İçeriğe geç

Benimle Dans Et

Bölüm 4 · 7 dk okuma

Benimle Dans Et

Bölüm 4

4. Bölüm ''Kimdi Bu Buğra''

Hiç uzatmadan direk sizi bölümle baş başa bırakıyorum iyi okumalar💚

Birkaç saatin sonunda dersim bitmişti zaten bir kaç tanesi de boş geçmişti hocalar sağ olsun kaybolmuşlardı ortalıktan. herkesin kayboluşu tutmuştu Okulun merdivenlerini hızlıca indim. Yanından şimşek gibi geçen Genç'e baktım, Buğraydı bu Selam bile vermemişti. hatta öyle bir geçmişti ki onu kırdığımı ve hatta baya üzdüğümü fark ettim. Ve sanırım özür dilemem gerekiyordu açıkçası pek özür dileyen biri değildim. Ama yaptığım hatayı anlayıp da görmezlikten gelen biri de değildim. ‘’Buğra,’’ diye seslendim arabasının kapısını açmak üzereyken seslendim. Öylece durdu arkasına dönüp sırtını arabasına yaslandı kollarını da göğsünde birleştirdi. Bende merdivenleri inip karşısında dikildim ‘’Konuşabilir miyiz?’’ burunu çekti.

‘’Dinliyorum.’’ Kulağımın arkasını kaşıdım.

‘’Şey...ben özür dilerim.’’ Yüzüme baktı,

‘’Ne için?’’

‘’Seni kırdığım için.’’ Öfkeyle soludu,

‘’Sen beni kırmadın. Kıramazsın zaten de.’’ Sesi net ve gayet anlayışlıydı.

‘’O zaman neden yanımdan şimşek gibi geçtin.’’

‘’İstediğin bu değil mi? Nasılsa yanında dolaşmamdan, etrafında olmamdan rahatsızsın. Bende uzak durayım o zaman.’’

‘’Hayır değilim, sen beni yanlış anladın sadece özel hayatımın sorgulanmasından rahatsız olurum. O kadar.’’ Sinirle güldü,

‘’Tamam işte, ne hayatını sorgularım ne de seninle ilgilenirim tam istediğin gibi.’’

‘’Buğra, öyle demek istemedim gerçekten. Yani... Sadece rahatsız oluyorum.’’

‘’Kapatalım mı konuyu gereksiz uzuyor.’’ Gözlerinin içine baktım.

‘’Peki nasıl istersen. Ama soğuk davranma olur mu? Yani üzülüyorum ben böyle.’’ Diye konuştum mahcup bir sesle. İkna edebileceğimi düşünüyordum.

‘’Tamam, ama şu konuda anlaşalım. Ben sapık ruh hastası falan değilim, amacım ya da maksadım seni rahatsız etmek değil.’’

‘’Tamam. Kabul ediyorum.’’ Dedim.

‘’O zaman yarın görüşürüz.’’ Gitmeye hazırlanıyordum çünkü, işe geç kalıyordum. Arkamı dönmek üzereyken sordu.

‘’Nereye?’’

‘’İşe gidicem. Geç kalıyorum.’’

‘’Seni bırakabilirim. Yani bırakmamı ister misin?’’ hayır desem gene yanlış anlaşılacaktım ondan kaçtığımı düşünecekti Ve gene aramıza soğuk rüzgarlar girecekti. Çevremdeki biriyle de. Aramın limonlu olması beni üzerdi. Hal böyle olunca teklifini kabul etmem gerekecekti.

‘’Olur,’’ dedim gülümseyen yüzümle. Arabasının kapısını açıp ön koltuğa geçtim. Ve böylelikle yolculuk başlamış oluyordu.

‘’Yanlış anlamasan sana bir şey sorucam?’’ sessizliği bozan o olmuştu. Sorduğu soruya hazır değildim. Hiç beklemediğim bir şey sorabilirdi. Ama gene de onu ret etmem doğru değildi. Tereddütle.

‘’Tabi sor.’’ Ne soracağını merak ediyordum. Gerilmiştim.

‘’Neden bu kadar gerildin?’’ nasıl yani o kadar belli oluyor muydu gergin olduğum.

‘’Gerilmedim.’’ Diye yalan söyledim. Ne diyecektim senin soracağın sorudan mı korkuyorum diyecektim. ‘’Gerildin, Çünkü sana soracağım sorudan Korktun. Ve benimle tel başına olduğundan.’’ Gözlerini yoldan ayırmıyordu. Buda bana avantaj sağlıyordu ama bir gün süreyle beni bu kadar iyi tanıması hiç etik değildi.

‘’Hayır, seninle tek başıma olmaktan korkmadım. Evet ilk baştakiler doğru ama bu yanlış.’’ Diye gerçeği söyledim. ‘’Benden korkmuyor musun?’’ arabayı durdurup gözümün içine baktı. ‘’Korkmam mı gerekiyor?’’ aynı cesaretle gözünün içine baktım bende. ‘’Tanımadığın birine fazla güveniyorsun?’’ cümlesi soru sorar gibiydi. ‘’Ben kimseye güvenmem.’’ Diye üsteledim doğruydu herkesi çabuk sever, çabuk kaynaşırdım. Ama asla güvenmezdim güvenmem için baya uzun bir süredir benimle kalmış olması gerekirdi. ‘’Neden benimle tek başınasın, neden teklifimi kabul ettin. Beni tanımıyorsun bile?’’ aklı sıraca beni korkutuyordu, onu kırdığım gibi beni kırmak istiyordu ama bilmediği bir şey vardı: Ben çok kırılmıştım daha da kırılmazdım. ‘’Benimle oyun mu oymuyorsun Buğra, bu şekilde beni korkutmanın derdinde falan mısın?’’ gözünü kırpmadan bana bakıyordu. Mimiklerimi inceliyordu.

‘’Hayır sadece anlamaya çalışıyorum. Neden bana güveniyorsun. Sana zarar vereceğimden hiç mi korkmuyorsun?’’ açık olan saçlarımı toplayıp arkadan at kuyruğu yaptım. Pencerenin camını açtım başımı pencereden uzatıp derin bir nefes aldım. O ise hala beni izliyordu.

‘’Birincisi sana güvenmiyorum, ikincisi kötü biri olduğunu düşünmüyorum olsan, zarar vermek istesen önceden verirdin. Mesela dün Ayağım burkuktu kaçamazdım. İstesen hastaneye diye başka yere kaçırabilirdin. Zarar verebilirdin bana dokunabilirdin ama yapmadın. Hastaneye götürdün sadece. ben iyi olana kadar başımda bekledin, beklemeye bilirdin, gidebilirdin sadece hastanesinin bahçesine bırakıp gidebilirdin ya da bana çarpıştığında hiç bir şey yapmayıp öylece kaderime terk edebilirdin. Ben ayağa kalkmaya çalışırken düştüğümde beni tutmaya bilirdin. Beni evime kadar bırakmaya bilirdin. Ama sen bunların hepsini yaptın Buğra çünkü içinde iyilik var merhamet var. Sen isteseydin bana çoktan zarar verirdin ama yapmadın. Yani diyeceğim o ki sen kötü biri değilsin. Yani bence değilsin.’’ Sabırla beni dinliyordu konuşmam bitince alttan, alttan gülümsedi. Gülüşünü bastırmaya çalışıyordu. ‘’Bu kadar uzun açıklamaya gerek yoktu, doğrudan senin kötü biri olduğunu düşünmüyorum desen yeterliydi.’’ O an salaklığıma güldüm. Gerçekten bu kadar uzun uzun anlatmaya paragraf yazmaya ne gerek vardı ki? Kısa cevap verebilirdim. Oysa ben yaptım tüm olup bitenleri saydım. Ellerimle alnıma vurdum, of ne salaktım. Hemen toparlanıp cevap verdim

‘’Biraz öyle oldu ama bu konuda bir daha sıkıştırma diye uzun uzun anlattım.’’

Hala gülüşünü bastırıyordu. ‘’Anladım...’’ bu ne demekti bu niye bana gülüyordu çok konuşmama mı gülüyordu, yoksa salaklığıma mı? Sinirli çıkan sesimle sordum.

‘’Sen hayırdır, neye gülüyordun?’’ gözlerini devirdi.

‘’Hiç...’’

‘’Nasıl hiç, neye gülüyorsun Buğra sinirlendirme adamı.’’ Kahkaha attı.

‘’Adam mı? Ben seni kadın sanıyordum?’’ bıkkınlıkla nefes verdim. ‘’Komik mi?’’

‘’Bence evet,’’ Allahtan markette gelmiştik de bu konu burada kapanmıştı yoksa uzadıkça uzatır, yine kırılma vakaları gerçekleşirdi. ‘’Şurada durur musun?’’ dediğimde müsait bir yere arabasını park etti.

Yüzü ciddileştiğinde bir şeyler soracağını biliyordum. ‘’Elif... Sana bir şey sormam lazım emin olmak için senden ricam lütfen dürüst olur musun? Benim için önemli bir konu...’’ bu kadar ciddi ve dürüst olması beni ürküttü, çünkü: önemli bir şey soracaktı tıpkı önemli bir şey soracağım dediği gibi. Titreyen sesime engel olmaya çalışarak, ‘’Sor ne soracaksan?’’ soru teretüt ve korkuyla soracağı soruyu bekledim. Korkuyordum geçmişimi delmesinden, yaralarımı ortaya dökmenden ailemi sorgulamasından korkuyordum işte. Ailem en büyük travmamdı akrabalarım ise çok daha büyük travmamdı. Bu haldeysem onlar yüzündendi zaten yaşadığım her şey onlar yüzündendi. Bana sahip çıksalardı böyle bir hayatım olmayacaktı belki de.

‘’Sen yurtta mı büyüdün?’’ sorusuyla birlikte afalladım ne diyeceğimi bilemiyordum neden sorguladığını da bilmiyordum. Titreyen sesimle sordum, ‘’Ne...den... Soru...yorsun?’ kekelemiştim iki cümleyi zar zor bir araya getirmiştim konu geçmişim olunca korkuyordum... ürküyordum. Ben ondan kaçtıkça o peşime düşüyordu. Kurtulamıyordum. İnsan geçmişinden asla kurtulamazdı, çünkü geleceği oluşturan geçmişidi.

‘’Korkma, ben senin yanındayım. Tamam mı buradayım yanındayım korkma...’’ korkuttuğumu hissetmiş miydi? Ya da dışarıdan o kadar belli oluyor muydu korkuttuğum. Arabanın kapısını açıp, Kendimi dışarı attım. Başımı gökyüzüne dikip kesik kesik nefesler aldım. Boğuluyormuş gibi hissediyordum görünmez bir el boğazımı sıkıyor gibiydi. Ayaklarımın artık beni taşımayacağını hissedip, yere çömeldim sırtımı onun siyah spor arabasına verdim. Endişelenmiş bir şekilde yanı basıma çömeldi. İki dizini kırıp yere oturdu bir ellini dizime koydu. ‘’Elif iyi misin? N'olur bana iyi olduğunu söyle buna ihtiyacım var. İyi olmana ihtiyacım var.’’

‘’Neden...’’ diye sordum ‘’Neden benim iyi olmam senin umurunda. Neden geçmişimi sorguluyorsun. Pat diye nereden çıktın karışıma nereden girdim hayatıma? Kimsin sen Buğra Akgün Kimsin!?’’ sesim sert çıkmıştı hatta isyan ediyordum. Kimdi ki nereden çıkmıştı.

‘’Bende bilmiyorum, bende kim olduğumu bilmiyorum. Ama iyi olmam umurumda çünkü benim yüzümden böyle oldun.’’ Başımı gökyüzüne kaldırıp daha derin nefesler almaya başladım. Ellimle göğüs kafesimi parçalamak ister gibi atan kalbimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Göğsüme baskı yaparak, ‘’Sakin ol, sakin ol, sakin ol.’’ Diye fısıldadım sakinleşmesi gerekiyordu... On dakikalık akan dakikalarında sonunda nefes alışverişlerim düzenleşmiş, deli gibi atan kalbim durmuş her zaman ki ritmiyle atıyordu. Tam on dakikadır ikimiz de sokağın ortasında öylece oturmuştuk, ne tuhaf bakan insanların bakışı umurumuzdaydı, ne de sımsıcak ateşten farksız olan asfalt hiç biri umurumuzda değildi. Ben kötüleşmiş diye oturmuştum, oda onun yüzünden kotu olduğumu düşündüğü için oturmuştu. Sebep ne olursa olsun ikimiz de buradaydık ve şuan hiç bir şey umurumuzda değildi... Artık iyi hissettiğime göre bazı şeyleri açıklığa kavuşturmanın zamanı gelmişti. ‘’İyim, bir şeyim yok.’’ Ayağa kalkıp kendi etrafında bir tur attı. Benim yaptığım gibi başını gökyüzüne kaldırıp derin bir nefes aldı. Ellerini saçlarından geçirdi, sinirliydi ve sakinleşmeye çalışıyordu. Bir dakikanın sonunda gelip karşıma oturdu.

‘’Geçmişimin sorgulanmasından nefret ederim. Madem ki merak ediyorsun benim için önemli diyorsun o zaman açıklıyayım. Evet, ben yurtta büyüdüm, yurt çocuğuyum. Oldu mu rahatladın mı? Başın göğe eğdi mi? Mutlu musun?’’ gözlerini benden kaçırdı. ‘’Özür dilerim.’’

‘’Ne için?’’

‘’Geçmişini merak ettiğim için.’’ Başımı kaldırıp masmavi gökyüzüne baktım. ‘’sorun değil,’’ ayağa kalktım ‘’Artık bitiyse sorgulaman ben gideyim, malum çalışıyorum ya hani işten kovulmak istemem.’’

‘’Peki özür dilerim yine de.’’ Acı, acı Tebessüm ettim.

‘’Sorun değil ben alışkınım, takma kafana.’’

‘’Alıştığın ne varsa bırakacaksın, hiç bir şeye alışmak, katlanmak zorunda kalmayacaksın. Sana söz veriyorum bir gün büyüyecek ve seni buradan çıkarıcam.’’ Bu kelimeleri duymamla başım döndü, yer ayağımın altından kayıp gitti, bacaklarım beni taşıyamadı. Çok salıncakta sallanıp da indiğinde başı dönen ve kusası gelen çocuk misali: başım döndü midem bulandı, tüm sesler sustu. Herkes her şey sessizliğe gömüldü. Hissettiğim tek şey sırtımda hissettiğim bir el, ‘’Elif!’’ diye bağıran genç bir adamın çığlıydı. Gözlerim bende izinsizce kapandı ve her yer kapkaranlık oldu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.