“Görüşürüz Arya!”
”Görüşürüz Alev!”
Akşam Arya’lara gitmiştim çünkü bitirmemiz gereken bir proje ödevi vardı. Arya’nın annesi her ne kadar da beni eve bırakmayı teklif etse de kabul etmedim çünkü evlerimiz çok yakındı.
Arya ile sadece okuldan arkadaş değildik. Aynı zamanda Arya benim bebeklik arkadaşımdı. Annelerimizle beraber yaşıyorduk. İkimizin annesi ve babası da boşanmıştı. Benim babam İngiltere’de, onun babası ise Almanya’da yaşıyordu. Ne annelerimiz ne de babalarımız boşandıktan sonra bir daha evlenmemişti.
Annem evde tek olduğu için günün tamamını Arya’nın annesi Azra teyzeyle geçirir. Bu beni mutlu ediyor çünkü annemin evde tek başına durmasını istemiyorum.
Annemi aramak üzereyken vazgeçtim. Bugün çok yorulmuştu. Uyuyor olabilirdi. Telefonumu cebime attım. Bir müzik açtım ve kulaklıklarımı kulağıma taktım.
Biraz daha yürüdükten sonra bir el belimi sardı. Ben daha arkamı dönemeden gözlerimi ve ağzımı kapamayı başardı. Beni yere yatırdı ve gözlerimi bir bardakla sardı. Çığlık atmak üzereydim. Elindeki bantı ağzıma yapıştırdı. Ne kadar kaçmaya çalışsam da beni bir çuval gibi sırtına aldı.
Telefonum geldi aklıma ama beni kaçıran kişinin de aklına gelmiş olmalı ki cebimden telefonumun alındığını hissettim. Beni kaçıran her kimse onun karnına tekmeler savuruyordum ama yine de tek kelime etmeden beni taşımaya devam ediyordu.
En sonunda beni bir yere oturttu. El ve ayaklarımı bağladı. Kapının kapanma sesini duydum. Sanırım yalnız kalmıştım. Buradan kurtulmalıydım, ama nasıl?
Ben bunları düşünürken gözlerimdeki bandajı açmaya başladı. Karşındaki kişi benden 1-2 yaş büyüktür en fazla.
”Bantı açacağım. Canın yanacak o yüzden özür dilerim.”
Bantı bir anda çekti. İster istemez biraz bağırdım. Yüzüme odaklandı. “Kızarmış.” dedi ve odadan çıktı.
Sinirimden ağlamak üzereydim. Ben neden buradayım, bu adam kim, ben neredeyim? Bu sorular aklımı darma duman ediyordu. Az sonra kapıdan içeri girdi. Elinde krem vardı. Dudaklarımın kenarlarında kızaran kısma bu kremden sürdü.
Acısı biraz olsun hafiflerken kapının kenarındaki tabureyi önüne çekti ve oturdu.
”Öncelikle tanışalım, ben Ayaz.”
”Hadi ya! Beni kaçıran biriyle tanışmaktan onur duyarım.” deyip göz devirdim.
”Küçük hanım, yakında her şeye alışacaksınız.”
”Hiçbir şeye alışmayacağım ben. Neden buradayım, burası neresi?”
”Burası sadece geçici bir yer. Daha sonrasında benim evime gideceğiz. Neden burada olduğuna gelirsek…”
”Neden senin evine gidiyorum ya ben?!?!”
Derin bir iç çekti ve ayağa kalktı. Belinde bir tabanca vardı. Korkmuştum. O ise korku dolu ifademe sırıttı.
”Benden korkmana gerek yok. Sadece sana zarar vermem ve ayrıca sözümü kesersen gerçekten kötü şeyler olur.”
”Sözlerin çelişiyor. Hem bana zarar vermeyeceğini söylüyorsun hemde kötü şeyler olur diyorsun.”
”Bak, ben asla sözlerimi çeliştirmem. Sana zarar vermemek ve kötü şeylerin olması aynı şey değil.”
Ne kadar saçma bir açıklama olsa da bir şey demedim.
”Neden burada olduğun konusuna geri dönersek bu benim işim. Seni, senin saçlarını isteyen kişiye vereceğim.”
Doğduğumda diğer bebeklerin aksine gür saçlı bir bebek olarak doğmuştum ve bu saçlarım garipti. Duygularıma göre bazı tepkilerde bulunuyorlardı. Bu çok garipti. Duygularıma göre şekillenebiliyorlardı.
Bu annemin içtiği bir şeyden kaynaklıydı ve bu sadece bende vardı.
”Lütfen, beni azad et!” diyeceğimi düşünüyorsan çok yanılıyorsun. Zaten bıkmışım dünyadan.”
Meraklı gözlerle bana bakmaya başladı. “Ben bir kaçakçıyım. Benim hayattan bıkmam normal ama sen? Senin hikayen ne?”
Bu sorusu beni şaşırttı. Cevaplayabilir miyim işte bunu bilmiyorum ama sanırım sadece ruhum yorulmuştu.
”Ruhum yoruldu.” dedim.
”Peki, Rapunzel. Ama bir insan sadece ruhu sıkıldığı için böyle demez.”
”O zaman bende bilmiyorum siyah gömlekli suikastçı.”
Ufak bir kahkaha attı. “Ama bu baya uzun ya, sen bana iyisi mi kaçakçı de.”
”Peki, kaçakçı.”
”Dinlendiysen artık yola çıkalım Rapunzel.”
”Bu sefer beni çuval gibi sırtına alma, yürürüm ben.”
”Sen bilirsin Rapunzel.”
O soğuk yerden çıktık. Sonra bana döndü.
”İsmini öğrenecek miyim Rapunzel?”
”Bilemiyorum kaçakçı, bilemiyorum.”