BENZEMEZ KİMSE SANA
Herkese selâm.
Aşırı heyecanlıyım, çünkü bu kitabımı sadece tekil anlatımıyla ve içimden geldiği gibi yazdım, yazacağım kısmetse.
İyi, kötü yorumlarınızı bekliyorum.
Keyifle okursunuz umarım.🤗😍

AKASYA MAKBULE ÖZTÜRK
Merhaba ben Akasya. Evet sadece Akasya Öztürk. O ikinci isim yok benim için, lütfen okumayın bile. Hayır yani sevgili annecim ve babacım, Makbule nedir?
Nedir bu Makbule?
Lütfen açıklayın böyle bir zulmü biricik kızınız, meleğiniz, kuzunuza niye yaptınız?!
Yazık değil mi bana! Şu gencecik yaşımda mahalledeki veletler bana 'Makbule Teyze hatta Makbuş Sultan' diyorlar.
O Bez Bebek dizisini şiddetle kınıyorum.
Neyse şimdilik kendimi ve içimdeki ıstıraplı acıyı anlatmayı bırakayım. Nede olsa nasıl biri olduğumu öğrenirsiniz zamanla.
Yataktan bir gözüm açık, diğeri kapalı bir şekilde kalktım. Ama nasıl kalktım? Yemin ediyorum resmen sürünerek kalktım o derece.
Neyse işte zar zor adımlarla odamdan çıkıp banyoya girdim. Lanet girsin! Odamda kendi banyom yok malesef. Nede olsa ev hanımı bir annem, bide devlet memuru bir babam var nasıl olsun ki?!
Kahrolsun zenginlik!
İşimi halledip, lavaboya doğru yürüyüp elimi yüzümü yıkadım. Avucumda su tam yüzüme atacakken aynada kendimle göz göze geldim. Aman Allah'ım!
Benim bu halimi kim görse, arkasına bile bakmadan kaçıp gider. O derece berbat haldeydim. Hem zaten öyle aman aman bir güzelliğim de yok!
Hatta hiç yok. Ben kim güzel olmak kim?
Orta boylu, uzun kumral saçlı ve hala ne renk olduğunu bilmediğim gözlerimle, bayağı sıradan bir kızım işte.
Neyse saçlarımı bir güzel tarayıp, kendime çeki düzen verdim.
Banyodan çıkarak odama girdim. Hemen telefonuma bakıp, WiFi açtım. Ne yani evde internet varsa ne diye paketimden harcayayım ki?
Hem zaten o bonus kafalı bana pek internet bırakmıyor ki?
Gelen bildirimlere bakmadan önce kulaklığımı bulup taktım. Müziksiz hiç bir iş yapamam valla. No music, no life!
Yani müzik yoksa, hayatta yok demek.
Birazcık ingilizce biliyorum da.
Bildirimleri okuduktan sonra kendimi The Weeknd - Call my name şarkısına kaptırmış bir halde, yatağımı toplarken odamın kapısı güm diye açıldı.
"Kaç saattir sana sesleniyorum! Ama bizim yamuk prenses kaptırmış yine kendini. Bizi duyar mı hiç!"
Odaya dalan kardeşim, pardon öküzden bozma kardeşim, Murat Müslüm Öztürk. Yine laf kalabalığına dalmışken, ben ona boş boş baktım.
"Yine ne var lan?" diye sordum aksi bir sesle.
"Elinin körü var!" diyerek yüzüne üzgün bir ifade yerleştirdi. "Benim garip, çilekeş anam sana kıyamadığı için benim uyandırmamı istedi. Fırına ekmek almaya gidecekmişsin." dedikten sonra bana çaktırmıyormuş gibi sinsi sinsi güldü.
Ulan ben bunları yer miyim?
Yemem...
"Hadi oradan lan!" diyerek ona döndüm. "Sen kimi kandırıyorsun? Anam basbaya seni göndermiş, ama sen uyanık domuz beni göndermeye kalkışıyorsun." dedim gözlerimi kısarak.
Kaşlarını yalancı bir halde çatarak tam konuşacak iken, o sırada odaya annem girdi.
"Siz ne yapıyorsunuz yine?" Murat'a dönüp, "Ben sana fırına git ekmek al demedim mi oğlum?" dedi.
Murat başını eğip sessiz bir sesle konuştu. Foyası ortaya çıkmıştı işte.
"Evet annecim. Bende tam canım ablama istediği bir şeyin olup, olmadığını soruyordum."
Seni pis oyuncu domuzcuk.
Gözlerimi kısıp, "Eyvallah kardeşim, bir şey istemiyorum." dedim ona imalı bir şekilde bakarken.
Başını sallayan annem, "İyi madem, hadi sende üstünü değiştir, kahvaltıyı hazırlamama yardım et kuzum."
Yanında ki Murat'ı görünce, "Ayol evladım sen daha gitmedin mi?" diye sordu.
Oflayarak arkasına dönen kardeşim giderken yine isyan ediyordu.
"Göreceksiniz şu yaptığım deneyler bir tutsun, hepinizi parmağımda..." derken sesini kapının kapanma sesi bölmüştü. Ama muhtemelen o hala devam ediyordu.
Çok kindar bir kardeşim var a dostlar!
Candan Sultanın çıkmasıyla, dolabıma yönelip üstüme giyecek bir şeyler çıkardım. Kırmızı bir kazak ve siyah bir jean. Üstümü giyinip hiç makyaj yapmadan odamdan çıktım. Yani ne diye yapacaksam makyajı. Ne kadar sürersem süreyim o boyaları benden bir halt olmaz arkadaş!
Mutfağa girmemle, babamın annemden gizli börek arakladığını gördüm. Önce yer yer, sonra sofrada bir iki dilim yedikten sonra 'doydum, pekde güzel olmamıştı' der ve annemi çıldırtırdı.
Parmağını dudağına koyup, benim susmamı istedi. Susardım zaten. Ben hiç kahramanımı, ilk aşkımı, sırdaşımı, babamı ispiyonlar mıyım?
Cık. Yapmam.
Yapılan kahvaltıdan sonra odama geçip, ceketimi ve çantamı aldım. Bu benim okulda ki son senemdi, bu seneyi de devirdik mi, sen sağ ben selamet artık bitiyordu.
Kapıda dikilen kardeşime ters ters bakıp dil çıkardım.
"Ana! Ana bak Makbule ablam bana dil çıkardı!" diyerek hemen anneme ispiyonladı.
Hain köftehor.
Annem bana onaylamaz bir şekilde bakıp, "Hadi yeter gidin artık okulunuza. Beni biraz rahat bırakın ayol!" diyerek bizi kapı dışarı edip, üstümüze kapıyı bir güzel kapattı.
Şaşkınca birbirimize bakıp, dört katlı apartmanın ikinci katında bulunan evimizden çıktık.
Murat'ın koluna girerek iç çekip konuşmaya başladım.
"Annem çok değişti Muro! Hemde çok. Farkında mısın?" deyip kardeşime baktım.
Kafasını iki yana sallayıp, düşünceli bir şekilde, "Yani eskisi gibi terlikle de kovalamıyor! Acaba menopoza neyim mi girdi abla?" diye sordu.
"Bilmiyorum ki. Konuşsam iyi olacak. Baksana kadın artık bizi takmıyor." deyip sessizce otobüs durağına doğru yürüdük.
Ah işte yine paranın gözü kör olsun! Yok ki altımızda bir Bugatti.
Gelen otobüse Murat'tan önce binip yer kaptım. Arkada kalan garibim parayı ödemediğimi görünce kartını iki kere bastı. Tabi kafasını 'sen görürsün' gibi sallayarak.
İneceğimiz durağa gelince Murat o kalın sesiyle, "Arka kapıyı aç kaptan!" diye bağırdı.
Hayır yani Murat'cığım bu durdurma butonlarını boşuna mı yapmış bu abiler?
Otobüsten inip okuluma doğru gitmeden önce bonusumu bir güzel iki yanağından öpüp, "Derslerini iyi dinle emi annem." deyip yolcu ettim. Zavallı çocuk her sabah tükürüğümle ıslattığım yanaklarını sile sile okuluna doğru gidiyordu. Ne yapayım yani abla yüreği işte. Öpmeden uğurlayamıyordum.
O kendi okuluna giderken bende biraz daha ilerde olan okuluma doğru gittim.
Kartımı okuttuktan sonra içeri girdim. Bizden kimseyi göremeyince direk sınıfa çıktım.
Sınıfta camış gibi oturan Mehmet, Aslı ve canım kankim Zeynep'i gördüm.
Hemen yanlarına gidip uzaktan öpücük attım onlara.
"Günaydın gençler!" diyerek Zeynomun yanına oturdum.
Hepsi tek tek 'günaydın' deyince kaynatmaya başladık.
Daha sonra sınıfa giren hoca ile susup derslerimizi dinlemeye koyulduk. Ne yani, ben derslerine önem veren, hanım hanımcık bir kızım. Övünmek gibi de olmasın epey çalışkanımdır. Tamam tamam övgüye gerek yok canlarım. Bu başarımı çok çalışmaya borçluyum.
Sonuçta çalışan demir paslanmaz...
***
Okuldan sonra hepimizin perti çıkmıştı. Hayır yani insaf biraz bizim ki de beyin yani lor peyniri değil!
Dört saat boyunca ders dinlemek nedir abi ya!
Çocuklarla vedalaşıp, okuldan çıktım. Bonusumu alıp hamburger yemeye gidecektik. Ben sorumlu bir ablayım tamam mı?
Kardeşimi aç acına bırakamazdım öyle.
Üste çıkma konuşmamı da yaptığıma göre gidebilirdim artık.
Yürümeye başlarken... O da ne?
Dünyaya meteor mu düşmüş Yarebbim?
Ağzım açık önümdeki dünya harikasına bakıp bakıp, iç çekerek yoluma devam ettim. O yiğit ki... Bana mı bakar?
Peh! Güleyim de boşa gitmesin.
Bonusumun okuluna gelip, kendisini alarak bir güzel hamburger yemeye gittik. Ben öyle kendini kasan, kısıtlayan tiplerden değilim çok şükür. Valla önüme ne gelirse, hapur hupur götürüyorum.
Tıka basa yedikten sonra, yine durağa gidip otobüse binerek evimize doğru yol aldık.
***
Ailecek oturmuş 'Kim Milyoner Olmak İster' yarışmasını izleyip, babamla kendimizi kaptırmıştık yine. Ah Murat! Ne de güzel sunuyor değil mi?
Sorulan soruların doğru cevabını babamla tartışıp dururuz. Hep de babam doğru bilir. Yani adama diyorum, gel başvurayım git katıl. Yok diyor ben heyecanlanırım, yapamam diyor. Eh baba çatır çatır soruları biliyorsun. Belki kazanırsın da bizi daha lüküs bir hayatta yaşatırsın.
Neyse işte program bittikten sonra herkese 'iyi geceler' deyip odama girdim. Havlumu ve pijamalarımı alarak banyoya girdim. Bir güzel yıkanıp, paklandım. Sabah sabah duş almakla uğraşamazdım hiç. Dişlerimi de fırçaladıktan sonra odama geçtim.
Sadrazam kavuğu gibi kafama doladığım havluyu açıp saçlarımı kuruttum. Daha sonra ise kulağıma kulaklıklarımı takıp müziğimi açarak gözlerimi yumdum.
Uyku sen ne güzel bir şeysin be!
***
Sabah tepemde dikilen bonus kafayla uyandım. Günlük rutinlerimi yaptıktan sonra üstüme krem renkli uzun bir kazak elbise ve kalın siyah külotlu çorap giyindim. Saçlarımı iki yandan anneme ördürüp, arkadan tutturdum.
Nedense bugün özenesim gelmişti.
Kahvaltıdan sonra kardeşimle yine otobüse binip okullarımıza doğru gittik. Pis domuzun bu sefer parasını ben vermiştim.
"Muro! Bugün ne yiyelim lan?" diye sordum yürürken.
Fakat o beni takmadı bile. Ulan Murat Müslüm Öztürk, yemek söz konusuyken beni takmadı!
Kıyamet alametleri bunlar Ya Rebbim...
Durup kolunu tuttum.
"Neyin var oğlum? Muro bak korkutma beni!" diyerek endişe ile ona baktım.
Omuz silkip, "Yok bir şeyim." derin bir nefes alarak devam etti. "Kız meselesi işte kanka." deyince rahat bir nefes aldım.
Bu bizim kerkenez yine mi aşık olmuş Allah'ım!
"Hee iyi tamam bende önemli bir şey sandım." deyip yürümeye devam ettim. Baktım gelmiyor dönüp, "Yürüsene lan! Derse geç kalacaksın." deyip devam ettim yürümeye.
Allah'ın her günü gelip, 'ablaaa aşık oldum' deyip ağlıyor omzumda. Tamam üzülüyorum, kahroluyorum o durumuna ama her gün her gün başka insana aşık olunmaz ki!
Arkamdan homurdansa da pek duymadım ne söylediğini. Anca atıp, tutarsın Müslüm'cüğüm.
***
Son dersten önce biraz hava alayım diye bahçeye çıktım. Ceketime sıkı sıkı sarılıp, banka doğru yürüdüm.
Oturup kahvemi yudumlarken nalet bir ses duydum. Lanet olduğunu biliyorum ama ben nalet demeyi seviyorum.
"Merhaba Akasya! Oturabilir miyim?" deyip otuz iki diş sırıttı kılkuyruk Hakan.
Hayır yani anlamıyorum. Etrafta bir sürü güzel, kibar kız var. Bu gelmiş bana sarıyor. Tipi de düzgün yani, fakat şu sırnaşık halleri yok mu... İşte herşeyi o bitiriyor bende. Kendin ol abi!
"Hayır, uza." diye ondan tarafa dahi dönmeyip konuştum.
Sinirlendiğini anlayabiliyorum, fakat ben ne yapayım istemiyorum arkadaş!
Hakan,
"Akasya, kendini bu kadar yüksekte görmen hiç hoş değil." deyip bana küçümseyici bir bakış attı.
"Yüksekte uçarsan, düşmen kaçınılmazdır. Bir gün bu kollara girmek için koşa koşa geleceksin." diyerek kollarını iki yana açtı.
"Ama ben sana, 'orada dur bakalım' deyip ben sana koşacağım." dedikten sonra bir şey dememi beklemeden uzaklaştı.
Sevdi mi, gömdü mü? Anlamış değilim dostlarım. Lakin bu çocuğun kafasının pek iyi olmadığı belliydi.
Kendi kendime gülmeye başlarken yanıma Zeynep oturdu.
"Ne gülüyorsun kız? Ne dedi yine şu kılkuyruk?" diye sordu.
Kolumu uzatıp sapsarı saçlarını okşadım. Pislik doğuştan sarışındı. Gerçi gözleri siyah ama çok güzel kız benim kankam.
"Ne diyecek kanka? Önce atarlandı, sonra beni beklediğini ima etti. Acıyorum şu çocuğa valla. Olum bana kim bakar ki?" diye konuştum.
Zeynep bana kınayan bir bakış atıp, kahvesini yudumladı.
"He gülüm he. Yüzüne bakılmayacak kadar çirkinsin iğrençsin." dedi.
Bir parça gururum kırılsada belli etmedim.
"Öyle zaten kanka, eyvallah." dedim bir şey çaktırmadan.
Zeynep aniden dönüp elindeki kahveye aldırmadan bana sıkı sıkı sarıldı.
"Ulan yerim senin tribini! Bal Gözüm benim." deyip yanaklarıma öpücük kondurdu.
Bu neydi şimdi?
Geri çekilip, "Kızım Allah aşkına şu güzelliğinin farkına var artık. Okuldaki çoğu çocuk senden hoşlanıyor, fakat vereceğin tepkiden dolayı korkup böyle davranıyorlar." diyerek güldü.
"Neyse ne ya." deyip kahvemi içmeye devam ettim.
Zeynoyla oradan buradan gıybetin anasını ağlattıktan sonra, oturduğumuz yerden kalkıp sınıfa girdik.
***
Ders bittikten sonra Zeynep'le bahçeye çıktık. Birlikte yemek yiyecektik. Karşıdan gelen bonus kafalı'mı görüp el salladım. Ayy ablası kurban nasılda sallana sallana geliyor.
Yanımıza gelip, "Naber kızlar?" dedi anlaşılan aşk acısını unutmuştu. Aman niye öyle diyorsam ki, onun her zaman ki hali işte.
Zeynep, "İyidir aşk kuşum, senden?" diye konuştu.
Murat, Zeynep'e dönerek, "Lütfen sözlerinize dikkat edin bayan." dedi.
Birbirimize anlamayan gözlerle bakınca bende ampul yandı hemen. Bu bizim Zeynoya da vurulmuştu ya.
"Hee şu aşk meselesi." deyip sırıttım.
Murat burnundan kıl aldırmaz bir havayla, "Lütfen eski meseleleri açmayalım." dedi havalı bir tavırla.
İkisinin koluna girip, ellerimle sıkı sıkı sarılarak tutundum ve ayaklarımı yerden kaldırdım. "Tamam açmayalım. Ama artık yemek yemeye gidelim lan. Öldüm açlıktan." diye haykırdım ikisine bakıp. İkisi de benden uzundu ve ben yavruları gibi duruyordum ancak kendimi onlara taşıtacaktım.
"Taşıyın lan köleler." diyerek güldüm.
Sonra kafamı kaldırıp dünkü gördüğüm meteoru gördüm. Ve gülüşüm hayranlığa bıraktı yerini.
Allah'ım sen benim kalbime mukayet ol! Bu adam akıllara zarar. O nasıl bir yakışıklılıktır Ya Rebbim?
Kalbim güm güm atıp, dışarı çıkmaya niyetlenirken, meteorla göz göze geldik ve o an dünya durdu benim için...
BÖLÜM SONU...
Evet nasıl buldunuz Akasya'yı?☺
Bölümü beğendiniz mi?☺
Sonra ki bölüm görüşünceye dek, kendinize iyi bakın.
Allah'a emanet olun.😍
INSTAGRAM:
Mavilinin_incileri
Sevgiler, Mavili Yazar🌸
