BENZEMEZ KİMSE SANA 🌸
Olly Murs & Florida - Troublemaker 😍
Herkese selâm!
Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen.
Keyifle okuyun...♥

Sessizlik...
İnsan bazen ne yapacağını bilemediği için, sessizliğe bürünür ya, işte bende tam olarak öyleydim şuan.
Sessiz bir şekilde yutkunmuş ve sadece Cansu'nun soru dolu gözlerine bakmakla yetinmiştim.
Bu kız niye böyle tepki vermişti ki?!
"Şey... Cansu ben..." deyip sustum. Allah aşkına ne diyecektim ki şimdi? Resmen işleri batırmıştım, kızı yanıma çekeceğim diye.
Gözlerim dolu dolu bir şekilde, başımı masaya eğdim. Suç işlemiş gibi hissediyordum kendimi. İçimde fırtınalar kopuyordu sanki. Acilen hönküre hönküre ağlayacağım bir yer bulmam gerekiyordu. İçimdeki acıyı anca öyle atabilirdim, delice ağlayarak.
Hayır yani aşık olmak senin neyineydi Akasya salağı?!
Ben kendi kendime hakaretler edip, yerden yere vururken yüzüme uzanan elle yüzümü kaldırdım. Cansu anlayışlı ve sevimli bir şekilde bana bakıyordu.
Sevinçli miydi o?
Anlam veremediğim durumla uğraşırken, nihayet Cansu konuştu.
"Çok sevindim. Yemin ederim çok sevindim Akasya. Sen zaten mükemmel bir insansın. Ağabeyimi de anca sen yola getirirsin." dedi. Sonra anlamadığım bir şekilde yüzüne oturan hüzünle sustu.
Kaşlarım çatılırken, "Ama bir şey var değil mi?" diye sordum.
Cansu ellerimi tutup, "Hemen aklına başından büyük bir aşk hikayesi geçmişte böyle olmuş gibi düşünme! Yok öyle bir şey. Ağabeyim asla duygularıyla hareket etmez. Hiç aşık olduğunu yada birini sevdiğini, dahası hiç duygusal bir ilişki yaşadığını dahi görmedim." diye konuştu.
Tabi benim içimi meraklı kurtçuklar kemiriyordu bile. Bundan ne anlamam gerekiyordu, nasıl hareket etmem ve nasıl davranmam lazımdı?!
İşte hepsinin cevabı benim güzel görümcemdeydi. Soru dolu gözlerle bakınca, "Yani anlatmak istediğim şu; Yolumuz biraz engebeli ama... Hep birlikte üstesinden geleceğiz inşaAllah. Ağabeyimin o körleşmiş kalbinin gözünü açacağız." deyip soluklandı.
"O sadece... Nasıl desem, korkuyor. Duyguları onu ele geçirip, benliğini kaybettirecek diye endişeleniyor. Bununla ilgili hep nasihat verir bana. Aşık olup, duygularınla hareket etmek zayıflıkmış. Asıl marifet mantıklı davranmakmış. Bunları söyler durur." diyerek bir 'huh' çekti Cansu.
Şaşkın ve tedirgin bir halde,
"Vay canına!" dedim. Böyle olduğunu hiç düşünmemiştim.
Bu halime Cansu sesli bir kahkaha attı. Hayır yani ne yapayım, çok şaşırmıştım. Açıkçası kötü bir aşk tecrübesi yaşamış, veyahut başka birine aşık diye ondan böyle davranıyor zannetmiştim. Ama böylesi cidden beni şoka uğratmıştı.
Deli miydi bu adam?
Cansu'ya doğru eğilip,
"Peki Cansuyum ne yapacağız?" diye sordum. Ardından, "Ayy ben söylemeyi unuttum! Sizin şirkette çalışabilmek için başvuruda bulundum." deyip şirince gülümsedim.
Sinsi bir gülüşle bana karşılık veren Cansu'da eğilip,
"Öncelikle, işe başvurman çok iyi olmuş. Aferin sana kuzum." deyip çak yaptık. Bu kızda deliydi yeminle.
"Sonrasında ise işi akışına bırakacağız. Yani şöyle; sen başından beri ağabeyime olan duygularını belli ettin ya," deyince ben kafamı salladım. "Hah işte, sonrasında onu takmıyormuş gibi davranacaksın. Bu onda ters etki yapacak. Bu kız bana aşıktı, şimdi ne oldu moduna girecek." dedi. Helal olsun valla görümceme çok sinsi bir plandı, ama sevmiştim.
Çok sinsi bir görümcem var a dostlar!
"Çok teşekkür ederim kuzum. Başta öyle tepki verince korktum ve açıkçası utandım ama şimdi yanımda olman çok güzel." diyerek Cansu'nun ellerini tutup sıktım.
"Her zaman yanındayım. Bir itirafta bulunacağım; ikinizi ilk yan yana görünce, 'keşke birlikte olsalar, bu kız ağabeyime çok iyi gelir' diye düşünmüştüm. Hala arkasındayım düşüncelerimin. Siz çok şahane bir çift olacaksınız ayol!" demez mi?
Aman Allah'ım bu kızın içine annem kaçmıştı!
Vah benim zavallı arkadaşım, daha çok gençti be!
Yalnız ondan önce ağzından bal damlamıştı. Ah ah... O bile daha önce geleceğimizi görmüş ve bizi yakıştırmıştı. Yarebbim sen nelere kadirsin böyle, herkes bizim olmamızı istiyormuş meğer.
İçimde yeniden filizlenen umut tohumlarına sıkı sıkıya tutundum. Ben kolay kolay pes edecek bir insan değildim ki. Sonuna kadar gidecek, bu işin oluru var mı, yok mu enine boyuna öğrenecek, öyle kendi yoluma bakacaktım.
Kahvelerimizi keyifle içtikten sonra kalkmıştık artık. Cansu ile vedalaşıp, ayrıldık. Yüzüm gerçekten gülüyordu bu sefer, yani buruk bir gülümseme değildi. İçimde bir coşku ve heyecan vardı. Ben bu işi kapacak ve Kuzey'i alacaktım. Başka oluru yoktu yani.
♤☆♤
Coşku ile girdiğim eve... Girmez olaydım. Çünkü, halam ve altı çocuğu şuan bizdeydi ve ev savaş alanına dönmüştü!
Aman Allah'ım o çocuk benim en sevdiğim kazağımı giymiş olamazdı değil mi?!
Yanlış görüyordum ben kesin. Giymiş hatta üstüne ıslatmış olamazdı. Yanlış görüyordum canım.
Salona girdiğimde, zavallı annem başına yazma bağlamış, acaip sinirli bir şekilde oturuyordu. Yemin ederim sinirden burun delikleri büyüyüp küçülüyordu. Allah yardımcımız olsun.
Gürültüden dolayı sesimi yükseltip, "Selâm ben geldim! Halacım hoş gelmişsin." dedim memnuniyetsiz bir halde.
Beni fark eden halam hemen ayağa kalktı ve yanıma geldi.
"Ayy maşaAllah! MaşaAllah nasıl da güzelleşmişsin kız!" diyerek bana sarıldı.
Bende ona sarıldım. Bu kadını seviyordum ama işte çocuklarını sevmiyordum. Altı çocuk ne ya?!
"Bildiğin gibiyim be hala." dedim.
Geri çekilip, iyice bir süzdü beni. Çıpıldak gibi hissettim kendimi kadının o dikkatli bakışlarından dolayı. "Yok yok, o eski suratsız halinden eser yok. Yüzüne kan gelmiş kız!" deyip kıkırdadı.
Sanırım bu kadın beni hem gömdü, hem sevdi. Pek anlayamadım açıkçası.
O değilde beni bu kadına benzetiyorlar. Neremiz benziyor ya? Neymiş, 'kız halaya, oğlan dayıya çekermiş' yalan. Cidden yalan. Yani öyle olsaydı eğer, benim çok yakışıklı bir dayım vardı. Muro niye ona çekmemişti?
Sorarım size doğru mu bu şimdi?
Murat'ı sırtından vurduktan sonra, halama dönüp konuştum.
"Ah halacım! Ne güzel bir sürpriz yaptınız böyle. Özlemiştik valla." dedim. Allah'ım sen affet bu günahkar ve aciz kulunu. Sırf kadın üzülmesin diye günaha giriyordum. Nasıl da iyi bir insandım ben değil mi?
"Ah kuzum siz Murat'la gelmeyince biz gidelim dedik. Bizde çok özledik sizi, hele çocuklar sizin için deliriyorlar." diyen halama içimden, 'Onların hepsi zaten deli' dedim.
"Ah bizde çok seviyoruz onları. Ama malum halacım okul var çalışıyoruz. İnan ki başımı kaldıramıyorum derslerden." dedim yani yalan değildi şükür çalışkan bir kızdım ben.
"Bundan sonra babanlar geldiğinde sizde geleceksiniz ona göre!" deyip gözlerini kısan halamdan korktum cidden. Kafamı sallayıp, "Elbette halacım, bundan sonra geleceğiz onlarla." daha sonra, "Neyse ben bi üstümü değiştireyim." diyerek hızla uzaklaştım oradan.
Odama girince iki tane fırlama çocuğun odamda olduğunu gördüm. Aman Allah'ım çocuk benim çamaşır çekmecemi açmaya çalışıyordu. Bu kadarı da fazlaydı ama!
"Ne yapıyorsun sen?!" diye bağırdım sert bir şekilde. Tutamamıştım kendimi daha fazla ne yapayım yani?
Benim sesimle dönen çocuk kocaman açtığı gözleriyle bana baktı. Ardından dudaklarını büzüştürerek ağlamaya başladı. Şimdi tam olmuştu işte, almıştım başıma belayı. Hızla yanına gidip, yarısı açık çekmeceyi kapattım. Kapatırken sinirle kapattığım için serçe parmağımı sıkıştırdım. Can havli ile çığlık attım. Bunun üstüne odada bulunan iki çocuk avazları çıktığı kadar ağlamaya başlamıştı.
Yarebbim tüm bunlar kabus olmalıydı.
Odaya giren ahaliye bakıp, bende dudaklarımı büzüştürüp ağlamaya başladım. Gözyaşlarım patır patır dökülürken, babam endişe ile yanıma gelip yüzümü avuçlarına aldı. "Akasya'm prensesim ne oldu?" diye sordu.
Parmağımı gösterip hıçkırıklarım arasında, "Pa... Parmağımı... Şu..." diyerek bu sefer çocuğu gösterdim. "Şu çocuk sıkıştırdı..." dedim. Allah'ım sen affet, eğer öyle demeseydim halam çok fena bağırıp bezdirirdi, çocuğumu korkuttun diye. Herşey ailemin kulak sağlığı içindi.
Halamın çok yüksek oktavlı bir sesi vardı. Murat'la ona, 'niye opera söylemiyorsun' diye çok takıldığımız olmuştu. Ne günlerdi be...
Parmağımı inceleyip öpen canım babam,
"Bir şeyi yok prensesim, ağlama lütfen." dedi sesindeki üzüntüyle. Tamam yalan söylemiştim ama canım yanıyordu o yaramaz çocuk yüzünden.
Babamın göğüsüne başımı yaslayıp, gözyaşlarımı durdurmaya çalıştım. Bu sırada babamda saçlarımı okşuyordu. Halam çocuğu susturmuş kötü kötü bakıyordu. "Emirhan bu yaptığın kötü bir şey! Bak ablanın canını yaktın, ağlattın." deyince ben kafamı kaldırıp, "Halacım çocuğa kızma. Suç birazda benim, parmağımı oraya koymamam gerekirdi." dedim mağdur rolü oynayarak.
Bunun üstüne Semra Halam büyük kızına dönerek, "Neslihan, giydir çocuklara montlarını gidiyoruz kızım." dedikten sonra yanıma gelip parmağıma baktı. Yalnız parmağım cidden kızarmış ve şişmişti. Yani gerçekte mağdurdum.
"Ah kuzum ne diyeyim ben o gözü çıkmayasıcaya. Çok yanıyor mu canın?"
"Yok halacım üzme kendini, Emirhan'a da kızma lütfen. Çocuk daha." dedim. Kesin cehennemde cayır cayır yanacaktım. Allah affetsin.
Bundan sonra halam hepimizle vedalaşıp, evden ayrılmıştı. Onlar gittikten sonra yanıma gelen annem parmağıma bakıp, alnımdan öptü.
"Kötü olmuş ama kimin kızı işte Tahir Bey! Aferin yavrucuğum. Ayy yemin ederim intihar edecektim artık ayol!" deyip yakasını silkti.
Babam onaylamayan gözlerle bakıp, "Sevin sevin kurtuldun." dedi.
"Sevineceğim tabi ayol! Evi ne hale getirdiler görmüyor musun?"
"Ben bir şey demiyorum artık." deyip bana dönen babam, "Prensesim çok acımıyor değil mi?" diye sordu.
Parmağım sızlasa da, artık acısını hissetmiyordum. Bu yüzden,
"Yok babam daha iyi." dedim. Kafasını sallayan babam sonrasında odamdan çıktı. Annemle tek kalınca annem,
"Kuzum hadi bizde evimizi temizleyelim." dedi.
Parmağımı gösterip,
"Ama ben bununla bir şey yapamam ki annem." deyip yüzümü buruşturup, dudaklarımı büzdüm.
Halime bakan annem,
"Ahh kuzum tamam sen dinlen biraz." diyerek çıktı odamdan. Bende annem çıktıktan sonra parmağıma dikkat edecek şekilde, odamı toparladım. Epey dağıtmışlardı ama Allah'tan çalışma masama dokunmamışlardı.
Toparlama işini bitirdikten sonra yatağıma uzandım. Gözlerimi kapatmamla, aklımın hep bir köşesinde olan insafsız Kuzey yine karşımda belirdi. Yüzünde mükemmel duran bir gülüşle bakıyordu bana. Ah ah...
Daha sonra ise kendimi uykunun kollarına teslim ettim.
♤☆♤
Sabahtan beri Murat'ın durmak bilmeyen kahkahasını dinliyordum. Ona dün olanlardan bahsetmiştim. Tabii yaptığım minicik(!) oyunu da anlatmıştım. O da resmen anırıyormuş gibi bir şekilde gülmüş,
"Senden korkulur yemin ederim Akasya Makbule Öztürk!" demişti.
Kafasına vurup,
"Yeter lan güldüğün hain kardeş!" deyip küskün bir şekilde baktım ve ardından yürümeye devam ettim. Okula giderken anlatmıştım olanları. Otobüste öyle bir kahkaha atmıştı ki, insanlar hep bize bakmışlardı. Tabii ben kafamı cam tarafına çevirmiş ilgilenmemiştim.
Koşup bana yetişen kardeşim beni uzun kollarına çekti.
"Oy oy benim oyunbaz ablam küser miymiş? Kıyamam ben ona!" deyip sıkıca sarıldı bana. Tepeme sesli bir öpücük bırakarak, "Abla be şaka yaptım valla. Çok iyi yapmışsın." dedi.
Hemen yumuşayan tarafıma söz geçiremeyip, bende kollarımı ince beline sardım.
"Bana bak bir daha bu olaydan bahsedersen valla kardeş demem Muro bozuşuruz." deyip elimi çekip dün geceden sonra morarmış parmağımı gösterdim.
Dudaklarımı sarkıtıp, "Bak bak parmağım az daha kopuyordu. Şunun hâline bak, mosmor olmuş." dedim duygu sömürüsü yaparak.
Elimi tutup, "Harbiden kötü olmuş ama..." diyerek gerisini söyleyip söylememek arasında kararsız kalmış gibi devam etmedi.
"Ama?" deyip devam etmesini istedim.
Murat,
"Ama ablam hak etmişin. Yani yalan söylemek büyük günah." deyip pis pis sırıttı.
"Pislik, yağcı Müslüm!" deyip yürümek istedim ama zaten tam benim okulun önünde durmuştuk. Nereye gidecektim ki?
Düşünmeye başlayıp, etrafa göz gezdirdim. Ama o da ne? Kuzey arabasına yaslanmış bizi izliyordu!!!
Evet evet bu bir rüya değildi. Bildiğin arabasına yaslanmış bizim tarafa bakıyordu. Tamam gözünde gözlük vardı ama bizim olduğumuz tarafa bakıyordu. Cidden bu adamın amacı neydi anlamış değildim. Az çok derdini öğrendikte, böylesi çok kafa karıştırıcıydı ya.
"Ne oldu kanka?" diyen Murat benim baktığım tarafa bakıp, gözlerini kıstı. "Bu herifin burada ne işi var?!" dedi.
Omuzumu silkip, "Cansu'yu o okula bırakır hergün ondan. Ama Cansu yok nerede ki?" dedim meraklı bir şekilde.
İç çeken Murat başıyla bir tarafı gösterip, "Al işte orada zalımın kızı." deyince kendimi tutamayıp, güldüm.
Gülümsememle birlikte Kuzey gözlüğünü çıkarıp doğrudan bize bakmaya başladı. Evet kesinlikle emindim bize bakıyordu. Ama neden?
Biz hala orada beklerken Cansu ağabeyinin yanına gidip sarıldı. Görmemişti bizi anlaşılan, yoksa yanımıza gelirdi.
Ah canım görümcem.
Murat'a dönüp,
"Neyse kanka ben okula gireyim dersim başlayacak az sonra." deyip Kuzey'lerin olduğu tarafa baktım. Şimdi ikiside bize bakıyordu. Cansu sevimli bir şekilde el salladı. Bende el salladım ona. Kuzey ise ifadesiz bir halde öylece bizi izliyordu.
Değişik.
Murat,
"Tamam abla, ama okuldan sonra hamburger gömmeye gidelim be! Kaçtır yemiyoruz." deyip acıklı bir yüzle bana baktı.
Onu kendime çekip başını eğerek, yanaklarını sulu sulu öptüm.
Oh.
"Gidelim yavrum." deyip saçlarını karıştırdım.
Yüzünü buruşturup, "Öp anasını satayım öp! Herkesin ortasında öp!" deyip arkasını dönerek yürümeye başladı. Sonra, "Gitti kızlar!" diye yakınıp hızla gözden kayboldu. Ah Bonusum benim kızlar gördü diye üzülmüştü kıyamam.
Bende daha sonra hiç o tarafa bakmadan direk okula girdim. Ardından sınıfa girip arkadaşlarıma selâm verdim. Biraz muhabbetten sonra gelen hoca ile derse odaklanıp, dinlemeye başladım.
Dersten sonra Zeynep ve Mehmet'le kahve içmek için, kantine indik. Zeynep'in biraz morali bozuktu annesi hala tam iyileşememişti ondan. Bizde elimizden geldiğince onun moralini yükseltmeye çalışıyorduk. Mehmet türlü türlü şaklabanlıklar yapıyordu. Bu Memo'da vardı bir şey amma hadi hayırlısı...
İçtiğimiz kahveden sonra tam kalkmıştık ki, kantine Cansu girdi. Bizi görüp yanımıza doğru yürümeye başladı.
"Selâm nasılsınız?" diye samimi bir şekilde konuştu. O değilde bu kız harbiden çok güzeldi ya. Bunun peşinden çok kişi koşmuştur kesin.
Bende aynı samimiyetle, "Selâm kuzum iyiyiz, sen nasılsın?" diye sordum.
"Bende iyiyim şükür. Ama dersler çok ağır ya, bunaldım resmen! Bende bir kahve içip kendime geleyim dedim."
diye yakınan Cansu'ya hak vermeden geçemedik. Çünkü bu ara finalleri vardı ve epey ağırdı.
"Bizde içmiştik artık kalkıyorduk ama yine oturabiliriz." dedim arkadaşlarıma bakarak. İkiside onaylayınca tekrar oturup koyu bir muhabbete daldık. Çok eğlenceli geçen muhabbetten sonra, artık kalkmamız gerektiği için kalkıp vedalaştık.
Cansu kulağıma, "Akasya, kuzum seninle sonra konuşalım tamam mı?" dedi.
Geri çekilip, "Tamam kuzum olur." dedikten sonra oradan ayrıldık.
Yalnız dışarıda mühtiş bir soğuk vardı. Sabah gelirken pek soğuk değildi ama artık akşama yaklaştığımız için epey soğuktu. Montumun şapkasını başıma geçirip yürümeye başladım. Zeynep ve Mehmet'le de vedalaştıktan sonra, Murat'ın okuluna doğru yürümeye başladım. Onu oradan alıp, hamburger yemeye gidecektik.
Yürümeye devam ederken önümde bir araba durdu ve içinden Kuzey indi. Şaşkın şaşkın bakmaya başlarken Kuzey o mükemmel kıvrımlı dudaklarını aralayıp konuştu.
"Biraz konuşabilir miyiz Akasya?"
BÖLÜM SONU...
Evet sizce Kuzey ne konuşacak?
Akasya aldı yanına görümcesini, siz ne düşünüyorsunuz?
Bölüm nasıldı?
Sonraki bölümde görüşünceye dek, kendinize güzel bakın.
Seviliyorsunuz...😍
INSTAGRAM:
mavilinin_incileri
WATTPAD:
Mavili_Yazarr41
Sevgiler, Mavili Yazar 🌸
