BENZEMEZ KİMSE SANA
Duman - Seni Kendime Sakladım♥
Camilla Cabelo - Havana ♥
Yine oldukça güzel ve eğlenceli bir bölümle karşınızdayız. Lütfen desteğinizi esirgemeyin.♥
Keyifli ve bol kahkahalı okumalar...♥

Başlamadan evvel bir kalbinizi alırız. 💜
"Seni gördüm, kalbime aldım ya, artık dünya dursada takmam."
Bazen insana kal gelir ya, işte şimdi tam öyle bir haldeyim. Öylece durmuş ve karşımda ki meteora bakıyordum. Yani adam, adam diyorum çünkü burada okuyor olamazdı. Oldukça büyük gösteriyordu. Şimdiye kadar da hiç görmemiştim okulda falan. Yani radarlarım pek açıktır, övünmek gibi olmasın.
Göz göze gelince dudağının kenarı kıvrıldı. Ve ben o an öbür dünyaya gidip, geri geldim. Allah'ım bu adam ölüm sebebi olabilirdi. Hele gülüşü yok mu?
Bir insan o kadar güzel güler mi insafsız?
Ben hayal alemine dalmış, yüzümde şapşal bir gülümseme ve hayranlıkla meteoruma, dikkatinizi çekerim 'meteorum' dedim yani bu adam bana güldüğüne göre benim oluyor değil mi?
Yanlış mıyım?
Neyse adama dalmış giderken, bunun yanına bir kız geldi. Ama ne kız... Abi ben bile dönüp bakarım bu kıza. Uzun boyu, düzgün fiziği ve mavi gözleriyle fıstık gibi bir kızdı. Ee bu benimkine sarılıp öptü!
Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü sanki. Onu kazanamadan kaybetmiştim dostlarım. Daha biz evlenecektik! Daha boy boy çocuklarımız olacaktı. Daha ben o çocuklara anamın babamın ismini koyacaktım.
Ne yapalım... Kader.
Bunlar sarıldıktan sonra son model lüküs bir arabaya binip gittiler. Bende öylece mahsun bir halde, yandaşlarımın kollarında kalakaldım.
"Kanka! Hadi gidelim yaa!" diyen Zeynep'le kendime geldim. Nasıl olsa eve gidip, hüzünlü şarkılar dinleyerek efkarlanıp, acımı yaşardım. Şimdi önemli bir konu vardı. Yemek yemek.
Acımı içime gömüp, ikisine baktım. Sonra daha sıkı sarılarak konuştum.
"Hadi yemek yiyelim köleler." Anca bu şekilde unutabilirdim o kahrolasıca anları.
***
Hunharca yediğimiz lahmacundan sonra, zar zor yürüyerek durağa gelmiştik.
"Ulan o son lahmacunu yemeyecektim!" diye yakındım. Tam beş tane yemiştik hepimiz.
Yanlış anlamayın, hepimiz tek tek beş tane koca lahmacun yedik. Adamlar güzel yapıyor ağabey! Ne yapalım yani?
"Ah abla harbiden yemeyecektik." diye söylenen bonusumu yanıma çektim.
"Oyy annem! Eve gidelim ben seni iyi ederim." diyerek kafasını öptüm.
Ellerini belime sarıp kedi gibi mırıldandı. "Ablaların en efsanesi!"
Kıkırdayıp, biraz daha sevdim Bonus Kafalımı. Daha sonra gelen otobüse binerek evimize doğru yol aldık. Zeynep bizimle aynı otobüse binmiyordu, o yüzden o başka durağa geçmişti.
Otobüs mahallemiz de durunca nihayet indik. Murat'la yan yana yürüyerek evimize geldik. Kapıyı açıp eve girince, sessiz bir ortam karşıladı bizi. Annem yine ne yapıyordu Allah bilir.
"Ana biz geldik!" diyen Murat, ayakkabısını çıkarıp salona girdi. Bende ayakkabımı çıkararak salona yöneldim.
Salona girmemle şok olmam bir oldu.
Annem pilates yapıyordu, a dostlar!
Hayır yani gelmişin bilmem kaç yaşına, pilates yapmak senin neyine kadın?!
"Ahh kuzularım gelmiş." diyerek geniş bir şekilde gülümsedi annem.
"Hoşgeldiniz yavrularım. Bugün bende pilatese başladım. Sağlıklı yaşamak şart ayol!"
Murat koltuğa geçip oturdu.
"He anam sağlıklı tabi. Sen yap, sana herşey yakışır." diye konuştu. İşini çok iyi bilir köftehor.
Pis yalaka!
Bende arkamı dönerek, "Hoş bulduk annecim. Ben odamdayım." diyerek odama geçtim.
Biraz dinlenip, ders çalışacaktım. Ve yapmam gereken bir iki ödev vardı, onları halletmem lazımdı.
Ben çalışkan ve sorumluluklarını bilen bir insandım. Daha önce de söylediğim gibi.
Yaklaşık üç saat sonra dinlenmiş, hem bol bol ders çalışmış, hem de ödevlerimi yapmıştım. Üstüme beyaz renkli, rahat bir sweet, altıma tavşanlı pijamamı giyinerek odamdan çıktım.
Salona girince yakışıklımın geldiğini gördüm. Hemen hızlıca koşup sarıldım, bol bol yanaklarını öptükten sonra konuştum.
"Hoşgeldin babam!" dedim coşkulu sesimle.
Yüzünü gülümseme kaplayan babam, "Hoş buldum prensesim." diyerek alnımı öptü. Ben hiç bir zaman bu kollar arasındayken hissettiğim güveni ve huzuru, hayatımın hiç bir zamanında hissetmemiştim.
Kendimi öyle güçlü, öyle sarsılmaz hissediyorum ki. Çünkü babam vardı ardımda.
Bin şükür varlıklarına...
Babamla ordan burdan konuştuktan sonra, annemin yemek hazır demesiyle kalkıp mutfağa geçtik.
Annem yine döktürmüştü valla.
Hiç o kadar lahmacun yedim, yiyemem demedim. Valla oturup bir güzel yemeğimi yedim.
Hayır yani bizde ki de mideydi? O kadar yedik, bana mısın demedi.
Valla yine olsa iki tabak daha gömerdik, o derece. Yani ye ye kiloda almıyoruz. Tamam benim biraz totişim geniş. Fakat o bonus kafalı, hiç kilo almaz tıkandıkça tıkanıyor.
Yemekten sonra salona geçen canım aileme, kendi ellerimle kahve yapıp verdim. Onlara Türk kahvesi bize hazır kahve yapmıştım. Kahveden sonra, biraz sohbet edip odalarımıza dağıldık. Ben önce banyoya girip güzel bir duş almıştım.
Yatağıma iyice yayılarak kulaklığımı taktım. Ben müziksiz hiç bir şey yapamıyorum, uyuyamıyorum bile.
Biraz sonra bugün gördüğüm ve ara ara zihnimi yoklayan o dünya harikasını düşündüm. Allah özenip yaratmıştı resmen. Ben kolay kimseyi beğenmezdim, tamam kendimi de beğenmezdim ama, bu adam çok fazla yakışıklıydı. Görür görmez beğenmiştim onu.
Düşüncelerime ara verip kulağımda çalan ve sesine aşık olduğum, Cem Adrian'ın, 'Ben Seni Çok Sevdim' şarkısı eşliğinde yeni güne uyanmak için gözlerimi yumdum.
***
Gözlerimi kapatmış rüya görmeye çalışırken, kolumun çimdiklenmesiyle yerimden sıçradım.
"Ne oluyor lan!" diye sorup etrafıma bakındım.
Sabah yine aynı şekilde uyanmış, kahvaltımızı yapmış, bonusumla birlikte okula gelmiştik.
Durun size bomba haberi söylemedim.
Dün gece rüyamda... Yakışıklı meteoru gördüm dostlarım!!!
Tamam sakin olalım lütfen. Sizde heyecanlandınız biliyorum ama sabredin anlatayım.
Rüyamda okuldaydık, o da okula gelmişti ve yine o kıza sarılıp onunla arabaya binip gidiyorlardı. Peki ben ne yaptım?
Kendimi arabanın önüne attım!
Korkmayın bana bir şey olmuyordu. Yani bilmiyorum herhalde görünmez falan olmuştum. Sonra işte adam, hiç durmadan yoluna devam edip gitmişti. Bende öylece yolun ortasında etrafıma bakarken, birden uyandım.
Ter içinde kalmıştım resmen. Acaba anlamı neydi bu rüyanın?
Veyahut bir tarafım mı açık kalmıştı?
İşte yine belki rüyamda görürüm diye, dersten hemen sonra kafamı masaya koymuş uyumaya çalışıyordum.
Ne yapalım, umut fakirin ekmeği be dostlarım.
"Elinin körü oluyor! Kalk yürü kantine gidelim açım." diyen canım arkadaşımla yerimden kalktım.
"Şu sihirli kelime olmasa, inan bana hayatta kalkmazdım." diyerek Zeynep'in koluna girdim ve beraber kantine doğru yürümeye başladık.
Tost yiyip, karnımızı doyurduktan sonra tekrar sınıfa geçtik ve derslerimizi dinledik.
Okul çıkışı Zeynep ve Mehmet'le yürürken, karşımıza kılkuyruk Hakan çıktı. Bıkmıştım artık şu çocuktan Allah'ım! Her yerde hemen dibimde bitiyordu. Allah'tan aynı bölümde değildik, o uluslararası ilişkiler okuyordu.
"Selâm millet!" diye coşkuyla konuşup bana döndü.
"Selâm gönlüme baharı getiren, gönül kuşum." deyip hayran bir şekilde bana bakmaya başladı.
Hayır yani bu zavallı çocuğun gözlerinde sorun mu vardı? Yoksa bu benimle dalga mı geçiyordu?
"Bas git oğlum! Kız seni istemiyorum dedikçe, sen ne anlıyorsun ki?!" diye araya girdi Mehmet.
Ayy canım arkadaşım benim. Nasılda korur sahiplenir beni. Kulağında ki küpeye kurban be Memo!
"Sen karışma koçum! Ben hiç öyle bir şey duymadım Akasya'dan. Sana ne oluyor?" diye atarlandı Hakan.
Mehmet tam ağzını açmış bir şey diyecekken, onu susturup ben konuştum.
"Bak Hakan'cım, seni
ne kadar uyarsamda sen beni anlamamakta ısrar ediyorsun." diyerek derin bir nefes aldım.
"Düş artık yakamdan lan! İstemiyorum seni!" diyerek yakamı silktim.
Hakan sanki ona ilan-ı aşk etmişim gibi yüzüne bir gülümseme ile bana bakıyordu. Harbi salaktı bu çocuk.
"Bana Hakan'cım dedi! Duydunuz değil mi? Hakan'cım dedi!" demez mi?
Ya Rebbim! Ben başımdan savmaya çalışırken iyice başıma sardım ya bu dengesizi.
Neyse diyerek onu orada bırakıp devam ettik yolumuza.
Yolda birde kimi göreyim... Dün ki meteorun yanında ki kızı. Elinde bir kaç paketle yolun kenarında durmuş bekliyordu. Kesin meteoru bekliyordu. Eh tabi sevgilisi, bekler yani.
İçime yerleşen minik minik kıskançlık tohumlarını daha filizlenmeden koparıp atmam gerekiyordu. Ama maalesef geç kalmıştım. Çoktan filizlenip, büyüyordu bile.
Ya Rebbim resmen tanımadığım, etmediğim ve iki kere gördüğüm bir adamı kıskanıyordum. Bu çok saçmaydı bir kere. Kim olduğunu bırakın, adını dahi bilmiyordum ben.
Kıza doğru yürürken, yani yanından geçecektik. Tam geçecekken önünde bir araba durdu. Kız bezginlikle nefesini üfleyip, yere bıraktığı paketleri almaya başladı. Bu sırada arabanın kapısı açılıp, içinden alev alev yanan bir göktaşı indi. Evet tamam. Biliyorum ona uzaydan gelmiş taş muamelesi yapıyorum ama, bu adam dünyalı olamazdı! Kesin net uzaylıydı.
Kız,
"Off çok yoruldum. Bu okul cidden çok yorucu!" diye sitem etti.
Bizde bu arada yavaş yavaş yürüyoruz. Tabi diğer iki arkadaşım da benim gibi Meraklı Melahat olunca, olayı daha iyi kavramak için, oldukça dikkatli bir şekilde onları gözlemliyorduk.
Meteor, sessiz bir şekilde yürüyüp kıza yaklaştı. Tabi bende adımlarımı atmayı kesip, telefonumu çıkararak ilgileniyormuş gibi yaptım. Yani burada ciddi bir iş yapıyoruz lütfen.
"Sus söylenme cadı. Bu okul bitecek o kadar!" diye konuştu meteor.
Allah'ım, ben gidip kendimi hangi binadan atayım, hangi tramvayın önüne atlayayım?
Kaç gün müzik dinlemeyip, intahar edeyim? Söyleyin lütfen dostlarım!
Bu nasıl güzel, nasıl erkeksi, nasıl iç gıdıklayıcı bir ses Ya Rebbim!
Sesinle ölmek istiyorum yiğidim.
Kıkırdayan kız,
"Biliyorum ağabey, bitirmezsem bu sefer Nurten Sultan beni evlatlıktan reddeder." diye konuştu.
Benim kulağım yanlış duymadı değil mi?
O kız, meteora 'ağabey' dedi!
Değil mi?
Allah'ım kendimi yerlere atıp, ağlamak istiyorum. Hem de delice kahkaha atmak istiyorum. O kız, onun sevgilisi değildi. Kız kardeşi idi.
Yani benim hala bir şansım vardı. Öyle değil mi?
Sevinçten ağzım gözüm yer değiştirirken, onlar çoktan arabalarına binmiş, tozu dumana katarak gitmişlerdi bile...
"Alo! Kanka kendine gel!" diyen Zeynep'e dönerek hızla, sıkı bir şekilde sarıldım.
"Zeyno! Sevgilisi değilmiş!" diyerek daha sıkı sarıldım.
Bir şey anlamayan şapşal arkadaşlarıma bakıp, kollarına girdim. "Hadi yürüyün lan bugün bendensiniz, size yemek ısmarlayacağım.." deyip birlikte yürümeye başladık. Sevinince de bayağı bir cömert oluyordum.
Daha sonra bonus kafalımı alarak bir güzel yemek yemeye gittik hep birlikte.
***
Yemekten sonra Murat'la eve gelmiştik. Rahat bir şeyler giyinip, kendimi koltuğa attım. Annem evde değildi, babamla birlikte halamlara gideceklerdi. Gerçi ne diye gidiyorlarsa, halamlar cümbür cemaat haftasonu bizde olurlardı hep. Her neyse biraz oturduktan sonra canım sıkılmıştı. Murat'ta yoktu. Arkadaşlarıyla buluşacağı için çıkmıştı evden.
Ayy ablası kurban! Bir hazırlandı, bir süslendi ki görmeyin. Kızlarla buluşacaklarmış. İnşaAllah bu sefer uzun vadeli bir aşık olma durumu olur. Yoksa cidden ben aşktan soğuyacağım.
Elime telefonumu alıp Zeynep'i aradım.
İkinci çalışta açtı. "Efendim aşkım?" diye konuştu. Bu kızı seviyorum ya.
"Zeynom çok sıkılıyorum evde! Kalk bize gel hadi." diye konuştum tatlı bir şekilde.
Bir süre cevap vermeyip, daha sonra kıkırdadı. "Oyy kıyamam sana! Tamam geliyorum yarım saatte." dedi.
Vedalaştıktan sonra telefonu kapatıp mutfağa geçtim. Bir güzel limonlu kek yapıp, çay demledim.
Niye şaşırdınız ki?
Ben hamarat bir kızım! Beni alan yaşadı vallahi.
Yarım saat sonra gelen Zeynep'le, yaptığım keki yemiş bir güzel dedikodu yapmıştık. Bir ara Zeynep bana şüphe ile bakıp konuştu.
"Sen niye bugün öyle sevinip, bana sarıldın kuzum?" diyerek tek kaşını havaya kaldırdı. Yapabilse bir şey demeyeceğim, iki de bir gözünü kırpıp duruyor.
Misal ben yapabiliyorum.
Tek kaşımı kaldırabiliyorum ve çok havalı oluyor.
Neyse lütfen tebriğe hiç gerek yok bu yeteneğim doğuştan. Teşekkürler.
Önce anlamamazlıktan geldim tabi. Ama Zeyno'dan kaçar mı?
Kaçmaz tabi.
"Yaa şey... Yemek yiyecektik ya ondan." diye kıvırdım.
İnanmayan Zeynep, "Dökül bakalım Akasya Makbule Öztürk!" diye konuştu kararlı bir sesle.
Gözlerimi kısıp, kolunu çimdikledim.
"Bana bak, senin saçını başını yolarım olum. Tamam anlatacağım." diyerek en baştan meteoru gördüğümden beri olanları anlattım.
Sessiz bir şekilde konuşmamı bitirmemi dinleyen Zeynep, çok bilmiş bir tavırla konuşmaya başladı.
"Sen bu çocuğa aşık olacaksın, nokta!" diye konuştu sinsi sinsi gülerken.
"Zeyno ben hiç aşık olmadım ki! Tamam her gördüğüm meteora ağzımdan salyalar akıp bakarım ve sevap işlerim de... Aşk nasıl bir şey bilmiyorum ki!" dedim dertli bir şekilde.
Zeynep,
"Tabi canım bu işi yaparken bile sevap işliyoruz yani." diyerek göz kırptı.
Pislik.
Daha sonra aklımıza gelen şey ile, sosyal medyadan meteoru araştırmaya başladık. Google'a 'meteor' yazdım ve taş resimleri çıktı karşıma. Sinirle Zeynep'e gösterip,
"Hiç bir yerde yok ama!" dedim kahrolmuş gibi.
Zeynep dudaklarını birbirine bastırıp gülmemeye çalışıyordu.
"Hayatım ama daha adamın ismini bilmiyoruz ki! Öğrenelim bi, her türlü araştırmasını yaparız." diye konuştu yumuşak bir sesle.
Dediği mantıklıydı aslında. Biraz daha düşününce ismini öğrenmeye karar verdim. İsmini öğrenip sonra da o yiğidi kendime alacaktım. Onu kimseye kaptırmaya niyetim yok, bu böyle biline!!
***
Erken biten okuldan sonra, Zeynep'le alışveriş merkezine gitmeye karar verdik.
Zeynep dün gece bizde kalmıştı. Sabaha doğru anca uyumuştuk. Hep meteorun ismini nasıl öğreniriz, nasıl ona yakın olabilirim diye fikirler üretmiş durmuştuk. En iyi çözüm o kızla konuşmaktı. Hem o benim görümcem olacaktı. Aramızın çok güzel olması ve hemen 'best kanka' olmamız gerekiyordu.
Tabi yine otobüsle gittik. Geçen babama, 'bize ne zaman Bugatti alacaksın' dedim. Babam önce dikkatle yüzümü izleyip, daha sonra kahkaha atmıştı.
Hayır yani ne demiştim ki ben?
Çok mantıklı bir soru sormuştum.
Daha sonra babam elini ağzına koyup, kahkaha ata ata odasına gitmişti. Bende arkasından bakıp iç çekmiştim.
Alışveriş merkezine girip, etrafa bakınmaya başladık. Alışverişi oldum olası sevmezdim. Hatta gerek olmasa, hiç kıyafet bile almazdım. Hele denemesi yok mu...
Düşman başına.
Biraz gezinip bir kaç kitapçıya girdik. Bir yemek, iki kitap deyince akan sular dururdu benim için. Evde de kocaman bir kitaplığım var. Ve aldıkça alıyorum, hiç bıkmadan. İnsan hiç kitaptan bıkar mı?
Bir kaç kitap aldıktan sonra, bir şeyler içmeye karar verdik. Dikkatinizi çekerim yemek demedim. Yemek yemeyeceğiz çünkü... Canım anam bize sarma sarmıştı.
Allah'ım nasıl da severim. Gerçi ben hiç yemek ayırmam ki. Olsun yinede asla hayır demem sarmaya.
İki çilekli milkshake alıp, bir masaya oturduk. İçeceğimi içerken gözüme bir şey takıldı. Biz gökte ararken, onu yerde bulmuştuk. O kız... Meteorun kardeşi olan kız, elinde bir kahve ile gözlerini etrafta gezdirip oturacak bir yer arıyordu. Talih yüzüme gülmüştü işte!
Hemen ayağa kalkıp, kızın yanına doğru yürümeye başladım. Zeynep'de bu arada ne yaptığımı dikkatle izliyordu.
Kıza yaklaşıp, "Merhaba!" diye güzel sesimle seslenip, dikkatini çektim. "Akasya ben, aynı okulda okuyoruz. Şuradaki masada oturuyoruz arkadaşımla. Gördüğüm üzere tüm masalar da dolu. İstersen gel bizimle otur. Hem tanışırız bu sayede." dedim sevimli bir şekilde. Umarım kabul ederdi.
Kız nazik bir şekilde elini uzatıp, "Merhaba Akasya! Bende Cansu." diyerek gülümsedi. "Bende oturacak bir yer bakıyordum. Rahatsız olmazsanız otururum elbette." dedi.
Hemen atılıp elini sıktım bende nazikçe. "Olur mu öyle şey! Ne rahatsızlığı, çok memnun oluruz." deyip gülümsedim ona. Daha sonra sormak için kıvrandığım şeyi dile getirdim.
"Yalnız mısın?" diye sordum çokta kendimi belli etmeyerek.
Cansu,
"Aslında ağabeyimle gelmiştim. Fakat önemli bir işi çıktığı için gitmek zorunda kaldı." deyince benim yüzüm asıldı. Ama kıza çaktırmamak için gülümsemeye devam ettim.
Ancak Cansu konuşmasına devam etti.
"Ama almaya gelecek beni. Hiç bir yere yalnız bırakmıyor ki!" dedi. Ve o konuşmadan sonra benim yüzüm ışıldadı. Yani gören, disko topu zannedebilirdi beni.
"Yaa öyle mi? Ne güzel." dedim içimde ki coşkuyu göstermeden. Daha sonra, "E hadi masa şurada, gidelim mi?" diye sordum.
Cansu samimi bi şekilde kafasını salladı. Sonra birlikte bizim masaya doğru yürüdük. Bu arada bu kız da benden uzun dostlarım!
Söyleyin bana niye ben!
Niye ben kısayım?
Bir yandan içim kan ağlarken, diğer yandan da halay çekip, zılgıtlar çalıyordu. Normal değildim ben yeminle.
Masaya yürüyüp, Zeyno'yla göz göze geldik. Gözlerini kısıp, sinsice gülümsedi. Anlamıştı hemen niyetimi.
Daha sonra ayağa kalkarak, Cansu'yla tanıştılar.
Cansu çok nazik fakat bir o kadar da çılgın bir kızdı. Bunu konuştuğumuz iki saatte anlamıştım.
Çok cana yakın bir kişiliği vardı, fakat abisinin kıskançlıklarından ve kurallarından bıkmıştı.
Ah! Gel beni kıskan, gel bana kurallar koy be yiğidim!
Valla razıyım, yeter ki sen ol.
Derin bir muhabbetteyken, Cansu'nun telefonu çaldı. Ekranda 'Can ağabeyim' yazıyordu. Yani niye ismi yoktu ki! Acaba ismi Can mıydı?
Bunu düşünmeyi bırakarak, Cansu'yu dinlemeye odakladım kendimi.
Cansu yüzüne yayılan gülümseme ile telefonu açıp kulağına koydu.
"Efendim yakışıklı ağabeyim?" diye konuştu.
Dişlerimi sıkıp, onu dinlemeye devam ettim.
"İkinci katta, cafe bölümündeyim... Tamam sen çıkma, ben inerim. Görüşürüz." diyerek telefonu kapattı.
Daha sonra çantasını ve montunu alıp, ayağa kalktı. Samimi bir şekilde,
"Kızlar sizinle tanıştığıma çok memnun oldum. Bundan sonra sık sık buluşalım isterim. Akasya telefonunu alabilir miyim?" diye sordu.
Gülümseyip,
"Ah tabi, al lütfen." diyerek telefonumu uzattım.
Numarasını yazıp telefonumu geri verdi.
"Numaramı yazdım, okulda da görüşürüz artık. Ben gideyim."
Bende bu fırsatı kaçırmamak adına hemen ayağa kalktım ve montumu giyindim.
"Bizde zaten artık kalkalım geç oldu. Beraber inelim." deyip birlikte yürümeye başladık.
Çıkışta etrafta gözlerimi gezdirip, meteoru görmeye çalıştım. Daha sonra bir kaç kızın hayranlıkla baktığı yöne bakınca, onu gördüm. Kızların neden baktığını şimdi anlamıştım.
Allah'ım yine muhteşemdi.
Neler yaratıyorsun böyle...?
İçimdeki amansız kıskançlığa aldırmayıp, oraya doğru yürümeye başladık. Allah'ım ama yakından daha çok güzeldi bu adam. Sen kalbime mukayet ol!
Cansu,
"Ağabey seni beklerken okuldan arkadaşlarımla karşılaştık. Sizi tanıştırayım." deyip beni gösterdi. "Akasya..." dedikten sonra Zeynep'i göstererek, "Bu da Zeynep." dedi tatlı bir şekilde.
Ağabeyi ifadesiz ve dahası soğuk bir tavırla bize baktı.
"Memnun oldum. Kuzey bende." diye konuştu istemeye istemeye.
Ben şapşal bir şekilde ona bakıp, gülümsedim. Tavırlarının farkında bile değildim o anlarda.
Yeni gelinler gibi hissediyordum kendimi, o derece utanıyordum.
Gerçi yeni gelinlerde artık utanma mı kaldı a dostlar!
"Bende çok memnun oldum." dedim gayet memnun bir halde.
Kuzey sıkılmış gibi bir halde kardeşine baktı.
"Hadi gidelim artık Cansu." diye konuştu kardeşine hitaben.
Cansu bize dönüp,
"İsterseniz sizi de bırakalım?" diye sordu.
Ben ağzımı açıp, tam kabul edecekken Zeynep kolumu sertçe sıkarak kaşlarını kaldırdı. Niye istemiyordu ki, ne güzel bırakacaktı işte bizi.
Boğazımı temizleyip,
"Sağ ol canım. Bizim biraz daha işimiz var, sonra eve gideceğiz.
Okulda görüşürüz." dedim.
"Tamam canım. Görüşürüz." diyen Cansu ile sarılıp vedalaştıktan sonra onlar arabaya binip gitmişlerdi.
Arkalarından sinirle dişlerimi sıkıp, kararlı bir şekilde konuştum.
"Yemin ederim sen benim olacaksın Kuzey!"
Bölüm sonu...
Evet bölüm bitti, Akasya büyük bir yemin etti. Ne düşünüyorsunuz?😉
Kuzey'in tavrı hakkında ne düşünüyorsunuz?😁
Son olarak bölümü okurken, eğlendiniz mi?☺
Sonraki bölümde görüşünceye dek, kendinize çok iyi bakın.
Allah'a emanet olun.
Seviyorum sizi.♥
Instagram:
Mavilinin_incileri
Sevgiler, Mavili Yazar🌸
