İçeriğe geç

BENZEMEZ KİMSE SANA

Bölüm 9 · 11 dk okuma

BENZEMEZ KİMSE SANA

Bölüm 9

BKS 7. BÖLÜM 🌸

BENZEMEZ KİMSE SANA 🌿

Alan Walker - Faded😍

Hande Ünsal - Seni Sever Miydim?😍

Herkese merhabalar...

Bölüme geçmeden evvel oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen. 🙏

Keyifle okuyun... 😍



Boşluk...

Şimdi hissettiğim sadece koca bir boşluktu. Az önce duyduklarımı algılamadım, algılayamadım.

Bu bir kabus olabilir miydi?!

Öylece hissiz gibi dururken, Kuzey konuştu.

"Akasya?" Sesi sanki çok uzaklardan geliyordu.

"Akasya! İyi misin? Bak endişeleniyorum." diyen sesi duyunca azda olsa kendime gelebildim.

Lanet olasıca gözlerim bana yine ihanet ederek, çoktan dolmuşlardı. Buna ek olarak bir de dudaklarım titremeye başlamıştı. Ne yapacaktım ben şimdi?!

"Ben... Ben..." diyebildim sadece. Yalnız fena yerden vurmuştu insafsız.

Hiç aklıma gelmezdi böyle bir şey diyeceği. Nasıl ve nereden anlamıştı ki?!

Yutkunup,

"Ben ne dediğinizi anlamadım. Ne demek oluyor bunlar?" dedim gözlerimi başka tarafa çevirip. En iyisi anlamamazlıktan gelmekti.

Kuzey iç çekip, "Hiç yalan söyleyemiyorsun Akasya. Ben sadece senin iyiliğini düşündüğüm için seninle konuşma kararı aldım." deyince kafamı çevirip ona baktım.

Benim iyiliğimi mi düşünüyordu? İyiliğin canı cehenneme dostum!

İzlediğim Amerikan filminden almıştım bu repliği. Havalı oluyormuş sevdim.

Neyse konumuza dönelim, benim iyiliğim öyle mi?

"Benim iyiliğimi düşünmek size mi kaldı? Bay egolu meteor manyak!" dedim. Allah'ım ben bunu dedim mi? Üzgünken ve sinirliyken şu dilimi tutamıyordum ki!

Ah ah!

Dudaklarını birbirine bastırıp, gülmemek için kendini sıkan Kuzey'in surat ifadesine bakınca, her şeyi unutup ona dalmak istedim.

Çok güzeldi.

Kendimi tutamasam, 'Gül be insafsız!' diyecektim ama, sonra dedikleri aklıma geldi ve böylece kendime geldim. Ciddi ol Akasya. Bu yol senin yolun. Taşı koyan meteorun kendisi olsa bile, o taşı alıp kafasına atacağız! Ama ya canı yanarsa diye düşünsem de sonra kendime kızıp, güçlü bir şekilde durdum.

Kendini kontrol altına alan Kuzey sakin bir sesle konuşmaya başladı. "Bak Akasya, ben düşündüğün gibi duygularına karşılık verebilecek bir adam değilim. En başındayken vazgeç bu işten."

Bu adam illa ki döv beni diyordu! Ona ne ki benim duygularımdan?!

Ayağa kalkıp gözümden düşen yaşı sildim, elimin tersiyle. Titremeye devam eden sesimle, "Bu sizi ilgilendirmez tamam mı? Hissettiğim duygular benim değil mi? Ben yönetmiyor muyum onları? İstediğim kişiye, istediğim duyguyu beslerim." diyerek burnumu çektim.

Ağzını açıp bir şey diyeceği vakit, elimi kaldırıp onu susturdum.

"Siz istediğiniz kadar boş konuşun Kuzey Bey, ben istedikten sonra hiçbir kaçarın yok! Bunu da böyle bil!" deyip hırsla yürümeye başladım.

Çıkışta acaba peşimden geliyor mu diye bakmak istesem de, gururlu kızı oynayıp bakmadım. Ne yaşadığımı ben daha idrak edememiştim. Hala olayın şokundaydım. Tüm bunlar kötü bir rüya olmalıydı.

Bulanık gözlerle yürümeye devam ettim. Buradan bir ayrılayım, böğüre böğüre ağlayacak, içimdeki acıyı atacaktım. Karşıya geçmek için yürüyüp, adımımı attım. Adımımı atmamla birlikte, bir arabanın oldukça yüksek sesli kornasının sesini duydum.

Aynı anlarda ise güçlü bir şekilde kolumdan tutulup, geri çekildim. Olanları idrak edemiyordum. Neler oluyordu?

"Önüne baksana be! Yol bu yol!" diye bağıran adama bakınca, bana söylediğini anladım.

Aman Allah'ım az daha araba bana çarpıyordu!

"İyi misin?" Kuzey'in sesini duyup o tarafa baktım. "Akasya!" derken eli ile vücudumu kontrol ediyordu.

"İyi miymiş! Ulan az daha eziliyordu ve başımı belaya sokuyordu. Manyak karı!" diyen arabanın sürücüsü hararetli bir şekilde konuşuyordu.

Kuzey o tarafa bakmadan tekrar iyi olup olmadığımı sordu. Kafamı sallayıp iyi olduğumu belirttim. Ama konuşacak halim yoktu.

Kolumu nazik bir şekilde tutup, yürümeye başladık. Ama bacaklarımda takat yoktu. Bir iki adımımla sendeleyince, Kuzey hayatım boyunca asla tahmin edemeyeceğim bir şey yaptı.

Beni kucağına aldı!

Bu halde olmasam, çılgınca dans ederdim ama gerek korkudan, gerekse heyecandan hareket edemez durumdaydım. Başımı boynuna yaklaştırıp, ölüp bittiğim kokusunu soludum nihayet. Ve sanki yeniden doğdum. Sanki tüm hücrelerim yenilenmiş gibi hissettim.

Bir koku, bir insana hayat verebilir miydi?

O an daha iyi anladım ki, ben bu adamdan asla vazgeçemezdim. O istemiyordu ama ben onu bırakmayacaktım. Bırakamazdım ki...

Güçsüz düşmüş kollarıma lanet ede ede, onları kaldırıp, Kuzey'in boynuna doladım. Bir şey söylüyordu, gözlerime bakıp ama anlayamıyordum. Sadece hareket eden ve aklımı başımdan alan dudaklarına bakıyordum öylece.

Onları kendi dudaklarımın üstünde hayal edince içim gıcıklandı ve heyecanla kasıldım. Bu arada, Kuzey arabaya yaklaşıp beni dikkatli bir şekilde oturttu. Kollarımı boynundan içim kan ağlaya ağlaya geri çektim.

Kemerimi bağlayıp,

"Hemen geliyorum." diyerek kapıyı kapattı. Bende arkasından öylece baktım.

Yürüyüp, hala daha konuşan adamın yanına gidip durdu. Sakin bir şekilde adamın konuşmasını dinliyordu. Daha sonra kafasını aşağı yukarı sallayıp, beni yerimden sıçrattıran hareketi yaptı.

Adama kafa attı!

Yere düşen adamı zerre umursamayıp, yürüyerek arabaya bindi. Soğukkanlı bir şekilde, hiç konuşmadan arabayı hareket ettirdi. Biraz korkutucu gözükse de, inanılmaz seksi gözüküyordu.

Ya Rebbim sen affet bu günahkar kulunu! Şu halde, şu durumda düşündüğüm şeye bakın.

Aklımda ki fesat düşünceler için tövbe edip Kuzey'i izlemeyi kestim. Ama gözümü alamıyordum ki...

Araba bir süre sonra özel bir hastanenin önünde durunca yaslandığım yerden doğruldum.

"Ben iyiyim. Buna gerek yoktu." diye mırıldandım.

Ama Kuzey tabii ki beni dinlemeden kapısını açıp indi arabadan. Benim olduğum tarafın kapısını açıp inmemi istedi. İtiraz etmeden, artık hissettiğim bacaklarımla indim arabadan. Arabayı kilitleyip kolumdan tutarak hastaneye girdik. Bu adam niye böyle ilgileniyordu ki benimle?

Aklımdaki sorulara cevap bulamayıp, düşünmeyi kestim şimdilik. Daha sonra danışmadan sıra alıp doktorun yanına girdik. Muayeneden sonra bir şeyim olmadığını söyleyen doktorla, Kuzey derin bir nefes çekmişti. Rahatlamıştı tabi, başına bela olmadığım için.

İlaç yazan doktordan sonra, bizde beraber çıktık hastaneden. Ona dönüp,

"Her şey için teşekkürler Kuzey Bey. Ben eve giderim artık." dedim. Zaten hava kararmaya başlamıştı. Murat merak etmiştir kesin.

Gözlerini kısan Kuzey bana bir adım yaklaşıp soğuk bir sesle konuşmaya başladı.

"Sen deli misin kızım?!" demesiyle içimde zar zor bastırdığım ağlama isteğimi dürttü.

Sessiz kalıp onu dinlemeye karar verdim. "Sen kendini öldürtmek mi istedin?" dedi hayret içinde.

Ne! Asla ben öyle bir şey düşünmemiştim. Ben daha çok onun hayatını mahvetmek planları kuruyordum. Sadece dikkatsizliğim nedeniyle az daha tahtalı köyü boylayacaktım, deyim yerindeyse.

Sonunda konuşmaya karar verip,

"Hayır tabii ki! Ben... Ben arabayı fark etmedim. Yoksa benim canım çok tatlıdır, hafifçe bir yerimi çarpsam bile saatlerce oturup ağlarım ben." dedim, son cümlelerimi kısık sesle mırıldanıp.

Mahcup bir şekilde yüzüne bakınca, kafasını yukarı kaldırmış, sabır dilendiğini gördüm. Ondan ziyade, oldukça belirgin olan adem elmasını gördüm.

Ah şimdi oraya dudaklarımı bastırmak vardı...

Kafasını indirmesiyle göz göze geldik. Kızgın bakıyordu ve gergin görünüyordu.

"Bugün seni çekmeseydim..." deyip sustu.

"Kuzey Bey ben iyiyim şimdi gerçekten. Sizde telâşlandınız, haklısınız tabi başınıza bela olacaktım neticede." dedim biraz alıngan bir sesle.

Kuzey çatılı kaşları ile bana daha da yaklaşıp,

"Siktirtme ulan şimdi beyini!" diye bağırdı.

Oops.

Ağzım açık halde ettiği küfrü hazm edememişken,

"Uzak dur kızım benden! Benden sana bir halt olmaz, anladın mı?!" diye bağırmaya devam etti.

Gözlerimden taşan yaşlarla kafamı iki yana salladım. İşaret parmağımı sert göğüs kaslarına bastırıp bende bağırarak konuşmaya başladım.

"Anlamadım ulan! Anlamadım! Ama yeminim olsun Kuzey Boran, sen benim peşimden koşacaksın! Senin olmam için yalvaracaksın!" deyip hızla oradan uzaklaştım.

♤☆♤

Eve gelene kadar içim dışıma çıkana değin ağladım. Allah'ım ben bunları hak edecek ne yapmıştım?

Kimsenin tavuğuna kış dediğim bile olmamıştır. Hele hayvanlara olan sevgimden bahsetmiyorum bile...

Eve gelince zili çalıp, kapının açılmasını bekledim. Anahtarı bulup açmaya hiç halim yoktu. Kuzey beni yerle bir etmişti zaten.

Murat kapıyı açınca, gözleri kocaman açıldı.

"Abla! Ne bu halin?" dedi hayretle.

İçeri girip yeniden ağlamaya meyilli halimle Murat'ın kollarına kendimi atıp, saatlerce ağladım. Ama ben bunun acısını çıkarırdım.

Aklımda bir fikir vardı.

Saatlerce ağladıktan sonra, en son beni yatağıma yatıran canım kardeşimin sesiyle gözlerimi yumduğumu hatırlıyorum.

"Lütfen bir an önce toparlan ablam. Seni böyle görmeye alışkın değilim." Alnıma öpücük bırakıp, "Seni seviyorum." diyerek odadan çıktı.

Bende daha fazla dayanamayıp, yorgun ve bitkin olan dertli bedenimi uykuya teslim ettim.

♤☆♤

Üç gün sonra kendimi daha iyi hissedip, aklımda olan planım için harekete geçtim. Sabah yaptığımız kahvaltıdan sonra Murat'la birlikte okullarımıza gitmiştik. Beni iyice tembihleyip öyle gitti, ablası kurban.

O günden sonra epey üstüme düşer oldu. Daha bir ilgili, daha bir cana yakın.

Onu kırmayıp, dinledikten sonra hızla okula girip, bilgi almam gereken yere girdim. Evet ben Kuzey'in şirketinde çalışacaktım ve bunun için ne gerekiyorsa yapacaktım. Sürekli burnunun dibinde olup, kendimi gözüne sokacaktım.

Tamam zorla güzellik olmazdı ama, biraz itekleyecektim sadece. Ne var canım, gözünü açacak bana ettiği o lafları yedirecektim ona sadece.

Gerekli olan bilgileri alıp, kantine gittim. Kendime bir kahve alarak okumaya başladım. Yalnız beni epey zorlu bir sınav bekliyordu.

Hadi hayırlısı.

Ders saatime kadar biraz daha bilgi edindikten sonra, sınıfa girdim. Zeynep ve Mehmet yan yana oturmuş konuşuyorlardı. "Merhaba gençlik!" dedim sevimli çıkmasına özen gösterdiğim sesimle.

Beni fark edince hemen ayağa kalkıp, bana doğru yürüdüler. Ah canlarım benim.

Sıkı bir üçlü sarılmadan sonra Zeynep,

"Hoşgeldin Bal Gözlüm!" diyerek beni sardı.

"Hoşbuldum sarı bebeğim."

Mehmet,

"Akasya be, sensiz çekilmiyor şu okul ha!" diyerek güldü.

"Tabii ki Memocum, bensiz şu dünya bile çekilmez." deyince üçümüz kahkaha attık. Bir müddet sohbet ettik, daha sonra ise gelen hoca ile derse girdik.

Derste yine beynimiz lor peynirine dönmüş halde çıktık sınıftan. Bu bölümü ve çalışmayı sevmesem, inanın ki kaçardım derslerden ama seviyorum ben çalışmayı.

Okuldan çıkışta yine aynı şeyleri yaşadım diyebilirim. Cansu ve abisi yine okula gelmişlerdi. Arabadan inen Cansu bizi fark edip hemen yanımıza geldi. İlk önce bana sarılıp,

"Bitanem nihayet gelebildin. Nasılsın, nasıl oldun?" diye sordu ilgili bir sesle.

İç çekip, Kuzey'in arabasına baktım. Ama film kaplı camlardan dolayı bir şey göremedim tabi. Cansu'ya dönüp,

"İyiyim Cansuyum. Ama daha iyi olacağım inşaAllah." dedim.

"Elbette iyi olacaksın. Bu hastalık da bir peşini bırakmıyor senin." diyerek güldü.

Onlara hasta olduğumu söylemiştim. Ondan dolayı telaşlanmışlardı. Ama ben Cansu'yla her şeyi konuşup, ondan yardım isteyecektim. Ki Cansu'nun gözlerinde beni yenge gibi gördüğünü görebiliyorum.

Şimdi şu yavrucağın hayallerini mi yıkalım?

Cansu,

"Dersim var iki saat sonra. Bir şeyler yapalım mı?" diye sordu beklenti dolu bir sesle.

Bizimkilere bakınca, Zeynep,

"Benim işim var ya. Malum annem rahatsız, eve gitmem lazım." dedi hüzünlü bir şekilde.

Mehmet,

"Sizin gibi güzel hatunlarla takılmak isterdim ama ne yazık ki, bir randevum var." diyerek göz kırptı.

Biz 'ooo' deyip imalı bir şekilde güldük.

Daha sonra Cansu'ya dönüp,

"Tamam biz gidelim o zaman." deyip gülümsedim.

Bizimkilerle vedalaşıp yürümeye başladık. Bu arada arkaya bakınca arabanın orada olmadığını gördüm. Tabii ki ne yapacaktı ki! Yapmıştı zaten yapacağını, kalbimi paramparça etmişti insafsız.

Tatlı ve küçük bir kafeye girip, oturduk karşılıklı. Montumu çıkarıp asarken, telefonum çalmaya başladı. Arayanın Murat olduğunu görünce Cansu'ya baktım, "Kuzum afedersin, Murat arıyor." dedim.

Cansu güzel bir gülümseme eşliğinde,

"Konuş tabii ki bebeğim." diyerek göz kırptı.

Yalnız bu kız giderek bana benzemeye başlıyordu. Hadi hayırlısı.

Telefonu açıp,

"Efendim, dünyanın en efsane, en mükemmel kardeşi!" diyerek güldüm.

Murat'ta karşıdan gülüp,

"Sevdim bunları devam lütfen." dedi.

"Tamam bu kadar yeterli, şuan müsait değilim. Ne oldu?"

Murat,

"Okulun önünde seni bekliyorum. Dersin bitmiş olmalı, ama göremedim seni." dedi meraklı bir sesle.

Yüzümü buruşturup,

"Ah be Muro unuttum seni. Şimdi Cansu ile bir kafedeyiz. Üzgünüm." dedim. Cidden üzülmüştüm. Çünkü sabah birlikte plan yapmıştık ama ben onu unutup, Cansu ile çıkmıştım.

Murat heyecanlı bir şekilde,

"Harbi mi?" diye sordu.

Pis pis sırıtıp, "Evet şimdi Cansu ile birlikte oturmuş bir şeyler yiyeceğiz." dedim ardından Cansu'ya göz kırptım.

"Abla be, bende geleyim mi?" diye soran Murat'ın gelmesini istesemde, Cansu ile konuşacağım için bunu istemedim.

"Aşkım şimdi, bizim kız kıza konuşmamız gereken şeyler var. Daha sonra hep birlikte bir şeyler yaparız söz veriyorum."

Karşıdan burun çekme sesinden sonra, Murat'ın üzgün sesini duydum.

"Tamam abla. Konuşun siz. Ben kimim ki zaten." diye trip attı.

Ah ben ne yapacaktım şimdi?!

"Tamam Muro'm üzülme lütfen. Gel sende, konumu atarım." dedim. Ardından Cansu'ya mahcup bir şekilde baktım.

Cansu gülümseyip, "Sorun yok bitanem gelsin." dedi.

Canım kankam, nasılda anlayışlı!

Murat,

"Yok ablam siz takılın. Zaten hep yanındayım senin. Dediğin gibi bir ara buluşuruz." dedi can kardeşim.

"Yaa tamam Muro'm görüşürüz sonra." diyerek telefonu kapattım.

Cansu soru dolu gözlerle bakıp,

"Ne oldu, niye gelmiyor?" diye sordu.

"Bizi yalnız bırakmak için gelmiyor. Kardeşim diye demiyorum. Çok mükemmel bir çocuktur." dedim. Ne yani kardeşimizi övmeyelim mi?

"Elbette öyledir. Hem çok tatlı da biri." deyip güldü Cansu.

Gelen siparişlerimizle birlikte, bir süre oradan buradan konuştuk. Daha sonra ben konuya girmeye karar verdim.

"Cansu, aslında benim seninle konuşmak istediğim bir konu vardı." dedim kıvranarak.

Cansu içeceğini yudumlayıp,

"Konuşalım tabii ki, konu ne?" diye sordu.

Dudaklarımı ısırıp,

"Konu..." dedim ve sustum. Sonra derin bir nefes alıp, devam ettim. "Konu... Ağabeyin Kuzey." dedim. Oh be! Söylemiştim sonunda.

Hafifçe kaşları çatılan Cansu,

"Ağabeyim mi?" dedi.

Bundan sonrası için beni tutabilene aşk olsun. Ne olduysa hepsini anlattım Cansu'ya.

"Evet ağabeyin. O hödük, egoist, bencil, kalas ve ekstra yakışıklı meteor olan ağabeyin!" diyerek kendimi gösterdim. "Beni çok üzdü. Yemin ederim kendime daha gelemedim. Hem ona olan duygularımı nasıl anladı ki?!" diye sordum.

Konuşmanın başından beri sessiz olan Cansu, nihayet sessizliğini bozup konuştu.

"Sen benim ağabeyime mi aşıksın?!" dedi kaşları daha çok çatılarak.

Ve ben o an sertçe yutkundum...

BÖLÜM SONU...

Evet Kuzey sizce neyin peşinde, niye böyle davranıyor olabilir?

Akasya haklı, alsın o lafların intikamını diyenler burada mı?

Cansu niye böyle bir tepki verdi sizce?

Bölüm nasıldı peki dostlarım?

Sonraki bölüm görüşünceye kadar, esen kalın efendim.

Seviliyorsunuz... 💙

INSTAGRAM:

Mavilinin_incileri

WATTPAD:

Mavili_Yazarr41

Sevgiler, Mavili Yazar. 🌿

Bölüm sonu

2 yorum