Güneşin batmasına az bir vakit kalmıştı. Batan güneşin ışığı gözümüzü almaya başlamıştı. Arabanın içerisinde sessizdik. Fakat beynimin içinde koca bir kaos vardı. Az önce anne ve babamla yaptığı muhabbetin ardından gözümde çok yükseklerde gördüğüm bu adamın sıradan birisi olacağını daha iyi anlamıştım.
"Anne ve baban çok güzel insanlar."
"Canınız sıkıldıysa özür dilerim müdürüm."
"Hayır kesinlikle çok eğlendim!"
Bana karşı gelirken geçirdiği vakitten eğlendiği fazlasıyla belliydi. "Bir gün dedemi ve babanı tanıştırmamız gerek," derken fazlasıyla ciddiydi. "Müdürüm şaka yapmayın." Onu ciddiye almaya başladığım an ikimizin arasına koyduğum engeller birer birer yok olmaya başlayacağı kesindi. İki farklı dünyanın insanları tam olarak biz oluyorduk. Hayat dizilerde ki veya filmlerde ki gibi gitmiyordu. Şu an burada oluşum bile tamamen tesadüf eseriydi.
"Şaka yapmıyorum ciddiyim. Dedem ve baban eminim çok anlaşırlar." Arabayı geldiğimiz yolun aksine farklı bir yola sokarken ona baktım. "Müdürüm farklı bir yola girdik!" Onu uyardım. Gittiğimiz bu yolun nereye çıktığını bilmiyordum.
"Buraya kadar gelmişken sahil havası almak istemez misin?"
Bana baktı ve göz kırptı. Kalbim deli gibi çarpmaya başladığında kendimi tutmanın artık imkansız olacağını da biliyordum. 'Bunu bana yapmayın lütfen!' İçimden ona seslendim. 'Eğer beni kendine aşık edersen her şey benim için daha zor olur!'
Onu yalnızca onayladım. Tatilini benim için harcayan birisine daha başka ne diyebilirdim ki? Sessizlik içerisinde yolculuk devam etti. Sahile yaklaştığımız zaman güneş iyice batıyordu. Gökyüzü kızıl bir hal almıştı. Arabadan indik. Bir süre daha yürümeye devam ettik. Sandaletlerimin içine dolan kum taneleri beni fazlasıyla rahatsız ediyordu.
Arkasından sessizce onu takip ettim. Bir gün içerisinde beni duygudan duyguya sürükleyen bu adam için ne yapabilirdim ki? Hem de hayatıma kısa bir zaman önce girmiş olmasına rağmen. Sırtından onu izledim. Omuzları genişti ve kendinde vücut çalıştığı belliydi. Ne fazla zayıftı ne de yapılı birisiydi. Fakat kesinlikle çekici bir güzelliğe sahipti.
Elleri cebinde yürürken bir an bana döndü. "Hiranur Hanım hayatınızda hiç unutamadığınız bir an oldu mu?" Bana sorduğu bu soru ile bir anlığına ne diyeceğimi şaşırmıştım. "Nasıl yani?" diye sormadan kendimi alamadım.
"Mesela daha önce hiç unutamadığınız birisi oldu mu?" Bana açıklama yaparken zihnime düşen bir çok anı olmuştu. İstemsizce düşündüm. "Hayatım boyunca karşılaştığım bir çok kişiyi unutmadım." Ona tam olarak nasıl bir anıdan bahsetmem gerektiğini bilmiyordum.
"Aralarından birisini seçme sansınız olsa hangisini seçerdiniz?" Onu dinlerken gülümsemeden edemedim. Ne kadar zaman geçerse geçsin hayatıma giriş yapan o kısacık zamanda tanıştığım Eskişehirli çocuğu hiçbir zaman unutmazdım sanırım. "Böyle birisi var evet..." O karanlık ve soğuk günde bana kendisini anımsatan çocuğu yeniden görmek isterdim. Hafif kıvırcık saçları olduğunu anımsıyorum. Zayıf bir yapısı vardı fakat etrafına saçtığı enerji kesinlikle unutulmayacak gibiydi.
"Nasıl birisiydi? Tabi özel değilse?"
O günü anımsadım. Kısaca o kişiden ona bahsederken yeniden o güne geri dönmek istedim. "Durakta ki o çocuğun adını öğrenmek aklıma bile gelmedi. Fakat yıllar geçse bile benim için Eskişehir'de ki çocuk olarak kaldı."
"Yüzünü hatırlıyor musunuz?"
Uzun günün etkisi ile iyice bozulan dalgalı saçları alnına dökülüyordu. Batan güneşle birlikte fazlasıyla güzel gözüküyordu karşımda ki bu adam. "Üzerinden çok uzun bir zaman geçti. Onunla hatırladığım tek şey takım elbise giydiği ve toplantıdan çıktığıydı. Buğday tenli ve hafif kıvırcık saçları olduğunu anımsıyorum."
Beni dinlerken yüzünde oluşan tuhaf tebessüme anlam verememiştim. Sonunda sahile ulaştığımız zaman dalga sesleri bize ulaştı. Bakışlarım batan güneşle kızıllaşan denize kaydı. Parıldayan denizi izlerken benimle konuşmaya devam etti. "Onunla tekrar karşılaşmak ister miydin?" Bu çok bariz bir soruydu. "Kesinlikle evet. Ve bu sefer onun adını öğrenmek istiyorum."
Kıkırtısı dalga seslerine karıştı. Sakince kumun üzerinde sahil boyu adımladım. Güneşin batışı ayrı bir güzellikteydi.
"Adını bile bilmediğiniz birisini hatırlıyor olmanız gerçekten çok tuhaf. O gün tam olarak ne oldu ki böylesiniz?"
"Çok basit. O gün ben öksürürken benimle konuştu ve ardından şöyle dedi: Fark ettin mi artık öksürmüyorsun. Bu benim için fazlasıyla etkileyiciydi."
Bir anda durdu ve bana döndü. Ona bakmak için gözlerimi kıstım. Sanki güneşten etkilendiğimi anlamış gibi kaydı ve güneş ile arama girdi. Yüzü karanlığa düşmesine rağmen hala ışıldayarak parlıyordu. "Fark ettin mi artık öksürmüyorsun!" Aynı cümleyi karşımda tekrarlarken kendimi tuhaf bir dejavunun içerisinde hissettim. Kendime gelmek için denize baktım ve sakince nefes alıp verdim. Bu adam bu şekilde davrandıkça ben kendimi dipsiz bir kuyunun içerisinde hissediyordum.
"Müdürüm bu şekilde davranmayın?"
Sesim yenilgiyle karışık çıktı. Eğer bu şekilde davranmaya devam ederse ona bağlanmaktan kendimi alamazdım. "Nasıl davranmayayım?" Bu şekilde davranmasından nefret ediyordum. Beni düşürdüğü durumun farkındaydı ve bilerek bu şekilde davranıyordu. "Bu şekilde... Beni özel hissettirmeyin!"
Ondan kaçmak ve uzaklaşmak en iyisiydi. Eğer ondan uzakta kalırsam benim için daha iyi olurdu. "Tam olarak nasıl davranıyorum ki bu şekilde hissettiniz?" Şimdi de bu şekilde mi davranacaktı? Benimle bu kadar basit bir şekilde oyun oynayıp, ona karşı duygular beslememi sağlayıp hiçbir şey olmamış gibi mi davranacaktı?
"Belki de benim hissettiğim bir duygu boşluğudur. Özür dilerim sizi rahatsız hissettirdim. Ben arabada olacağım lütfen güzel vakit geçirin." Her an ağlamaya hazır gözyaşlarım bana çoktan haber vermişti bile. Ona bakmaya cesaretim yoktu. Ondan uzaklaşıp gideceğim zaman uzandı ve bileğimden tuttu. İstemsizce durdum ve ona baktım. "Beni hiçbir zaman rahatsız hissettirmedin. Hatta tam tersi senin yanındayken daha huzurlu hissediyorum."
Ona bakarken gözlerimde ki yaşların akmaması için direndim. Yumuşak dokunuşu bileğimde duruyordu. "Bu şekilde davranmaya devam etmeyin lütfen. Yoksa yanlış anlamaya devam edebilirim." Hissettiğim ve onun için büyüyen duygularım uçurumun kenarındaydı. Başımı eğdim ve nemlenen gözlerimi ondan kaçırdım. Başını eğip beni görmek için çaba harcadı. "Yanlış anlamış olduğun hiçbir şey yok! Böyle hissetmen için harcadığım çabayı fark etmen beni mutlu ediyor." Titrek bakışlarım onu buldu. Benim aksime bu durumdan fazlasıyla memnun bir hali vardı.
"Gerçekten beni hatırlamadın mı Hiranur?" Şaşkınca yüzüne baktım. Bu soruyu bir kez daha bana sorarken gerçekten unuttuğum ne olabilir diye düşünmeden edemedim. Başımı sakince hayır der gibi sallarken "Özür dilerim, müdürüm. Fakat daha önce tam olarak nerede?" Kelimeleri yavaşça ve uzatarak söylerken bir an da elini kaldırıp geldiğimiz yolu gösterdi.
"Geç kalmadan geri dönelim."
Benden önce hareket edip ilerlemeye başladı. Arkasından ona bakarken tam olarak neyden dolayı böyle davrandığını daha fazla merak etmeye başladım. Ona olumsuz cevap verince bir anda morali bozulmuş ve enerjisi bir anda düşmüştü. Arkasından koşturdum. "Müdürüm!" Sesimi incelttim ve tatlı çıkması için çaba harcadım. Ne yaptığımı bilmediğim bir hatadan dolayı vicdan azabı çekiyordum.
"Beni bekleyin beraber gidelim!" Mızmız bir çocuk gibi tavır yaparak benden kaçarken koca bir adamın bu şekilde davranması beni aynı anda hem şaşırtıyor hem de eğlendiriyordu. "Müdürüm!"
Önümde hızlı hareketlerle koşturup benden kaçarken onu yakalamak için arkasından koşturdum. Güneş çoktan bakmıştı. Gökyüzünde uçan martılar son ışıkların içerisinde dans ediyordu. Tuzlu rüzgar ile birlikte deniz sesi ile günümü tatlı bir şekilde sonlandırdım.

