İçeriğe geç

BERCESTE

Bölüm 2 · 10 dk okuma

BERCESTE

Bölüm 2

2

~ İstemeden varım ve istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında , hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum. ~

-Fernando Pessoa

•

Dersten çıktığım anda yürürken çalan telefonumu almak için duraksadım. Elime aldığımda kayıtlı olmayan bir numara arıyordu.

Açıp açmamak konusunda tereddüt yaşıyordum fakat ısrarla devam eden aramayı daha fazla bekletemedim.

Açtım.

-"Efendim ?" dedim beklenti içerisinde.

-"Loya benim."

Elis ?

-"Neden farklı bir numaradan arıyorsun ?" diye sordum.

-"Çantamı çaldırdım ! İnanabiliyor musun ?!"

Gözlerim endişeyle büyüdü.

-"Ne ? Gerçekten mi ? Neredesin şimdi ?"

-"Karakoldayım. Birazdan ifade vereceğim."

-"Tamam hemen geliyorum."

Yerini öğrendikten sonra hızlıca kampüsten çıktım ve bulduğum ilk taksiye bindim.

İlk kez bir karakola giriyor oluşumun verdiği gerginlik ile çantamın zincirini sıkıca kavrayıp hızlı adımlar attım. Girişte karşıma çıkan bir polisi görmemle derin bir nefes aldım.

-"Merhaba bir şey sorabilir miyim ?"

Başını sallayıp onayladı.

-"Tabii."

-"Nerede ifade veriliyor ?"

-"Loya !" Aynı anda tanıdık sesi duymam rahatlamıştı.

-"Tamam buldum vaktinizi aldım kusura bakmayın teşekkür ederim. " Mahcup bir şekilde ilerleyip Elis'in yanına vardım ve birbirimize sarıldık.

-"İyi misin ? Sana bir şey oldu mu ?"

Büyümüş göz bebeklerinden korktuğunu görebiliyordum.

-"Hayır ama çok korktum. Taksi bekliyordum bir anda koluma yapıştı ! Ödüm koptu !" diyerek elini göğsüne koydu.

-"Sana bir şey olmamasına sevindim. Umarım hırsızı bulurlar. Bankayı arayıp kartlarını iptal ettirseydin." dedim o an aklıma geleni söyleyerek.

-"Yaptım yaptım ama babam çok kızacak. Ve dedem bir daha susmaz."

Aynı anda yüzümüz düştü. Haklıydı. Dikkatsizlik yaptığını düşünerek kızacaklardı.

-"Buyrun Elis hanım başkomiserim sizi bekliyor." Yanımızda beliren polis memuru ile bakışlarımızı çevirdik.

Eliyle işaret ettiği odaya birlikte girdiğimizde masanın diğer tarafında başkomiser olmak için fazlaca genç bir adam vardı. Genç dediğim belki 30 üstüydü. Ah her neyse !

-"Nasılsınız ? Bilgi verdiler tatsız bir olay olmuş."

Ardımızdan kapanan kapıyla masanın önüne doğru yürüdük.

-"İyi sayılırım teşekkürler."

Elini uzatan adamla sırayla mecburen el sıkıştık.

-"Bu arada ben Korhan Soysal. Yardımcı olmaya çalışacağım."

Başımı eğerek sessizliğimi korudum ve Elis'in oturmasıyla karşı berjere oturdum.

Oturduğumuz yerin karşısında ayrı bir üçlü deri koltuk vardı. Karakol için şık düzenlenmiş bir odaydı.

-"Şükrü !"

Gür sesiyle bağırınca boşluğuma denk gelmiş sıçramıştım. Elis sessizce kıkırdayınca ona ters ters bakmaya çalıştım. Sadece çalıştım.

-"Emredin başkomiserim !" Odaya giren memuru içeri çağırdı.

-"Hanımefendinin ifadesini yaz. Bende o sırada çevredeki görüntüleri isteyeceğim." dedi Korhan bey.

Elis anlattığı sırada kapı sert bir şekilde pat diye açıldı.

-"Kuvars bey lütfen !!" Bir adamın bağırma sesi ile merak ederek geri döndüm.

Korkulu gözlerle bakan polis memurunun bakışlarında olan adam odaya izinsiz dalmıştı.

Farkında olmadan saniyelik bir süreyle gözüme çarpan adamın dikkat çekiciliğini göz ardı edemedim. Nefesimi darlaştıracak türden bir görüntüye sahipti.

Hızla başımı önüme çevirdim.

Göz göze gelmemek en iyisiydi. Bir yabancı hakkında çekicilik gibi tabirler kullanmak çok ayıptı.

-"Sıranı bekle gördüğün gibi müsait değilim !" Korhan Soysal bize kullandığı ses tonunun aksine daha sert olmuştu. Gözleri bile değişmiş gibiydi. Yada ben uyduruyordum.

-"Vakit ayırıp geldiğime şükret."

Babamdan bile daha duygusuz bir ses duymak tuhaf gelmişti. Oysaki sadece babamın kalbinin soğuk olduğunu düşünürdüm. Ama bu ses daha düz , tok ve ruhsuzdu.

Korhan beyin aldığı nefes odada yankılanırken gelen adam üçlü koltuğun ortasına oturmuştu. Bakmadan bile önüme bakarken hissedebiliyordum.

-"Devam edin lütfen Elis hanım."

İfadeyi yazan memur çıkarken başka bir tanesi girmişti. Monitörden çevrenin görüntülerini izledikleri sırada o bölgeye hemen bir ekip göndermişlerdi.

-"Şu saçma sapan ifadeyi al artık Korhan !" İkinci sıçrayışım odayı inleten sesten dolayı oldu.

-"Bundan daha önemli bir işiniz mi var Kuvars bey ?! İçeri tıkıldığında keşke biraz daha kendimi savunsaydım dersin !"

Dudağımın kenarını sabırsızlıkla ısırırken bir kaç adım uzağımda ayakta dikilen adama usulca baktım. Şişmiş göğsü yansıttığı öfkeyle inip kalkıyordu.

-"Tam bir zavallısın. Elinde delil olmadığı için küçücük bir parçaya tutunuyor olmanla sadece eğleniyorum Korhan." Ses tonundaki alaycılık duygusuzluğu ile birleşince gözüme ürpertici gelmişti.

Yeniden bakışlarımı kaçırdım ve yere odaklandım.

-"Nerede olduğunu unutuyorsun düzgün konuş. Saygısızlıktan bile seni içeri atabileceğim yerdesin farkında mısın kardeşim ?!"

Ne yani bu adam başkomiserin kardeşi miydi ?!

Ben düşman sanmıştım !

-"Bir sikim yapamazsın. Gidiyorum ben. İfade olarak da yoldan geçerken gördüm şüpheli olduğunu zannettim yazarsın."

Ürkütücü duruşu ve sesiyle zemin tahtasını gıcırdatan adımlarla odayı terk etti.

Ettiği küfürü bu denli yakından duymuş olmam yanaklarımı kızartırken Korhan beyin gevelediği küfürler cabasıydı.

Ben hiç küfür duymamıştım ki...

-"Kusura bakmayın gerçekten haddini bilmezin teki. Haşmet beyi yada Kadem beyi aramamı ister misiniz ?"

Elis hızla başını salladı.

-"Lütfen hiç gerek yok. Halledemiyorsanız sorun değil."

Dedem ve amcam buraya çağırılırsa hiç iyi şeyler olmazdı.

-"Yok hayır yalnız kalmamanız amacıyla söylemiştim. Çok sürmez. O civarda genelde bu tip kapkaçlar yapılıyor. Burada bekleyin lütfen. Bir şey içer miydiniz ?"

Hanzade soyundan geliyor olmanın verdiği avantaj ile başkomiserin odasında bir kaç saat beklemiştik. Söylediği gibi çantayı çalan hırsıza kısa sürede ulaşmışlardı.

Parasının bir kısmını harcamış olsalar bile en azından kimliği ve telefonu sağlamdı. Önemli olan para değil bilgileriydi.

-"Çok teşekkürler. " dedi Elis odadan çıkarken.

Korhan bey bizi çıkışa kadar geçirecekti.

-"Haşmet beye selamlarımı iletin. İyi günler." dedi biz taksiye binerken.

Ona bakmadan oturduğum koltukta nefesimi dışarı verdim. Böyle aksiyonlu işlere hiç girmediğim için çok gerilmiştim.

-"Sağol. Yanımda kaldığın için." Bir anda elimi kavrayıp sıkan Elis'e döndüm.

Diğer elimi onun eline koydum.

-"Her zaman." dedim kısık sesle.

Gülümsedikten sonra telefonunu çıkarttı.

-"Abimi arayıp nerede olduğunu soracağım. Geç kalmamızın bir bahanesi olur ve eve onunla dönmüş gibi yaparız."

Yüz ifadem hissizleşirken bir şey söylemeden başımı cama çevirdim.

Elis'in abisi Egemen. Tam bir baş belasıydı. Ondan oldum olası nefret ediyor fakat kimseye söyleyemiyordum.

Beni her yalnız bulduğu yerde sıkıştırması canımı çok sıkıyordu. Resmen takıntılı bir manyaktı. Yüzlerce kez ona kuzen olduğumuzu hatırlatıp herhangi bir his beslemediğimi söylemiştim. Anlamıyordu.

Bunu kimse görmüyordu.

Görmüyorlardı beni duymuyorlardı.

-"Tamam evin alt sokağında ineriz."

Karanlık düşüncelerimden sıyrılıp güç almak istercesine tırnaklarımı avuç içime bastırdım. Geçeceğine inanmak istiyordum.

Geçmeyecek bitmeyecekti.

-"O da eve geçiyormuş hallettim. Bizimkilere abimle olduğumuzu söyleriz."

Belli belirsiz başımla onayladım. Yol boyu sessizliğimi korurken bir anlık o adam gözümün önünde belirince aklımdan korktum. Bana oyun mu oynuyordu ?

İyice aklımı yitirme dönemine girmiş olmalıydım.

-"Anlatın bakalım neler oluyor ?"

Egemen'in spor arabasında arka koltukta diken üstünde oturuyordum. Ona ait hiçbir şeye elim değsin istemiyordum.

Elis durumu aynen aktarırken yine konuşmadım. Normalde de konuşkan değildim. Annem gerekmediği müddetçe konuşmamamın daha iyi olduğunu söylerdi.

-"En azından yalnız değilmişsin. Teşekkürler Loya."

Tüylerimi diken diken eden ses tonu arabaya yayıldı. Keşke o dudaklarından ismim hiç çıkmasa diye diledim.

-"Sorun değil." derken sıfır duygu ile konuştum.

Dikiz aynasından beni izleyip durduğunu biliyordum. Bundan dolayı hiç o yöne bakmadım.

'

Aylar sonra tek kurtuluşum olan okulumdan mezun olduğum gün gelmişti.

Heyecanlı...değildim. Mutlu...hiç değildim.

Sabahın erken saatinde uyanmış aynanın karşısında oturmuş göz yaşı akıtıyordum.

Bitmiştim. Tamamen soğuk duvarlara sahip bu eve hapsolmuştum. Çıkış kapıları kapanmıştı. Aklımı dağıtacak beni mutlu edecek tek bir yol yoktu.

Hıçkırırsam annem geçerken duyar diye var gücümle tırnaklarımı avuçlarıma geçiriyor dilimi ısırıyordum. Nefes nefese iç çekişlerimi dahi sessiz yapıyordum.

Kimse ağladığımı görmüyordu. Ruhumda çıkmış kasırganın bütün benliğimi koparıp götürdüğünü bilmiyordu.

Kimse avuç içlerimi de görmüyordu.

Her zorlandığımda tırnaklarımı geçirip derin izler açtığım avuçlarımı görmüyorlardı.

Ama yine de kendime tutundum , kalktım. Göz yaşlarımı birer birer sildim banyoya girdim.

Alacağım son nefes günüm için hazırlanacaktım.

Sonrası yönetemediğim hayatımı sürdürmek olacaktı.

Tenime yakışan esansları döktüğüm küvette yarım saat kadar kaldım. Kokumun her yeri sarması ile çıkmış duşumu almıştım. Bornozuma sarılmış odama dönmüştüm ki her zaman reddettiğim Nevin hanım kapının yanında bekliyordu.

Bu kez sessiz kaldım.

Onu kırmadan istemediğimi söylemediğim için şaşırmıştı. Nazik hareketlerle saçımı kuruttu. Şefkatle tarayıp okşadı.

Aynadaki yansımamda görünen çökmüş kızı nasıl fark etmiyorlardı ? Neden iyi olup olmadığımı kimse sormuyordu ?

-"Nasıl şekillendirmemi istersiniz ?"

Yutkunup çatlamış dudaklarımı araladım.

-"Fark etmez siz nasıl isterseniz onu yapın." dedim.

Omuz bile silkemiyordum. Yapacakken annemin uyarıları kulağımda bas bas çınlanıyordu.

Sanki görünmez bir güçle dürtülerimi bile ele geçirmişti.

Nevin hanım hiç acıtmadan saçlarıma güzelce fön çekmişti. Odadan çıkar çıkmaz göz pınarımdan süzülen damlayı sildim ve yüz kremimi tenime yaydım.

Ağladığımı umarım anlamazlar diye içimden geçirirken odamın kapısı tıklatıldı.

Gözlerimden geçen yoğunluğa aynada son kez bakıp boğazımı nazikçe temizledim.

"Evet ?" diye seslendim bornozumun yakasını düzeltirken.

-"Gelebilir miyim ?"

Gelenin Elis olması beni rahatlattı. Şuan da annemi çekmek istemiyordum.

-"Tabi gel." dedim yüz ifademi düzeltmeye çabalayıp.

Ona çok yakışan gülümsemesi ile kapıyı açıp makyaj masama doğru ilerledi.

-"Elbisem konusunda çok kararsız kaldım. Sence olmuş mu ?"

Etrafında dönerken vücudunu saran siyah saten elbisesi harika görünüyordu. İnce askıları , hafif dekoltesi ve tam yerinde olan miniliği çok hoştu.

-"Çok güzelsin." dedim dudaklarım hafifçe yukarı kıvrılırken.

Omuzlarını kaldırıp tuttuğu nefesi verince rahatladığını anladım.

-"Teşekkür ederim içim rahat etti. Akşam için ben tekrar babamla konuşmayı deneyeceğim. En azından o amcamla konuşabilir."

Beni düşünüyor oluşu içimi sızlatırken gözlerimin yaşarmaması için dua ettim.

-"Boşver...lütfen. Sana kızmalarını istemiyorum." dedim titreyen ses tonumla. En son o çanta olayında ona günlerce kızmışlardı.

Başını eğip ifadesiz yüzüyle baktı.

-"Saçmalama. Senin mutlu olman için bir gece azar işitmek hiç önemli değil. En azından mutlu olduğunda nasıl göründüğünü görmüş olurum."

Bilerek güldürme çabalarının sonucu gülümserken başımı aşağı eğdim.

Mezuniyetimizden sonra Elis arkadaşları ile kutlama yapacaktı. Bunu bir akşam yemeğinde açtığı zaman annem direk onaylamamıştı. Amcam çoğu zaman Elis'in ısrarlarına dayanamayıp ona izin verirdi fakat benim öyle bir şansım yoktu.

Bundan dolayı annem ve babam benim gece dışarı çıkmama son derece katı bakıyordu.

-"Gerçekten çok sağol ama önemli değil. Hem sen ikimiz için eğlenirsin olmaz mı ?" dedim yüreğim sıkışırken.

Gitmek istediğimi Elis'e bile söyleyemiyordum. Sırf bana üzülmesin mutsuz olmasın diye.

-"Ne söylersen söyle konuşacağım ! Şimdi güzelliğimize güzellik katalım. Hanzade kızları olarak değil. Loya ve Elis olarak. "

Burnum sızlarken sandalyeden kalkıp ona sarıldım. Saniyesinde kollarını belime dolamış sıkıca karşılık vermişti.

-"İyi ki varsın Elis." diye fısıldadım. Evde tutunduğum en ince dalım.

-"Hep varım hep yanındayım. Kardeşiz biz unutma."

Geri çekilmeden ona fark ettirmeden gözümden akan bir damlayı parmağımın ucuyla sildim.

-"Teşekkür ederim." dedim yalnızca ve geri çekildim.

Yeterince ağlamamış mıydım ? Tükenmez miydi yaşlarım ?

Burnunu çekip sulanmış gözleriyle gülümsedi.

-"Kahvaltıda buluşuruz. Bir şeye ihtiyacın olursa çekinme."

Başımı usulca salladım. Odamdan çıkıp kapıyı kapatınca dudaklarımı ısırdım.

Ağlama

Ağlama

Derin derin nefesler alarak sade makyajımı yapmaya başladım. Yeşilin tonunu barındıran gözlerimi seviyordum. Yeşillerimin arasına sızan kırmızılıkları görmezden geldim.

Kendimi izlemeyi sonlandırarak kalktım ve giysi odama geri gittim. İnce beyaz dantelden oluşan iç çamaşırlarımı giyinip kenara ayırdığım elbiseme uzandım.

Beyaz giyecektim.

Cıvıl cıvıl renklerin olduğu dolabımdan hiçbir renkte kendimi görmüyordum.

Elbisemi başımdan aşağı geçirip önünde olan ayrıntıyı düzelttim.

Nasıl göründüğümü bilmiyordum fakat benim için güzel olup olmamak önemli değildi. En azından bugün.

Ten rengi bantlı topukluları ayağıma geçirdikten sonra odaya döndüm. Sevdiğim kokuyu boynuma ve bileklerime sıktıktan sonra çantamı alarak odada çıktım.

Kahvaltı saatinde asla geç kalma yaşamadan herkes masada olurdu. Merdivenleri indiğim sırada kahvaltı masasında Egemen'i görecek olmanın derdini yaşıyordum.

En azından amcamla birlikte doğu kanadında yaşıyorlardı ve evin büyüklüğü sayesinde onunla çok karşılaşmıyorduk. Bazen bilerek bizim bulunduğumuz batı kısmında bekleyip benimle konuşurdu. Daha doğrusu konuşmaya çalışırdı.

Çekilmez bir adam.

Bıkkınlık içerisinde yemek odasına yürüdüm. Her noktasından gösteriş akan evimiz gözümde çok değersizdi. Kocaman bir yemek masamız vardı. Çok şaşaalı bir o kadar da servet değerindeydi.

Ancak o masada değerli tek bir sohbet olmamıştı. Hiç kimse birbirine nasıl olduğunu sormazdı. O masada ağlıyor olsanız nasılsın yerine odana çık derlerdi.

Bu böyle gelmiş böyle gidecekti. Kaderimin yazıldığı bu ev sadece evdi. Yuva değil.

-"Ne kadar güzel olmuşsun !"

Sessizliği bölen Elis'in sesi ile gözlerimi ilk önce etrafta gezdirdim ardından tebessüm ettim. Henüz kimse görünürde yoktu.

-"Teşekkür ederim sen daha güzelsin." dedim karşılık olarak.

Gözlerini devirip masadaki yerini aldı. Yanına oturduğum sırada Hanzade ailesinin geri kalanı gelmişti. Karşıma oturan Egemen alttan alttan beni izlerken hiç başımı kaldırmadım.

-"Elis tebrik ederim."

Kürşat Hanzade.

Kızına bakma gereği bile duymadan yeğenini tebrik eden babam.

-"Teşekkür ederim amca."

-"İstediğin zaman gelip holdingde bir projeye katılabilirsin." diyen dedem gözlerini tabağından ayırmadan konuşmuştu.

Elis bir iç mimar olacaktı. İkimizin de çizim konusunda yeteneğimiz vardı ama ben güzel sanatlar okumayı seçmişken o iç mimarlığı tercih etmişti.

Egemen de her ne kadar benim kabusum olsa bile başarılı bir beyin cerrahıydı.

Babam öyle bir meslekte olmamı daima istiyordu. Ve ben hayatımın tek seçim şansını güzel sanatlar okuyarak kullanmıştım.

-"Olur dede."

Konuşma sesleri burada sonlanmıştı. Çıkan tek ses çatal bıçak seslerine karışan ruhumun parçalanma sesleriydi.

•••

Herkese merhaba 🌸

Kendimi tutamadım ve hızlıca bir bölüm yazdım.

İkinci bölümü nasıl buldunuz ?

Bölüm sonu

15 yorum