.
-"Kuzenim. Aynı evde yaşıyorduk. Sürekli beni rahatsız ediyordu. Taciz diyebiliriz...O...O video ise aslında beni çok utandıran ama her şeyi gösteren bir videoydu."
Konuşacak kadar yetmemişti titreyen nefesim.
Başımı eğdim ve gözlerimden yaşların dökülmesine izin verdim.
Anlattığım için pişman olacak mıydım ?
-"Bana inanmadılar. Ailemizi küçük düşürdüğümü...ona iftira attığımı söyledi. Egemen yalan söylediğime onları inandırdı. Babam...babam beni buraya kapattı. Ailemizin ismini temize çıkartmak için kızından vazgeçti."
Omuzlarıma çöken ayların verdiği hüzündü. Başımı kaldıramadım. Nefesim kursağımda takılı kaldı.
Öyle sesli nefes vermişti ki bir anlık korkup irkilmiştim.
-"Şerefsiz." diye ağzının içinden söylendi.
Gözlerimi bir kaç saniye kapatıp geri açtım. Söyleyecek bir şeyim kalmamıştı.
Bir hışımla ayağa kalkan adama baktım. Elini ensesine atıp indirdi. Fazla iriydi.
-"Ben o ite sana yaptıklarının hesabını zevkle soracağım. Buna emin ol." dedi ve bakışlarını uzaklardan çekip gözlerime dikti. Ardından yaklaşıp elini uzattı.
-"Kardeşimi kurtaramadım belki ama...bütün hıncımı o şerefsizden çıkaracağım. Seni kurtaracağıma inan."
Dudaklarımı kemirerek onun gibi kalktım. Başımı geriye atarak bakmak zorunda kaldığım yüzü çok öfkeli görünüyordu.
-"Yapabilir misin ?" diye sorarken göğsümden ilk kez huzurlu bir soluk çıktı.
Başını aşağı yukarı salladı.
Güzel bir adamdı. Çok.
-"Sana söylediğimi yaparsan eğer gözünün önünde onları pişman edebilirim. Tabi sende istiyorsan."
Aynı onun gibi başımı salladım. Onlara karşı sıfırdan daha düşük bir merhamet duygum yoktu. Bitmişlerdi.
Sadece Elis vardı. Eminim ki hala bir yerlerde beni seviyordur.
Ellerini pantolonunun cebine iliştirip başını dikleştirdi. Ne kadar da uzundu ?
-"Öncelikle seni almalarına karşı çıkma. Problem yokmuş gibi evine geri dön. Sonrası bende."
Gözlerimden geçen korku , endişe bana geri adım attırdı.
-"Hayır. " diye fısıldadım.
O kadar gücüm yok.
Duygu içermeyen bakışlarıyla beni izledi.
-"Daha güçlü geri dönmek için bunu yapmalısın. Karar senin. Şimdi gitmem gerekiyor."
'
Adını dahi bilmediğim ama sığındığım liman olan adamın gidişinin üzerinden bir hafta geçmişti.
Kendimi boşlukta hissediyordum. Bir yanım dediğini yap , diğer yanım o eve geri dönme diyordu. İkisi arasında kalmıştım.
Çok çaresizdim.
Odamdan dahi çıkmıyor gittiğinden beri düşünüyordum. İyice çökmüştüm. Yüzümü görmesem bile göz altlarımın morardığına emindim.
Odanın kapısı tıklatıldığı zaman düşüncelerimden sıyrılıp yatakta geri kaydım. Sesimi çıkartmadım.
Açılınca kafasını uzatan Defne idi.
Rahatlayıp nefesimi bıraktığım da kapıyı iyice araladı. Yüzüne renk gelmişti. Ne güzel de mutluydu.
-"Seninle konuşmam gerekiyor." Gülümseyerek içeri girdiğinde en son ne zaman gülümsediğimi sorguladım.
-"Gel." dedim elimi yatağıma koyup.
Kapıyı kapattıktan sonra yatağın diğer ucuna oturdu.
-"Seninle burada birlikte olmak benim için sanırım en güzel şeydi. Bana çok iyi geldin. Çok konuşmadık ama varlığın bile bana dayanak oldu."
Uzanıp elini sıktım.
-"Sende öyle." diye mırıldandım.
Tekrar gülümsedi.
-"Artık gitme vaktim geldi."
Ne ?
Gidiyor muydu gerçekten ?
Donup kaldım. Tamamen yalnızdım artık.
Kalbime bir ağırlık çökerken bencillik ettiğimi fark ettim. Onun için sevinmeliydim. Bu saatten sonra ben önemli değildim.
-"En iyisini hak ediyorsun." dedim içimden geçeni söyleyerek.
Sarıldığında kendimi olabildiğince sıkıyordum.
-"Benim kadar sende hak ediyorsun. Seni bulacağım. Hiç ayrılmayacağız söz veriyorum. Hatta hep ararım olur mu ?"
Konuşmaya dilim varmadı. Başımı salladım.
-"Ailem bekliyor gidip hazırlanacağım!" diyerek yataktan kalktı.
Çok mutluydu.
Bu çok güzeldi.
İnsan mutlu olunca daha bir güzel görünüyormuş.
-"İyi yolculuklar." dediğimde odadan çıkmak üzereydi.
Kuruyan boğazım yüzünden yutkunma ihtiyacı duyarken ayaklarımı yere bastım. Ancak dakikalar sonra kalkacak gücü kendimde bulabilmiştim.
Pijamalarımı çıkartıp dolaptan bir elbise aldım ve giyindim.
Kendimi kaldıramıyordum. Birisi tutup kaldırır mıydı ?
Ağlamamaya söz verdiğim iç dünyama gözlerimi silerek veda ettim. Çıplak ayaklarıma bir şey giyinme ihtiyacı duymadan odamdan çıktım.
Uzaktan baktığım Defne'nin odasının kapısı açıktı.
Gözlerimi kaçırarak mermer zemine bastım. Geçtiğim koridorun sonunda açık kapıdan titreten bir soğuk rüzgar giriyordu. Ziyaretçi kısmına kaçamak bir bakış attığımda kalabalıklığı gözüme çarptı.
Aralarında tanıdığım pardon tanımadığım o adam da vardı. Gözlerimiz birbirine değdiği anda başımı eğdim.
-"Loya Hanzade ?"
Elimden geldiğince çabuk dışarı çıkacaktım ki ismimin söylenmesi ile durdum. Hızlanan nefeslerimle bedenimi dikleştirdim ve ismimi seslenen adama baktım.
Konuşmayacağım zaman yeniden konuştu.
-"Sizsiniz değil mi ? Burada ne işiniz var ?"
Kimdi bu adam ?
Bir yerden gözüm ısırıyordu ama çıkaramıyordum.
Burada ne işim olduğunu sorgulayacak kadar neden ilgileniyordu ?
-"Sanane Korhan rahat bırak kızı."
Taşlar şimdi birer birer hafızamda yerini aldı. Bu adam başkomiserdi. Ve bana yardım etmek isteyen adam ise kardeşi.
Böyle tesadüf olabilir miydi ?
-"Sana soran oldu mu ?!"
-"Bari burada yapmayın !" Diğer bir adam sinirlenen iki adamı sustururken oradan kaçarcasına uzaklaştım.
Çişeleyen yağmurun altında ilerlerken çıplak ayak dolaşmak bana çok olağan bir şeymiş gibi gelmeye başlamıştı.
Hıçkırıklarımı içime gömdüğüm banka çöktüm.
Hayatımı özlemiştim.
Belki doğru düzgün yaşayamıyordum ama odamı bile özlemiştim. Hak etmediğim bu yer bütün hayatımı mahvetmişti.
Neden bir benim hayatım elimden alınmıştı ? Egemen vicdansızca hayatını yaşarken bu bana günah değil miydi ?
Artık ne yapacaktım ?
Beni aldıklarında nasıl yaşayacaktım ?
-"Loya ?"
İrkilip yüzümü elimin tersiyle sildim ve döndüm.
-"Seni annemle tanıştırmak istedim. Senin hakkında sürekli konuştuğum için tanışmak istiyordu. Sende ister misin ?" Defne'nin yumuşak sesiyle gözlerim yeniden yaşlarla dolarken ayağa kalktım.
Başımla onayladım.
Annesi tebessüm ederek elini uzattı.
-"Merhaba ben Meyra Soysal. Sana kendim teşekkür etmek istiyorum. Defne'nin burayı kabullenmesinde büyük bir yardımcısın."
-"Ben...pek bir şey yapmadım. Defne de bana iyi geldi." Sesimdeki güçsüzlük titreme tamamen dışarı yansıyordu. Saygısızlık olmasın diye elini nazikçe sıkıp çektim.
Ardından Defne'nin sarılışı ile bir miktar toparlandım. Çenemi omzuna koyduğumda biraz ileride buraya bakan üç adamı gördüm. Ailesinin geri kalanıydı.
-"Görüşeceğiz unutma. " dedi uzaklaşırken.
-"Unutmam." dedim kısık tonda.
Gülümseyerek annesi ile giderken arkasından uzun uzun baktım.
Keşke geleceğin bize neler göstereceğini bilme şansımız olsaydı.
'
Ertesi gün kendimden beklemediğim bir soğukkanlılık ile beni almaya gelmiş babamın yanında uçaktaydım.
Ağlamadım.
Güçlü durmamı isteyen bir adama bütün yüreğimle tutundum. Onun haberi yoktu ama bedenim ve ruhum küçücük umuduyla sağlam duruyordu.
-"Egemen kendi evine çıktı. Herkes için en iyisi bu olacak. Senin de iyi olduğunu varsayıyorum. Bundan sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam edebiliriz." demişti beni alırken.
Hangi kaldığımız yer ?
Yıkıldığım yerden mi ? Hayır oradan başlayamazdım.
Sözlerimin ona etki etmediğini o gün karşısında ağlarken anlamıştım. Konuşmamıştım. Konuşmayacaktım.
Aylar sonra o klinikten çıkmış olmanın farklı bir duygusu vardı. Sanki yaşamaya ara vermiş şimdi dahil olmuş gibiydim. İnsanlara tuhaf tuhaf bakıyor sürekli gözlerimi kaçırıyordum.
Üstelik beyaz elbiselerimden başka kıyafet ve ayakkabı giymek de değişik hissettiriyordu.
Elime geçen bir şans olsaydı bana çektirdiklerini onlara hissettirmek isterdim.
-"Hadi."
Dalgınlıkla irkildim. 3 saat bir yolculuk sonrasında ait olduğum fakat bir türlü yer edinemediğim topraklara ayak basmıştım.
Uçağın merdiveninde duraksadığımda babamın dürtmesiyle ondan uzaklaşıp ilerledim.
Alacak bir bavul olmadığı için geldiğim gibi bomboş geçtim. Yüreğim çırpınışlarıyla bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Bana söz geçirmemesi için ise algılarımı kapatmıştım. Duygularım çekilmiş gibi duruyordum.
Elimde somut hiçbir şey olmamasına rağmen inancım vardı.
Sadece inancımı düşünerek arabadan indim. Evin geniş kapısı ağır ağır açıldı. Girişte bekleyen anneme göz ucuyla bakarken Elis'in boynuma atlaması bir oldu.
Benim yerime hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
-"Özür dilerim özür dilerim yardım edemedim." diye durmadan kulağıma fısıldadı.
Bir şey demedim ama yine de sarılışına karşılık verdim.
-"Hoşgeldin. Nasılsın ?"
Bu kadar mıydı ?
Daha fazlasını beklemiyordum. Anneme anne demek için bin şahit lazımdı.
-"Sence ?" dedim gözlerimle ona dik dik bakarken.
Bocalayıp kaşlarını çattı. Ne bekliyordu ?
-"Elis...Loya'ya odasına kadar eşlik et. Yemeğe kadar dinlensin."
İkisine de olan nefretimle son kez baktım ve merdivenlere yöneldim. İçim yanıp kavruluyordu. Daha fazlasını haykırmak onlara içimdekileri kusmak istiyordum.
-"Özür dilerim. Yemin ederim her akşam ağlaya zırlaya yerini öğrenmek istedim. Hiç kimse ağzını açmadı. Aylardır ne amcam ne yengem ne de abimle hiç biriyle konuşmuyorum. Sana bunu nasıl yaparlar ?" Elis'in kısılan sesiyle göz yaşlarına boğulması beni daha çok üzüyordu.
-"Önemli değil." dedim ve aylar sonra odama ayak bastım.
Her şey tıpkı bıraktığım gibiydi. Parmak uçlarıma kadar titriyordum. Dağınık gitmiş dağınık gelmiştim. Ve hiç toparlanmayacaktım.
-"Neredeydin ? İyi miydin ?"
Yutkunup odamı incelemeye devam ettim.
-"Dinlenmek istiyorum. " dedim konuşacak mecalim olmadığı için.
-"Peki...ben...eğer istersen odamda olacağım. " diyerek çıktı kapıyı kapattı.
Çıkar çıkmaz dizlerimin üstüne düştüm. Nasıl bir çıkmazdı bu ?
'
Günler geçtikçe nefes alamadığım bu evde boğuluyordum. Bir de tükeniyordum.
Kurtarıcım olan o yabancı adamdan herhangi bir belirti yoktu.
Sahi ne yapacağını bile söylememişti ya.
Şu yaşadığım günlerde tek iyi olan eve Egemen'in asla gelmeyişiydi. Dedikleri gibi ayrı yaşıyordu.
Kimse geçen beş ayı yaşamamış gibi bahsetmeden doğal davrandığı için ayrıca öfkeleniyordum. Dedem bile hiçbir kelime etmemişti.
-"Bu akşam...ailemiz için de iyi bir gece olacak. Yaşananları toparlayabilmek adına."
Mutfaktan kahve almaya indiğim sırada annemle salonda karşılaşmıştık.
Yüzüne öylesine bakıyordum. Ne düşündüğü umurumda değildi. Kurallar mı ? Asla takmıyorum.
-"Keşke gerçek bir aile olsanız." dedikten sonra yanından sıyrılıp odama çıktım.
Yemekleri bile onlarla yemiyordum. Ki bu evde en katı kural buydu. Ancak sanırım beni deli hastanesine mahkum ettikleri için bana istisna yapmaya başlamışlardı.
Bir de hayatımız mükemmel gidiyormuş gibi sosyetenin dilinden düşme peşindeydi. Geldiğimi çok iyi(!) olduğumu herkese göstermek istiyordular.
-"Saygısızlık etme !"
Arkamdan seslenişini takmadan merdivenleri çıktım. Geldiğim gün bana nasılsın bile demeyen bir kadın nasıl olur da annelik vasfına erişebilirdi ?
Acıyordum.
Hem kendime hem onlara.
Ama pes etmeyecektim. Onların bana yaptıklarının inadına yaşayacaktım. Yalnızca umudum o yabancı adamdı. Hiçbir ses soluk çıkmasa bile inanıyordum ki bana o ışığı tutacaktı.
Belki saçmaydı ama kalbimde yer edinmişti.
Eğer olur da hayal kırıklığıyla sonuçlanırsa işte o zaman pes ederdim.
•••
Merhaba 🌸
Biraz gecikti ve yazamadım. İlk başta oturtma aşamasında çok aktif olamıyorum. Nasıl ilerleyeceği konusunda kararsız kalınca haliyle yazamıyorum.
Fazla içime sinmeyen bir bölüm olsa da yayınladım. Umarım beğenmişsinizdir.

