BENZEMEZ KİMSE SANA 🌸
Ariana Grande - Breathin 😍
Ufuk Beydemir - Sevda Gibi 😍
Fazla bekletmeden hemen atayım bölümü dedim. Oy verip, yorum yapmanızı rica ediyorum.
Keyifli okumalar...

İnsana bir an kal gelir ya, eli ayağı tutmaz, ağzı açık kalır ya, bana şuan bunların en alası olmuştu. Olduğum yerde çakılmıştım resmen. Cidden anlayamıyordum artık, bu adam ne konuşacaktı ki benimle?!
Üzerimden yavaş yavaş attığım şaşkınlıktan sonra en nihayetinde konuşabildim.
"Ne konuda konuşacağız Kuzey Bey?" dedim inadına bey lafını vurgulayarak kullanmıştım.
Oh olsun.
Kuzey gözlerini devirip, bir şeyler mırıldandıktan sonra,
"İşin yoksa bir yere gidip, bir şeyler içerek konuşalım." deyip ellerini cebine soktu. Kaşlarını kaldırıp, "Yalnız hava cidden soğuk ondan." dedi.
Ah çok tatlıydı ama...
İçimde oluşan karmaşaya rağmen sakin görünmeye gayret ederek konuştum.
"Konuşacağınız şey çok önemli değilse gitmemize gerek yok. Burada da konuşabiliriz." dedim. İşte bu be!
Yüzümü düştü onun?
Elini cebinden çıkarıp, burnunu kaşıdıktan sonra,
"Konuşacağımız şeyler önemli konular Akasya. Yoksa bu soğukta burada seni bekleyecek halim yoktu!" dedi.
Oops.
Aman Allah'ım! Bu soğukta bir tek beni beklemişti. Benim için beklemişti. Benim için bu soğuğa dayanmıştı. Ben demiştim ama o da bana aşık diye! Ah ah...
Ben hülyalı hülyalı bakmaya başlarken, Kuzey artık sabrı kalmamış gibi,
"Akasya, hava cidden soğuk ve üşüyorum." diyerek yüzünü buruşturdu.
Bu adam niye her hali ile seksi geliyordu bana?
O değilde, bu soğukta giymiş ince bir t-shirt ve deri ceket üşürsün tabi. Ben öyle miyim?
Bir atlet, bir t-shirt, kalın bir kazak ve mont giymiştim. Tabi tavşan kulaklı beremi de unutmamak lazımdı. Eh tabi kendisi uzaydan geliyor ve taş olduğu için üşümüyor diye düşündüm ama üşüdüğünü söylüyordu.
İlginç.
Peki üşüyorsa, niye burnu benim burnum gibi kızarıp akmıyordu? Sorarım size, bu bize reva mıdır dostlarım?!
Cevap vermemi beklemeden yürüyüp, arabanın kapısını açtı ve benim binmemi bekledi. Ah ah bir an evlendikten sonra da böyle kapımı açacağını düşündüm. Çok güzeldi...
İçim içime sığamaz halde, utanmasam zıplayacağım bir şekilde yürüyüp arabaya bindim. Kuzey'de bindikten sonra arabayı çalıştırdı.
Biraz yol gittikten sonra aklıma gelen şeyle yüzümde ki gülümseme dondu kaldı.
Murat'ı yine unutmuştum!
Bu sefer de onu ekersem cidden üzülecekti. Onu kırmaya hakkım yoktu, benim moralimi yükseltmeye çalışıyordu canım kardeşim.
Kuzey'e dönüp,
"Benim bir işim vardı Kuzey Bey şimdi aklıma geldi, arabayı durdurur musunuz?" dedim üzgün bir sesle.
Kaşları çatılan Kuzey, "Konuşacağız sadece Akasya, bu kadar gerilmene gerek yok." dedi bana bakmadan yola bakmaya devam ederek.
"Kuzey Bey işim vardı, unutmuştum. Lütfen inmek istiyorum. Durur musunuz?"
Kuzey,
"Akasya konuşacağız dedim. Bunda abartacak bir şey yok. Benden kaçmaya çalıştığını biliyorum ama buna gerek yok." deyip bana baktı. Gözlerini vücudumda gezdirip, "İnan sana zarar verecek değilim. Dikkatimi dahi çekmiyorsun bile." dedi.
'Dikkatimi dahi çekmiyorsun bile' dedi.
Dikkatini çekmiyormuşum bile...
Ben hala ne için uğraşıyordum ki?!
Dilim lal olmuştu sanki. Bu adam önce beni göklere çıkarıp, ardından hiç acımadan sırtımdan itekleyip aşağıya atıyordu. Bildiğin benimle dalga geçiyordu. Tabii ona bu kozu ben vermiştim. Ah aptal Akasya!
Gözlerim dolu dolu bir şekilde,
"Durdurun arabayı." dedim kısık sesle.
Kuzey,
"Konuşacağız Akasya! Yapmaya çalıştığın şeyin farkındayım. Şirketime iş başvurusunda bulunmuşsun. Ben sana benden uzak dur dedikçe, sen inadına yapıyormuş gibi dibime giriyorsun!" dedi öfkeli çıkan ses tonu ile.
Ben son bir gayret ile, "Kuzey Bey..." demiştim ki, direksiyona sert bir yumruk atıp, "Başlatma lan Kuzey Beyine! Deme bana bey diye!" deyip bağırdı.
Tamam bu adam deliydi. Yemin ederim ki deliydi.
Akan yaşlarıma aldırmadan ona dönüp bende bağırdım. Sabrım taşmıştı artık benimde.
"Sen neyin peşindesin aptal herif! Ne istiyorsun benden? Geçen kalbimi kırıp, yerlerde süründürdüğün yetmedi mi?" diyerek omuzuna vurdum. Kesinlikle bende delirmiştim.
"Yetmedi mi lan! Evet şirketine iş başvurusunda bulundum. Ve biliyor musun, yüzde doksan ben seçileceğim. Çünkü ben çok başarılıyım." dedim tabii kendimi överek. "O lanet şirketinde işe başlayacağım ve sende hep beni görmek zorunda kalacaksın. Üzgünüm senin için işkence olacak ama umurumda bile değilsin." diye bağırmaya devam ettim.
Bu arada Kuzey arabayı kenara çekmiş, şaşkın ve sinirli bir ifade ile bana bakıyordu. Tamam bu fazla olmuştu farkındayım ama benimde bir sınırım vardı canım. Ne yapayım tutamamıştım kendimi.
Geçirdiğim öfke krizinden sonra gözlerine kırgınca bakıp, kafamı cam tarafına çevirdim. O da bana bakıyordu. İkimizde bir şey demeyip öylece sustuk.
Bir süre sonra Kuzey iç çekip konuştu.
"İnan bana seni üzmek istemiyorum Akasya. Ben sadece seni duygusuz bir adama kapılmaman konusunda uyarıyorum." dedi yumuşak bir sesle.
Burnumu çekip, "Ne yaptığım sadece beni ilgilendirir. Siz diyorsunuz diye vazgeçecek değilim." dedikten sonra gözlerine baktım. "Yine beni paramparça eden konuşmanız bittiyse, ben inmek istiyorum." dedim zaten Murat'ın okulunun yakınına gelmiştik.
Alnını kaşıyan Kuzey, bıkkınlıkla bana döndükten sonra, "Bak Akasya bu bir oyun değil. Ben seni üzmek istemiyorum. Cidden çok hoş bir kızsın ama... Ama seninle biz olmaz. Olamaz yani." diye konuştu.
Arabanın kapısını açıp indim. Gitmeden evvel, "Size iyi günler Kuzey Bey, şirkette görüşürüz." dedim. Belki bana yüzsüz diyordur ama umrumda bile değildi. Ben âşıktım ve gururu şimdilik siktir etmiştim. İnsan elde etmek istediği şeyin veya şeylerin peşinden koşmalıydı ve ben öyle yapacaktım elbette.
Asla umudunu kaybetmemeliydi insan. Hızlı ve sert adımlarla yürüyüp okulun önünde durdum. Gözyaşlarım durmuştu artık. Zaten beni bir tek insafsız Kuzey ağlatıyordu. Bundan sonra da onun için gözyaşı dökmeyecektim. Ne derse desin, sadece yüzüne gülüp onu çıldırtacaktım. Zaten çok sinirli bir insandı, onu delirtmek çok keyif verecekti bana.
Telefonumu çıkarıp Murat'ı aradım. İkinci çalıştan sonra meşgule aldı. Yanaklarımı şişirip oflarken, arkamdan biri beremin kulaklarını çekiştirdi.
"Höst lan!" deyip arkama dönünce, Murat'ın otuz iki diş sırıtarak bana baktığını gördüm.
"Benim ya yamuk prenses." deyince sağ elimi yumruk yapıp omzuna vurdum.
"O Yamuk prensesi yediririm sana Müslüm!" deyip gözlerimi kıstım tehlikeli bir biçimde.
Murat yutkunup, "Sakin ol abla ya! İdolumsün sen benim." dedi. Ne diyordu bu çocuk Allah aşkına?
Koluna girip,
"Neyse yürü lan yemek yemeye gidelim. Moralim çok bozuk, belki düzelir." deyip yürümeye başladım.
O da benimle yürümeye başlayıp, "Düzelteceğiz tabii ki moralini be kanka. Yemek yiyeceğiz yemek! Dahası var mı?" diye heyecanla konuştu.
Manyak çocuk.
Gülümseyip, "Tamam gidip çatlayana kadar yiyelim kanka." dedikten sonra, gerçekten çatlayana kadar yemek yiyeceğimiz yere doğru yol aldık.
♤☆♤
Eve gelene kadar karın ağrısından ikimizde ağlayacak dereceye gelmiştik. Ne diye o kadar yemiştik ki Allah aşkına. Ama çok iyi gelmişti orası kesin. Lakin biraz kaçırmıştık. Eve gelince kendimizi direk salondaki koltuğa attık. Annem ve babam bize şaşkınca bakakalmışlardı.
Annem,
"Ah yavrularım ne oldu size?" diye yakınıp yanımıza geldi.
Murat hemen çakallık moduna girip, yüzünü buruşturdu.
"Ana çok kötü karnım ağrıyor ana! Böyle sanki pıçak saplıyorlar karnıma." diyip annemin göğüsüne başını yasladı.
"Neyiniz var ayol?!" diyen annem ağlayacak kıvama gelmişti.
Kıyamam be!
Ben daha fazla dayanamayıp,
"Çok yemek yedik anne. Ondan karnımız ağrıyor biraz." dedim.
Derin bir nefes alan annem Murat'ın saçlarını okşayıp, benim elimi tuttu.
"Ah ah yedikleriniz bir işe yarasa bir şey demeyeceğim ama, ikinizde iskelet gibisiniz ayol! Bu yedikleriniz nerenize gidiyor anlamıyorum ki!" dedikten sonra yerinden kalktı annem.
"Neyse ben size iyi gelecek bir çay tarifi biliyorum. Şimdi yapayım için, iyi olun emi yavrularım." deyip mutfağa doğru gitti canım annem.
İyikim...
Bir kaç saat sonra annemin yaptığı çayı içmiştik ve karın ağrımız geçmişti. Kendimizi daha iyi hissediyorduk. Ben odamda yatağıma girmiş, Cansu ile mesajlaşıyordum. Saat epey geç olmuştu ama ben ona olanları anlatıyordum. Anlattıktan sonra Cansu epey uzun bir mesaj göndermişti.
Görümcem♥
"Kuzum bu anlattıklarınla artık görüyoruz ki ağabeyim iyice huysuzlanmış. Ve demek oluyor ki bir süre üstüne gitmeyelim. Bırakalım biraz düşünsün. Hem bu arada biz şirkette ki işine yoğunlaşalım. Tam istediğimiz gibi ağabeyimin asistanlığını yapacaksın. Tabi bunda benim payım büyük amma neyse. ;) Konumuz şu; Ağabeyimle ilgilenmiyormuş gibi yapacaksın. Zaten iş sende, merak etme. Sadece bundan sonra daha kararlı adımlar atalım o kadar. Sonra ağabeyim senin ellerine düşecek ayol!" demişti.
Valla bu kızın çenesine hayrandım yani, beni bile geçecek duruma gelmişti a dostlar!
Görümcem♥
"İnşaAllah Cansuyum dediğimiz gibi olur. Ben onun aşkını kazanmanın yanında, bir de intikam almak istiyorum. Onu sürüm sürüm süründüreceğim." deyip sinsi gülüşlü emoji ekleyip gönderdim.
Daha sonra birbirimize, 'iyi geceler' dedikten sonra ben kendimi uykunun eşsiz ve güzel kollarına bırakmıştım bile...
♤☆♤
Allah'ım çok heyecanlıydım!
Bugün Kuzey'lerin şirketi olan 'Boran Holding'te çalışacaktım. Dediğim gibi ben seçilmiştim ve çok mutluydum. Hem Kuzey'e yakın olacaktım, hemde ilerde mesleğim için iyi bir eğitim almış olacaktım. Yani onların şirketi olmasa bile, benim bir yerde çalışmam gerekiyordu ki, çok şükür en iyi yerde iş bulmuştum.
Bakalım nasıl olacaktı, yapabilecek miydim?
Gerçi Cansu oradan bir arkadaşını ayarlamıştı bana yardımcı olması için ama ben işi kavrayacağıma emindim.
Üstüme giydiğim mavi yün elbiseyi, düzleştirdiğim saçlarımı ve epey sade olan makyajımı kontrol ettikten sonra odamdan çıktım. Bugün öğleden sonra iki saat dersim vardı. Ben derslerimi ona göre ayarlayıp öyle gidecektim işe. Bugün sabah gidip, öğlen çıkacaktım.
Hadi hayırlısı...
Hanım hanımcık halimi gören annem,
"MaşaAllah maşaAllah! Anasının kızı işte. Hem güzel, hem akıllı ayol! Kocaman şirkette işe bile girdi benim çocuğum." deyip babama baktı.
Babamda kafasını sallayıp, gülümsedi.
"Tabi Candan Hanım sizin kızınız. Elbette akıllı ve güzel olacak." dedikten sonra bana dönüp göz kırptı.
Canım babam.
Yaptığımız kahvaltıdan sonra babam, ben ve Murat evden çıktık. Beni şirkete babam bırakacaktı. Hemde gelip görecekti nasıl bir yer olduğunu. Ön koltuğa binip, Murat'a dil çıkardım.
Oh olsun, öne ben binmiştim işte.
Babama çaktırmadan merdivenlerden inene kadar bunun kavgasını yapıp durmuştuk. Ama ben kazanmıştım işte.
Yaşasın abla olmak!
Murat'ı kötü bakışları eşliğinde okula bıraktıktan sonra, bende şirkete gelmiştim. Yemin ederim bacaklarım titriyordu heyecandan. Babamın bana tembih ettiği sözleri iyice dinleyip, onu öptükten sonra arabadan inmiştim. Yalnız bu arabayı bir Bugatti ile değiştirmek şart olmuştu. Hiç hızlı değildi canım.
Önceden geldiğim için artık bildiğim yolları yürüyüp, benim için hazırlanan odaya girdim. Kabanımı çıkarıp astıktan sonra yerime oturdum. Yalnız koltuk epey rahattı ve buradan her yeri görebiliyordum. Kuzey'in odası da tam karşımda duruyordu. Girip çıkanı yakın markaja alabilecektim yani.
Etrafı incelemeye başlarken, çok güzel bir erkek sesi duydum.
"Günaydın, hoş geldin."
Kafamı sesin geldiği yöne çevirince, çok şık giyimli ve oldukça yakışıklı bir adamla karşılaştım. Sen neler yaratıyorsun Yarebbim!
"Günaydın, çok hoş buldum." dedim bende içtenlikle.
Yüzüne güzel bir gülümseme yerleştirip, yanıma gelip elini uzattı.
"Şahan ben." deyince benim köşeli jetonum yeni düşmeye başlamıştı.
E bu Cansu'nun bana yardımcı olması için ayarladığı arkadaşıydı ya!
Hemen elimi uzatıp şirince gülümsedim.
"Memnun oldum bende Akasya." dedim.
Elimi tutup sıkarak, "Çok memnun oldum Akasya ve gözlerin çok güzelmiş." dedi ve ben utanmıştım açıkçası. Hiç iltifat almaya alışkın değildim ki.
Utandığımı belli etmemeye çalışarak, "Teşekkür ederim Şahan Bey." dedim.
Kafasını iki yana sallayıp, "Bey yok küçük hanım. Biz seninle çok iyi arkadaş olacağız. Her şeyden haberim var merak etme." deyip göz kırptı.
"Ayrıca her işte yardımcı olacağım sana." deyince çok rahatladım. İyi ki insanın dostları vardı.
"Çok teşekkür ederim." diyerek minnetle gülümsedim.
Daha sonra bana şirketi gezdirmeyi teklif etti ve beraber şirketi gezdik. Yalnız çok büyük ve güzel bir iş yeriydi. Çalışanlar çok güler yüzlü ve samimiydi. Kendime bir kaç arkadaş edinmiştim bile. Tabi bunda benim cana yakın olmam etki etmişti. Neyse övmeyeyim kendimi, siz beni biliyorsunuz zaten.
Gezme işi bitince birlikte benim masama doğru yürüdük. Oraya gelince, Kuzey'in odasının kapısı şiddetli bir şekilde açıldı ve içerden Kuzey çıktı. Bize doğru oldukça sinirli bir halde yürüyerek,
"Gezme işiniz bitti mi Akasya Hanım?!" diye yüksek sesle sordu.
Ben şaşırmış ve üzgün bir halde, "An... Anlamadım?" diye mırıldandım.
Kuzey,
"Bugün ilk iş gününüz ve siz öğrenmeye çalışmak yerine, takılmışsınız serseri birine, eğlence peşindesiniz!" dedi ve yanımda ki Şahan'a kötü kötü baktı.
Ben sessiz kalırken Şahan,
"Kuzey kardeşim sakin ol. Akasya'ya sadece şirketi gezdiriyordum ve sen henüz yeni geldin." dedi. Peki bu niye Kuzey'e, 'kardeşim' diyordu? Bildiğim kadarıyla iki kardeşlerdi. Bu adam onların nesi oluyordu ki?
Şaşkınca ikisine bakmaya devam ederken Şahan bana dönerek,
"Biz kuzeniz." dedi gülümseyerek. Daha da şaşırmıştım. Cansu bundan hiç bahsetmemişti.
"Kuzeniz diye tolerans geçmiyoruz Şahan Bey. Hadi işinizin başına!" diyen Kuzey daha sonra bana dönüp, "Odama gelin Akasya Hanım." diyerek hızlı adımlarla odasına girdi.
Dengesiz herif.
Şahan,
"Epey kızmış anlaşılan ama hep böyle bu takılma. Hadi fazla bekletme git bakalım derdi neymiş." diyerek yürümeye başladı. Daha sonra dönüp, "Ha Bal Gözlü! Bana ihtiyacın olursa beni genel müdür odasında bulabilirsin." deyip göz kırptıktan sonra yürüyüp, gözden kayboldu.
Bu adamda benim gibi deliydi. Hadi bakalım hakkımızda hayırlısı olsun.
Derin derin nefesler alıp, üstümü düzelttikten sonra Kuzey'in odasının kapısını tıklatıp bekledim. 'Girin' diyen sesten sonra yavaşça kapıyı açıp içeri girdim. Gözlerimi odada gezdirince burada yaşadığımız anılar gözlerimde canlandı. Ah ah ne günlerdi...
"Oturun Akasya Hanım." diyen Kuzey'in sesiyle kendime gelerek, yürüyüp masasının önünde bulunan koltuğa oturdum. Gözlerimi onun kara gözlerine çevirip konuştum.
"Buyrun Kuzey Bey sizi dinliyorum."
Kuzey arkasına yaslanıp,
"Burada sadece patron ve çalışan ilişkisi olacak. Aklınızda olmayacak hayaller kurmayın. Sizi defalarca kez uyarmama rağmen, kendi bildiğinizi okuyorsunuz. O halde üzüldüğünüz vakit bunun sorumlusu kesinlikle ben olmayacağım. Bunun tek sorumlusu siz olacaksınız." deyip sustu.
Dikkatli bir şekilde ona bakıyordum o ise devam etti konuşmasına.
"İşiniz ne ise onu yapacaksınız. O gevşek Şahan'la da vakit geçirdiğinizi görmek istemiyorum. O boş işlerin adamı. Şirketimiz adına sizi çalışkan ve güvenilir olduğunuz için seçtik. Bu yüzden bizi yanıltmayıp bu şekilde hareket edin." dedi.
Onu dinledikten sonra benim de bir kaç lafım vardı söyleyecek.
"Hiç şüpheniz olmasın Kuzey Bey." deyince gözlerini yumup bir şeyler mırıldandı ama pek anlamadım.
"Elimden gelenin daha fazlasını yapacağımdan emin olabilirsiniz. Duygularım vardı fakat artık bunun hiçbir önemi yok. Bir profesyonel gibi sadece işime konsantre olacağım." dedim ve çaktım doksanda golü.
Yemin ederim Kuzey'in bir anlığına yüzü düştü gibi oldu. Yada ben öyle hissettim bilmiyorum.
Masaya dirseklerini dayayınca, kol kaslarının gerilmesine ve benim nefesimin kesilmesine neden oldu. Allah'ım sana geliyorum!
Ellerini saçlarından geçirip,
"Umarım Akasya Hanım umarım. Göreceğiz." deyip gözlerini kıstı.
Yutkunduktan sonra yerimden kalktım.
"Diyecekleriniz bittiyse ben işimin başına döneyim." dedim.
Eli ile kapıyı gösterip, "Bana sade bir kahve getirdikten sonra, geçen senenin personel dosyalarını düzenlemenizi istiyorum. Sonra da kendi işinize bakabilirsiniz." dedi ukala bir şekilde.
Uyuz herif.
Gülümsemeye çalışarak,
"Tabii ki efendim." dedikten sonra odadan çıktım.
Anlaşılan bu adam beni epey zorlayacaktı...
Bölüm sonu...
Kuzey neyin peşinde sizce?
Akasya ne yapacak bundan sonra?
Bölüm nasıldı?
Sonraki bölümde görüşünceye dek kendinize güzelce bakın.
Seviliyorsunuz...♥
INSTAGRAM:
mavilinin_incileri
WATTPAD:
Mavili_Yazarr41
Sevgiler, Mavili Yazar🌸