İçeriğe geç

BENZEMEZ KİMSE SANA

Bölüm 15 · 12 dk okuma

BENZEMEZ KİMSE SANA

Bölüm 15

BKS 12. BÖLÜM 🌸

BENZEMEZ KİMSE SANA 🌸

Jax Jones - You Don't Know Me 💛

Ufuk Beydemir - Yüreğimdesin 💛

Yeni bölümden herkese selam!

Oy ve yorum beklediğimi belirtip, sizi bölümle başbaşa bırakıyorum.

Keyifle okuyun...



Yeni güne gözlerimi açtığımda, yine yorgunluk ve bitkinlik vardı üstümde. Artık bu hallerimden acilen kurtulmalıydım. Kendime gelmeliydim. Aşık oldum ve adam bana karşılık vermiyor diye, sanki dünyanın sonuydu. Bir bakıma öyleydi ama neyse.

Kuzey olmazsa, Güney olur. Yani sonuçta evde kalacak değildim ya. Sizinki de laf canım.

Yalnız böyle deyince göğüsüme adeta bir öküz oturdu sanki. Yüreğim sıkıştı resmen. Aman Allah'ım ben bu adamı sevmeyi bırakamıyorum.

Ne olur yardım et.

Amin.

Bir süre sonra üstümde ki saçma sapan ruh halini atıp, yataktan kalktım. Sabah sıcacık yataktan kalkmak işkence gibiydi ama insan alışıyordu bir süreden sonra. Giyecek kıyafetlerimi alıp, doğruca banyonun yolunu tuttum. Tam girip kapıyı kapatacağım sırada Murat ani bir hızla bana doğru koştu. Tabi akıllı ben hemen mevzuyu çaktım. Benden önce banyoya girmeyi planlıyordu ama maalesef her zaman olduğu gibi yine ben önce girmiştim banyoya.

"Abla yaa!"

Murat'ın yalvaran bakışlarına aldırmadan, ona öpücük atıp kapıyı kapattım. Yaşasın ablalık! Yaşasın büyük olmak!

Siz beni biliyorsunuz dostlarım, ben çok düşünceli ve kibar bir insanım. Fakat acelem olduğu için Muro'ya sıra vermedim.

Neyse bir güzel duş alıp, giyindim. Giyindikten sonra da saçlarımı büyük uğraşlar sonucunda düzelttim. Cidden çok yorucu bir iş saç düzleştirmek. Neyse ki ben çok sık yapmıyorum. Yoksa zavallı saçlarım mahvolurdu.

Banyodan çıkınca odama girip, eşyalarımı aldım. Bugün evde kahvaltı yapmayacaktım. Tüm şirketle birlikte, oldukça şık bir restauranta hep beraber kahvaltı yapacaktık. Nedenine gelirsek eğer, yeni imzalanan anlaşma için düzenleniyordu. Yani Ömer Beyin ortaklığı için.

O adamı hatırlayınca istemsizce ürperdim. Bir işe girmiştik, umarım elime yüzüme bulaştırmazdım. Hem ben eminim zaten boşuna uğraşacağız. Kuzey niye beni kıskansın ki?

Üstümde ki siyah etek ve krem güpür gömleğimi düzelttim. Sonuçta tüm çalışanlar hep birlikte olacaktık. Ve bende biraz özen gösterdim giyimime. Yoksa yarın yine giyeceğim kotumu. Ben rahatlığı seviyorum ne yapayım.

Becerebildiğim kadarıyla biraz makyaj yaptım. Kahverengi kabanımı giyip, çantamı taktım ve odamdan çıktım. Mutfağa doğru yürüyünce tuhaf kokular geldi burnuma, hayır olsun inşaAllah. Bakalım canım annem yine neyin peşindeydi. Bu kadının sağlıklı yaşam adı altında yaptığı şeyler yüzünden öbür dünyaya göç etmezsek iyiydi.

Sessizce yürüyüp, kollarımı ocakta bir şeyler pişiren annemin beline sardım. İrkilip elindeki kaşığı düşürdü. Ben hiç bozuntuya vermeden, mis gibi kokusunu içime çekip yanağını öptüm.

Oh mis.

"Günaydın kraliçem!" diye neşe ile konuştum.

Kıkırdayan annem dönüp beni öperek,

"Günaydın benim doğurduğum en güzel insan!" dedi böbürlenerek.

Annemin bu dediğine ikimizde kahkaha attık. Daha sonra ben ocağa yaklaşıp pişmekte olan şeye baktım. Yumurtaya benzer bir şeydi ama eminim daha farklı bir şeydi. Annem sadece yumurtayı öyle pişirmez illa ki bir değişiklik yapmıştır. Neyse ben yemeyecektim sonuçta. Diğerleri düşünsün artık.

"Neyse annem kalıp yaptığın bu güzel şeyin," diyerek tavaya baktım, yüzümü buruşturmamaya çalışıp devam ettim. "Tadına bakmayı çok isterdim ama malum biliyorsun, kahvaltıya davetliyim." dedim havalı bir şekilde.

Annem gözlerini kısıp, anladığını belli etti. Sonra gülüp,

"Ayol sanki şuan içten içe sevindiğini bilmiyorum mu sanıyorsun. Kaçın kurasıyım ben çocuğum! Kandırabilir misin beni?!" diye konuştu.

Bende şirince gülümsedim sadece. Ardından geç kalacağımı anlayıp telaşlandım.

"Ay anne geç kalacağım ben! Artık çıkayım." dedikten sonra annemi öpüp evden çıktım nihayet.

Hızlı adımlarla yürüyüp durağa gelip beklemeye başladım. Çok geçmeden gelen otobüse binip yola koyuldum. Yalnız epey heyecanlıydım. Hadi hayırlısı.

Otobüsten indikten sonra, biraz yürüyüp restauranta girdim. Çok şık bir yerdi çok beğenmiştim. Tarihi ve otantik bir havası vardı. Bende çok severdim o tarz yerleri. Neyse hayran hayran bakmayı kesip bizimkileri görüp yanlarına gittim. Çalışan olarak hemen herkes gelmişti. Zaten anladığım kadarıyla tüm restaurantı kapatmışlardı.

Adamlar zengin ağabey!

Şahan ve Bahar'la biraz sohbet ettikten sonra, kapıdan kalbimi hızlandıran ve nefesimi kesen adam girdi. Yarebbim yarattığına sual olmaz asla ama bu adam niye bu kadar yakışıklı ve çekiciydi ki!

Ve her defasında niye benim dibim düşüyordu?!

Kendime gelmeye çalışarak önümde bulunan bardaktan bir yudum su aldım. İçimin yangınına iyi gelmişti ama kalbim hala çok hızlı atıyordu. Acaba kalp rahatsızlığım mı vardı? Ailemizde de kalp hastalığı olan kimse yoktu bildiğim kadarıyla. Ama bende olacaktı kesin bu hastalık. Hep o kasıntı Kuzey yüzünden.

Yüzünde ona çok yakışan gülümsemesi ile herkese, 'Günaydın' deyip bizim hemen yanımızda bulunan masaya oturdu. Birbirimizi çok net görebiliyorduk. Bizim masamızda da boş yer vardı ama o diğer yere oturmuştu. İster istemez yüzüm asıldı. Acaba ben orada oturduğum için mi oturmak istememişti?

Kafamda yine binbir düşünce dolaşmaya başladığı vakit, tanıdık bir ses işittim.

Ömer Beyin sesi!

Herkese neşeli sesi ile, 'merhaba' deyip Kuzey'le tokalaştılar. Tokalaşmadan sonra gözlerini etrafta gezdirip, beni gördü. Hafif gülümseyip başımla selam verdim. O ise bana göz kırpmış ve Kuzey'e, "Müsadenizle ben şu masada, bu güzel bayanlarla oturacağım." deyip bizim oturduğumuz masaya doğru gelmiş ve tam yanımda bulunan sandalyeye oturmuştu.

"Afiyet olsun herkese!" dedikten sonra bana döndü. Yüzünde çok sevimli bir gülüş vardı. Ama sadece benim için bir ağabey gibi olduğunu belirtmek isterim.

"Nasılsın bakalım güzel Akasya?" deyince utançtan yüzüm kıpkırmızı oldu. Bu adam niye herkesin ortasında benimle böyle konuşuyordu ki?

Masada ki herkesin bakışları üstümde iken boğazımı hafifçe temizleyip konuştum.

"Teşekkür ederim Ömer Bey iyiyim. Siz nasılsınız?" diye sordum nazik bir şekilde.

"Bende çok iyiyim teşekkürler."

Bir süre sonra sohbet eşliğinde kahvaltımızı yapmaya başladık. Yalnız Ömer Bey çok hoş sohbet bir insandı. Kuzey gibi kasıntı değildi, tüm çalışanlarla sohbet edip, gülüyordu.

Ömer Bey ve Şahan'ın anlattığı komik anılara gülerken, kafamı bir ara Kuzey'in bulunduğu yere çevirdim. Anlayamadığım bir şekilde oldukça sinirli bakıyordu. Bu adam niye hiç gülmeyip, sürekli sinirli bakıyordu? Cidden merak ediyordum.

Kendime çeki düzen verip, Kuzey'den gözümü ayırdım ve Şahan'ın anlattığı şeyi dinlemeye başladım. Bir süre sonra yanımıza gelen ayak seslerini duyarak başımı kaldırdım ve tam karşıma oturan Kuzey ile göz göze geldim. Bu adam ne yapmaya çalışıyordu Allah aşkına!

"Gördüğüm kadarıyla masanız da çok eğlenceli bir sohbet var. Ben de katılayım dedim." diyerek manalı bir şekilde tek kaşını kaldırıp bana baktı.

Ömer Bey,

"Öyle. Çok eğleniyoruz açıkçası. Akasya Hanım ve tabi diğer arkadaşların çok hoş sohbetleri var. Katılmanız iyi oldu." dedi.

Kuzey'in çenesinin seğirdiğini sandım bir an. Ama hep böyle gergin olduğu için, pek önemsemedim.

"Ne güzel." diye mırıldanan Kuzey daha sonra tekrar başlayan sohbete az çok katılmaya başladı.

Bir süre sonra kahvaltı bitmiş artık kalkıp şirkete gitme vakti gelmişti. Herkes ayaklanınca bende kalktım. Şahan bana bakıp,

"Hadi Bal Göz benimle geliyorsun." deyip göz kırptı. Eh bu da benim işime gelirdi. Taksiye vereceğim paradan ve bekleyeceğim otobüsten kurtulmuştum.

Ömer Bey bana bakıp yanıma geldi.

"Seni ben bırakayım. Hem şirkete de gelmem gerekiyordu." diye konuştu.

Ben bu kibar teklif karşısında şaşırsam da pek belli etmedim.

"Teşekkür ederim Ömer Bey ama ben arkadaşımla birlikte gideceğim." dedim.

Yüzü düşen Ömer Bey,

"Olmaz öyle şey. Benimle geliyorsun güzel Akasya." dedikten soran yürümem için elini uzattı. Ben oldum olası emrivakilerden hoşlanmadığım için bu ister istemez beni biraz sinirlendirmişti açıkçası.

"Sağolun Ömer Bey, dediğim gibi ben arkadaşımla gideceğim."

"Ah Akasya! Biz seninle bir anlaşma yaptık değil mi?"

"Hayır Ömer Bey anlaşma yapmadık! Ben sadece sizin yanıldığınızı göstermek için kabul ettim. Sadece yanıldığınızı görün diye." dedim. Biraz sert bir tepki vermiş olabilirdim ama sinirlenmiştim.

Buna rağmen Ömer Bey gülen bir yüzle ve samimi haliyle,

"Yanılmıyorum Akasya. Demin bunun pekala farkına vardım. Sende varacaksın." demiş daha sonra restauranttan çıkıp gitmişti. Değişik bir adamdı. Ne yapmaya çalıştığını anlamamıştım açıkçası.

Olduğum yerde öylece bekledikten sonra Şahan'ın seslenmesiyle kendime gelip ona doğru yürüyerek arabasına bindim. Kafam cidden allak bullaktı. Cansu ile konuşmam gerekiyordu. Bakalım o ne diyecekti bu duruma?

Şirkete geldiğimizde hemen asansöre binip odama çıktım. Çünkü trafik olduğu için biraz gecikmiştim. Hızlıca üstümden kabanımı çıkarıp, elime not defterimi alarak Kuzey'in odasına doğru yürüdüm. Allah'ım heyecandan bacaklarım titriyordu resmen! Neden çünkü Kuzey'i göreceğim için.

Kapıyı tıklatıp, içeri girdim. Kuzey masasında değil boydan olan camın önünde durmuş öylece bekliyordu.

Hafifçe öksürüp,

"Kuzey Bey?" dedim ama görmeyin çok tedirgindim.

Kuzey yavaş bir şekilde dönüp, bana doğru yürümeye başladı. Benim de kalbim hızını arttırmaya başlamıştı. Durmasa iyiydi...

Tam önümde durup gözlerime bakmaya başladı.

"Gelebildiniz mi Akasya Hanım? Sanırım masada olan sohbet çok hoşunuza gitti. Ha bir de dünde var. Ömer Beyle arabasında pek iyi vakit geçirdiniz ve bu yüzden vakit kaybettiniz sanırım." dedi ve benim şaşkınlıktan dolayı ağzım açık kaldı.

Bu adam ne dediğinin farkında mıydı?!

"An... Anlamadım?" dedim titrek bir sesle. Çünkü ne dediğinin farkında değildi.

"Ne dediğim gayet açık Akasya Hanım! Öyle hislerim var deyip, sonra da böyle davranış sergilemeniz açıkçası hiç inandırıcı değil. Hislerinizin gerçek olmadığını böylece görmüş olduk."

Kendime, 'artık ağlamayacağım' desem de, yine gözlerim dolmaya başlamıştı. Bu adam resmen bana, 'senin hislerin gerçek değil, yalancısın' diyordu.

Bana inanmıyordu!

Bana diyordu!

Bana!

Kendimden emin bir duruş sergilemek için, omuzlarımı dikleştirdim. Ben yalancı değildim! Ben bu lanet adama aşıktım! Ben gururumu çiğneye çiğneye hislerimi saklamayıp, beni aşağılamasına bile bir şey dememiştim. Sadece salak gibi ağlamıştım. Ve hala aşıktım.

Kuzey'e bir adım yaklaşıp tam dibinde durdum. Biraz daha yaklaşsam dudaklarımız birbirine değecekti. Ama şimdi bu detayı es geçip, konuşacaklarıma odaklanmalıydım. Yoksa o dolgun dudakları düşünüp aklımı toparlayamayacaktım.

Uzun boyundan dolayı kafamı yukarı kaldırmak zorunda kalmıştım. Zaten yanında minicik kalıyordum.

Elimi kaldırıp,

"Birincisi, ben yalancı değilim!" deyip parmağımla sert göğsüne dokundum. "İkincisi, benim ne yaptığım sizi hiç ilgilendirmez!" dedim ve aynı şekilde göğüsünü dürtmeye devam ettim. Yürek yemiştim sanki.

"Üçüncüsü ise, buraya Şahan'ın arabasıyla geldim ve trafik olduğu için geç kaldım." dedim.

Sinirlenince dilim çözülüyordu ve bu hiç iyi değildi. Kuzey'in sinirden nefesleri hızlanmış ve gözleri koyulaşmıştı. Çok sinirlenmişti. Ve ben bir şeyin farkına vardım ki... Biz çok yakındık! Hatta burunlarımız birbirine değiyordu!

Aman Allah'ım!

Aman Yarebbim!

Yutkunup geri çekilmeye çalıştım ama aynı anda belime dolanan bir çift kolla yerimde durmak zorunda kaldım. Tekrar yutkunup, gözlerimi onun gözlerine diktim. Çok dikkatli ve anlayamadığım bir şekilde yoğun bakıyordu. Ya da heyecandan benim yanılmamdı.

Peki o niye yutkunmuştu?!

Ah adem elması da çok güzeldi...

Dudaklarımı ıslatıp,

"K... Kuzey Bey?" dedim zar zor.

Dudaklarımı ıslatmamla Kuzey'in bakışları dudaklarıma indi. Aman Yarebbim! Yemin ediyorum kalpten gidecektim.

Ne yapıyor bu adam?!

"Hımm... Evet Akasya Hanım?

Demin ki cesaretinize ne oldu?"

Demin ki cesaretim tasını, tarağını alıp kaçıp gitmişti. Ve beni tek başıma avcı olan Kuzey'in önünde bırakmıştı. Ben avdım, o ise avcıydı. O kadar keskin bakıyordu ki, yerin dibine girmek istedim o an. Bakışlarına bir anlam yüklemeye çalışsam da bu pek mümkün değildi. Çünkü onu çözemiyordum. Kapalı kutu gibiydi. Ne düşündüğünü hiç anlayamıyordum ama keşke biraz daha açık olsaydı.

Kuzey,

"Ne oldu Akasya Hanım, sivri diliniz susmayı mı tercih ediyor şimdi?!" diye konuştu fısıltıyla.

"Halbuki demin pek güzel sıralıyordunuz lafları." dedi.

Bu adam niye fısıltıyla konuşup, bana yaklaşıyordu peki?

Sesim içime kaçmıştı sanki. Niye bir şey diyemiyordum ki? Bunun yanı sıra gözlerimi de gözlerinden ayıramıyordum. Sanki bir girdap gibi beni içine çekiyordu.

Güzeldi ama diğer yandan korkuyordum.

"Tabi susarsın böyle. Çünkü dediğim gibi hislerin gerçek değildi veya basit bir hayranlıktı geçti gitti." diyen Kuzey konuşmaya devam ediyordu. Nefesi ise dudaklarıma çarpıyordu. Arsızca nefeslerimizin birbirine karışmasını, dudaklarımızın buluşmasını istedim. Ve bu isteğimden dolayı utandım.

Başımı eğip, girdap gibi koyu gözlerinden gözlerimi çektim. Fakat hemen sonra Kuzey'in parmaklarını çenemde hissettim ve başımı kaldırmak durumunda kaldım. Yine aynı şekilde birbirimizin gözlerinde kaybolmuştuk. Ben aşk ve özlemle bakarken, o tanımlayamadığım bir şekilde bakıyordu. Bu halde olduğumuza inanamıyordum.

Bir süre sonra Kuzey içinde olduğu karmaşadan çıkmış ve tam dudaklarını dudaklarıma değdirmişti ki... Kapı çaldı! Evet evet kapı çaldı! Ve hayat bana bir kez daha kazık atmış oluyordu.

Kuzey beni öpecekti!

Kesinlikle rüyada falandım ben. Yoksa bunun oluru yoktu. Cidden yoktu. Yüzüme bile bakmayan Kuzey beni öpecekti. Hadi canım oradan!

Kapının sesini duymamızla anın büyüsünden çıkıp, aniden birbirimizden uzaklaştık. Zavallı kalbim artık ne yapacağını şaşırmış vaziyetteydi. O kadar hızlı atıyordu ki, sesini Kuzey'in bile duyduğuna eminim. Elimi ayağımı nereye koyacağımı bilememenin telaşıyla etrafa bakınmaya başladım. Kuzey'in tarafına bakamıyordum bile...

Allah'ım çok utanıyordum! Sanki suçüstü yakalanmışız gibiydi.

Kuzey derin bir nefes alıp, kapıya doğru konuştu.

"Girin!" dedikten sonra bana döndü.

"Kahvemi getirin sonra okulunuza gidebilirsiniz Akasya Hanım." dedi. Daha sonra bana bakmadan geçip yerine oturdu.

Bu sırada ise içeri Ömer Bey girdi. Tam olmuştu şimdi. Kuzey'e bakıp,

"Merhaba ortak!" dedi sonra beni gördü, ben öylece durup Ömer Beye baktım. Sonra yanıma geldi.

"Hep karşılaşıyoruz güzel Akasya!" deyip manidar bir şekilde güldü.

"Artık bunun bir işaret olduğunu kabul edeceğim." dedikten sonra bana göz kırptı.

"Ömer Bey! Buyrun oturun." diyen Kuzey'in sesi oldukça sertti.

"Akasya Hanım kahveler iki olsun." deyince artık çıkmam gerektiğinin farkındaydım. Başımı sallayıp, hızlıca odadan çıktım.

Aman Allah'ım nasıl bir gündü bu böyle?!

Odadan çıkmamla hemen lavaboya koşup elimi yüzümü yıkadım. Biraz kendime gelmem gerekiyordu. Sakinleştikten sonra lavabodan çıkıp, mutfağa girdim. İki sade kahve yapıp, Kuzey'in odasının kapısına vardım. Heyecanım yine tavan yapmıştı.

Biz demin az kalsın öpüşüyorduk!!!

Yeni yeni farkına varmaya başladığım gerçek kafama dank etmişti. Elim titreye titreye kapıyı çaldım. İçerden gelen onaydan sonra içeri girdim ve kimsenin yüzüne bakmadan kahveleri verip, derhal odadan çıktım. Daha sonra ise üstüme kabanımı alıp, arkamdan kovalayan varmış gibi, fırtına hızıyla şirketten çıktım.

Oh çok şükür.

♤☆♤

Bugün haftasonuydu ve o malum günden sonra şirkette Kuzey'i hiç görmedim. Çünkü iş için, bir haftalığına Londra'ya gitmişti. Acilen gitmesi gerekiyormuş sanırım. Çünkü pek kimsenin haberi yoktu. Bana da, buluşmak için konuştuğumuz zaman Cansu söylemişti.

Ailecek yaptığımız eğlenceli kahvaltıdan sonra sofrayı toplayıp odama geçtim. Üstüme kırmızı boğazlı bir kazak ve siyah kotumu giydim. Saçlarımı iki yandan alıp, arkadan tutturdum. Gayet cici olmuştum. Tam gözüme eyeliner çekeceğim vakit... Murat odama daldı!

Murat dediğime bakmayın, tam bir öküz gibi girdi odaya. Zaten kırk yılın başında bir eyeliner sürecektim, ona da izin vermedi canım kardeşim. (!)

"Höst lan! Ahır mı burası?!" diye bağırdım. Sonra sinirle eyeliner kalemini masaya fırlattım. Sinirlenmiştim çünkü.

Murat gevşek gevşek gülüp yanıma sokuldu. Saçlarımı okşayıp, eline bir tutam alıp oynamaya başladı. Kesin bir şey isteyecekti.

"Değil tabi güzeller güzeli ablam! Burası bir prensesin odası ve ben bir an odaya gireceğim için heyecanlandım. Ondan öyle oldu." dedi. Al işte ben demiştim. Hiç Murat'ın normal zamanda böyle sevgi dolu konuştuğunu gördünüz mü?

Cık. Ben görmedim.

"Ne istiyorsun Müslüm?" dedim tek düze bir sesle.

Heyecanlı hali biraz bozulmuş gibi olsa da, hemen toparlanıp konuştu.

"Abla be bende geleyim mi? Cansu ile buluşacaksın. Hem bana sözün vardı." dedi haklı ve kendinden emin bir tavırla.

Verdiğim sözü hatırlayınca yüzümü buruşturdum. Onu götürmesem asla dilinden kurtulamazdım. El mahkum, çaresiz bir şekilde kafamı salladım.

"Bana bak Müslüm! Kıza sarktığını falan görürsem yemin ederim kulağından tuttuğum gibi kaldırır getiririm seni!" diye tehdit ettim.

Yüzüne muzip bir gülüş yerleşen Murat,

"Ne sarkacağım be abla! Ben cool bir adamım. O bana sarkmasa iyidir." deyip göz kırptı. Daha sonra ise saçlarını savurup yürümeye başladı.

Kapıya yürüyünce arkasından gitmediğimi fark edip döndü.

"Hadi abla, Cansu'mu bekletmeyelim." dediğinde kahkaha attım.

Bu çocuk deliydi valla!

Sonra ise koluna girip evden çıktık...

Bölüm Sonu...😄

Bölümü nasıl buldunuz?😉

Kuzey ne yapmaya çalışıyor sizce?😞

Akasya ne yapmalı?😌

Sonraki bölüme kadar kendinize iyi bakın.

Allah'a emanet olun.

INSTAGRAM:

mavilinin_incileri

WATTPAD:

Mavili_Yazarr41

Sevgiler, Mavili Yazar. 🌿

Bölüm sonu

1 yorum