Ellerimde ki kasımpatılarına baktım. Hala yaşadığım bu tuhaf durumun karşısında şaşkındım. Bukete bakarken ben daha güzel yapardım demekten kendimi alamadım. Fakat bu tuhaf durum fazlasıyla hoşuma gitmişti. Şans eseri bile olsa böyle bir adamdan-kurtulmak istemişti- çiçek almıştım.
Ve birazdan böyle bir adam yerine tam tersi birisi ile görüşmek zorunda kalacaktım. Tekrar evrene haykırdım. Neden doğduğum yer kaderim olmak zorundaydı ki? Talihsizliğime üzülürken çıkışa gitmek için hareket ettiğim sırada adımı duydum. "Hiranur Hanım!" Bana seslenen kişiye baktım.
Görücü usulü görüştüğüm adam bana yaklaşıyordu. Kucağımda tuttuğum çiçek buketine baktı. Yüzünde tuhaf bir tebessüm oluşurken içime düşen hissiyat ile sinirlendim. Kesinlikle bu çiçekleri ona aldığımı düşünüyordu.
Yanıma ulaşması birkaç saniye almıştı. Acaba buraya ne zaman gelmişti. Emir'i görmüş müydü?
Onun ve az önce ki tuhaf anın aksine karşıma dikildiği zaman sitem ettim. "Geç kaldınız Murat Bey!" Hala az önce ki olayı kafamdan ve kalbimden atmaya çalışıyordum. Ve en kötüsü karşımda ki bu adam tahmini yarım saatten fazla geç kalmıştı.
"Kusura bakmayın bu tarz yerleri pek bilmiyorum."
'Sanki ben her gün bu tarz yerlere geliyorum!'
Tabi ki bunu sesli olarak dile getiremezdim. Benim para harcamayı seven birisi olarak görmesi gerekiyordu. Eminim bu özelliğimden sonra benden vazgeçecekti. Az önce kalktığım yere geri otururken masanın üzerine bıraktığım kasımpatılarını bana gösterdi. "Peki, bunlar ne için?"
Sanki bu çiçekleri ona vermemi bekliyor gibi bir hali vardı. Bunu yüz ifadesi ile bile gizleyemiyordu. Hızlıca aklıma gelen ilk yalanı söyledim. Az önce ki durumu açıklamak gibi bir lüksüm yoktu. Ve bunu açıklamak istesem bile fazlasıyla tuhaf bir durumdu.
"Buraya gelirken bir arkadaşım ile karşılaştım bana bunları verdi."
Yanlış anlasın veya anlamasın umurumda bile değildi artık. İlk buluşmada özellikle evlilik olarak adlandırılan bu buluşmada tabi ki de bir erkeğe çiçek alacak kadar romantik değildim.
"Anladım... Tam olarak nasıl bir arkadaş?"
Çiçeklere bakarken istemsizce gülümsedim. Fakat hemen ardından bunu sildim yüzümden ve sakince hatıralarıma düşen bu adamı anlattım. "Tuhaf bir arkadaşım..."
Konuşmanın ilerleyen kısımlarında iyice sıkılmıştım. Bir an önce buradan çıkmak istiyordum. Ona birkaç soru sordum ve cevaplarımı abarttım. İsteklerimi de aynı şekilde. Bu şekilde özellikle davranıyordum. Ve emindim ki beni ablam ile karıştırıyorlardı. Fakat ben ablam değildim.
İş yeri hakkında konuşurken istemsizce başımı çevirip etrafa bakındım. "Bir problem mi var?" Bana soru sorarken kafamı salladım. "Hayır garson bakıyorum," diyerek bilmem kaçıncı yalanımı söyledim. Fakat bakışlarım az önce ki adamı arıyordu. Sonunda onu mekanın iç kısmında aynı kadın ile konuştuğunu gördüm. Bakışlarım bir süre daha onun üzerinde dururken sanki ona baktığımı hissetmiş gibi dönüp gözleri bir anda beni buldu. Heyecan ile ne yapacağımı şaşırmıştım. Yakalandığım her halimden belliydi. Telaşla önüme dönüp karşımda hala bana iş hayatı hakkında konuşan adama çevirdim gözlerimi.
Onu izlerken az ileride oturan adamın zarif takım elbisesi ile o adam yerine günlük kıyafetleri ile karşımda duran başka bir adam vardı. Karşılaşma yapmak istemedikçe daha fazlası zihnime doluşuyordu. Çünkü bu adamın aksine ben giyinişime fazlasıyla önem vermiştim.
Olumsuz geçen dakikaların ardından sonunda dayanamayarak ona benim hakkımda soru sordum. "Benim hakkımda ne düşünüyorsunuz?" Benim için fazlasıyla olumsuz olan bu ilişki de karşımda ki adam gezmeyi sevmeyen ve film izlemeyen birisiydi. İkimizi aynı evin içerisinde bile düşünemiyordum.
"Açıkçası bu ilişki olsa da olmasa da benim için bir problem yok."
İşte istediğim cevap buydu. Demek taktiklerim işe yaramıştı. "Peki siz ne düşünüyorsunuz?" Dudak büzdüm. "Benim için de olsa da olmasa da aynı. Normalde bir hissiyat oluşması lazım fakat size karşı bir his oluşmadı içimde."
"Yani?"
"Yani görüşmeyi bitirebiliriz."
Zorlukla kelimeler ağzımdan çıktı. "O zaman kalkalım." Sanki ben onunla daha fazla kalmak istiyormuşum gibi davranmasına gerek yoktu. Ve buraya otururken aklıma düşen hesap ödeme fikri ile ağzımı açtım. "Hesabı ben ödeyebilirim. Lütfen önden gidin." İlk başta hayır diye konuşsa bile sonunda beni kasanın önünde yalnız bırakmıştı.
Tam olarak nasıl bir olayın içerisine düşmüştüm bilmiyordum fakat bu benim için berat bir durumdu. Ve kendimi kesinlikle böyle bir durumun içine düşürmemem gerekiyordu. Kasada duran kişiye masa numarasını verip ödeme yaptığım zaman arkada ki kişinin sesini duydum fakat tam anlayamadım. En sonunda yanıma gelip masa numarasını söylerken az önce ki adam ile karşılaşmıştım. Elimde duran çiçeği arkama saklayıp ondan uzak tutarken ondan biraz daha uzaklaştım.
"Kusura bakmayı benimle mi konuşuyordunuz?"
"Sanırım ikimize de hesap ödeme kaldı değil mi?"
Kelimeleri tekrar dile getirirken istemsizce gülümsedim. Hesabı ödedikten sonra bana baktı. "Fakat sonuçların benim için iyi bittiğini söyleyebilirim." Benden biraz uzağımda dururken bana bakmaya devam ediyordu. Çiçeği saklayışımı gördüğü zaman sakince gülüşünü bana gösterdi. Bunu gizlemek için burnunu kaşıyor gibi yaptı. Ya da belki de yeniden alerjisi tutmuştu. Kesinlikle alerjisini tetikleyecek çiçeği alabilecek birisi değildi. Belki de birisi bilmeden bunu yapmıştı.
"Öyle ise günü zaferle bitiren iki kişi olarak buradan ayrılacağız."
Gülümsedim sözlerine. Demek az önce görüştüğü kadını ret etmisti. İçimde tuhaf bir rahatlama duygusu ile soludum. "Sanırım öyle."
Dudaklarımda ki tebessümü yok edemiyordum. Neden bir an olsun hislerini gizleyen o kişilerden olamazdım ki?
Olduğum yerde sallandım. Üzerimde ki bakışlarından kaçındım. Daha doğrusu utanmıştım. Yanaklarım yavasça ısınmaya başlamıştı. Bir kaç saniye sessizlikten sonra yanımdan ayrılmadan önce son kez ona seslendim. Sanki hala bir şey bekliyor gibiydim. "Bu çiçekleri bana vermekte kararlı mısınız?" Göz ucuyla bana baktı. "Bir çiçekçiye çiçek vermem tuhaf mı?" Kaşlarımı çatarken bir an için beni hatırladığını sandım. Fakat ardından zihnime düşen ile bu heyecanım sönmüştü. Bunu bir saat önce ona söyleyen bendim.
"Sadece..."
"Artık sizindir. İster atın, ister satın, ister evinize koyun. Öyle ise iyi günler."
Kafeden çıkarken yalnızca onu arkasından izleyebilmiştim. Dediği yanlıştı. Günü yalnızca zaferle değil bir buket çiçek ve büyülenmiş bir kalp ile bitiriyordum.
