İçeriğe geç

BENZEMEZ KİMSE SANA

Bölüm 13 · 12 dk okuma

BENZEMEZ KİMSE SANA

Bölüm 13

BKS 10. BÖLÜM 🌸

BENZEMEZ KİMSE SANA 🌸

Emre Aydın - Çocuğum Belki♥

Marwa Loud - Bad Boy ♥

Selam, ben geldim!

Oy ve değerli yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen. 😍

Keyifli okumalar...



Sabır...

Sabır biz insanlar için en olması gereken şeydir. Sabırsız olursak, şayet bir şeylerin hemen olmasını istersek, inanın bana hep bir sorun çıkar. O yüzden sabırlı olacağız, tıpkı benim gibi.

Fakat bende iki saattir artık sabrımın son demlerini yaşıyordum.

Neden?

Çünkü çok sevgili patronum Kuzey Bey, ant içmiş gibi beni her işe koşturuyordu. Söylediği üzere kendisine kahve yapmış, sonra da gidip, geçen senenin personel dosyalarını düzenlemiştim.

İki saat sonra bitirmiştim tüm dosyaları. Epey kalabalık olsa da ben üstün zekam ve hızlı okuma yeteneğim sayesinde hemencecik bitirmiştim.

Masama geçip, oturduktan sonra Kuzey gelmişti. Beni masada görünce kaşlarını çatıp, yanıma gelmişti.

"Size bir iş verdiğimi hatırlıyorum nedense Akasya Hanım! Buraya gelip, oturarak keyif çatmanızı değil!" deyince sinirlerim hoplamaya başlamıştı. 'Sakin olun sinirciklerim, biz bu hödükün sinirlerini gereceğiz asıl' diye kendimi telkin edip gülümsedim.

"Kuzey Bey sizin verdiğiniz işi hallettim ben. Şimdi de masamda oturuyorum."

Şaşkınlığın bariz bir şekilde Kuzey'in yüzüne yayıldığı anı zevkle izledim. Bu işi yapamayacağımı zannetmişti, amma ben kimdim;

Akasya Makbule Öztürk'tüm be!

Yapamayacağım iş var mıydı benim?

"Bu kadar kısa sürede?" dedi Kuzey şaşkınlığını atmış, yerine sorgulayıcı bir tavır takınmıştı.

Kendimi savunup, "Elbette bu kadar kısa sürede yaptım. Düzenledim hepsini." diyerek kendimle gurur duyan küstah bir bakış attım.

Kuzey masama eğilip,

"Peki... Kimseden yardım almadığınız ne malum?" diyerek tek kaşını kaldırdı.

Ah yapma be insafsız adam! Kalbim duracak şimdi, yardım et sen Yarebbim!

Amin.

Kendimi kontrol etmeye ve emin durmaya çalışarak konuştum.

"Bana kimse yardım etmedi Kuzey Bey. Tek başıma dediğiniz gibi dosyaları düzenledim. Kimsenin yardımına ihtiyacım yok benim!" diye konuştum.

Biraz daha eğilip kokusunu duymamı sağlayan Kuzey, bakışlarını gözlerimden ayırmadan o mükemmel dudaklarını aralayıp konuştu. Bende yutkundum tabi. Bu işe girmekle hata mı yapmıştım acaba?!

Kuzey,

"Peki dediğiniz gibi olsun Akasya Hanım." deyip doğruldu. Bende rahat bir nefes aldım tabi. Fakat kalbim isyan ediyordu ve bu adamı amansız bir şekilde istiyordu.

Kolundaki pahalı saate bakıp, tekrar konuştu Kuzey.

"Toplantım var yarım saat sonra. Siz de geleceksiniz, onun için odama gelip, toplantı dosyasını alıp göz atın." dedikten sonra bende saate baktım. Artık çıkmam gerekiyordu. Dersim vardı çünkü. Daha önce de konuşmuştuk, dersim olduğunda gidecektim.

Yerimden kalkarak montumu giyindim. İçinde kalan saçlarımı nazik bir hareketle çıkarıp, Kuzey'e baktım. Gözlerini kapatmıştı. Ne olmuştu ki?

Daha sonra bir şeyler mırıldanıp, gözlerini açtı. Sinirli bakıyordu. Bu adamı çözeceğim gün kurban kesecektim dostlarım. Bu nedir ya?!

"Fakat Kuzey Bey, benim çıkmam gerekiyor. Dersim var ve çıkış saatim geldi." diyerek gıcık bir gülüş sergiledim.

Derin bir nefes alan Kuzey sert bir şekilde,

"Tamam Akasya Hanım. İyi günler!" diyerek, benim bir şey dememe fırsat vermeden odasına girip, kapıyı çarpmıştı.

Dengesiz herif!

Yemin ederim dengesiz.

Bende çantamı alarak, aklımda binbir düşünce ile şirketten çıktım. Çıkışta otobüs beklerken beni gören Şahan yanıma geldi. Ondan çok pozitif elektrik alıyordum. Çok enerjik ve sempatik bir insandı. Tam da benim kafadandı. Allah'ın sevdiği kuluydum ki, hep benim gibi beni seven insanlar çıkıyordu karşıma.

Kuzey ne ayak diyeceksiniz, haklısınız. Kuzey'de biraz bozukluk var ama ben onu tamir edeceğim. Hiç merak etmeyin. Lokum gibi bir çocuk olacak inşaAllah. Amin diyin dostlarım.

Yüzünde ona çok yakışan bir gülüşle yanıma gelip, durdu Şahan.

"Nereye böyle?" diye sordu meraklı bir biçimde.

Bende gülümseyip,

"İş saatim bitti. Dersim var okula gideceğim. Zaten böyle olacaktı, dersim olduğu zaman okula gideceğim." diye açıkladım.

Şahan anladığını belirten bir baş sallamadan sonra, "Bende yemek molasına çıktım. Sende gideceksin zannettim, birlikte gidelim diyecektim." dedi.

Üzgün bir şekilde,

"Malesef, başka zamana artık." dedikten sonra, "Neyse sen git, otobüs gelir şimdi. Bende giderim." dedim.

Şahan,

"Hadi öyleyse seni ben bırakayım. Hem okulunuz buraya epey yakın." diye bir teklifte bulundu.

Biraz düşünüp, sonra konuştum. "Aslında gerek yok. Ben sana zahmet vermeyeyim şimdi. Hem yemek yemeye gideceksin sonuçta." dedim.

"Ne var canım, yemeyi veririm bende." diyerek göz kırptı Şahan.

Hadi canım!

Ağzım kocaman açılmış bir şekilde ona baktım. Adam yemek yemeyi boşveriyordu be! Yemek bu yemek, boru mu?!

Bu halime anlam veremeyen Şahan, kaşlarını çatıp, sorgular şekilde bakmaya başladı.

Hemen açıklamaya girişerek,

"Yemek yemeyi boşverdin mi? Yoksa ben mi yanlış işittim?" diye sordum hayretle.

"Evet boşverdim. Ne olmuş yani, neden böyle dehşete düşmüş gibi bakıyorsun?"

Kendime çekidüzen verip,

"Yanlış anlama ama, yemek dedin mi benim için akan sular durur. Yemek eşittir mutluluk. Benim için yemek yemek büyük bir mutluluk. Ve senin böyle boşvermen şoka uğrattı beni." diye açıkladım.

Gülmeye başlayan Şahan,

"Hadi Bal Gözlü kız gidelim artık. Dersine geç kalacaksın. Daha sonra bu büyük yemek tutkunu konuşuruz." dedikten sonra ben kabul etmiş ve birlikte arabasına binip, okula gitmeye başlamıştık. Yalnız arabası bir Bugatti olmasa da epey havalı ve güzel idi.

O değilde benim bu Bugatti hevesim ne olacaktı? Sanki görmüşte hayran olmuştum ama daha hayatım da görmediğim bir araba için çok büyük hayaller kuruyordum.

Ah ah...

Okula geldikten sonra Şahan'a bolca teşekkür etmiştim. Ve o da bunun bir önemi olmadığını, beni hep bırakabileceğini söylemişti. Canım ya...

Neyse vedalaştıktan sonra meraklı gözler eşliğinde arabadan havalı bir şekilde inmiştim. Amma Şahan daha gitmeden ayağımın takılması ve tökezlemem... Hiç olmamıştı.

Rezil olmuştum...

Hep nazardı bunlar. Annem, 'Sende göz var, nazar var demişti.' Haklıydı kadın.

'Aman' deyip gülümseyenlere dil çıkarıp, okula girmiştim. Oradan da koştur koştur sınıfa girdim. Allah'tan hoca daha gelmemişti. Zeynep ve Mehmet'e selam verip yanlarına oturdum. Daha sonra gelen hoca ile dersimizi dinlemeye başladık.

♤☆♤

Dersten sonra Murat'ın okuluna gitmiştim ve kardeşimi bekliyordum. Çok sorumlu bir ablayım ben. Anlatmaya gerek yok zaten biliyorsunuz beni dostlarım. Kendimi övmeyi de sevmem zaten.

Biraz daha bekledikten sonra nihayet Murat çıkmıştı. Beni görünce hemen yanıma geldi koşar adım.

"Abla hayırdır, sen beni bekler miydin ya?" deyince, gözlerimi kısıp kötü kötü baktım.

Pis çocuk.

"Tabi lan! Sen benim biricik kardeşim değil misin?!" diye sordum diğer yandan koluna girip, yürümeye başlamıştık.

Murat,

"Kardeşinim tabi Hacı! EyvAllah." diyerek elini göğsüne koyup eğildi. Dayanamayıp kahkaha attım. Ey güzel Allah'ım, hayatım da hiç mi normal insan yoktu?!

Otobüs yolculuğundan sonra, Murat'la eve yürürken bir ses işittik.

"Makbule kızım, bi bak hele!" diyen ses bizim mahallenin dedikodu makinesi olan Hasret Teyzenin sesiydi.

Şimdi sıçmıştık işte!

Murat'la birbirimize bakıp yutkunduk. Bu kadın bir lafımıza Allah bilir neler neler koyup anlatırdı. En iyisi duymamazlıktan gelmekti. Yoksa yakamızı kurtaramazdık mazaAllah.

Duymamış gibi yolumuza devam edecekken, kadın yine bağırdı.

"Kız Makbule baksana!" diye konuştu. Allah'ım bir de Makbule diyor ya!

Deli kadın.

En sonunda pes edip, yenilmişlikle arkamı döndüm.

"Efendim Hasret Teyze?" dedim kadına bakıp.

Balkona çıkmış elinde çay ile mahalleyi teftiş ediyordu. Yemin ederim bu kadın, mahallede olan biten herşeyi biliyordu. Çoğu zaman bize gelir, annemle dedikodunun anasını ağlatırlar. Bazen bende katılsam da, hep mecburiyetten yani.

Hasret Teyze kollarını mermer olan yere koyup eğildi. Ve 'dedikodu time' halini aldı.

"Kız işe başlamışsın. Öyle duydum. Doğru mu bakayım?" deyip meraklı bir şekilde konuştu.

Biraz yaklaşıp konuştum.

"Evet teyzeciğim işe başladım hayırlısıyla." deyip böbürlendim biraz.

Gülümseyip,

"İyi iyi maşaAllah. Senden bir halt olmaz dediydik amma, sen bizi yanılttın. Aferin kız sana!" dedi.

Yalancı bir şekilde gülümseyip,

"Ya ya." dedim bende. İnsanın tüm hevesini kursağında bırakırdı bu kadın.

Cevabımdan sonra etrafa bakınıp, biraz sarkıttı kendi. Kadın dedikodu aşkından düşüp ölecekti valla. Helal olsun yani böyle bir görev aşkı görmemiştim.

"Geçen siyah bir arabaya bindiydin. Markasını hatırlayamadım şimdi. Kimindi o araba kız?" dedi ve ben şok oldum.

Yok artık ama!

Hiç özelimiz yok anasını satayım ya! Özel hayata saygı denen bişey de yok! Yazık bu insanlık nereye gidecek?!

İçimde ki tüm birikmişlikleri yine içimden söyleyip, dışardan ağzım bir karış açık bakmıştım. Ne diyecektim bu kadına şimdi?!

Ben kara kara düşünürken imdadıma canım anam yetişti. O da balkondan bize bakıp, "Akasya yavrum eve gelin hadi kuzum. Hava soğuk." diye konuştu.

Ben hemen ağzımı kapatıp anneme döndüm.

"Tamam anneciğim geliyoruz." dedikten sonra Hasret Teyzeye döndüm. "İyi akşamlar teyzeciğim." deyip hızla oradan uzaklaştım.

Murat'ın yanına gidip, koluna girerek onu çekiştirip,

"Gidelim lan hemen!" dedikten sonra hızlı adımlarla yürüyüp eve girdik.

♤☆♤

İki gün boyunca sabah şirkete ondan sonra okula gitmiştim. Epey iyi gidiyordu ama bu süre zarfında hiç bir şekilde Kuzey'i görememiştim. Evet şirkete geliyordu ama benden hiç bir şey istemiyordu ve odasından ben orada olduğum süre boyunca hiç çıkmıyordu.

Bu ne demekti?!

Ben çabalayıp bir şeyler olsun derken yine ve yine taşa çarpıyordum. İçime yerleşen tüm olumsuzluklara rağmen, hiç vazgeçmeden yoluma devam ediyordum ama hiç sonuç alamıyordum. Adam benden köşe bucak kaçıyordu dostlarım!

Vardı bu işte bir iş, ben adım gibi emindim ama işte neydi... Şimdilik bilmiyordum, fakat bu öğrenmeyeceğim anlamına gelmiyordu değil mi?

Bugün öğleden sonra şirkete gidecektim. O yüzden sabah erken olan dersimden sonra, otobüse binip, şirkete geldim. Tüm yaşam sevincim emilmiş gibiydi. Tabi bunda hasta olacağımın etkisi de vardı. Sanırım soğuk algınlığı kapmıştım ve çok pis hasta olacaktım. Şimdiden yüksek sesli hapşırarak, burnumu çekmeye başlamıştım. Otobüste hapşırdıktan sonra tüm kafalar bana çevrilmişti ve ben sadece akan burnumla ilgilenip, burnumu silmiştim.

Allah yardımcım olsun...

Uyuşuk adımlarla yürüyerek masama oturdum. Bugün çok bakımsızdım açıkçası. Üstümde kırmızı bir kazak ve kalın kumaş siyah bir etek vardı. Yüzüme hiç bir şey sürmemiş, saçlarımı da tepemde toplamıştım. Gerçi ben hep doğallıktan yana ve fazla bu gibi durumları takan bir insan değilim. Hem zaten Kuzey beni görmüyordu bile, ne yapayım? Sadece işime odaklanıp, daha iyi olmak için çalışacaktım. Hepsi bu kadardı. Şimdilik ilgilenmeyecektim.

Bir saat kadar bugün yapılacak şeylere bakıp, biraz da ders çalıştım. Sonuçta çalışmam gerekiyordu. Daha sonra kalkıp kendime kahve yaptım. Tam almış, masama oturmuşken gelen kişi ile dondum kaldım.

Kızıl Şeytan Şeyda!

Tamam kızın adı; Şeyma ama ben yine de Şeyda diyecektim. Bana yaklaşıp koyu ruj sürmüş dudaklarını araladı. Allah'ım bu kadının sesi niye böyleydi? Elbette yarattığına sual olmaz ama bu kadının sesi çok berbattı!

"Kuzey'le görüşeceğim tatlım." dedi. Sanırım beni tanımamıştı. Eh haklıydı, o gün ki halim ile, şimdiki halimden eser yoktu. Ne yapalım yani canım, bizde böyleyiz. Boya küpü olma merakımız yok çok şükür.

Gülümsemeye dahi çalışmadan mesafeli bir sesle,

"Müsait mi, öğreneyim." dedim.

Telefonu tuşlayıp, heyecanla açılmasını bekledim. Daha sonra ise açılıp sesini duyduğumda, tüm hücrelerim sevinçten şaha kalkmıştı. Kaç gündür ne sesini duymuş, ne de görmüştüm. Haliyle aşık tarafım galip gelmişti ve konuşamamıştım. Bu ise; Kuzey'in bağırmasına, dahası telefonu suratıma kapatmasına sebep olmuştu.

Çok bozulsam da, çaktırmadan tekrar aradım. Şeyma'ya bakıp,

"Duymadı sanırım." deyip beklemeye başladım.

Bu kez açılan telefonla Kuzey,

"Ne var?!" diye bağırarak açmıştı. Bu ne sinir, bu ne celal yiğidim?

Boğazımı temizleyip,

"Kuzey Bey bir misafiriniz var. Müsaitseniz sizinle görüşmek istiyormuş." dedim içimde fırtınalar koparken.

Derin nefes seslerinden sonra Kuzey,

"Kimmiş?" diye sordu.

Kızıl'a dönüp, "Kimsiniz acaba?" diye sorma gafletinde bulundum ama sormaz olaydım. Kuzey karşıdan yine bağırıp, "Kim olduğunu bilmeden, nasıl benimle görüşmesini istersin?! Bu ne büyük bir sorumsuzluk! Kafana göre hareket edemezsin! Yerini bil!" dedi. Neye uğradığımı şaşırdım. Yemin ederim dilim tutuldu da konuşamadım.

Şeyma,

"Kuzeniyim canım." demişti ama ben onu dinlemedim bile. Sadece telefona, "Kuzeniniz gelmiş." deyip kapattım.

"Giriyorum müsait miymiş?" diyen Şeyma'ya kafamı sallayıp onay verdikten sonra, yerimden kalktım. Gözlerim dolmuştu ve ben kimsenin beni bu halde görmesini istemiyordum. Zaten berbat haldeydim, bir de kimsenin sorularına cevap falan veremezdim.

Hızlı adımlarla çatıya çıkan merdivenleri tırmandım. Merak etmeyin intihar etmeyecektim. Biraz ağlayıp, o çirkin sözlerini sindirmeyi deneyecektim. Gerçi adam haklıydı. Bana defalarca, 'Uzak dur benden, sana göre değilim, yerini, haddini bil!' demiş olsa da ben kene gibi adama yapışmıştım.

Neymiş efendim; Aşık olmuşum! Sanki adam da bana aşık olmak zorundaydı. Kendimi olacağına inandırdığım bir hayale kaptırmıştım. Hiç kendime bakmadan koskoca adamı kendime aşık etmeye çalışıyordum.

Saçmalamıştım.

Gerçekten saçmalamıştım.

Çöker gibi yere oturup, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ben tüm bunları göze almıştım. Üzüleceğimi bile bile bu işe girmiştim. Kuzey beni çok uyarmıştı ama ben ona kızmış, sadece onun da beni seveceğine inanmıştım.

Ne kadar ağladım bilmiyorum ama artık ağlamam iç çekişlere dönmüş ve soğuktan tir tir titriyordum. Ama içim yangın yeriydi...

"Akasya?!" diyen telaşlı sese dönemedim bile ama bu ses Şahan'a aitti. Zaten bi o beni merak ederdi.

Yanıma gelip omzuma dokundu. Dizlerimi kendime çekmiş yere oturmuştum. Dokunuşunu hissetmedim bile. Hissizleşmiştim sanki.

Şahan,

"Bu ne hal Akasya?!" dedi kızgın ve endişeli bir sesle.

Ben sadece ona dönmüştüm ve gözlerimden yine yaşlar akmıştı. Bir şey demeden, elini kaskatı kesilen bedenime sarıp beni kucakladı. Kafamı omzuna koyup, gözlerimi yumdum. Canım çok yanıyordu. Kendimi aptal gibi hissediyordum.

İçeri girince yüzüme vuran sıcaktan dolayı ürperdim. Bunu anlayan Şahan beni daha sıkı sardı. Bindiğimiz asansörden inince benim masamın olduğu yere değilde, onun odası olduğunu tahmin ettiğim yere geldik. Beni yumuşak ve sıcak olan koltuğa bırakıp, hüzünle yüzüme baktı. Çok mu aciz görünüyordum acaba?

Ama değil! O bana şevkatle bakıyordu. Bunu anlayınca içimde oluşan ağlama isteğine engel olamadım. Yaşlar patır patır döküldü gözlerimden.

Şahan odasında bulunan montu getirip, bana giydirdi. Sonra telefonu alıp, büyük bir kupada kahve istedi. Bu sürede bana hiç bir şey sormamıştı. Toparlanmamı bekliyordu ama toparlansam bile ne diyecektim ki?!

Üstümde ki mont ve içtiğim sıcak kahve sayesinde buz gibi olan içim ısınmıştı ama bu sefer daha beter halde hasta olacağımı biliyordum. Akan burnum ve yaşaran gözlerim bunu kanıtlar nitelikteydi.

Daha fazla dayanamayan Şahan, ortada bulunan sehpaya oturup,

"Yeter kızım ya! Deminden beri zaten ağlıyordun. Şimdi ise salya sümük ağlamaya başladın. Kızacağım ama yeter!" dedi sahte bir kızgınlıkla.

Kendimi tutamayıp gülümsedim. Ağlamaktan dolayı tahriş olan boğazımı temizlemek için öksürdükten sonra konuştum.

"Ağlamıyorum artık. Ama hastalıktan dolayı gözlerim yaşarıyor ve burnum akıyor." dedikten sonra, "Peçete verebilir misin?" dedim kısık bir sesle.

Gülüp yerinden kalktıktan sonra bana peçete verdi. Bende hemen gözlerimi ve burnumu sildim. Kesin gözlerim şişmiş ve burnum kızarmıştır. Ama hu pekte umrumda değildi açıkçası. Kendimi Şahan'ın yanında rahat hissediyordum nedense. Sanki karşımda Murat varmış gibi hissediyordum.

Biraz daha toparlandıktan sonra Şahan,

"Ne olduğunu anlatmak ister misin Bal Gözlü?" diye sordu.

Ben açıkçası kendimi hiç hazır hissetmiyordum. Bu sebeple,

"Daha sonra konuşalım lütfen." deyip aklıma takılan soruyu sordum.

"Orada olduğumu nereden bildin?"

Şahan ensesini kaşıyıp, gözlerini etrafta dolaştırdı. Dayanamayıp,

"Şahan orada olduğumu kim söyledi?" diye sordum.

Şahan söyleyip, söylememekte kararsız kalsa da, en sonunda beni şoka uğratan cevabı vermişti.

"Kuzey... Orada olduğunu Kuzey söyledi."

Bölüm sonu...

Bölüm bitti, ne düşünüyorsunuz dostlarım?

Kuzey'in yaptığına ne diyorsunuz?

Akasya bundan sonra ne yapmalı sizce?

Sonraki bölümde görüşünceye dek, kendinize iyi bakın ve Allah'a emanet olunuz dostlarım.

Seviliyorsunuz.

Instagram:

mavilinin_incileri

WATTPAD:

Mavili_Yazarr41

Sevgiler, Mavili Yazar 💙

Bölüm sonu

1 yorum