BENZEMEZ KİMSE SANA 🌸
Dua Lipa - Don't Start Now
Beğenmeniz dileği ile,
Keyifli Okumalar... ❤

Yeni güne içimde oluşan güzel umutlarla açtım gözlerimi. Çok mutluydum Allah'ım çok! İnşaAllah bu mutluluğum kısa sürmezdi. Sonsuza kadar mutlu ve mesut yaşardık Kuzey'le.
Amin deyiniz lütfen.
Dün akşam olanlardan sonra, Kuzey'e bir söz vermiş ve iki saat boyunca ona sarılmanın keyfini doyasıya çıkarmıştım. Çok güzeldi Yarebbim! Buram buram güven ve huzur kokuyordu, sevdiğim adamın sığındığım göğsü. Hep orada kalmak istiyordum.
Hala aklım almıyordu. Nasıl öpmüştü beni öyle?!
Hatırlayınca dahi yanaklarım yanmaya başlamıştı. Hem utanç, hem de heyecan verici bir şeydi. Devam ettikçe insan daha fazlasını istiyordu. Bu düşüncemle daha da kızarmış ve utanmıştım. Bana ne oluyordu böyle Yarebbim?!
Peki biz şimdi sevgili mi olmuştuk?
Hiçbir fikrim yoktu açıkcası. Adam bana öyle bir teklif de etmemişti. Sadece öpmüştü beni. Acaba kendi kendime mi gelin güvey oluyordum?
Kafamda deli sorular döne dururken, odamın kapısı açıldı. Murat kafasını uzatıp,
"Ooo günaydın prenses hazretleri! Güzellik uykunuzdan uyanabildiniz mi?" diye gıcık bir şekilde konuştu. İnanın Murat'ın böyle alaylı konuşması bile moralimi bozamazdı. Ben çok mutluydum be!
"Sana da günaydın canım kardeşim!" dedim. Bunu dememle, Murat'ın ağzı bir karış açık kaldı. Tabii çocuk haklı. Hep birbirimize hakaret ederek konuştuğumuz için böyle şaşırması normaldi. Yadırgamadım yani.
Silkelenip kendine gelen Murat,
"Neyse abla, kahvaltı hazır. Seni bekliyoruz. Çabuk gel." dedikten sonra kapıyı kapatıp gitti.
"Tamam." diye bağırdıktan sonra bende yataktan kalkıp, yatağımı özenle düzelttim. Ağzıma dolanan şarkı eşliğinde, dün gece hazırladığım ve üzerime giyineceğim kombinimi çıkarıp, güzelce giyindim. Krem güpür bir gömlek ve siyah, bol paçalı, yüksek bel bir pantolon seçmiştim. Beni olduğumdan daha uzun gösteriyordu. Bu da hoşuma gidiyordu hiç kuşkusuz.
Saçlarımı da yapmak için hemen banyoya girdim. Güzel bir at kuyruğu yapıp, elimi yüzümü yıkadım. Sade bir makyaj da yapıp, banyodan çıktım en nihayetinde. Güzel olmuştum yani. Bakalım Kuzey beni nasıl bulacaktı?
Mutfağa girip, hemen kahvaltıya yumuldum. Kendimi aç bırakacak değildim. Mutluyum diye bazılarının iştahı kesilirdi, heyecandan yemek yiyemezlerdi. Ama ben öyle değildim. Her ne olursa olsun, katiyen iştahım kesilmezdi. Allah vergisi işte.
"Günaydın babacığım, anneciğim." dedim yediğim dördüncü lokmadan sonra. Anca aklıma gelmişti, ne yapayım.
Babam gülümseyerek,
"Günaydın güzel kızım." dedi.
Annem de,
"Ayol önünden kaçıran mı var kuzum? Yavaş ye!" dedi azarlar bir şekilde.
Ağzım dolu bir biçimde,
"Ne yapayım? Açım ben aç!" dedikten sonra şen şakrak kahvaltımızı yapıp, ardından evden çıktık.
♤☆♤
Girdiğim dört saatlik blok dersten sonra beynim pert olmuş bir şekilde koşar adımlarla yürüyüp, okuldan çıktım. Aslında biraz dinlenmem lazımdı ancak yapmadım. Şirkete gidecektim ve dolayısı ile beklemek istemiyordum. Öte yandan da çok heyecanlıydım. Taksi çevirip, hemen bindim. Adresi söyledikten sonra, şirkete doğru yol almaya başladık, giderek artan heyecanımla birlikte pek tabii...
Şirketin önünde duran taksiden inip, üstüme başıma çeki düzen verdikten sonra içeri girmeye başladım. Ellerim titriyordu resmen. Bugün başka bir heyecan vardı içimde. Kuzey beni nasıl karşılayacaktı? Yine eskisi gibi mi davranacaktı acaba? Yoksa sevgilisiymişim gibi mi davranacaktı?
Allah'ım! Allah'ım! Beynim yanacaktı bu sorulardan dolayı.
Düşüne düşüne asansörden inip, masama doğru yürüdüm. Hemen masama eşyalarımı bırakıp, mutfağa doğru yürümeye başladım. Kuzey için kahve yapıp, masamdan not defterimi alarak, Kuzey'in odasının kapısına vardım. Kapıyı tıklatıp içeriden gelecek onay sesini beklemeye başladım. Fakat tekrar çalmama rağmen içerden hiçbir ses gelmedi. İçerde değil miydi bu adam?
Merakıma yenik düşüp, kapıyı açtım ve içeri girdim. Odası boştu. Kimse yoktu.
Neredeydi bu adam?
Odanın kapısını kapatıp, geri masama yürürken, gözüm saate takıldı. Tabi ya! Öğle arasıydı. Yemeğe çıkmıştı demek ki. Ben heyecandan unutmuştum vakti. Koltuğa oturup, yaptığım kahveyi kendim içmeye başladım. Kuzey gelince ona yenisini yapardım nasıl olsa.
Bir müddet sonra kahvemi içmiş ve bitirmiştim en nihayetinde. Yemeğe çıkan tüm çalışanlar da dönmüşlerdi bu arada. Lakin Kuzey halen dönmemişti.
Nerdeydi ki bu adam?!
Betül Hanımın getirdiği dosyayı incelerken, asansörün kapısı açıldı ve içinden Kuzey ile Kızıl Şeytan Şeyma çıktı. Şeyma, Kuzey'in koluna girmiş kırıta kırıta yürüyordu. Diğer yandan da bir şeyler söyleyip, gülüyordu kendi kendine.
İçim daralmaya başlarken, yavaşça gözümü Kuzey'e çevirdim. Fakat Kuzey benim olduğum tarafa dahi bakmayıp, Şeyma ile birlikte odasına girdi.
Bu neydi şimdi!?
Gerçekten anlamıştım artık. Mutluluk katiyen bana haramdı. Mutlu olmaya hakkım yoktu ki benim. Hep gözüm yaşlı olmalıydı ve olacaktı! Ben hep acı çekecektim bu hayatta. Fazlası haramdı bana.
Neyin bedelini ödüyordum ki?!
Gözlerim dolmaya ve burnum yanmaya başlarken kendimi sıktım ağlamamak için. Lakin bu çok ama çok zordu benim için. Önümde ki dosyayı buğulu gözlerimle inceleyip, titreyen ellerimle de bitirdikten sonra alıp, Betül Hanımın yanına gittim.
"Dosyayı tamamladım Betül Hanım." dedim cansız çıkan sesimle. Açıkçası pekte umrumda değildi artık.
Betül Hanım,
"Tamam Akasya'cığım. Şimdi bunu Kuzey Beye imzalatman lazım. Daha sonra Şahan Beye götüreceksin." dedi yumuşak bir sesle.
Kabullenmiş bir şekilde,
"Tamam." dedikten sonra dosyayı aldım ve geri çıktım. Peki ben şimdi nasıl o odaya girecektim ki?
Bacaklarım titreye titreye kapıya doğru yürüdüm ve çaldım. Omuzlarımı dikleştirip, 'Ben güçlüyüm' imajı çizmeye çalışsam da, olmuyordu malesef. Artık çok yorulmuştum ve yapamıyordum bunu. Çöken omuzlarımla, gelen onay sesinden sonra odaya girdim.
İkisine de bakmayıp, kafamı eğerek bakışlarım yerde bir şekilde konuştum.
"Bu dosyaları imzalamanız gerekiyor Kuzey Bey." deyip dosyayı masasına koydum.
Kuzey hiçbir şey olmamış gibi dosyayı inceledi bir süre. Ardından,
"Bu dosyayı kim hazırladı?" diye sordu.
Bakışlarımı bu sefer yüzüne sabitleyip,
"Ben hazırladım. Bir sorun mu vardı?" diye sordum ters bir şekilde. Ama Allah'ım gözleri çok güzeldi. Baktıkça çikolata gibi eriyordum. Neyse konumuz bu değil Akasya! Sert duracaksın artık o Kuzey kasıntısının yanında.
Kendimi doldurup, gaz vermeye devam ederken, Kuzey gözlerinde bariz belli olan bir hayranlıkla bana bakmaya başladı.
"Tebrik ederim. Zor bir işin üstesinden gelmişsin Akasya." dedi. Ardından, "Yalnız bir kaç ufak hata var. Birlik..." diye konuşmaya devam edecekken araya girdim.
"Evet Kuzey Bey biliyorum. O hataları Şahan Beyle birlikte düzelteceğiz. Siz imzalayın yeter." dedim.
Yalan.
Cidden yalandı. Şahan garibimin haberi bile yoktu. Hem hata mı yapmıştım ben?
Kahretsin!
Kuzey'in gözlerinde olan hayranlık, yerini anlamdıramadığım bir sinire bıraktı. Niye sinirlenmişti ki?
"Şahan Beyin bu proje ile ilgili bilgisi yok! O yüzden benimle birlikte bu hataları düzelteceksiniz Akasya Hanım!" dedi ismimin üstüne bastıra bastıra.
Sinir herif!
Kabullenişle başımı sallayıp, dişlerimin arasından konuştum.
"Peki efendim!"
♤☆♤
Yarım saatlik yemek molamdan sonra asık suratımı düzeltme gereği bile duymadan, Kuzey'in odasının kapısını çalıp, içeri girdim. Sinirle, 'Peki efendim' dedikten sonra yemek yemediğimi ve aç olduğumu söylemiştim. Kuzey buraya yemek getirebileceğini söylese de, ben istemeyip, dışarı çıkmıştım. Şirketin kafesine inip bir şeyler yiyip, karnımı doyurduktan sonra en nihayetinde yukarı çıkmıştım. Aslında amacım biraz yanlız kalıp, düşünmekti. Kuzey'in amacı neydi inanın bende bilmiyordum artık.
İşte şimdi odasına girince Şeyma'nın gitmiş olduğunu ve Kuzey'in de camın önünde öylece durmuş manzaraya baktığını gördüm. Hep orada durur, İstanbul manzarasına bakardı. Hiç bıkmadan ve sıkılmadan hemde.
İçeri girip, kapıyı kapattıktan sonra,
"Buraya gelir misin?" dedi Kuzey rica eder bir şekilde.
Yavaş adımlarla yürüyüp yanında durdum. Sessiz bir şekilde durmaya devam ederken, en nihayetinde Kuzey sessizliği bozdu.
"Bana kızgın olduğunu görebiliyorum." deyip bana döndürdü vücudunu. "Ben işte tam da bundan bahsediyordum Akasya! Ben sevmeyi bilmeyen, bencil herifin tekiyim. Ben senin gibi bir hazineye nasıl bakılır bilmiyorum." diye konuştu çaresiz bir sesle.
Lanet gözlerim yine dolarken, bende ona döndüm.
"Sana öğretmeme izin vermiyorsun ki!" dedim. "Beni görmezden geldin. Bu ne kadar kırdı beni biliyor musun peki?" deyip titreyen ellerimi yanaklarına koydum. "Ben söyleyeyim, bilmiyorsun! Her şeyi bildiğini sanıyorsun ama yanılıyorsun. Bırak artık, 'her şeyi ben bilirim' ayaklarını Kuzey. Birlikte yaşayıp, öğrenelim." deyip beklentiyle gözlerinin içine baktım.
Allah'ım kalbim duracaktı galiba.
Kuzey alnını alnıma yaslayıp, yutkundu.
"Akasya ben o kadar karışığım ki! Sana nasıl davranmam gerektiğini bilmiyorum ve iyice bocalıyorum. Önceleri seni tanımadığım için rahattım ama tanıyınca nasıl eşsiz bir insan olduğunu anladım. Lütfen benden asla gitme olur mu?" deyip geri çekildi. Ardından o kadar güzel bir şey yaptı ki... Kendimden geçtim adeta.
Beni alnımdan öptü!
Bu... Bu çok güzel ve değerliydi. Resmen bana, 'helalimsin' dedi.
Şimdi ölsem bile gözlerim açık gitmezdim artık.
"Gitmem. Hiç gitmem." dedim ağlamaklı sesimle.
Bana bu kadar mutluluk fazlaydı. Sabah çok mutluydum sonra hüsrana boğuldum. Yine çok mutluyum ama ya yine hüsran olursa? Ya yine Kuzey değişip, bana farklı davranırsa ne olacak?
Korkuyorum. Gerçekten çok korkuyorum.
♤☆♤
İş çıkışı eşyalarımı alıp, tam yürüyecekken bir de kimi göreyim? Canım arkadaşım ve biricik görümcemi gördüm. Yani Cansu'yu. Epey olmuştu görüşmeyeli. Onun sınavları, benim işim ve okulum derken birbirimizi çok ihmal etmiştik. Eşyalarımı bırakıp, hızlı adımlarla ona doğru yürüdüm. Tabii ki o da hızlı yürüyordu. Sıkıca sarılıp,
"Cansu'yummm..." deyip uzattım cümlemi.
"Akasyammm..." diyen Cansu'yla birlikte kahkahayı bastık.
"Yaa çok özlemişim seni."
"Bende çok özledim kuzum." diyen görümcemi alarak masama doğru yürümeye başladık.
"Bende çıkıyordum artık. Hadi birlikte çıkıp, bir şeyler yiyelim. Hem sana anlatacaklarım var." dedim heyecanla. Kuzey'le olanları anlatacaktım ona. Kesin çok sevinecekti.
Cansu,
"Bende tam bunun için buraya gelmiştim bebek!" dedi. Canım görümcem.
"Tamam hadi gidelim." deyip kolkola girdik. Tabi ben yavrusu gibi durdum o ayrı idi.
Asansörü beklerken bir ses duyup, o tarafa baktık. Kuzey tüm yakışıklılığı ve güçlü heybeti ile odasının kapısında durmuş bize bakıyordu.
"Nereye gidiyorsunuz kızlar?" diye sordu.
Ah ben seninle her yere giderdim be yiğidim...
Cansu benden önce davranıp konuştu.
"Kız kıza biraz eğlenelim dedik ağabeyciğim." deyip tatlı bir şekilde gülümsedi.
Kuzey tek kaşını havaya kaldırıp, bana baktı. Kafamı sallayıp sevimli bir şekilde gülümsemeye başladım.
"Bekleyin benim de işim bitti zaten. Birlikte gidelim." dedi.
Keşke Allah'tan başka bir şey isteseydim. Mesela Kuzey'le evlenmeyi. Boy boy çocuklarını doğurmayı... Bir ömür boyu birlikte olmayı...
Ah ahh...
Kuzey odasına girdikten bir süre sonra çıktı. Yanımıza gelmeyip, diğer (sadece kendisinin kullandığı) asansörün yanına gitti ve bizi de çağırdı. Hep birlikte asansöre bindik ve aşağıya indik. Çıktığımızda derin bir oh çektim. Çünkü hain görümcem beni asansörde sıkıştırıp, durdu. Hemen yanlış anlamayın dostlarım. Sorduğu sorularla beni sıkıştırıyordu. Neyse ki sonunda inmiştik. Ama benden çekeceği vardı Cansu Hanımın.
Arabaya gelince Kuzey kendi tarafına bindikten sonra bizde arkaya bindik. Cansu bana, 'öne bin' desede binmedim. Çünkü Kuzey'in ne tepki vereceğini bilmiyordum ki. Biz hala neyiz, ben onu dahi bilmiyordum açıkçası.
Kısa bir yolculuktan sonra geldiğimiz şık kafeye baktım. Ben böyle yerleri hiç sevmezdim ki. Kendimi rahat dahi hissetmezdim. Hep kasılır dururdum doğrusu. Cansu'yla bizim hep gittiğimiz AVM'ye gidecekken, Kuzey bizi buraya getirmişti. Hiç sevmemiştim. Ama bir şeyde demedim tabii ki. Bizde evin reisi ne derse oydu. Lafına, yaptığına karışılmazdı. Bende hali ile evimin reisinin dediğine karşı çıkmadım.
Biz Cansu ile çikolatalı milkshake sipariş verirken, Kuzey filtre kahve istedi. Nasıl içiyordu öyle ya! Çok acı bir tadı vardı bir kere. Ben su dışında hiç şekersiz içecek içmezdim. Tercih meselesi bu da.
En nihayetinde gelen içeceklerimizle sohbet başlamış ve biz Cansu'yla görüşmediğimiz günlerin acısını çıkarırcasına durmadan konuşup, gülüyorduk. Kuzey telefonuyla ilgileniyordu. Bizi taktığı yoktu pek.
Arada ona dönünce dudağının kenarında hafif bir gülüşle bana baktığını görüyordum. Elim ayağıma dolanıyordu bu sırada. Sonra yine zor toparlıyor ve Cansu'ya odaklanmaya çalışıyordum aklım Kuzey'in gülüşünde iken.
Lavaboya gitmem gerektiği için, izin isteyip, yerimden kalktım. Lavabonun yerini bulup içeri girdim ve işimi hallettim. Elimi yıkayıp, yüzüme ve boynuma hafif su çarptım. Güzel göründüğüme kanaat getirdikten sonra da lavabodan çıktım.
Ben lavabodan çıkıp, masaya yürürken Kuzey kaşları çatık, burnundan soluyan bir halde ayağa kalktı ve fazlası ile sinirli bir şeklide hızla yürüyüp çıkıp gitti.
Ne olmuştu ki?
Cansu'nun yanına gidince, yüzünde belli olan bir endişe ile bana baktı. Merakım daha da artarken sordum.
"Cansu'm ne oldu? Kuzey nereye gitti ki?" dedim. İçimde kötü bir şey olmaması için dua ederken.
Cansu derin bir nefes alıp verdi.
"Telefonun çaldı." deyip sustu.
Ben konuşması için,
"Ee?" diye sordum.
"Ben alıp, arayana baktım." deyip dudaklarını kemirmeye başladı. Bu kız niye Acun Ilıcalı'nın Survivor'da kimin elendiğini açıklayacağı zaman konuştuğu gibi yavaş yavaş ve tek tek konuşuyordu ki?!
"Kim aradı ki?" diye merakla sordum.
Cansu,
"Aşkım diye biri!" dedi hayretle.
Şaşkınlık ve biraz korkuyla,
"Ne?!" dedim.
Cansu,
"Aşkım diye biri aradı Akasya! Ve ağabeyim de bunu gördü. Çok sinirlendi. Çıktı gitti." deyince kafamdan aşağıya kova kova buz gibi sular döküldü sanki.
BÖLÜM SONU...
Bölümü nasıl buldunuz?
Bir sonraki bölümde görüşünceye dek kendinize güzel bakın.
Allah'a emanet olun.
Bölümlerimizi yorumsuz bırakmayın lütfen.
Sizi Seviyorum. ❤
Instagram:
mavilinin_incileri
Sevgiler, Mavili Yazar...

