İçeriğe geç

BENZEMEZ KİMSE SANA

Bölüm 18 · 11 dk okuma

BENZEMEZ KİMSE SANA

Bölüm 18

BKS 15. BÖLÜM 🌸

BENZEMEZ KİMSE SANA 🌸

Ed Sheeran & Justin Bieber - I Don't Care 💙

Yeni bölümden herkese selamlar...

Beğenmeniz dileği ile,

Keyifli Okumalar...



Yüreğim ağzımda, hemen üstümü değiştirip, elimde dosyalarla heyecan içinde indiğim merdivenlerden sonra etrafıma bakındım onu görmek için. Lakin etrafta kimseyi göremedim. Kendi kendime 'acaba halüsülasyon mu gördüm' diye düşündüm ama yaşadığım her şey gerçekti. Burada olduğunu ve beni aşağıda beklediğini söylemişti.

Yoksa beni kandırmış mıydı?

Yüzüm düşmeye, içimi sis bulutları sarmaya başlarken en nihayetinde onu gördüm. Arabasından inip, bana doğru yürümeye başladı.

Allah'ım ben o an öldüm. Bu adama kör kütük bağlanmıştım. Özlem ve hasretle dolan bedenimi hareket dahi edemedim.

Bu nasıl bir şeydi Yarebbim?!

Gözlerim dolmaya, burnum yanmaya başlamıştı. Sakın sakın ağlamamam gerekiyordu! Tutunun lütfen gözyaşlarım düşmeyin! Daha fazla rezil olmayalım şu adama.

Tam yanımda durup, gözlerini gözlerime dikti. Ahh...

Değişik bakıyordu. Anlayamadığım bir şekilde bakıyordu. Sanki... Sanki özlemle bakıyordu.

"Akasya?" diye kısık bir sesle konuştu.

Allah'ım lütfen ya bu adamı bana yar diye nasip et, ya da ben daha fazla bağlanmadan, acı çekmeden içimdeki bu hisleri sök at.

Amin.

İçimden ettiğim duadan sonra bende ona kafamı kaldırıp, tam gözlerinin içine baktım. Boyumuz yoktu ki ne yapalım? Boynum kırılmasaydı bari.

"Efendim Kuzey Bey?" dedim ama ben mi dedim, o cılız ses benden mi çıktı inanın bilmiyorum.

Yüzüne yayılan içten bir gülümseme ile bana bakmaya devam etti. Şöyle yapma insafsız! Sen böyle yaptıkça ben daha fazla bağlanıp, acı çekiyorum.

"Nasılsın bakalım?" diye sorduğu soruyu idrak edemedim.

Vay canına! Nasıl olduğumu soruyordu. Ben kesinlikle rüyadaydım. Tüm bunlar çok güzel bir rüyanın parçasıydı. Ben uyanınca bitecek ve ben yine mutsuzlukla başbaşa kalacaktım kesin.

Açık kalan ağzımı kapatmayı başarıp, cevap verdim.

"Ahh... Imm... Ben iyiyim teşekkür ederim. Siz nasılsınız?" diyebildim uzun uğraşlar sonucunda.

Bana biraz daha yaklaşıp,

"Bende daha iyiyim şimdi." dedi.

Anlamadığım için sorma gereği duydum.

"Nasıl yani?"

"Yani kolumu çarpmıştım ya, şimdi daha iyi hissediyorum." diye açıklayınca utandım biraz. Ben belki beni gördüğü için iyi olmuş diye düşünmüştüm fakat yine hüsrana uğramıştım.

Ah aptal Akasya...

"Anladım Kuzey Bey. Geçmiş olsun." diye bir şeyler mırıldandım.

Kuzey,

"Sağ ol Akasya." dedikten sonra konuşmasına devam etti.

"Neyse ben şu dosyaları alıp, gideyim. Hepsini not etmiştin değil mi?" diye sordu.

Yüzüm düşmeye başlarken, elimdeki dosyayı ona uzattım.

"Evet Kuzey Bey, hepsini not aldım." dedim.

Dosyayı alıp içine bakmaya başladı. Memnun bir şekilde inceleyip, bana baktı.

"Peki. Teşekkürler Akasya." diye konuşmasıyla da artık ben tüm bunların birer rüya olduğunu anlamış oldum.

Zaten gerçekte böyle bir şey olmasının ihtimali dahi yoktu. Kuzey bana nasıl olduğumu soracak, üstüne ona dosyayı verdiğim için teşekkür edecekti.

Yok artık daha neler!

Kesin bir taraflarım açıkta kalmıştı ve ben böyle bir şey görüyordum.

Gülüp,

"Rica ederim Kuzey Bey!" deyip içimdeki taşan öfkeyi daha fazla tutamadan, dilimin ucundaki şeyleri dökmeye karar verdim.

"Ne demek siz beni paramparça etseniz bile sorun yok! Ben yine ufacık bir gülümsemenize kanıp, umut bağlayacağım. Yine lanet olasıca kalbim sizin için deli olmaya devam edecek. Yine kendi kırıklarımı kendim toparlayacağım!" diye bağırdım.

Kendime de kızıyordum diğer yandan.

Evet çok dolmuştum. Çok acı çekmiş ve çekiyordum. Belki içimdeki şeyleri ona anlatsam bir nebze içim soğurdu ama hiçte öyle olmuyordu. İçim dahası varmış gibi, giderek daha çok yanıyordu. Bu nasıl bir şeydi Yarabbim!

Ağlamaya başlarken, diğer yandan içimdeki, bitmek bilmeyen şeyleri söylemeye devam ettim. Belki iyi yapmıyordum ama elimden başka bir şey gelmiyordu ki!

"Ben bu zamana kadar hiç bir şekilde sizden karşılık beklemedim ama sizinde artık beni görmezden gelerek, parçaladığınız yeter!" dedim. Kendime rüyadayım diye hatırlatarak söylüyordum bunları. Yoksa gerçekte ben bunları söyleyecek cesaretimi kaybetmiştim çoktan. Artık cesurca, 'Ben sana aşığım, fakat bundan sana ne!' diyemeyecektim. Cesaretim kırılmıştı. Özgüvenim yerle bir olmuştu onun yüzünden.

Kuzey bu dediklerime hiçbir şey demeyip, sessiz ve sinirli bir şekilde bakıyordu. En sonunda ağzını açıp,

"Bittiyse eğer konuşman, susmalı ve evine girmelisin bence." deyip eliyle bir yeri işaret etti. "Çünkü; gittikçe seyircilerimiz çoğalıyor." dedi sert bir sesle.

Dediğinden bir şey anlamamış halde etrafa bakınca, başımdan aşağıya soğuk sular döküldü sanki. Çünkü hemen hemen tüm komşularımız camlarına çıkmış ve bizi izliyorlardı.

Aman Allah'ım!

Başımı önüme eğip kısık sesle,

"Rezil oldum yaa!" dedim. Ağlamam dursa bile, tekrar ağlamaya başladım.

Yanıma yaklaşan Kuzey, elini omzuma koyup,

"Tamam, hadi ağlama yeter." dedi. Beni teselli ediyordu kendince. Sanki beni ağlatan o değilmiş gibi.

Omzumu hışımla elinden kurtarıp,

"Dokunmayın bana! Sizin sahte tesellinize ihtiyacım yok benim!" dedikten sonra arkama bakmadan yürüyüp, eve girdim.

Eve girmemle, kendimi odama kapatıp ağlamam bir olmuştu.

Anladım ki ben bu aşk uğruna en çok zararı kendime veriyordum...

♤☆♤

İki gün sonra sabah erkenden uyanıp, duşa girdim. Üstümde ki ölü toprağını atıp, bir güzel giyindim. Bugün okuldan sonra şirkete gidecektim. Çok önemli bir anlaşmanın olacağı toplantı yapılacaktı bugün. Ömer Beyde olacaktı büyük ihtimalle. Bu geçen iki günde beni aramış ve nasıl olduğumu sormuştu. Açıkçası böyle bir şey yapması kendimi iyi hissetmemi sağlamıştı.

Sonuçta hep ağla, hep ağla olmaz ki değil mi?!

Üstüme siyah, dizlerimde biten ve oldukça şık olan elbisemi giyinip, daha da sarı hale getirdiğim saçlarımı tarayıp kendi haline bıraktım. Sarı ve kıvır kıvır halini seviyordum. Bana yakışıyordu. Öyle deniliyordu daha doğrusu. Ben pek bir şeyleri kendime yakıştıramasamda saçlarım bana yakışıyordu. Bu bir gerçekti.

Makyaj olarak sadece bir eyeliner çekip, odamdan çıktım. Mutfağa girmemle Murat'ın bana çarpması bir oldu. İçim söküldü resmen. O nasıl bir çarpmaktır Yarebbim?!

"Oha lan ayı!" deyip elimi karnıma koydum. "Yemin ederim içimi deştin!" dedim.

Murat mahcup bir şekilde elini elimin üstüne koydu.

"Çok özür dilerim abla ya! Bende tam seni çağırmaya gelecektim. O heyecanla önüme bakamadım." dedi üzgün bir sesle.

"Tamam lan kes zevzekliği." dedikten sonra mutfağa girdim. Annem kahvaltıyı hazırlamış, çayları döküyordu. Beni görünce,

"Günaydın annesinin minik kuşu!" deyip dökmeye devam etti. Fakat bir şey olmuş gibi tekrar dönüp bana baktı.

Beni baştan aşağıya süzüp,

"Ayy maşaAllah benim ay parçası kızıma! Çok güzel olmuşsun ayol!" deyip yanıma gelerek sarılıp öptü.

Bende onu öpüp,

"Teşekkürler anneciğim ama abartmaya hiç gerek yok. Öylesine giyindim işte." diye bir şeyler mırıldandım. Ay utanmıştım. Ben övülmeye pek alışkın değilim biliyorsunuz dostlarım.

"Ayol ne abartması! Su gibi olmuşsun maşaAllah." deyip yüzüme tükürmeye başladı.

Ah anne ah...

Daha sonra babamın gelmesi ve dahası onun da beni övmesiyle kahvaltımızı yapmış bulunmaktaydık.

♤☆♤

Girdiğim ikinci dersin ardından kendime gelebilmek için kantine inip, bir kahve almaya karar verdim.

Merdivenleri inerken, diğer yandan esnediğim için elimle ağzımı kapattım. Benim öyle bir takıntım vardı açıkçası. Ağzını açıpta esneyenlerin ağzının ortasına kürekle vurmak istiyorum. O nasıl bir hareket yaa! Resmen küçük dilini görebiliyordum. Hatta bunun yüzünden Murat'la az kavga etmiyorduk. Pislik ağzını iki metre (Evet evet tam iki metre) açıp öyle esner. Niye ben sinir olduğum için tam da yanımda yapıyordu bu hareketi.

Neyse o anları hatırlayıp sinirlenmeden, nihayet kantine vardım. İstediğim sütlü kahvenin siparişini verip beklemeye başladım. Hazır olan kahvemi alarak, ücretini ödeyip boş bir masaya yürümeye başladım.

Ama tam yürümeye başlamamla birinin önüme çıkıp,

"Selam aşkım, kalp atışım! " diye bağırması bir oldu.

Elim kalbime gidip, içimden 'bismillah' çekerken bu medeniyetsiz kişinin kılkuyruk Hakan olduğunu gördüm. Epey yoktu ortalıkta. Şimdi ne diye çıkmıştı ki ortaya?!

"Allah kahretmesin seni Hakan! Ödümü kopardın. Deli misin nesin?" diye bağırdım. Sinirlenmiştim açıkçası.

Hakan sözlerimden hiç etkilenmemiş gibi sırıtmaya devam etti.

"Ahh Akasya ahh." deyip bana bakarak iç çekti. "Şu içimi açıp baksan, her organım 'Akasya Akasya' deyip duruyor. Çok aşığım çok be zalımın kızı!" dedi.

Yüzümü buruşturmamaya çalışıp,

"Ama ben sana değilim değil mi Hakancığım?" diye sordum.

"O da olacak inşaAllah."

"Lütfen olabilecek şeyler hakkında dua et." deyip elimi ikimiz arasında götürüp getirdim. "Benden ve senden bir cacık olmaz. Hadi var git yoluna." dedikten sonra bulduğum masaya hızlıca yürüyüp, oturdum.

Tüm deliler bana rast geliyordu arkadaş! Benim sevdiğim adam bana bakmaz, benim istemediğim adam da dibimden ayrılmaz.

Ne adaletsizsin be hayat!

Ufak çaplı isyanımdan sonra kahvemi bitirmiş ve son dersime girmek için sınıfa girmiştim. Bugün Zeynep yoktu. Annesi rahatsızmış. Bir gün onlara gitmeyi aklıma not edip, gelen hocayla pür dikkat dersimi dinlemeye başladım.

♤☆♤

Elimde ki topuklu ayakkabılarımı ayağıma giyip, düz babet ayakkabılarımı çantama koydum. Şirkete yakın bir yerde taksiden inmiş ayakkabılarımı değiştirmiştim. Okulda topukluyla rahat edemeyeceğim için onları çantama koymuştum. Bundan sonra şirkete öyle basit bir şekilde gelmeyecektim. Kendime biraz saygım varsa, güzel görünmeli ve o Kuzey'e iyi olduğumu göstermeliydim.

Şirkete girip, gördüğüm herkese gülümseyerek, 'merhaba' dedikten sonra masama geçtim. Özlemiştim burayı. Eşyalarımı yerleştirip, mutfağa girdim. Kuzey'in kahvesini yaptıktan sonra kapıya gelip, kendime çeki düzen verdim ve ardından kapıyı çaldım. İçerden gelecek onay sesini beklemeden içeri girdim yavaş adımlarla.

İçeriye giripte, kafamı kaldırmamla Kuzey ve Şeyma'nın cam duvarın yanında birbirlerine sarıldıklarını gördüm. Daha doğrusu Şeyma cadısı çocuğa koala gibi yapışmıştı. Ben odaya girince Kuzey, Şeyma'yı kendinden uzaklaştırdı lakin ben göreceğimi görmüştüm. Yüreğime düşen ateşe aldırmadan, derin bir nefes alıp göğsümü şişirdim. Güçlü görünmeliydim.

Yutkunup, sesimi bulduktan sonra konuşmaya başladım.

"Afedersiniz Kuzey Bey. Ben yalnız olduğunuzu düşünmüştüm. Yeni geldim de, kahvenizi yapıp size görünmek istedim. Neyse ben sizi rahatsız etmeyeyim. Bir işiniz olduğu zaman çağırırsınız." diye hızlı hızlı konuşup, diğer yandan kahvesini masaya koydum. Ardından onlara bir kere bile gözüm değmeden derhal çıktım odadan.

Toplantı saatine kadar Şahan'ın yanında oturmuş ve yapacağı konuşmanın provasını dinliyordum. Kafamı dağıtmam lazımdı. Bende en iyisi Şahan'ın yanına gitmek olduğunu düşündüm. Zaten Kuzey ve kızıl cadı Şeyma hala odadan çıkmamışlardı. İçim içimi yiyiyordu onları düşünmekten.

Ne yapıyorlardı o lanet odada?

Saate bakınca toplantı saatinin geldiğini gördüm.

Şahan'a bakıp,

"Yavaş yavaş gidelim artık, toplantı başlayacak." dedim ve oturduğum yerden ayaklandım.

Kafasını sallayıp,

"Haklısın Bal Göz. Neyse sen git istersen bende şu halime biraz çeki düzen vereyim. Öyle gelirim." dedikten sonra bana göz kırptı.

"Tamam ben gidiyorum o zaman." dedikten sonra odasından çıktım.

Masama yürüyüp, toplantı notlarını aldım ve başımı kaldırmamla asansörden çıkan Ömer Beyi gördüm. Gülümseyerek yanıma geldi.

"Merhaba güzeller güzeli Akasya Hanım." dedi. Böyle konuşması hiç hoşuma gitmiyordu doğrusu.

Bende gülümsemeye çalışarak,

"Merhaba hoş geldiniz Ömer Bey." dedim biraz mesafeli sesimle.

Dişlerini gösteren bir gülüşle,

"Pekala hoş buldum açıkçası. Bu saç rengi size çok yakışmış doğrusu." dedi beğeni ile bana bakarken. Tamam epey huzursuzlanmaya başlamıştım. Bu adamın amacı bana yardım etmek değil miydi? Niye yan çiziyordu şimdi.

Ağzımı açıp,

"Teşekkürler Ömer Bey." dedim.

Bu sırada Kuzey'in odasının kapısı açıldı ve içerden önce Şeyma, sonra da o çıktı. Elimi yumruk yapıp, sinirimi dizginlemeye çalıştım. Çünkü Şeyma, Kuzey'in koluna girmiş cilveli cilveli gülüyordu. Ne olmuştu o odada?

Peki Kuzey niye sinirli görünüyordu?

Şeyma'yı asansöre kadar geçirip, yanımıza geldi Kuzey.

Ah o yürüyüşü yok mu... Beni benden alıyordu. Saatlerce izlesem bile asla bıkmayacağım bir manzaraydı. Düşüncelerim daha farklı yerlere gitmeden evvel kendimi dizginleyip, yanımda konuşan adamlara odaklandım.

"Evet her şey hazır Ömer Bey. Buyrun toplantı odasına gidelim." diyen Kuzey daha sonra bana bakıp, "Akasya Hanım sizde gelecek olan misafirleri alıp, toplantı odasına gelin." dedi.

Hemen başımı sallayıp,

"Tamam Kuzey Bey." dedim.

Onlar toplantı odasına girdikten bir müddet sonra beklenilen misafirler gelmişti. Biri orta yaşlı, diğeri oldukça güzel alımlı bir kadın ve genç bir adam olmak üzere üç kişilerdi. Hemen yerimden kalkıp, onlara doğru yürüdüm.

Yüzüme yerleştirdiğim gülümseme ile,

"Buyrun efendim, hoş geldiniz!" dedim.

İki adam da gülümseyip karşılık verdi fakat kadın hiç oralı bile olmadı. Bu durum sinirime dokunsa da, üstünde durmadım şimdilik. Onlara yolu gösterip birlikte toplantı odasına girdik. Hepsinin tokalaşması bitince toplantı en nihayetinde başlamış oldu.

Bir müddet sonra ben sinirden dişlerimi sıkıp, sakinleştirmeye çalışıyordum kendimi.

Neden; İsminin Nilüfer olduğunu öğrendiğim yelloz kadın yüzünden. Kuzey'in yanına oturduğu yetmiyormuş gibi, adamın ağzına düşecekti neredeyse. Kuzey'de hiç ses etmiyordu. Sanırım hoşuna gidiyordu. Eh tabi kadın güzeldi niye hoşuna gitmesindi ki!

Boğazıma ilmek ilmek düğümler atılmaya başlarken, kendimi sakin olmak için telkin ettim. Bu önemli bir toplantıydı. O yüzden sakin olmalı ve o tarafa bile bakmamalıydım. Ama lanet olsun ki gözlerim benden bağımsız hareket ediyordu ve onlara bakıyordu hep.

Projenin sunumu yapan Şahan, derin bir nefes alıp yerine oturdu.

"Evet Celil Bey, sunumumuz bu şekilde. Fikirlerinizi öğrenmek istiyoruz." diyen Kuzey orta yaşlı adama baktı. Gelen üç kişinin de kardeş olduğunu öğrenmiştim. Birlikte iş yapıyorlardı.

Celil Bey, kardeşi Tarık Beye bakıp, konuşmaya başladı.

"Açıkçası sunum epey etkileyici. Bunun yanı sıra yaptığınız projeleri de inceleme fırsatımız oldu. Yani sizinle çalışmak bizim için bir şeref olacak Kuzey Bey." deyip suyundan bir yudum aldı.

Şimdiye kadar dikkatimi iki şey çekmişti. Birincisi bu adam çok su içiyordu. İkincisi de kardeşi Tarık Bey sürekli bana bakıp, çapkın bir şekilde gülümsüyordu. Allah akıl versin.

"O şeref bize de ait Celil Bey." diyen Kuzey'in memnun sesini duydum. Daha sonra ise duymak dahi istemediğim o lanet sesi duydum.

"Ah bende çok memnun oldum Kuzey Beyciğim." diyen Nilüfer'e, o 'beyciğimi' alıp münasip bir taraflarına monte etme planlarımı bölen Tarık Beyin sesi oldu.

"Elbette kardeşim çok çok memnun olduk. Hele şu güzelliği gördükten sonra artık bu şirketten bile çıkmam." deyip bana gülümsedi tekrar tekrar. Sanırım bu adam benden bahsediyordu.

Aman Allah'ım!

Bölüm Sonu...

Bölüm bitti, nasıl buldunuz?

Sonraki bölümde görüşünceye dek, kendinize iyi bakın.

Allah'a emanet olun.

Sizi Seviyorum...

💙

Instagram;

mavilinin_incileri

Sevgiler, Mavili Yazar.

Bölüm sonu

2 yorum