İçeriğe geç

BERCESTE

Bölüm 31 · 12 dk okuma

BERCESTE

Bölüm 31

31

•

Çabucak gömleğine uzanıp giyinmesi karşısında bende hızlı adımlarla yanına gidip düğmeleri iliklemesine engel oldum.

Gerilmişti.

Parmaklarımı ittirip yeniden düğmesine uzanmıştı ki gömleğin iki ayrı ucunu tutup geri ittim.

-"Bu ne ?" Nasıl sorulurdu ki ? Kelimeler boğazıma dizilmişti. Gözlerim ne olduğunu çözmek istercesine gezinirken aldığım nefesin yetmediğini hissettim.

İki büyük eliyle ellerimi tutup dudaklarına getirdi ve öptü.

-"Bir şey yok. Sakin ol güzelim."

Ellerimi çekip bir adım geri çıktım. Başımı olumsuz anlamda sallarken endişe dört bir yanımı sarmıştı.

-"Bana o izin ne olduğunu hemen açıklar mısın ?" dedim ve derin bir soluk aldım.

-"Tamam söyleyeceğim ama önce çıkalım kahvaltı yapalım."

Bu adam beni delirtmeye mi çalışıyor ?

-"Kuvars ne kahvaltısı ?!" Ona kullandığım sert ifade ikimizi de şaşırtırken gözlerimi yeniden o ameliyat izine doğrulttum.

Hala kırmızıydı. Yeniydi besbelli.

-"Of Loya ! Bilmen gerekse söylerdim !" Bir anda değişen ruh haline gözlerimi büyüttüm. Gömleğini ilikleyip yeleğini askıdan aldı ve omuzlarına geçirdi.

-"Ne demek bilmen gerekse ?! Kalbinin üstünde ameliyat izi var ! Bunun neyini saklıyorsun ?" derken sesim kendiliğinden yükselmişti.

Endişeyle öfke birbirine girmiş haldeydi.

Verdiği sinirli nefesle göğsünü şişirip karşımda dikildi.

-"Ameliyat oldum. Tamam mı ?"

Karnıma saplanan acıyla nefesim kesilirken o karşımda gayet normal söylemişti.

Yüz mimiklerime kadar dondum kaldım.

Kımıldamayan dudaklarımı güçlükle hareket ettirdim.

-"Ne ameliyatı ?" diye fısıldadım.

Git gide nefeslerim hızlanıyor gözlerim doluyordu. Sebebi bu muydu diye bütün ruhum haykırıyordu.

Saçlarımı kulağımın gerisine sabitleyip titreyen parmaklarımla yeleğini geri açtım. Beni bu sefer durdurmadan bana bakıyordu. Boş boş ifadesiz olması iyi miydi değil miydi anlayamıyordum.

-"İyiyim...gerçekten iyiyim."

Bu defa dudağım titreyince dişlerimi geçirdim.

-"Ne ameliyatı dedim sana ?" Çatallaşmış sesimle sorarken gömleğinin düğmelerini açıyordum.

Göbeğine kadar açtığım gömleği sol omzuna doğru iteledim.

-"Kalp. Kalbimde delik vardı. İnan bana iyiyim sırf böyle üzülme diye söylemedim. Ağlama güzelim lütfen."

Yüzümü tutacakken ellerini ittirip hıçkırıklarımla birlikte daha dikkatli baktım.

Nasıl olurdu da gizlerdi ?! Nasıl böyle sağlığını saklardı ?!

-"Neden söylemedin ?" Ağlarken sorduğum soru ağzımdan zorla çıkarken izin takip ettiği kolunun altına doğru baktım. Gerilmiş teninde ameliyat izi kıpkırmızı yol izliyordu.

Göğsünden kol altına doğru geniş bir iz vardı.

-"Senin için. Yemin ederim sen böyle ağlama diye." Ağlaya ağlaya beni göğsüne yaslarken kollarını sırtıma doladı.

Ya ona bir şey olsaydı ? Ya haberim olmadan ona bir şey olsaydı ?

Ne yapardım ben ? Onsuz nasıl yaşardım ?

Kaldıramayacağım bir şeyi öğrenmek iyice çökmeme sebep olurken Kuvars'ı bu durumda yalnız bırakmış olmamız daha fazla üzüyordu.

Göğsünden ayrılıp arkamı döndüm. Sindirmeye çalışırken ellerimle yüzümü kapattım ve derin derin nefesler aldım.

Bunca bekleyişimin nedenini böyle beklemiyordum.

Omuzlarım ağlamaktan sarsılırken sırtımdan sarılıp saçlarıma dudaklarını bastırdı.

-"Neden söylemedin neden ? Neden yanında olmama izin vermedin ? Ya sana...ya bir şey..." tamamlamaya canım el vermeyince hıçkırıklarımdan susmak zorunda kaldım.

-"Loya lütfen. İyiyim diyorum. Bak yanındayım."

Yüzümdeki yaşları silip tekrar ona döndüm.

-"Ne zaman öğrendin ? Kimse bilmiyor mu ?" diye sordum.

Metanetli olma ihtiyacı duymadan ağlamaya devam ediyordum. İçim parça parça olmuştu.

-"Çocuklar biliyor. Orhan , Volkan falan. Seninle tanışmadan önce biliyordum. Senden önce...açıkçası umursamıyordum."

Yeniden yaş süzülen gözlerimi sildim.

-"Neden ?" diye fısıldarcasına sordum.

Gözlerini yüzümde gezdirip bir adım atarak yaklaştı.

-"Ağlamaya devam edersen bundan sonra hiçbir şey anlatmam."

Hala alay etmesine isyan ettim. Kolunu ittirip elimi saçlarımın arasından geçirdim.

-"Sana inanamıyorum. Hadi beni geçtim. Ailen ! Ailene nasıl söylemezsin ?!"

Tekrar bıkmadan usanmadan ellerimi tuttu.

-"Güzelim. Birine söylemek istesem bu zaten ilk önce sen olurdun. Anladın mı ? "

Kaybetmek korkusuyla kollarının arasına girip beline sıkıca sarıldım.

-"Bunun için gelmedin." dedim kendi kendime. Taşlar elbette yerine oturmuştu.

Ensemi okşayıp çenesini başımın üstüne koydu.

-"Evet. Biraz dinlenmem gerekiyordu."

-"Bundan sonra uzun bir süre dinleneceğini bilmelisin." dedim ve başımı kaldırıp ona baktım.

Gülümseyip alnıma dudaklarını bastırdı.

-"Özellikle Defne'ye söyleme olur mu ?" diye sorunca başımla onayladım.

-"İyisin değil mi ? Doğru söyle. Herhangi bir sorun var mı ? Tamamen geçti mi ? Kendini nasıl hissediyorsun ?"

Sorumlarımı tamamladığımda cevaplarını beklerken dudaklarımı dudaklarıyla kapattı. Şefkatle tatlı tatlı öptüğü alt dudağımı bırakıp çekilmeden son kez öptü ve başını kaldırdı.

-"İyiyim diyorum ufaklık. Ama karnım kurt gibi acıktı."

Bu ruh haliyle ne iştah kalmıştı ne başka bir şey.

-"Tamam...hazırlanırım hemen." diye mırıldanıp kollarından ayrıldım.

Giysi odasından çıkarken Kuvars'ın telefonu çalıyordu. Onu yalnız bırakıp banyoda saçlarımın yalnızca uç kısımlarına hızlıca dalga yapıp bıraktım. Dakikalar öncesinde süslenip püslenmeye heveslenmişken şimdi yüzümden düşen bin parçaydı.

Solgun yüzümü böyle bırakmak istemeyince hızlıca bir kaç şey sürüp canlandırdım.

Bir tek gözlerimi canlandıramazdım.

Banyodan çıktığımda Kuvars yatak odasında ceketini giyiyordu.

-"Sana bir şey söyleyeceğim. Ama buna canını sıkmanı istemiyorum. "

Ah yine ne oldu ?

-"Kötü bir şey ?" dedim sorarcasına.

-"Bence değil. Kendin bak." Telefonunu bana uzattığında hemen elinden aldım.

Bir magazin haber sayfasıydı.

Dün gece birbirimize sarılmış olduğumuz karenin boy boy fotoğrafları vardı.

Tanrım.

Bir bu eksikti.

-"Dedikodu kazanı." diye fısıldadım.

Daha yeni gündemden düşmüştüm.

-"Önemli değil. Sakladığımız bir şey yok."

Başımı belli belirsiz sallayıp telefonunu geri verdim.

Elbette yoktu ama dikkati üzerimize çekmek rahatsız edici olacaktı.

-"Asma yüzünü." Yanağımı kavrayıp dudağımın kenarını öptü.

-"Giyineyim ben." diyerek yanından çekildim.

Her şeyden önemlisi Kuvars'ın sağlığı bütün olanlardan daha öncelikliydi. Şuan aklımda bir tek bu vardı. İnsanların ne düşüneceğini da gram umursamıyordum.

Ellerim buz gibi kesiliyordu.

Sakladığı başka bir şey olabilir miydi ? Gerçekten iyi midir ?

-"Loya ?"

İrkilip geriye döndüğümde odanın ortasında durduğumu fark ettim.

-"İyi misin güzelim ?" Yanıma doğru gelince derin bir nefes alıp dışarı üfledim.

-"İyiyim. İki dakikaya hazır olurum. " dedim ve dolabın kapağını açtım.

Beyaz bir bluz ve jean pantolon aldım. Alt çekmeceyi çekerken Kuvars'ın hala izliyor oluşundan ötürü yanaklarımı ateşler sarmıştı.

-"Bekliyorum. " Sesli bir nefesle beni yalnız bırakırken iç çamaşır takımı seçip doğruldum.

Üzerimi giyindiğimde takılarımın olduğu kısımdan kolye ve saat alıp taktım.

Ten rengi topuklu ayakkabı seçtikten sonra üzerime uygun çanta hazırlayıp odadan çıktım.

Kuvars kalçasını makyaj masama yaslamış telefonuna bakıyordu.

-"Hazırım." der demez telefonunu indirip masadan uzaklaştı.

Uzun iki adımla önümde durup gözlerini göğüs bölgemde dolaştırdı.

-"Ne oldu ?" dedim bakışlarının değiştiğini görünce.

İç çekip başını çevirdi.

-"Fazla tahrik edici. İnsansız bir yere gitmemiz gerekecek." dedi ve arkasını dönüp yatak odasından çıktı.

Kendisinin nasıl dikkat çektiğinin farkında değil mi ?

-"Bence kıyafetimden daha önemli sorunlarımız var." Mırıldanarak peşinden yürüdüğümde söylediğimi duymuş duymamazlıktan gelmişti.

Evden çıkıp otoparkta bekleyen Volkan'ın olduğu arabaya bindik. Çantamda sessizde bekleyen telefonuma göz ucuyla bakayım dedim ki vazgeçtim.

Magazin sayfalarından bir sürü bildirim. Elis ve Defne'den dünya dolusu mesajla arama vardı.

Çantama yeniden atıyordum ki Elis tekrar arıyordu.

Kaçış olmadığından mecburen açtım. Aksi halde sürekli arayacaktı.

-"Kızım güne bomba gibi düşmüşsün !! Şokun şokundayım ! Ama ben bu adamı senin yanında gördüğümde bir şüphelenmiştim. İnanmıyorum !"

-"Elis bir nefes al." dedim ben daralınca.

-"Ay çok heyecanlı ! Loya yemin ederim kendimin gibi sevindim. İnan bana tek dileğim çok çok mutlu olman." diyince her şeye rağmen tebessüm ettim.

Henüz idrak edememiştim ama bütün çevremiz ilişkimizi öğrenmişti. Bir nevi resmiyete dönmüştü.

-"Teşekkür ederim sağ ol." dedim içtenlikle.

-"Yengem hiç konuşmadı ama yüzü hiç iyi sinyaller vermiyor. Amcam zaten benim kadar şaşırdı. Tek kelime etmediler. "

Birbirimizi sildiğimiz için normaldi.

-"Benim için önemli değil." dedim.

-"Aman olmasın daha iyi. Akrabalar durmadan arıyor akbaba gibi üşüştüler. Yengem iyice çıldırdı." diyip kahkaha atınca gözlerimi devirdim.

Kaostan zevk alıyordu.

-"Umurumda değil." diyerek aklımdan da sildim.

-"Neyse çok konuştum. Yüz yüze konuşuruz. Görüşürüz."

-"Görüşürüz." diyip kapattım.

Çantama geri koyarken Kuvars usulca elini belime doğru uzattı ve kendine çekti.

-"Patron ?"

Volkan'ın soran sesiyle vücudumu dikleştirip öyle durdum.

-"Sessiz sakin bir yere sür." diye yanıtladı Kuvars.

Göğsüne yaslanacakken aklıma iş yerim gelince telefonumu yeniden aldım. Çalışanlardan birine gelemeyeceğime dair mesaj attım.

Bu sırada Kuvars telefonumun ekranına bakıyordu.

-"Öğleden sonra ajansta işim var. Sende geçersin akşam alırım seni." diyince bütün gün beraber olamayacağımızı anlamış oldum.

-"Dinlenmen gerekmiyor mu ?" diyip kaşlarımı çattım.

Cevap beklerken dudaklarıma nazik bir öpücük kondurunca içim geçmişti.

-"Akşam dinlenirim." diye kısık sesle mırıldandı.

Tüylerim ürperirken sertçe yutkunup başımı eğdim.

Ses tonunun boğukluğundan dahi etkileniyordum.

-"Yorma kendini. " dedim toparlanınca.

-"İyiyim ben." Kendi kendini inandırıyor olabilirdi ama ben şimdi o acı çeken yüz ifadesini daha iyi anlıyordum.

Yol boyunca konu hakkında konuşmadık. Daha doğrusu Kuvars konuşturmamıştı.

Volkan'ın arabayı durduğu yere gelmemiz yaklaşık yirmi dakika sürmüştü. Arabadan indiğimizde baharın gelişiyle yeşillenen güzel bir yerdeydik.

-"Kalabalık değildir patron. Eğer hoşlanmazsanız başka yere gidebiliriz." dedi Volkan da bizimle arabadan inerken.

-"İyi burası." Kuvars etrafı incelerken elimi sıkıca kavradı.

Dışarıda böyle el ele tutuşmak içimi kıpır kıpır ediyordu. Ötüşen kuşlar gibi cıvıl cıvıl oluyordum.

Taşlı yolda yürürken iki yanı saran çiçeklerin kokusu eşliğinde taş binaya girdik. Binanın girişi taş olmasına rağmen ilerleyen uzunluk camla devam ediyordu. O kadar güzeldi ki.

Ağaçların gölgesi üstümüzdeyken içerisi mis gibi kokuyordu.

-"Merhaba hoşgeldiniz. Kuvars beydi değil mi yanlış hatırlamıyorum ?"

Karşılama personeli olan adam saygıyla başını eğdiğinde acaba tanınmayacağı neresi vardır diye düşündüm.

-"Evet hoş bulduk. Kahvaltı yapacağız."

-"Tabi efendim buyrun. Bahçede oturmak ister misiniz ?"

Kuvars bana bakınca başımı salladım.

Uzun cam bölümdeki masaları es geçerek iki yana açılan kapıdan yemyeşil bahçeye çıktık. Sonsuz bir deniz manzarası tepeden görünüyordu.

-"Şöyle alayım sizi. Hemen kahvaltınız hazır olur efendim."

Kısa taş duvarın kenarındaki beyaz masaya oturur oturmaz derin bir nefes aldım. Güneş ağaçların arasından ısısını hissettirirken öteki yandan ılık ılık rüzgar esiyordu.

-"Çok güzel değil mi ?" diye sordum her şeyi unutup gülümseyerek.

Kuvars'ın gözleri gülümseyen dudaklarımda takılı kalınca utanmıştım.

-"Sen mutlu olduysan...her gün gelebiliriz."

Dudaklarımdaki gülümsemeyle masanın altından elini tuttum. Utana sıkıla kavradığım elini bırakmadan başımı omzuna yasladım.

Aldığı nefesin huzurunu hissetmiştim. Saçlarımı öpücük kondurup yanağımı usulca okşadı.

Etrafımızda bizden hariç bir kaç kişi daha vardı ancak kimse bizim çevremizde olduğu gibi gözlerini üstümüze dikmiyordu.

Sıradan gibiydik. En güzeli.

Kahvaltımızı beklerken güzel temiz havayı ve eşliğinde en sevdiğim kokuyu içime doldurdum. Gözlerim huzurla kapandığında bir anlık Kuvars'ın yaşadığıyla bocalamıştım. Üzerimden kaldıramayacak atamayacaktım ancak onu sıkmayacaktım.

-"Hiç uzaklaşmak istedin mi ?" diye sordum kuş cıvıltıları arasında.

Sağ elini koyduğu omzumdan çekip yanağıma çıkarttı ve baş parmağını gezdirdi.

-"Yorulduğum oldu ama pes etmedim."

Ben pes dediğimde elimden Kuvars tutmuştu.

Başımı omzundan kaldırıp özenle yaratılmış yüzüne baktım. Her ayrıntısını ne çok özlemiştim.

-"Mola bile vermek istemedin mi ?" diye yeniledim sorumu.

Aldığı derin solukla birlikte bana döndü. Sonra yavaş yavaş cebinden çıkarttığı sigara paketinden bir dal çıkarttı ve dolgun dudakları arasına koydu.

Yaktı , bir nefes çekip indirdi.

-"Olduğum yere gelmek için hazıra konmadım. Farkındaysan babamla birlikte iş yapmıyorum. Aile mirası gibi şeylerde de hiç gözüm olmadı. Şimdi , eğer ismime saygı duyuluyorsa...bu kendi emeklerimle oldu. O yüzden artık çalıştığımı harcayayım yaşamaya bakayım gibi bir lügatım asla olmaz güzelim." dedi ardından sigarasından daha uzun bir soluk çekti.

Yüzü yaşanmışlıkların etkisini canlı canlı gösteriyordu. Kuvars mükemmel bir adamdı. Baştan aşağı.

Yalnızca hisli birisi değildi. Çoğunlukla öfkesine tutunuyordu. Ne çok gülümsüyor ne de gereğinden fazla konuşuyordu.

Hayatında çizdiği çizgiler dışına ne zaman çıkacaktı ?

Çok farklı noktalardaydık. Ancak ikimizde hayatın tadını hiç çıkaramamıştık.

Garsonun gelmesiyle konuşmamış susmuştum.

Kahvaltıda bu defa hedefinde ben yoktum.

-"Düzgün beslen. Ayrıca şu sigaranı azaltır mısın ? Hemen iyileşemezsin."

-"İyileştirirsin." Karizmatik bir edayla göz kırpınca kalbim de sıkışarak bana göz kırpmıştı.

-"Lütfen Kuvars dalga geçme. Ciddiyim ben."

-"Bende iyi olduğum konusunda ciddiyim." Sigara paketine uzanışına kızacaktım ki telefonu çalınca konuşmadım.

-"Geliyorum. Sen devam et."

Yaktığı sigarası ve telefonuyla ayağa kalkıp ilerlerken diğer masada oturan kızlar hülyalı hülyalı Kuvars'ı süzüyorlardı.

İçimi saran yoğun kıskançlık hissinin öfkesi beni bile şaşırtmıştı.

Biraz ileride taş duvara kalçasını yaslayıp sigarasını içiyordu. Telefonla konuşurken yaptığı mimiklerine bile birer birer hayran kalıyordum.

Diğer kızlar nasıl kalmasın ?!

Neyse ki uzun sürmemişti. Geldiğinde kahvaltımıza kaldığımız yerden devam etmiş oradan kalkmıştık.

-"Ben eve gideceğim." dedim arabada ilerlerken.

-"Seni yalnız bırakmak istemezdim ama işler bekliyor. " diyerek kolunu omzuma doladı ve göğsüne çekti.

Elimle birlikte yanağımı yaslayıp gözlerimi kapattım.

-"Sen kendine dikkat et yeterli. " diye mırıldandım.

-"Endişelenme." Endişelenmem gereken daha büyük nasıl bir meselemiz olabilir ?

Yol boyunca göğsünden bir milim kıpırdamadan dururken aklım diğer yanındaydı. Ameliyatlı tarafta olmamama rağmen üzülüyordum.

-"Görüşürüz." dedim arabadan inmeye yöneldiğimde.

Başını hafifçe eğdi.

-"Ararım." dedi.

İnerken de aklım ondaydı evdeyken de. Bir başkası için deli gibi korkmak çok ağırdı.

Akşam oluncaya kadar da sürekli tereddüt halindeydim. Ya iyi değil de iyiymiş gibi yapıyorsa diye içim içimi yemişti.

En sonunda aklımı dağıtmak için elime telefonumu aldığımda tesadüfen Defne arıyordu.

Açtım ve kulağıma yasladım.

-"Sonunda sana ulaşabildim ! Telefonunu kaybettiğini düşünmeye başlamıştım."

-"Arayacaktım gerçekten unuttum." dedim dudağımı büzüp.

Ne dese haklıydı.

-"2 saatiniz var Loya hanım. Soysal malikanesine akşam yemeğine davetlisiniz. Ayrıca ailemize hoşgeldin !" Alay edercesine söyleyip güldüğü an tüylerim diken diken oldu.

-"Ne ?" dedim koltukta hızlıca toparlanıp.

-"Ee yalan mı ? Artık bütün cemiyet herkes birlikteliğinizi öğrendi. Ortalık çalkalanıyor ! Özellikle bekar gözde kadınlar şimdi bunalımdalar. Elbette abim için yanlış anlama."

Sinirle gülüp saçlarımı çekiştirdim.

-"Söyleme böyle şeyler sinir oluyorum."

-"Akşam misafirlerimiz var. Dedemler ve bir kaç akrabamız daha. Babam abimi çağırdı. Ve annem seni de davet etmemi rica ediyor."

Ah yok artık.

-"Defne gelemem ben ! Hem de akrabalarınız olacak. Çok utanırım. Ne yapacağım ?!"

Telaşla yerimden firladığımda kalbim çoktan göğüs kafesimi şiddetle sarsıyordu.

-"Utanılacak ne var canım ? Konuşmaya devam mı edeceksin yoksa hazırlanacak mısın ?"

Kaçış olmadığını anlar anlamaz telefonu kapatıp duş almaya koştum. Alabildiğim en hızlı duşun sonrasında ilk önce saçlarımı düzleştirdim.

Ardından hafif doğal tonlarda makyaj yapıp giysi odama girdim.

Sanırım en zorlandığım kısımdaydım.

Elbiselerimin içinden sade ama şık bir tanesini seçtim ve hızla giyindim.

Omuzlarımdan düşen saçlarımı düzeltip altına uygun topukluyu seçtim ve çantamı aldım.

Yatağa otururken bir yandan Kuvars'ı arıyordum.

-"Bende şimdi seni arayacaktım. Hazır mısın ?"

-"Hazırım...biraz hazır değilim." Tuttuğum nefesimi üfleyip elimi göğsüme koydum.

-"Boşuna stres yapma. Önemli bir şey değil. Yemek yeriz kalkarız. On dakikaya oradayım." Bu adamın rahatlığı beni öldürüyor.

-"Bekliyorum." diyip kapattım.

Gün içinde sık sık mesaj atıp nasıl olduğunu sorduğum için artık sormamam konusunda uyarılmıştım.

Kuvars'ı bekletmemek için sitenin önüne çıktım ve geldiği gibi arabaya bindim.

-"Akşam bana geçeriz."

Kuvars boynuma ilişip dudaklarını bastırırken sözcükler fısıldadı.

Sanırım gittiğimiz yerden çok bu tutkuyla söylediği beni tamamen etkisiz hale getirmişti.

•••

İyi geceler millet.

Son zamanlarda yetersiz kalan yazarınız nihayet bitirebildi.

Bekletmelerim için gerçekten üzgünüm. Ve sabırla beklediğiniz için teşekkür ederim.

Bölümü nasıl buldunuz ?

Bir sonraki bölüm birazcık azıcık ucundan ateşli geçsin diyorum. Sizce nasıl fikir ?

Bir de Kuvars'ın gidişini öğrenmiş olduk. Şaşırdık mı ?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.